Siyaset

Cengiz Holding’in Çayeli bakır hamlesine itiraz yağdı: Eski madencinin "SO2 Tankı Patlaması" ve "Gizlenen Kazalar" açıklaması

Rize'nin Çayeli ilçesinde, tam 24 köyü içine alan devasa bir alanda maden sahasını genişletmek isteyen Cengiz Holding'e karşı bölge halkı, muhtarlar ve siyasi partiler tek ses oldu.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
5 dk Sesli Dinle 0
Cengiz Holding’in Çayeli bakır hamlesine itiraz yağdı: Eski madencinin "SO2 Tankı Patlaması" ve "Gizlenen Kazalar" açıklaması

Rize'nin Çayeli ilçesinde, tam 24 köyü içine alan devasa bir alanda maden sahasını genişletmek isteyen Cengiz Holding'e karşı bölge halkı, muhtarlar ve siyasi partiler tek ses oldu. Bakır, çinko, gümüş ve özellikle siyanür ile sülfürik asit kullanılarak yürütülmesi planlanan altın madenciliği faaliyetlerine karşı ÇED süreci başlamadan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na itiraz dilekçeleri yağdı. Kuzeyteve'den gazeteci Gençağa Karafazlı'nın haberine göre; maden sahası ilan edilen Maltepe köyünde ilk etapta 6 yurttaşın başlattığı yasal sürece kısa sürede 25 kişi daha dahil oldu. Çayeli Muhtarlar Derneği'nde acil koduyla bir araya gelen yerel liderler ve muhalefet temsilcileri topyekun hukuki mücadele kararı alırken, toplantıya katılan 21 yıllık kıdemli maden operatörünün itirafları bölgedeki korkunç tehlikeyi gözler önüne serdi.

"Faciaya Ramak Kalmıştı, Kazaları Dışarıya Aksettirmeyin Baskısı Yapıldı"

Çayeli Bakır İşletmeleri'nde 21 yıl boyunca flotasyon zenginleştirme operatörü olarak görev yapan ve mesleği gereği kimyasallar, gazlar ile çevre sağlığı üzerine uzun yıllar eğitim alan emekli madenci Mehmet Albayrak, Karadeniz’i derinden sarsacak açıklamalarda bulundu. Geçmişte yaşanan ve gizlenen büyük bir çevre felaketinin eşiğinden dönüldüğünü itiraf eden Albayrak, yaşadıklarını şu sarsıcı sözlerle aktardı:

"Biz Karadeniz bölgesinden bahsedersek, Bakır ve çinko üretiminde kullanılan kimyasallar doğaya en zararlı maddelerdendir. Doğa ve çevre açısından çok ciddi etkiler gördüm. Bir pazar günü faciaya ramak kala yaşanan bir olayı anlatayım: Çayeli’nde şiddetli yağmur vardı. Kontrol odasındaydım. SO2 (Kükürt dioksit) gaz tankında bir patlama oldu. Hemen müdahale ettim, gazı kapattım, oksijen tüpünü kuşandım. 18 tonluk SO2 tankında boru hattı dirsekten patlamıştı. Eğer müdahale edilmeseydi, bu gaz çevreye yayılacaktı. Yağmurla birlikte asit yağmura dönüşecekti. Eğer o anda 30 kişi orada olsaydı, çok daha büyük bir felaket olurdu. Çayeli çapında büyük bir yıkım yaşanabilirdi."

Maden sahalarında yaşanan kazaların kamuoyundan saklandığını açıkça dile getiren Albayrak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İtiraf edeyim: İşte ufak tefek sakarlıklar, kazalar olduğunda bize deniyor ki 'Bunu dışarıya aksettirmeyin'. Dışarı aksettirmek iş kazasına giriyor. Madencilikte iş kazasına girince ceza alınıyor ya da kayıt altına giriyor. O yüzden baskı oluyor, kendi içimizde kalıyor. Bu durumları birçok kez yaşadım. Az evvel anlattığım SO₂ tankı patlaması çok önemliydi. Eğer yağmur olmasaydı, hava açık olsaydı ve 18 ton SO₂ gazı çevreye yayılsaydı, bu Karadeniz ve Rize için büyük bir yıkım olurdu."

"1994'ten Beri Saatte 600 Metreküp Asitli Su Karadeniz’e Akıtılıyor!"

