Çin hükümetinin Uygur soykırımı stratejisindeki değişim gün yüzüne çıktı
Uygur Hareketi, Financial Times (FT) bünyesinde görev yapan kıdemli muhabir Alison Killing tarafından gerçekleştirilen güncel çalışmayı desteklediğini açıkladı.

Financial Times muhabiri Alison Killing'in imzasını taşıyan yeni araştırma, Pekin yönetiminin Doğu Türkistan'daki toplama kamplarını kapatarak bölgede "normalleşme" algısı yaratmaya çalıştığını ancak baskı ve asimilasyon politikalarını teknolojik ve kurumsal yöntemlerle daha kalıcı bir boyuta taşıdığını ortaya koydu.
Uygur Hareketi, Financial Times (FT) bünyesinde görev yapan kıdemli muhabir Alison Killing tarafından gerçekleştirilen güncel çalışmayı desteklediğini açıkladı. Söz konusu araştırma, Çin hükümetinin Uygur Türklerine yönelik yürüttüğü soykırım politikalarında strateji değişikliğine gittiğini belgeliyor. Pekin yönetiminin bazı toplama kamplarını tasfiye ederek Doğu Türkistan'da hayatın normale döndüğü yönündeki iddialarına karşılık, elde edilen bulgular zulmün sona ermediğini, aksine biçim değiştirerek sürdüğünü gösteriyor.
DÜNYANIN EN BÜYÜK GÖZALTI SİSTEMİ FAALİYETTE
Financial Times'ın uydu fotoğrafları, resmi devlet evrakları, yerel basın yayınları ve tanık anlatımlarına dayandırdığı analize göre, bazı toplama kampları kapatılmış olsa da bölgedeki devasa hapishaneler, gözaltı merkezleri ve yoğun devlet denetimi varlığını koruyor. Tesislerin mevcut kapasitesinin, aşırı yoğunluk oluşturulmadan yaklaşık 627 bin kişiyi barındırabilecek düzeyde olduğu tespit edildi. Bu veri, Doğu Türkistan'ı nüfusa oranla yeryüzünün en büyük gözaltı sistemine sahip bölgesi haline getiriyor. Bölgede 2014 ile 2023 yılları arasında görev yapan eski bir polis memurunun ifadeleri de yerel tesislerde vatandaşların kotalar uyarınca "önleyici kısa süreli gözaltı" adı altında birkaç günden birkaç haftaya kadar değişen sürelerle alıkonulduğunu açığa çıkarıyor.
ÇOCUKLAR YATILI OKULLARDA ASİMİLE EDİLİYOR
Çin'in güncellenen stratejisinde nüfus mühendisliği, zorla asimilasyon ve aile yapısının parçalanması temel yöntemler olarak öne çıkıyor. Uygur çocuklarının toplu halde devlet kontrolündeki yatılı okullara yerleştirilmesi ve yetişkinlerin ailelerinden koparılarak zorunlu iş gücü programlarına dahil edilmesi, kültürel kimliği yok etme planının adımları olarak uygulanıyor. Komünizm Kurbanları Vakfı (VOC) Çin Çalışmaları Direktörü Dr. Adrian Zenz’in araştırmasına göre, söz konusu yatılı okulların sayısı 2018'den sonra hızla arttı. 2021 ve 2022 yıllarında yayımlanan resmi politika direktifleriyle bu uygulama anaokulu çağındaki çocukları da içine alacak biçimde genişletildi. 2024 yılı itibarıyla bölgenin güneyindeki bir ilçede çocuk nüfusunun yaklaşık yüzde 90'ının bu yatılı okul sisteminde tutulduğu tahmin ediliyor. Bu kurumlarda Uygur dili ve kültürel kimliği sistemli şekilde siliniyor.
YÜKSEKÖĞRENİMDE DE SIKI TAKİP VE DENETİM
Baskı mekanizmasının sadece çocukluk dönemiyle sınırlı kalmadığı, Financial Times analiziyle bir kez daha belgelendi. Çin genelindeki farklı üniversitelerde okuyan Uygur öğrencilerin; sürekli izleme, inanç kısıtlamaları ve yoğun siyasi denetimler altında tutulduğu aktarılıyor. Bu sıkı tedbirlerin amacının, olası "aşırılıkları" engellemek ve gençlerin devlet ideolojisine koşulsuz bağlılığını sağlamak olduğu belirtiliyor.
"NESİLLER BOYU ORTADAN KALDIRMAYI HEDEFLİYORLAR"
Sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunan Uygur Hareketi İcra Direktörü Rushan Abbas şu ifadeleri kullandı:
“Çin hükümeti, kitlesel hapis, kültürel yok etme ve temel aile yapılarını tahrip ederek Uygur toplumunu parçalamayı amaçlıyor. Bu soykırımın sonu değil; tam tersine, modern ve teknoloji destekli bir süreçle Uygur kimliğini nesiller boyu ortadan kaldırmayı hedefleyen, daha kalıcı ve ‘normalleşmiş’ bir baskı sistemine geçişidir.”
Araştırma sonuçları, Çin Komünist Partisi'nin "bölgede zulmün bittiği ve kampların kapatıldığı" yönündeki resmi iddialarını doğrudan yalanlıyor. Aksine, baskının kamuoyunun gözünden uzaklaştırılarak daha az görünür kılındığını, ancak kurumsal ve kalıcı bir yapıya kavuşturulduğunu gösteriyor. Bu veriler ışığında harekete geçen Uygur Hareketi; hükümetleri, uluslararası kurumları ve sivil toplum örgütlerini Çin'in yeni yöntemlerle sürdürdüğü bu politikalara karşı çıkmaya ve Pekin yönetiminin sorumlu tutulması için acil önlemler almaya çağırdı. Açıklamada, uluslararası sessizliğin bu insanlık dışı suçların sürmesine zemin hazırladığı ifade edildi.
