Gündem

Ekonomi programı uzadıkça toplumsal maliyet büyüyor

Türkiye'nin üç yıllık enflasyonla mücadele programı, finansal istikrar sağlasa da toplumsal maliyeti artırıyor. Yüksek enflasyon, dar gelirlilerin yoksullaşması ve üretici kesimin yaşadığı zorluklar, ekonomiye olan güveni zedeliyor. Gelecek
ANKA
ANKA
3 dk Sesli Dinle 0
Ekonomi programı uzadıkça toplumsal maliyet büyüyor

2023 ortasında başlayan enflasyonla mücadele programı üçüncü yılına girerken, toplumsal faturası daha fazla tartışılmaya başlandı. Finansal istikrarın sağlanmış olmasına rağmen, programın uzun sürmesi, giderek daha geniş kesimleri mağdur eden bir maliyet yaratıyor.

EKONOMİK PROGRAM VE MEVCUT DURUM

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, göreve geldiği 2023 Haziran seçimleri sonrası piyasalara güven veren bir isim oldu. Kendisinden önceki dönemin yarattığı "ekonomik krize gidiş tehlikesini" durdurmayı başardı. Ancak ekonomik istikrarı sağlamak için öngördüğü önlemleri tam olarak uygulayamadı. Başlangıçta enflasyon yüzde 30'larda iken, biriken riskleri temizlemek adına kur artışına izin vermesi enflasyonu 2023 sonunda yüzde 65'in üzerine çıkardı. Ardından sıkı politikalar devreye girmesi gerekirken, yerel seçimler, deprem ve EYT gibi önceki harcamaların yükünü hafifletmeye çalıştı. Bu süreçte enflasyonu düşürme çabası ise beklenen başarıyı gösteremedi. Bakan Şimşek, "krizlere rağmen enflasyonla mücadelenin sürdüğünü" belirtse de, bu mücadeleye inananların sayısı oldukça az.

YOKSULLUK ARTIYOR VE ÜRETİCİLER TEHDİT ALTINDA

Bu dönemde bütçe disiplini sağlandı, cari açık makul seviyelere indi, CDS oranları düştü, rezervler arttı ve finansal istikrar elde edildi. Ancak bu istikrarı sağlamak için uygulanan tedbirlerin olumsuz yan etkileri dayanılmaz boyutlara ulaşıyor. Emekli ve asgari ücretli gibi dar gelirlilerin durumu son 3 yıldır ağırlaşırken, KOBİ'ler ve üretici kesimler de ciddi tehditlerle karşı karşıya. Sanayi üretiminin ekonomideki payı azalırken, yüksek faiz ve düşük kur politikası büyük tasarruf sahipleri ve yabancıların gelir transferini hızlandırdı. Politika faizi yüzde 37 iken, fiili faiz oranı yüzde 40 civarında. Merkez Bankası'nın kredi kısıtları ve yüksek faiz oranları nedeniyle işletmeler fon bulmakta zorlanıyor ve buldukları fonlara dahi yüzde 55-60 faiz ödemek zorunda kalıyorlar. Bu durum, şikayetlerin artmasına ve enflasyonun düşeceğine dair güvenin kaybolmasına neden oluyor.

GELECEK BEKLENTİLERİ VE TOPLUMSAL RAHATSIZLIK

Merkez Bankası, Temmuz ayındaki yüksek fiyat artışlarının geçici olduğunu belirtse de, Ağustos ayı öncü rakamları da yüksek görünüyor. Aylık enflasyonun yüzde 2'nin üzerinde olması beklenirken, vergi desteğinin sona ermesi ve gıda fiyatlarındaki küresel artış beklentisi, enflasyonun geleceği konusunda umut vermiyor. Üç yıllık ekonomik program sonunda enflasyonun yüzde 30'larda kalması bekleniyor, büyüme ise yüzde 3 veya altına inebilir. 28 bin TL'lik asgari ücret yılın ilk ayında reel olarak erimeye başlarken, Temmuz itibarıyla 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 36 bin TL'ye ulaşmış durumda. KOBİ'ler ve sanayi işletmelerindeki sıkıntılar ile tüketici kesimindeki kredi sorunları giderek daha görünür hale geliyor. Ekonomi yönetimi enflasyonla mücadeleye devam ettiğini söylese de, bu mücadelede başarılı olunacağına dair güven neredeyse tamamen kaybolmuş durumda. Bu nedenle, "enflasyonla mücadele yerine piyasaların gevşetilmesi" talepleri artıyor. Türkiye'nin, küresel siyasi ve ekonomik değişim sürecine hazırlıksız yakalandığı açıkça görülüyor. Mevcut koşullar düzeltilmezse, yaşam koşullarına bağlı toplumsal rahatsızlıkların artması kaçınılmaz olacaktır.

Bu Yazıyı Paylaş