Tesisin 18 Ağustos 1994’te 10,5 milyon tonluk rezerv ve saatte 75 ton kapasiteyle üretime başladığını, günümüzde ise kapasitenin saatte 192 tona fırladığını belirten Albayrak, atıkların denize deşarj edilme sürecindeki korkunç verileri paylaştı:

"Çayeli bakır işletmesinden çıkan kimyasal atıklar, Çayeli’nden denize döşenen borularla 3,5 km denize açığa bırakılıyor. Asitli sular denize akıtılıyor, saatte 600 metreküp! 1994 yılından 2026 yılına kadar bu sular denize akıtılıyor. Toplanan cevherlerin suyu da denize akıyor, denizin kirlenmesine neden oluyor ve bu denizden balık yiyoruz. Dünyanın hiçbir şehir merkezinin içinde böyle bir maden yoktur. Ben Kanada’da eğitim aldım. Orada atık sahaları 80 km uzakta, insanlardan uzak yerlere yapılmıştı. Ama burada atıklar çok daha yakın. İliç’te de gördük, kapasite üstü dolunca denize gidiyor. Derelerden doğaya karışıyor. Bitki bile yetişmiyor. Karadeniz’de balık nesli azaldı, kanser oranları arttı. Çernobil’den sonra nasıl etkilendiyse burada da benzer bir etki var. Burada ÇED raporunun durumu net değil; nasıl alındığı da belirsiz."

Madenin geçmişte farklı bir şirketteyken yaklaşık 170 milyon dolara Cengiz Holding'e satıldığını belirten Albayrak, madendeki tenör (cevher kalitesi) oranının %2’nin altına düşmesine rağmen bu satışın ve ardından gelen köy genişletme hamlelerinin arkasındaki soru işaretlerinin aydınlatılması gerektiğini, Cengiz Holding'in devlete ne kadar katkı payı vereceğinin takipçisi olacaklarını vurguladı.

Siyasi Partiler ve Muhtarlardan Ortak Tepki: "Bir Vatandaşın Canı 100 Ton Altından Değerlidir"

Maden genişletme toplantısında bir araya gelen Çayeli Muhtarlar Derneği Kurucu Başkanı Mehmet Sarı, CHP Çayeli İlçe Başkanı Hızır Kadıoğlu, Saadet Partisi ilçe yöneticileri, Karıncalar Karadeniz Dayanışması'ndan Aslı Kahraman Eren ile İslam Yıldırım karara sert tepki gösterdi.

Toplantıda söz alan İYİ Parti Çayeli İlçe Başkanı Osman Kasarcı, siyanür tehlikesine dikkat çekerek İliç benzetmesi yaptı:

"Eskiden annemizin, babaannemizin bahçeleri vardı. Tüm ihtiyaçlarımızı tarlalardan karşılıyorduk. Fakat şimdi yetişmiyor. Madenden sonra bu durum yavaş yavaş geriledi. Şu anda gelecek madencilik faaliyetlerinin nasıl olacağını biliyoruz. Yani burada yaşam yok olacak. İliç’i gördük, başka yerleri de görüyoruz; vatanımıza, topraklarımıza sahip çıkalım, yok olmasına göz yummayalım. Siyanür sadece Çayeli’ni değil, Rize’nin her tarafını kaplayacak. Tüm su kaynaklarını etkileyecek. Kanser vakaları daha da artacak. Bunu tahmin edebiliyorum. Biz cahil insanlar değiliz. Buraya gelecek şirketin devletimize bir faydası yok. 100 ton altın çıksa bile bunun çok küçük bir kısmı devlete kalacak. Devlet buna mı kaldı? Bizim devletimiz güçlü bir devlettir. Bir vatandaşın canı, sağlığı 100 ton altından daha değerlidir. Buradan yabancı şirketler ve Mehmet Cengiz gibi şirketler para kazanacak ama biz burada yaşayamayız. Ben 63 senemi burada geçirdim. Babam burada yaşadı, 85 yaşında burada vefat etti, mezarı burada. Biz buradan gidemeyiz. Ben de burada yaşayacağım, çocuklarım da burada yaşayacak."

Saadet Partisi Temsilcisi ise köylerdeki tarım ve hayvancılığın bittiğini, doğayı korumaya çalışan vatandaşların engellendiğini belirterek şu eleştirilerde bulundu:

"Ormanda 1 ağaç kessen tutuklanırsın; çocuklarımız, kadınlarımız hepsi kanunen korunuyor. Şimdi ne oldu, ne yapmamız lazım? Bu memleketi kim yönetiyor, nasıl yönetiyor? İnsanımız zeytin ağacına sarılıyor, jandarma geliyor, insanımız bu sefer ağaç için tutuklanıyor. Meseleye siyasi olarak bakıyorum, tedirginiz. Şu anda meyve işi bitti, mısır bitti. Zaten köylerden göç almışız, şehirlere toplanmışız. Hayvancılık işi zaten bitmiş, endişeliyiz."

Toplantının sonunda muhalefet partilerinin temsilcileri ve köy muhtarları, Cengiz Holding'in projelerine karşı yaşam alanlarını, çay bahçelerini ve su kaynaklarını korumak adına her türlü meşru ve hukuki direnişi sonuna kadar sürdüreceklerini deklare ettiler.

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş