Gündem

Gazze'de insani kriz derinleşiyor: Uzmanlar uluslararası kurumların yetersizliğini vurguluyor

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında can kaybı ve yaralı sayısı artarken, uzmanlar uluslararası kurumların yetersizliğini vurguluyor. Türkiye'nin diplomatik çabaları öne çıkarken, ABD, AB ve NATO'nun tutumu eleştiriliyor.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
3 dk Sesli Dinle 0
Gazze'de insani kriz derinleşiyor: Uzmanlar uluslararası kurumların yetersizliğini vurguluyor

İsrail'in 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıları sonucunda hayatını kaybedenlerin sayısı 67 bini aşarken, yaralı sayısı 169 bin 679'a ulaştı. Gazze'de enkaz altında hâlâ binlerce kişinin olduğu tahmin ediliyor.

GAZZE'DE ACİL DURUM

Açlık nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 460'a yükselirken, bunların 154'ü çocuk. 2 milyondan fazla kişide bulaşıcı hastalık ve 71 binden fazla kişide Hepatit A vakası tespit edildi. Ayrıca, 3 bin 500'den fazla hamile kadının yetersiz beslenme nedeniyle düşük yaptığı bildirildi.

UZMAN GÖRÜŞLERİ VE ULUSLARARASI KURUM YETMEZLİĞİ

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ufuk Necat Taşçı, Milliyet.com.tr'ye yaptıkları değerlendirmelerde, İsrail'in politikalarının uluslararası hukuku ve kavramları boşalttığını belirtti. Doç. Dr. Özcan, Birleşmiş Milletler (BM) ve diğer uluslararası kurumların İsrail'e karşı etkili bir duruş sergileyemediğini, bu durumun uluslararası hukukun zayıflığını ve mevcut düzenin selektif işleyişini gözler önüne serdiğini vurguladı. Dr. Taşçı ise, Gazze'deki durumun artık 'İnsanlık-İsrail çatışmasına' dönüştüğünü ve İsrail'in 'haydut devlet' konumuna geldiğini ifade etti. Filistinlilerin büyük bir bedel ödeyerek İsrail'in gerçek yüzünü dünyaya gösterdiğini belirtti.

TÜRKİYE'NİN ROLÜ VE ULUSLARARASI TEPKİLER

Türkiye'nin 1948'den beri Filistin meselesinde aktif bir rol üstlendiğini belirten Doç. Dr. Özcan, 7 Ekim sonrası insani diplomasi ve arabuluculuk kapasitesini öne çıkardığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Filistin'in tanınması ve Gazze'deki çözüm için çaba gösterdiğini, Türkiye'nin yardım koridorları ve sahra hastaneleri ile sahada göründüğünü ekledi. Dr. Taşçı, Filistin meselesinin Türkiye'nin dış politikasının merkezini oluşturduğunu ve İran ile Mısır gibi aktörlerin pozisyonunun sorgulandığı bir süreçte Türkiye'nin rolünün öne çıktığını belirtti. Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi'nin "Önce Allah’a, sonra Türkiye’ye güvenebileceğimizi öğrendik" sözüne atıfta bulunarak, Türkiye'nin İslam dünyasının meseleleriyle samimi olarak ilgilendiğini gösterdiğini söyledi.

ABD, AB VE NATO'NUN DURUŞU

Doç. Dr. Özcan, ABD'nin İsrail'e sağladığı askeri ve teçhizat yardımlarının belirleyici olduğunu, ancak Gazze'de vicdani olarak sınıfta kaldığını ifade etti. Trump'ın "Gazze’yi Riviera’ya çevirme" söyleminin hafızalarda yer ettiğini belirtti. Avrupa Birliği'nin (AB) Gazze konusundaki tutumunun ortak bir politika üretememesi nedeniyle başarısız olduğunu, bu yetersizliğin uluslararası kamuoyunun vicdanıyla ayrışmasına yol açtığını söyledi. NATO'nun ise Gazze konusunda doğrudan taraf olmadığını, ancak üye ülkeler arasındaki farklı tavırların ortak söylemi sınırladığını ve İsrail ile olan ilişkilerin ön planda olduğunu belirtti.

BM VE DİĞER KURUMLARIN YETERSİZLİĞİ

Dr. Taşçı, BM'nin Gazze soykırımını durdurma konusunda yetersiz kaldığını, reform çağrılarının arttığını söyledi. BM raportörlerinin itiraflarına rağmen İsrail'e yaptırım uygulanamaması ve uluslararası mahkemelerin hukuki yaptırımı uygulayamaması durumunun küresel sisteme olan inancı sarstığını vurguladı. Doç. Dr. Özcan, BM'nin kendisini hayal kırıklığına uğratan bir yapı olduğunu, Güvenlik Konseyi'nin ABD vetosu nedeniyle ateşkes kararı dahi alamadığını belirtti. Genel Kurul'un Filistin lehine siyasi destek üretmesinin önemli bir gelişme olduğunu ancak BM'nin yaptırım gücü olmadığı için etkisinin sınırlı kaldığını ekledi.

BAE, YEMEN, MISIR VE KATAR'IN TUTUMU

Dr. Taşçı, Yemen'de Husilerin İsrail'e yönelik saldırılarıyla kendilerini meşrulaştırmaya çalıştığını, ancak bunun İsrail'in saldırganlığına mazeret üretmekten öte bir yaptırım gücü yaratmadığını belirtti. Katar'ın Gazze'ye ilk günden sahip çıktığını, Suudi Arabistan ve BAE'nin ise güvenlik refleksiyle hareket ettiğini söyledi. BAE'nin İsrail ile istihbarat üssü kuracak kadar ileri gittiğini ve bir tercih yapmak zorunda kalacağını ifade etti. Suudi Arabistan'ın ise halkının vicdanını rahatlatacak adımlar atmadığını belirtti. Doç. Dr. Özcan, İran'ın Gazze politikasını Filistin meselesini 'direniş ekseni' söylemiyle araçsallaştırdığı bir alan olarak gördüğünü, Lübnan Hizbullahı ve Yemen Husileri gibi vekil unsurlar üzerinden yürüttüğünü belirtti. Dr. Taşçı, Yemen'de Husilerin Kızıldeniz hattındaki eylemleriyle Gazze meselesini küresel bir güvenlik ve ekonomi krizine dönüştürdüğünü ifade etti. Katar'ın esir takası ve ateşkes görüşmelerinde arabulucu rolüyle öne çıktığını, ancak İsrail'in doğrudan saldırısıyla bu rolün kırılganlaştığını belirtti. Mısır'ın ise geleneksel arabulucu kimliğini sürdürse de, Gazze sınırındaki insani geçişler ve güvenlik kaygıları arasında denge kurmakta zorlanarak etkinliğini kısmen yitirdiğini söyledi.

Bu Yazıyı Paylaş