Boğaziçi'nde akademik özgürlüğe darbe: Prof. Dr. Tuna Tuğcu görevden alındı, tepkiler çığ gibi büyüyor
Boğaziçi Üniversitesi'nde Prof. Dr. Tuna Tuğcu'nun görevden alınması büyük tepki çekti. Karar, akademik özgürlüğe saldırı ve üniversiteye darbe olarak nitelendirilirken, Tuğcu hukuksuzluğa karşı mücadele edeceğini belirtti.

Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuna Tuğcu'nun kamu görevinden çıkarılması, üniversite önünde yapılan sert bir basın açıklamasıyla protesto edildi. Eyleme katılanlar, bu kararı "bilimsel üretime, öğretime, akademik özgürlüğe ve üniversitelerin en temel değerlerine yönelik bir saldırı" olarak nitelendirdi ve "bilim dünyasına, akademiye ve üniversitemize vurulmuş bir darbe" olarak değerlendirdi. Prof. Dr. Tuğcu ise, mevcut durumun beyin göçünü tetiklediğini ve özellikle gençlerin geleceklerini yurt dışında aradığını vurgulayarak, Boğaziçi Direnişi'nin bu "geleceksizleştirme politikalarına karşı yükselen bir tepki" olduğunu belirtti. Kendisine yönelik alınan kararların bu direnişi zayıflatmayacağını, aksine güçlendireceğini ifade etti.

AKADEMİK ÖZGÜRLÜĞE YÖNELİK SALDIRI MI?
Eğitim Sen İstanbul 6 Nolu Üniversiteler Şubesi tarafından yapılan açıklamada, Prof. Dr. Tuna Tuğcu'nun 22 yıldır öğrencileri ve üniversitesi için emek veren, bilimsel üretimiyle topluma katkı sunan değerli bir akademisyen olduğu belirtildi. Buna rağmen Tuğcu'nun yıllardır çeşitli soruşturmalar, idari baskılar ve mobbing uygulamalarıyla karşı karşıya bırakıldığı, son olarak da savunma hakkını etkin kullanamadan görevinden uzaklaştırıldığı vurgulandı. Açıklamada, "Bu karar yalnızca bir akademisyeni hedef almamaktadır. Bu karar; bilimsel üretime, öğretime, akademik özgürlüğe ve üniversitelerin en temel değerlerine yönelik bir saldırıdır" denildi. Ayrıca, Prof. Dr. Tuğcu'nun görev yaptığı bölümün Akademik Kurulu'nun da verilen cezanın teknik ve hukuki açıdan kabul edilemez olduğunu belirterek, cezaya dayanak yapılan iddiaların gerçeklerle bağdaşmadığını ilan ettiği hatırlatıldı. Bu durumun hukuksuz, siyasi ve yok hükmünde bir karar olduğunu savunan sendika, üniversitelerin eleştirel düşüncenin özgürce tartışıldığı yerler olması gerektiğini, ancak günümüzde bu tür uygulamaların yaygınlaştığını ifade etti. Tuğcu'nun yalnız olmadığını ve bilimsel üretimi, akademik özgürlüğü savunmaya devam edeceklerini ilan ettiler.

MEZUNLARDAN VE PROF. DR. TUĞCU'DAN TEPKİ
Boğaziçi Üniversitesi Mezunları tarafından yapılan açıklamada ise, Prof. Dr. Tuna Tuğcu'nun son 4 yıldır rektörlük tarafından yürütülen soruşturmalar, davalar ve mesleğini icra etmesini zorlaştıran engellerle karşı karşıya kaldığı belirtildi. YÖK tarafından 26 Mayıs'ta tebliğ edilen ve savunma hakkının dikkate alınmadığı kararla görevinden çıkarıldığı öğrenildi. Kararın Şubat 2026'da alınmış olmasına rağmen 26 Mayıs'ta tebliğ edilmesi düşündürücü bulundu. Açıklamada, Tuğcu'nun 2022'de üniversite verilerine kontrolsüz erişim riskleri konusunda üniversite yönetimine yaptığı itiraz sonrası başlayan süreçte çeşitli yaptırımlarla karşılaştığı, 21 Mayıs'ta verilen uzaklaştırma kararının "bilim dünyasına, akademiye ve üniversitemize vurulmuş bir darbe" olduğu ifade edildi. Tuğcu'nun her zaman özgür, özerk ve demokratik üniversitenin savunucusu olduğu, tanık olduğu hukuka aykırı uygulamalara itiraz ettiği ve üniversite için yeri doldurulamaz bir değer olduğu vurgulandı. Mezunlar, Tuğcu'nun hukuk mücadelesinde yanında olduklarını ve yanlıştan dönülmesini talep ettiklerini belirttiler. Basın açıklaması sırasında söz alan Prof. Dr. Tuna Tuğcu, 10 Haziran 2022'den beri yoğun bir baskı ve mobbing sürecinde olduğunu anlattı. Bu sürecin, Boğaziçi Üniversitesi'nin dönüştürülme, kaynaklarına el koyma ve yeni bir üniversite modeli yaratma çabalarının bir parçası olduğunu söyledi. 60 binden fazla kişinin kişisel verilerine erişim imkânı sağlandığını ve bilişim sistemleri şifrelerinin talep edildiğini öğrendiği anda görevinden alındığını ve koordinatörlüğün kapatıldığını belirtti. Bugüne kadar 10 soruşturma geçirdiğini ve 3 disiplin cezası aldığını, hakkında üç kez ceza davası açılması talebinde bulunulduğunu ve iki kez görevden çıkarılmasının istendiğini ancak YÖK'ün bu talepleri geri çevirmek zorunda kaldığını anlattı. YÖK'teki süreçlerde öğretim üyelerini aşağılayan, baskı altına alan bir anlayışla karşılaştığını ifade eden Tuğcu, sağlık sorunları nedeniyle Ankara'ya gidemediği resmi raporlu olmasına rağmen raporunun geçerliliğinin tartışmaya açıldığını ve evine yakın bir hastane varken kilometrelerce uzaktaki bir hastaneye yönlendirildiğini söyledi. Tüm bu baskılara rağmen mücadeleden vazgeçmeyeceğini, kararlılığının arttığını ve bu hukuksuzluğu tersine çevireceğini belirtti. Bu durumun sadece Boğaziçi Üniversitesi veya akademinin değil, Türkiye'nin nasıl bir ülke olacağına dair daha geniş bir mücadelenin parçası olduğunu vurguladı. Boğaziçi Direnişi'nin hukukun, özgür düşüncenin, akademik bağımsızlığın ve sivil toplumun varlığını koruma mücadelesi olduğunu, sivil toplumun direncini kırma ve "ben ne dersem o olur" anlayışını topluma kabul ettirme çabası olduğunu dile getirdi. Bu durumun ciddi bir beyin göçüne yol açtığını ve gençlerin geleceklerini yurt dışında aradığını, Boğaziçi Direnişi'nin bu "geleceksizleştirme politikalarına karşı yükselen bir tepki" olduğunu ve kendisi hakkındaki kararların bu direnişi zayıflatmayacağını, aksine güçlendireceğini sözlerine ekledi.
