Gündem

Hakkı  Öznur : Maraş olaylarını  Ermeni Garbis Altınyan  çıkarmıştır

Hakkı Öznur, Ökkeş Şendiller’in vefatının ardından, sosyal medyada ve bazı yayın organlarında Ökkeş  Şendiller’i ve Muhsin Yazıcıoğlu’nu hedef alan, karanlık, provokatif,  ve maksatlı yayınlara sert cevap verdi.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
25 dk Sesli Dinle 0
Hakkı  Öznur : Maraş olaylarını  Ermeni Garbis Altınyan  çıkarmıştır

Ülkücü Hareket’in  tarihini yazan,  Şehit lider  Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve vefat eden   Ökkeş Şendiller'in dava ve yol arkadaşı her iki ismi de  yakınan tanıyan ve en yakınlarından olan  Hakkı Öznur, Ökkeş Şendiller’in vefatının ardından, sosyal medyada ve bazı yayın organlarında, tv kanallarında  Ökkeş  Şendiller’i ve Muhsin Yazıcıoğlu’nu hedef alan,itibar suikasti yapan  kirli, karanlık, provokatif,  ve maksatlı yayınlara sert bir şekilde cevap veren  geniş yazılı bir  açıklama yayınlamıştır.

Araştırmacı yazar Öznur, “Ökkeş Şendiller izzetli bir yaşam sürmüş şerefiyle toprağa verilen Anadolu’nun yiğit, mert bir delikanlısıdır. Hakkında, iç savaş tahrikçileri ve onlarla işbirliği halindeki  komünist ve bölücüler  tarafından yazılanların, çizilenlerin tamamen iftira “olduğunu belirtmiştir.

Söz edilen Kahramanmaraş olaylarıyla Ökkeş Şendiller’in alakası olmadığını, daima hedef gösterildiğini , idamla yargılandığını, işkencelerden geçirildiğini, mapuslarda yattığını, ama adaletin yerini eninde sonunda bulduğunu, yargılandığı davada beraat ettiğini, aklandığını buna rağmen  hala  47  yıldır Ökkeş Şendiller’e alçakça  saldırmaya devam ettiklerini  söylemiştir.

Öznur,  Kahramanmaraş olayları öncesi,  Maraş’ ta “ETKO, TYK, TİT”  gibi uydurma  senaryolarla,  Maraş’ta Ülkücülere yapılan zulümleri, işkenceleri , işkenceci , solcu POL-DER adlı kızıl çeteyi ardından meydana gelen provokasyonları ,Kahramanmaraş olaylarının  iç yüzünü,  nasıl çıktığını,  sol örgütlerin eylemlerini, halka nasıl silah sıktıklarını,  silahlı örgütler içinde yer alan,  Kahramanmaraş’ı kan gölüne çeviren Ermeni  Garbis  Altınoğlu gibi militanları ve olaylarda öldürülen sünnetsiz  militanları da  yazılı açıklamasında ortaya koymuştur

Dönemin CHP İktidarı, İçişleri  Bakanı  Hasan Fehmi Güneş ile TİKP gibi  sol parti ve örgütlerin,  Maraş olaylarını MHP ve Ülkücülerin üzerine yıkmaya çalıştıklarını hatta İçişleri Bakanı  Hasan  Fehmi Güneşi’n Ankara Emniyetine giderek Ökkeş Şendiller’e  baskı yaptığını Ökkeş Şendiller’e ve MHP’ye suç yüklemeye çalıştıklarını,, Ökkeş Şendiller’e, CHP iktidarından talimat alan kızıl çete Pol-Der mensupları  tarafından işkence yapıldığını anlatmıştır.

Öznur şunları söylemiştir:

12 Eylül 1980 öncesi yaşananlar sağ-sol ve Alevi-Sünni çatışması değildi. Türkiye’yi etnik ve mezhepsel bir çatışmaya sürüklemek istiyorlardı. İhtilal şartlarının olgunlaşması için Türkiye’yi kan gölüne çevirdiler. NATO merkezli Gladyo darbeyi yapan beşli konseye daha 1978 yılının yaz aylarında elinizi çabuk tutun darbeyi geciktirmeyin “daha fazla kan, daha fazla çatışma istiyoruz” diyordu.

Hakkı Öznur’un tarihi öneme sahip  ve  “9 Ciltlik Ülkücü  Hareket”in 5.cildinde  geniş olarak bahsettiği  Kahramanmaraş olaylarının iç yüzünü aslını anlattığı  yazılı açıklamasının tam metni:    

KAHRAMANMARAŞ OLAYLARI VE GERÇEKLER

Türkiye’de 12 Eylül  1980’ den  önce yaşanan olayların bir iç savaşa doğru derinleştirilme- sinde Malatya, Sivas olayları gibi, Kahramanmaraş olayı da önemli bir dönemeç oluşturdu. Olaylar kamuoyuna Alevi-Sünni çatışması olarak sunulmak istendi. Her zamanki gibi Kahramanmaraş Olayları da yalan ve demagojiye dayanan kızıl propagandalarla, ülkücülerin üzerine yıkılmak istendi.

Kahramanmaraş olaylarının öncesini iyi bilmek lazım. Kahramanmaraş kanlı olaylarla neden karşı karşıya kaldı. Kimler Kahramanmaraş’ı kan gölüne çevirdi. Olayların perde arkası nedir? İşte bütün bunlara verilecek cevaplar, tarihin ışığında gerçeklerle ortaya konmak zorundadır.

Malatya, Sivas hadiseleri derken, emperyalizmin yerli işbirlikçileri kanlı Kahramanmaraş olaylarını başlatacaktı. 19 Aralık 1978 günü başlayan, olaylar bir günde ortaya çıkmış, bir gelişmenin neticesi değildi.

1978 Kahramanmaraş toplumsal olaylarının, Çiçek Sineması’na atılan bomba ile başladığı söylense de hazırlıkların çok daha öncesinden yapıldığını gösteren ipuçları vardır. Kahramanmaraş’ın sosyal ve kültürel yapısı dolayısıyla, sol hareketler kendine zemin bulmakta her zaman güçlük çekmiştir. Onun için bu gibi faaliyetlerde, sol kendini mezhep farklılıklarının içinde kamufle ederken, mezhep meselesini de kendine alet edinmiştir. Özellikle Maraş’ta bu gibi faaliyetler 1965 yılından sonra göze çarpmaktadır. Şehir merkezine Doğu ve Güneydoğu illeri ile Maraş’ın ilçeleri Elbistan, Afşin ve Pazarcık’tan planlı bir göç başlatılmış; şehre gelen bu insanlar Yörük Selim ve Namık Kemal mahallelerine yerleşmişlerdi.

Aslında 1976 yılında da Kahramanmaraş’ta toplumsal olayları başlatmak için düğmeye basılmıştır. Ocak 1976’da Pazarcık Ülkü-Bir (Ülkücü Öğretmenler Birliği) binasına TÖB-DER’li bir solcu  tarafından bomba atılmış ve olaylar çıkmıştı. Bu olaylarda 1 kişi ölmüş, 10 kişi de yaralanmıştı. Tıpkı 1978 olaylarında olduğu gibi bu olay da Alevi-Sünni meselesi olarak takdim edilmiştir

Kahramanmaraş olaylarına giden sürecin başlangıcı 3 Nisan 1978 günü Yörükselim Mahallesi’ndeki bir kahvehanenin taranmasıyla başlamıştır. Alevi dedesi olarak bilinen 81 yaşındaki Sabri Özkan (Gıjık Dede) Televizyon izlerken ölmüştür Ardından şehirde bir dizi patlama yaşanmıştır. Ardından Malatya - Kahramanmaraş hattında gönderilen bombalı paketlerle kaos ortamı derinleştiriliyordu

 “ETKO” “TİT” “TYD “UYDURMASI

Maraş’ta Alevi dedesi olarak bilinen Sabri Özkan’ın öldürülmesi üzerine CHP iktidarı ve Marksist zihniyetli POL-DER Ülkücüleri hedef aldılar. CHP iktidarının talimatıyla Emniyet içerisinde kadrolaşmış POL –DER li çete Ülkücü Hareket mensuplarına yönelik operasyonlar düzenledi 15 Nisan 1978 günü “TİT” ve “ETKO” denilerek 36 Ülkücü gözaltına alındı “Türk Yıldırım Komandoları” ve “Esir Türkleri Kurtuluş Ordusu” gibi uyduruk ve gerçek dışı örgütler üretilerek Ülkücülere yönelik büyük zulüm ve baskılar başladı. Ülkücü Hareketin tarihinde ne ETKO ne TYB” vb oluşumlar asla yoktur. Ülkücülerin kurduğu dernekler meşru ve yasalara uygundur. Genel Başkanları ve yönetim kadroları isim isim bellidir kongrelerini ve faaliyetlerini açık demokratik bir şekilde kanunlara uygun bir şekilde hep yapmıştır TYK ,TİT, ETKO tamamen CHP iktidarının ve onun emrindeki POL- DER teşkilatının bir senaryosuydu.

Bombalı paketler, ETKO senaryosu ihtilal şartlarını olgunlaştırmak isteyen NATO merkezli gladyo’nun bir planıydı Hedef Alevi-Sünni çatışmasını çıkarmak ülkeyi iç savaşa sürüklemekti.  Üç ilimiz Malatya Sivas ve Kahramanmaraş darbeyi planlayanlar tarafından kırmızı bölge olarak saptanan illerdi. Aylar önce MHP lideri Türkeş iki kez “Kahramanmaraş’a dikkat, kışkırtmalar olabilir” açıklamasını yapmıştı. Kanlı Maraş olaylarının ilk tohumları, 1978 Ocak ayında kurulan CHP, DP CGP ve bağımsızlardan oluşan Ecevit’in başbakanlığındaki yeni hükümet zamanında atıldı. CHP’nin iktidar olmasıyla başta devlet daireleri olmak üzere bütün kurum ve kuruluşlar kısa bir süre içerisinde allak-bullak olacaktı. Hükümet sola ve sermayeye vefa borcunu ödemek için Emniyet Pol-Der’e, Millî Eğitim Töb-Der’e teslim edilecekti. Günler artık ölüm haber- leriyle geçiyordu. Devlet dairelerinde sürgünler, karakollarda işkenceler alabildiğine yoğunlaşacaktı. CHP iktidarının ülkücü kıyımından birçok iller gibi Kahramanmaraş da nasibini alacaktı.

Kahramanmaraş’ta ilk olayların başlangıcında 16 Nisan 1978 günü ETKO ve TİT diye senaryolar uydurularak, daha 14’ünde, 15’inde çocukların da bulunduğu onlarca ülkücü genç Ankara merkez olmak üzere Kahramanmaraş’taki emniyetin içerisine çöreklenmiş Pol-Der’li ihanet şebekeleri tarafından işkencehanelere doldurulacaktı. Bir kahvehane taranması olayı bahane edilerek şehirde ülkücü avı başlatılıyordu. Pol-Der zulmünden birçok genç ya okulunu bırakmak zorunda, ya da şehri terk etmek zorunda kalacaktı. Ülkücü Gençlik teşkilatlarından biri olan Büyük Ülkü Derneği ETKO uydurmasıyla kapatılacak, milliyetçi gençlik dağıtılacaktı. Bütün bu planlı, programlı hadiselerin başında Başbakan Ecevit, İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı vardı. Ecevit ve Özaydınlı ikilisi düzenlemiş oldukları basın toplantılarıyla MHP ve ülkücüler aleyhine kamuoyunu uydurma ETKO, TİT gibi örgütlerle suçlamaya çalışıyordu.

CHP iktidarının ve sol güçlerin ülkücülere yönelik provokatif tahrik ve saldırılarına solcu basın da büyük destek veriyordu. Başta “Aydınlık” isimli Doğu Perinçek’in karan- lık gazetesi olmak üzere Kahramanmaraş’ta mezhep kışkırtıcılığı yaparak Alevi ve Sünni vatandaşlarımızın arasına onarılmaz yaralar açmaya çalışıyorlardı.

MHP ÜLKÜCÜ HAREKET DÜŞMANI: POL-DER

1980 öncesi emniyet Teşkilatında güçlü olan POL-DER 1970 yılında kurulmuştur. 17 Mayıs 1975’de yapılan kongrede ise azılı Marksist Kazım Ulusoy Genel Başkan seçildi. Tüzüğe göre derneğin siyasetle uğraşması yasaktır. Ancak siyasetin merkezinde yer alacaktır İllerde de süratle şubeler açılmış ve POL-DER tüm ülkede faaliyete başlamıştır1975’ten itibaren dernek tamamen sol görüşlü polislerin eline geçti .3Temmuz 1978’de POL-DER üyesi polisler “POL-DER kapatılamaz” afişi asarken görevli polislerle kavga çıktı ve 28 polis gözaltına alındı.

İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı Polis Enstitüsü Yüksek kısmını bitirenlerin diploma törenlerinde yaptığı konuşmada, “Amaçları dışında çalışan polis dernekleri kapatılacaktır” dedi. 4 Temmuz 1978’de AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, İstanbul’da POL-DER afişlerini asmak gerekçesiyle göz altına alınan polisler konusunda Ankara’da verdiği demeçte, “POL-DER’i kurduran ayakta tutan, kanunsuzluk yaptıran CHP’dir” dedi. İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı, yasalara aykırı biçimde afiş asan polislerin görevden uzaklaştırıldıklarını açıkladı. 5 Temmuz 1978 günü Ankara Valiliği Dernekler Yasasına aykırı hareket ettikleri gerekçesiyle POL- DER ve POL-BİR Genel Merkezlerini kapattı.

12 Eylül dönemimde Sıkıyönetim Savcısı Nurettin Soyer’in istediği POL-DER li isimler savcılık karakolunda görevlendirilmiştir, Nurettin Soyer Zeki Kaman dışındakileri liste olarak istemiş ve onlar “C- 5” adlı işkence merkezinde görev almışlardır. POL-DER mensubu polisler, Nurettin Soyer’in tercihi ve telefon talimatı ile gelmiş olanlardan ibarettir.

MHP Kahramanmaraş Milletvekili Avukat Mehmet Yusuf Özbaş’ın oğlu, babası gibi Avukat olan Edip Özbaş’da 1978 yılında, ETKO adlı hayali örgütten bir grup ülküdaşı ile gözaltına alınmış ve ağır işkencelerden geçirilmişti.

18 ay cezaevinde yatan ve 6 yıl süren davadan sonra beraat eden Edip Özbaş Kahramanmaraş olaylarının öncesini, CHP iktidarının zulümlerini POL-DER tertipi olan uydurma olayı basına onlarca kez anlatmıştır.

KAHRAMANMARAŞ OLAYLARI ÖNCESİ POL-DER ÜLKÜCÜLERE BÜYÜK BASKI VE ZULÜM YAPTI

15 Nisan 1978 günü Ankara’da gerçekleştirilen büyük yürüyüşte mehter takımının önünde bayraktarlık yapan Eğitim Enstitüsü öğrencisi Hasan Hüseyin AKBAŞ ile birlikte yürüyüşe iştirak etmiş olmaktan başka hiçbir ortak özelliği olmayan yaşları 14-25 aralığında değişen 36 kişinin Maraş’a döndükleri gün göz altına alınmaları ve sorgusuz sualsiz işkenceye tabi tutulmaları, bazılarınca, ülkenin her köşesinde rastlanan, sıradan vakıalardan birisi olarak görülüp, değerlendirilse de, Kahramanmaraş’ta başlatılan bu operasyon, görünürde Pol-Der ama esasında mevcut iktidarın müsamahakar tavrı sayesinde devletin içerisine sızmış tüm şer odaklarının müştereken planladıkları ve ülke geneline yaymayı düşündükleri nihai hadiselerin işaret fişeği gibiydi. Çoluk çocuk ayırımı yapmadan başlatılan işkencenin çığlıkları şehrin sokakla- rına yayılmaya başladığı esnada, yurdun başka bir hassas noktasında, Malatya’da planın başka bir parçası uygulanmaya konuluyor, meçhul bir adresten gönderilen hediye paketi görünümünde hazırlanmış bombanın patlatılması ile yemek sofrası kan deryasına döndürülerek Belediye Başkanı Hamit Fentoğlu, gelini ve iki torunu ile birlikte katlediliyordu.

 Anlaşılan terörün baronları taktik değiştirmiş, ülkede yıllarca sağ, sol çatışması olarak yürüttükleri kardeş kavgasını, bu seferde mezhep farklılığının istismarı ile ülkenin tamamına yaymanın hesabı içerisine girmişlerdi. Ertesi gün Malatya sokakları cehenneme dönmüş, yakılan, evler, dükkânlar bir tarafa, en acısı kardeş, kardeşi mezhep farklılığı bahanesi ile öldürmeğe başlamış, araya kan sokulmuş, maksat hasıl olmuştu. Bu demekti ki, bundan sonra ne yapılacaksa, işte planın bu ana teması göz önünde tutularak yapılacak, böylelikle; yüz yıllar öncesine ait kabuk tutmuş anlamsız bir yaranın kaşınıp, kangrenleştirilmesi ile ülke, iflah olmaz bir kavganın içine itilmiş olacak, Malatya’da olanlar, Yarın Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta kısacası hassas olan her bölgede planın tamamlayıcı parçaları olarak uygulamaya sokulacaktı.

15 Nisan 1978 ile 12 Eylül 1980 arasındaki zaman diliminde ülkede vukuu bulmuş farklı boyutlardaki toplumsal olayların tamamında olduğu gibi Kahramanmaraş’ta da aynı zamanda patlak veren olayların temelindeki bu hain düşünceyi ve planlamayı göz önünde tutmaksızın yapılacak tespit ve değerlendirmelerin bizi acı fakat yalın gerçeklerden uzaklaştırmakla kalmayacağını, oyunu kurgulayıp tezgahlayanların, ekmeğine yağ süreceğini, bu olayların toplum bünyesinde oluşturduğu yaranın kangrenleşerek, iflah olmayacak, kardeş kavgası şeklinde sonsuza dek etkisinin devam edebileceği gerçeğinin altını çizdikten sonra

15 Nisan 1978 sonrasında Kahramanmaraş’ta yaşananlara gelelim...

Yukarıda anlatıldığı gibi Ankara’da gerçekleştirilen yürüyüş ve mitinge sayısı binleri aşan mensubu ile katılan Maraşlı ülkücüler, canlarından çok sevdikleri şehirlerine dönmüşler, çok yorucu geçen iki günün yorgunluğunu atmak için evlerinde istirahata çekilmişlerdi, herkesin derin uykulara daldığı gecenin geç saatlerinde, bir bir kapılar çalınmaya başlanmış, Kapıyı açan anne babalara, korkacak bir şey yok ehemmiyetsiz bir konu için çocuğunuzun ifadesi alınacak, bizimle beraber gelmesi gerekiyor denilerek evlerinden toplananlar, götürüldükleri karakola varınca, ancak bu muameleye tabi tutulmalarının zahiri sebebini öğrenebilecekler, işin esası ile ilgili başlarına gelenin ne olduğunu anlayabilmeleri için kan ve göz yaşının hakim olduğu bir zaman tünelinden birlikte geçmeleri gerekecekti.

Kalpleri vatan ve millet sevgisi ile dopdolu, olan bu genç insanların obje olarak seçildiği, 16 Nı̇san1978 günü ve sonrasında Kahramanmaraş’ta sahneye konulan; Gerek toplum bünyesinde yarattığı acı ve tahribatın cesameti yönünden, gerekse tevlit ettiği menfi etkinin devamlılık arz etmesi nedeniyle, o zamana kadar oynanan benzer olaylarla mukayese dahi edilmesi mümkün olmayan bu süfli, kirli oyunla tarihi gerçekler iğfal edilmekle kalmamış, oyunu oynatan kuklacı, kuklaları eliyle yaptığı yönlendirmeyle, yalnızca suçlamalarla hiç ilgisi olmayan 30-40 masum insanın değil, aynı zamanda şehrin tüm ahalisini nahak yere suçlayarak, kamu vicdanında mahkûm ettirmek istemiştir.

18 Nisan l978 günü gece yarısı evlerinin kapısı kırılan 36 Ülkücü Genç Emniyette Pol –Der mensupları tarafından işkenceden geçirilmiştir 20 Nisan’da yaptığı açıklamada İçişleri Bakanı, Kahramanmaraş’taki bu örgütlerin isimlerini “Yıldırım Komandoları” ve “Etnik Türkleri Kurtarma Ordusu” olarak açıklamıştır Ökkeş Şendiller ise Türk Yıldırım Komandoları (TYK) ve Esir Türkleri Kurtarma Ordusu (ETKO) diye bir örgütün uydurma olduğunu, POL-DER’li polislerin Maraş’ta ülkücü gençleri damgalamak üzere bu haberleri kasıtlı olarak çıkardıklarını söylemiştir. Ayrıca Şendiller, Aydınlık gazetesinde haberleri yaydırmak suretiyle İçişleri Bakanını ve CHP’yi kandırdıklarını iddia etmiştir.

MHP VE ÜLKÜCÜ HAREKET DÜŞMANI: DOĞU PERİNÇEK VE AYDINLIK HAREKETİ

İşte o günlerde olayları, sütre gerisinde durup orkestra şefi edasıyla yönlendirmek isteyen Doğu Perinçek ve sahibinin sesi olarak AYDINLIK gazetesi, her zaman olduğu gibi yine sahne almıştı. Gazetelerdeki pehlivan tefrikalarını aratacak şekilde, ETKO ile ilgili haberler, hemen her gün ayrı, bir hikâye ile ülke gündemine taşınıyor. Atılan manşetler vasıtasıyla yapılan hukuksuzluklara meşrutiyet sağlanmaya çalışılırken, bir taraftan etkili ve yetkililere ince mesajlarla, ne yapmaları konusunda akort verilmek isteniyordu. 3-4 aydan beri, estirdikleri terör ve yapılan tutuklamalarla, sokaklarına fırtına öncesi sessizliğin hakim olduğu Kahramanmaraş’ ta Cezaevinde ETKO İsyanı manşetini geçen Aydınlık gazetesinin asılsız haberi Adalet Bakanlığı yetkililerince ihbar kabul edilecek, tahliyelerini bekleyen işkence mağdurları nakli dava ile 1-2 Ağustos 1978 günü Ankara Ulucanlar ceza evine nakledilerek, dosta, düşmana biz istediğimizi yaparız mesajı verilecekti,

O günlerde Aydınlık gazetesini günü, gününe takip edip, gazetenin satır aralarında verilen mesajları iyi okuyanlar, ülkenin büyük olaylara gebe olduğunu hissederek, gelişmeleri tahminde zorlanmıyorlardı, Aydınlık bütün ülkede olduğu gibi Kahramanmaraş’ tada olayları tırmandırmak için elinden geleni yapıyor, şehirde tanınmış insanların aleyhlerinde uydurma haber yapıp, onları hedef gösteriyor, aktif insanlar böylelikle etkisizleştiriliyor, diğer taraftan şehirde Nisan l978 sonrası sol mihraklarca gerçekleştirilen bütün anarşik olayların sorumlusu olarak cezaevindeki tutuklu ETKO sanıkları özellikle suçlanıyor, ETKO isminin özellikle hatırda kalması için, oyun içinde oyun oynanıyor, yalnız Maraş’ta değil, Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerde de ETKO mensubuyum dedirttikleri, karanlık kişilerin itirafları Aydınlık gazetesinde tefrika gibi yayınlanmağa başladı.

İŞKENCEDEN GEÇEN EDİP ÖZBAŞ’IN MHP ADINA RADYODAN YAPTIĞI ANLAMLI KONUŞMA

14 Ekim 1979 seçimleri öncesi MHP adına propaganda konuşmalarında TV ve radyodan halka hitaben MHP lideri Türkeş, Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, Agah Oktay Güner, Sadi Somuncuoğlu’yla birlikte, 1978 Nisan ayında CHP iktidarı tarafından ETKO bahanesiyle akıl almaz işkencelerden geçen onlarca ülkücüden biri olan Edip Özbaş ve oğlu komünistler tarafından Doğubayazıt’ta şehit edilen Mustafa Yardımcı’nın babası konuştular. TV’de yayınlanan bu konuşmalarda CHP iktidarının ülkücüler üzerinde estirmiş olduğu o korkunç işkence fırtınalarını anlatan Edip Özbaş’ın konuşması dinleyenler üzerinde büyük tesir bırakmıştı.

 ETKO senaryosuyla ülkücüler önce gözaltına alında ardından tutuklandı. “TYK, ETKO” davaları adı altında iki uyduruk dava açıldı. Maraş’taki mahkemeler arası yetki uyuşmazlığı nedeniyle iki dava Ankara mahkemelerine taşınmıştır. Ankara şehir mah- kemeleri de sıkıyönetim mahkemesine göndermişti. Ankara Sıkıyönetim mahkemesi Kahramanmaraş olayları ana davasıyla ilgili görülmesi için Kahramanmaraş Sıkıyönetim Mahkemesine göndermiştir.  TİKP mensubu avukatlar Ali Kalan, Av. Emcet Olcaytu ve Av. Barış Yiğit, ETKO davasının ana davayla birleştirip bakılmasını istemişlerdir. Bu dilekçede Ökkeş Kenger’in olduğunu bu kişilerin ETKO davasında da adlarının olduğunu yazmışlardır. Kahramanmaraş Sıkıyönetim Askeri mahkemesi bu talebi reddetmiştir. Maraş olaylarını yürüten askeri mahkeme çeşitli nedenlerle davanın olaylarla ilgili ana davaya bağlanamayacağının kararını verip dosyayı ayırmıştır. Nedenlerden biri de ETKO davasından yargılananların toplumsal olaylar davası da bulunmadığıdır.

Sol, Malatya, Elazığ, Sivas gibi Kahramanmaraş’ı da iç savaşa yönelik ortamda pilot bölge seçmişti. TİKP adlı Maocu hareket, sürekli bir şekilde Aydınlık adlı gazetede Kahramanmaraş’a yönelik mezhep kışkırtıcılığı yapıyordu. Sürekli bir şekilde “Kır Kontrgerillası”, “MHP’li faşistler Alevi köylerine saldırıyor”, “Aleviler Kahramanmaraş’tan çıkartılmak isteniyor” gibi yayınlarla, masum ve saf Alevi insanların üzerinde oyunlar oynuyordu.

TİKP adlı çete bilhassa Pazarcık ilçesinde ve köylerinde sürekli propaganda faaliyetlerinde bulunuyordu. Haziran ayında Doğu Perinçek TİKP’in düzenlediği tahrik dolu mitingde halkı orduya, devlete karşı silahlanmaya çağıran konuşmalar yapıyordu.

Başta CHP olmak üzere THKP/C Devrimci savaşçıları’ndan Devrimci Halkın Biriği’ne Doğu Perinçek’in TİKP’inden Teslim Töre’nin Emeğin Birliği’ne, TİKKO’suna, Halkın Kurtuluşu’ndan  Dev-Yol’una kadar bütün irili ufaklı sol terör yuvaları kanlı Kahramanmaraş olaylarının başlayacağı 19 Aralık 1978 gününe kadar Kahramanmaraş’ı kanlı Kahramanmaraş haline getirmek için her türlü illegal, devlet ve millet düşmanı eylemlerde bulunacaklardı.

MALATYA’DAN MARAŞ’A PROVOVOKASYONLAR DEVAM EDİYOR

Malatya Belediye Başkanı’na, Pazarcık’ın CHP İlçe Başkanı’na... Paketi postanede açtılar, 2 memur öldü. Ardından Maraş olayları geldi, Vali’ye istihbarat verilmedi, askeri çağırmakta da geç kalındı. Tüm bunların sonucu olarak tertip başarıya ulaştı.  7 Nisan 1978 günü Ankara’dan postaya verilmişti. Alıcılardan biri Pazarcık CHP İlçe Başkanı Memiş Özdal, diğeri Adıyaman Emniyet Müdür Yardımcısı Abdülkadir Oltu ve Adanalı işadamı Ahmet Akalın’dı. Alevi olan Memiş Özdal, şüphelenip paketi almamış ancak onun kadar kuşkucu olmayan PTT memurları paketi açmaya kalkınca, biri parçalanarak ölmüş, diğeri ağır yaralanmıştı. Diğer iki pakete, alıcılarına ulaşmadan İçişleri Bakanlığı tarafından el konulmuştu. Paketlerin bomba olduğu anlaşılınca imha edilmişti.

17 Nisan 1978 tarihinde Malatya Belediye  Başkanı Hamit Fendoğlu ise gönderilen bombalı paketi biri iki, diğeri üç yaşındaki torunlarını kucağına alarak paketi açmış ve olanlar olmuştu. Patlayan bomba ‘Hamido’yla birlikte iki torunu ve gelininin de ölümüne sebep olmuştu. 

Evine gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu gelini Hanife Fendoğlu ve 2 kıymetli torunuyla birlikte hayatını kaybeden Hamit Fendoğlu, sadece bir siyasetçi değil; Malatya sevdalısı, halkının sesi ve milletin adamıydı. Bu alçakça saldırı, milletimizin birliğine ve demokrasiye yönelmiş karanlık bir girişim olarak hafızalarımızda yerini almıştır.

Hamit Fendoğlu, makamı ne olursa olsun Malatya’nın sokaklarında halkla iç içe olmayı, onların derdiyle dertlenmeyi ilke edinmiş bir hizmet insanıydı. “Hamido” lakabıyla gönüllerde taht kuran bu kıymetli isim, mücadelesiyle yalnızca dönemine değil, gelecek nesillere de örnek olmuştur.

Fendoğlu’nun öldürülmesi  sonrası  Malatya’da büyük olaylar yaşanıyordu. Sivas, Malatya, Çorum, Kahramanmaraş hassas illerimizdir Bu iller bilerek karıştırılmaya çalışılmıştır.

Hamit Fendoğlu hizmetleri ve siyasi kişiliği ile zamanla bölgesel siyasetteki etkisini ve namını genel siyasete taşımıştır. Nam-ı diğer Hamido, Türk demokrasi tarihinde önemli bir dönüm noktası olan çok partili hayata geçiş ile Türk siyasi sahnesinde yer bulmuş ve siyaset hayatına Demokrat Parti ile dâhil olmuştur. Türkiye'nin siyasi, sosyal ve ekonomik olarak en puslu yıllarını içine alan 1960-80 arası dönem, aynı zamanda onun Türk siyasetinde ününün artmaya başladığı yıllardır. Menderes iktidarına kadar Malatya ve çevre illerde siyasi kimliği olmaksızın tanınan ve saygı duyulan Hamit Fendoğlu'nun ünü Demokrat Parti döneminde tüm Türkiye'ye yayılmıştır. Onun benzerine az rastlanır karakteri siyasi hayatına da olumlu katkılar sağlamıştır. Memleketine olan sevgisi ile ülkesine olan bağlılığı Türkiye'nin en karanlık dönemlerinde dahi onu hizmetinden alıkoymamıştır. Kendisine gönderilen bombalı paketin patlaması sonucu gelini ve iki torunu ile hayatını kaybeden Hamit Fendoğlu, Türk siyaset sahnesinden kalıcı şekilde uzaklaştırılmıştır. Hamit Fendoğlu Türk demokrasi tarihinin en önemli gelişmelerinin ve sorunlarının yaşandığı dönemde Türkiye'de genel ve yerel siyasete önemli hizmetlerde bulunmuştur. Herkesin bir bedel ödediği siyasi ortamda o bu bedeli hayatı ile ödemiştir. Onun siyasi karakteri bugün hala Türk halkının hafızalarındadır. Hamit Fendoğlu'nun gerek nevi şahsına münhasır karakteri ve siyasi kimliği ile gerek Türk siyasetindeki önemi ve etkisi ile araştırılması ve tanınması gereken değerli bir siyaset adamı olduğu anlaşılmıştır. Malatya’daki provokasyonlar Maraş’ta da sahneye konacak büyütülmeye çalışılacaktı.

İÇ SAVAŞ TAHRİKÇİLERİ TARAFINDAN MEYDANA GETİRİLEN KAHRAMANMARAŞ OLAYLARI

16 Aralık 1978’de Ülkücü Gençlik Derneği tarafından Kahramanmaraş’a getirilen “Güneş Ne Zaman Doğacak” filmi Çiçek Sinemasında gösterilmeye başlanmıştı. Başrollerini Cüneyt Arkın ve Oya Aydoğan’ın oynadıkları bu filmin senaryosu; 1940’lı yıllarda Rus emperyalizminden

kaçıp Türkiye’ye sığınan bir grup Türk’ün, Hükümet tarafından Ruslara teslim ediliş hikâyesiydi. Yine bu filmde, Ruslara teslim edilen bu insanların Türk askerlerinin gözleri önünde Rus askerleri tarafından kurşuna dizilişi, bu vahşetten kaçabilen iki Türk’ün ise Türkiye’de Rus ajanları tarafından takip edilişi ve çektikleri sıkıntıları anlatılıyordu. Gösterime giren bu film, gördüğü büyük ilgi üzerine günde 4 seans kapalı gişe oynatılmıştır. Çok ilgi gören bu filmin gösteriminden POL-DER ve DEV-SAVAŞ mensupları kişiler rahatsız olmuşlar ve eylem hazırlığına başlamışlardı.

19 Aralık 1978 gecesi  Devrimci  Savaş örgütü militanı Hamit Kapan tarafından Hasan Aydın adlı şahıssa verilen el bombası, Çiçek Sineması’nın içine koyulmuş ve film oynarken saatli bomba saat 21.00 sularında patlatılmıştır. İç savaş  tahrikçileri tarafından körüklenen Alevi-Sünni ayrılığının Kahramanmaraş'ta gerginliği tırmandırdığı bir dönemde Güneş Ne Zaman Doğacak başlıklı filmin gösterimi sırasında saat 21.00'de patlayıcı madde atılması olayların başlangıcı oldu Bir gün sonra solcuların gittiği Akın kıraathanesi de bombalanıyordu. Akın kıraathanesinin bu olay için seçilmesindeki yegâne sebep bir gece önceki sinema bombalanması olayının intikamının alındığı havasını yaymaktı. Nitekim bu gayeye ulaşıyor ve solcuların gittiği Akın kıraathanesine atılan bombadan aradıklarını bulamayan ve ortamı daha da gerginleştirmek

isteyen iç savaş tahrikçileri tarafından  21 Aralık günü Endüstri Meslek Lisesi öğretmenlerinde sol görüşlü Mustafa Onbaşıoğlu ve Hacı Çolak okulun önünde öldürülüyorlardı. 21 Aralık 1978 günü Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu isimli TİKP taraftarı iki sol görüşlü öğretmen THKP-C Devrimci Savaş örgütü tarafından, fraksiyon ayrılığı yüzünden öldürüldü. Adana 1.'lu Askerî Mahkemesi'nin 1984/208 sayılı kararı ile failler idam cezası aldı. 1991 yılında çıkarılan infaz yasası ile tahliye edildiler Zaten gergin olan bu ortamda fraksiyon kavgası kimsenin aklına gelmeyeceği için olayın faili olarak ülkücüler gösterildi. Ülkücülerin alakası olmadığı bu cinayetler ülkücülerin üzerine yıkılmaya çalışıldı.

SOLCU TİKP MENSUBU ÖĞRETMENLERİ SOLCU DEV-SAVAŞ ÖRGÜTÜ ÖLDÜRMÜŞTÜR

Çiçek Sinemasının ve Akın kıraathanesinin bombalanması ve iki öğretmenin öldürülmesi eylemlerini DEV-SAVAŞ adlı terör örgütünün gerçekleştirdiği daha sonra yapılan mahkemelerde ortaya çıkarılmıştır. Görüldüğü gibi komünistlerin safha safha uygulamaya koydukları bu planlar ile MHP’nin, ÜGD’nin ve Türk milliyetçilerinin hiçbir alâkası yoktur. Gerçekler böyle olmasına rağmen her olaya bir ülkücü sanık bulmakla görevli POL-DER ve basın hemen harekete geçerek failleri ülkücülerin arasında aramaya başlıyorlar. Bu tezgâhı kurmak hiç de zor olmuyordu. Nasıl olsa bombalanan kıraathane solcuların, öldürülen öğretmenler de solcular idi. O yüzden maya hemen tutmuş ve Maraş’ta olağanüstü olaylar yaşanmaya başlanmıştı.

Tarihler 21 Aralık 1978 akşamını gösterdiğinde, 22 Aralık’ta yapılacak cenaze töreni ve eylemler için hazırlıklar yapılmaya başlandı. Yörük Selim Mahallesinde yapılan toplantıya Ermeni Gabris Altınoğlu/Altınyan’ın lideri bulunduğu TKP/ML/DHB (Devrimci Halkın Birliği),  Halkın Kurtuluşu  , Devrimci Halkın Yolu,  THKPC Acilciler, DEV-SAVAŞ,  Partizan ( TİKKO) Emeğin Birliği mensupları ile  TÖB-DER  gibi Marksist  örgütlerin ileri gelenleri katılmıştı. Toplantıda tüm bu Marksist- Leninist örgütler 22.Aralık .1978 tarihinde yapılacak olan cenaze merasiminde eylemler yapmak suretiyle, güçlerini şehrin halkına ve milliyetçi gruplara göstermeye karar vermişlerdi.

Bu kararların alındığı toplantılara hem öğretmenleri öldüren hem de bombalama Maraş davasında yargılanıp idam cezası alacak olan ve arkadaşı Adil Ovalıoğlu’nu öldürmekten ( 12  Haziran 1972) sanık sandık cinayeti zanlısı, Ermeni Gabris Altınoğlu da katılıyordu.

MARKSİST LENİNİST ÖRĞÜTLER KAHRAMANMARAŞI KAN GÖLÜNE ÇEVİRDİLER

Komünist  örgütlerin katıldığı  toplantılarda  silahlı mücadele  ve  silahlı komiteler kurularak  her türlü eylem kararı alındı  TİKP mensubu  öğretmenlerin cenazelerinin kaldırılması için 22.Aralık1978 Cuma günü, başta Kahramanmaraş Eğitim Enstitüsü ve Öğretmen Lisesi olmak üzere tüm okullarda hazırlıklar yapılmıştı. Sabahın erken saatlerinde Eğitim Enstitüsünde sol gruba mensup bazı öğrenci ve öğretmenler, tüm yatılı ve gündüzlü öğrencileri cenazeye katılmaları için tehdit ederek bahçede toplamışlar, hatta cenazeye katılmak istemeyen iki öğrenciyi de dövmüşlerdi.

Daha sonra bahçede toplanan öğrenci grubu, öğretmenleri ile birlikte cenazelerin bulunduğu devlet hastanesine gitmişlerdi. Hastanede cesetlerin otopsileri yapılırken, sol görüşe mensup elleri sopalı  10 bin civarında öğrenci ve alevi yurttaşın oluşturduğu büyük bir kalabalık, Kahramanmaraş Devlet Hastanesi önünde toplanmışlar ve sloganlar atarak marşlar söylemişlerdi. Otopsilerin bitmesi üzerine saat 14.30 sıralarında Kahramanmaraş’taki tüm okulların kız ve erkek öğrencileri ile sol görüşlü dernek mensuplarının oluşturduğu çok büyük bir cenaze korteji oluşmuştur. Bu kortej ellerinde çok sayıda sol sloganlar içeren pankartlar olduğu halde; “ Kahrolsun Faşizm”, “MHP ÜGD  kapatılsın faşist yuvalar  dağıtılsın”,  “katil Türkeş”,  “Tek Yol Devrim” şeklinde sloganlar eşliğinde devrimci marşlar söyleyerek, hastaneden hareket etmişler ve Kahramanmaraş… Endüstri Meslek Lisesi önüne gelmişlerdi.

 Okulun önünde yaptıkları saygı duruşundan sonra kortej Ulucami’ye doğru harekete geçmiştir. Elleri sopalı gruplarca çevrili bulunan Kortej içinden bazı şahısların ellerindeki fırça ve kırmızı boya ile civardaki duvarlara   devrimci slogan yazdıkları, yollardaki ağaçların dallarını ve kahvelerdeki sandalyeleri kırarak sopa yaptıkları görülmüştür. Kız öğrencilere zorla slogan söyleterek ilerleyen cenaze korteji, Ulu Cami yakınlarına kadar gelmişti. Bu sırada 8-10 bin kişilik sağ görüşlü şahısların oluşturduğu gruplar ise ellerinde sopalar ve taşlar olduğu halde Ulucami avlusu, kale üstü ve civardaki sokak başlarında kümelenerek beklemeye başlamışlardı. Cenaze kortejini gören sağ görüşlü grup, “Komünistler Moskova’ya”, “katil iktidar, katil Ecevit” şeklinde sloganlar atarak bağırmaya başlamışlar ve bir anda zıt görüşlü iki grup arasında çatışma ihtimali baş göstermişti.

 Durumun kritik bir hal alması üzerine cenaze korteji güvenlik kuvvetlerince durdurulmuş; diğer taraftan güvenlik kuvvetleri zor kullanarak ve havaya ateş ederek sağ grubu ise dağıtmaya çalışmıştır. Bazı tanıkların ifadelerine göre de sol görüşe mensup bir grubun Cuma namazından çıkanlara “Muhammedin piçleri” şeklinde bağırmaları ise olayları iyice çığırından çıkarmıştır.

Olaylar şiddetle devam ederken saat 16.20 sıralarında Ulucami’nin karşısındaki bir dişçinin bürosuna gelen Belediye Başkanı Ahmet Uncu ve Jandarma Kd. Yzb. Teoman Saraç, Ulucami önünde sağ gruptan 10 kişilik bir heyetle görüştüler. Sağ gruba mensup bu heyet; “okullarda tahriklerin kalkmasını, karakollarda baskıların sona erdirilmesini, devlet dairelerindeki sol görüşlü memur ve işçilerin tahriklerinin önlenmesini, okulların polis yerine asker tarafından korunmasını, cenaze defin töreninin yapılmamasını, solcu polis ve öğretmenlerin derhal tayin edilmesini, POL-DER ve TOB-DER’in kapatılmasını” talep etmişlerdi.

SAĞ GÖRÜŞLÜ 40’ DAN FAZLA VATANDAŞ SOL ÖRGÜTLER TARAFINDAN KATLEDİLMİŞTİR

Saat 18.00 civarında ise sağ görüşlü gösterici gruplar askeri birlikler tarafından dağıtılmıştır. Olaylar tam yatıştı derken; askeri araca bindirilerek olay yerinden uzaklaştırılan bir solcu şahsın ateş etmesi sonucu, sağ görüşlü Cemil Karadutlu, Mağaralı mahallesinden Memili Bakıcı ve Hamza Yıldız isimli Sünni yurttaşlar öldürülmüştür. Olaylar sırasında 10 cadde üzerinde 100’e yakın iş yeri tahrip edilmiş; 39 vatandaş, 4 polis, 3 komando ile 4 jandarma ise hafif şekilde yaralanmıştı.

İki solcu öğretmenin cenaze törenine bütün aşırı sol örgütler katılmış çok önceden yapılan hazırlıklar tamamlanmış Maraş’ın ilçelerinden ve dışardan gelen Komünist örgütler ve onların militanlar  Maraş’ı kan gölüne çevirmişlerdir ilk saldırıda üç sağ görüşlü devamında 40 dan fazla sağ görüşlü vatandaş  öldürülmüştür. 

Olaylar karşısında sağduyuyu ve tarafsızlığını yitiren Başkan Ecevit, cenaze korteji sırasında çıkan toplumsal olayların sorumluluğunu Kahramanmaraş halkının üzerine yükledi ve açıktan POL-DER’li solcu militanlardan yana tavır sergiledi. Öldürülen öğretmenlerin cenaze korteji sırasında çıkan olaylar üzerine Ecevit, “Bu olay bir soykırımdır, hesabı sorulacaktır” diyerek, tahrik edici açıklamalarda bulunmuştur (Aynı tarihte Elbistan’da da dikkat çekici bir olay yaşanmıştır. CHP Senatörü Hilmi Soydan, 22 Aralık 1978’de Elbistan’da DEV-SOL militanı Ali Sarıaslan tarafından öldürüldü. Bu cinayetin işlenmesindeki esas amaç, sağcıların senatörü öldürdüğü havasını oluşturmak veya MHP tarafına geçen bir solcuyu cezalandırmaktı   Soydan’ı öldüren kişinin adı Recep olup, Mardinli  bir devrimcidir. Bu şahıs “Türkiye Devrimin Yolu” adlı bir örgüte üyeydi. Ayrıca bu şahıs Malatya’nın dağlarında bir çatışma sırasında öldürülmüştür.

23 Aralık günü sağ görüşlü vatandaşlara ait üç cenaze için tören düzenlenmek istendi. Dönemin Valisi Tahsin Soylu iki öğretmenin cenazesi yarım kaldığı için başka bir cenaze törenine izin vermeyerek sokağa çıkma yasağı ilan etmiştir. Valiliğin yasağına rağmen belediye hoparlöründen sağ görüşlü üç kişinin cenaze töreni için sürekli anons yapılmıştır. Solcular tarafından öldürülen 3 gencin cenazesinin, 23 Aralık saat 10.00’da kaldırılacağı hoparlörlerden halka duyurulmuştu.

Devletin kendilerini koruyacağına inanan silahsız yaklaşık üç bin kişi, cenazeyi almak için hastane önünde toplanmaya başlamıştı. Tam da bu esnada TİKP, Devrimci Savaş, Acilciler, Devrimci Halkın Birliği, Halkın Kurtuluşu, Partizan, Emeğin Birliği taraftarı komünist gruplar, Sağlık Okulu ve Yörük Selim Mahallesi’ndeki yüksek evlere konuşlanarak, halkın üzerine otomatik silahlarla ateş açmaya başladılar. Erenler Kahvesi’nden hastanenin kapısına ateş edildiği sırada siperlerinde beklerken ateş altında kalan askerler ise karşılık vermeye başladılar.

Silahlı militanların mütemadiyen ateş açmasıyla ortalık adeta kan gölüne dönmüştür. Açılan bu ateş sırasında 20 kişi öldürülmüştü. Ayrıca Sağlık Okulu’ndan solcu militanların açtığı ateş sonucunda da 25 kişi yaşamını yitirmiştir. 23 Aralık Cumartesi günü hastane önünde ne olduğunu bile anlayamayan 45 masum vatandaş POL-DER kökenli militanlarca öldürüldü. Aynı gün Yeni Mahalle, Namık Kemal, Kara Maraş ve YSE civarında konuşlanan solcular, otomatik silahlarla halkın üzerine ateş açmaya başlamışlardı. Nihayet 25 Aralık’ta Kayseri ve Gaziantep’ten askeri birlikler harekete geçiren iktidar çok geçte olsa şehirdeki kanlı olaylara el koydu

ÜLKÜCÜ DÜŞŞMANI  İÇİŞLERİ BAKAN HASAN FEHMİ GÜNEŞ EMNİYETE GİDEREK  ÖKKEŞ ŞENDİLER’E BASKI YAPMIŞTIR

22 Aralık Cuma günü başlayan Kahramanmaraş Olayları daha iki ay öncesinden böylece haber veriliyordu. Ökkeş Şendiller (Kenger) “Kanlı Oyun Maraş Olaylarının Perde Arkası” kitabında Maraş olaylarını baştan sona anlatıyor.19 Aralık günü Çiçek Sineması’nda “Güneş Ne Zaman Doğacak” adlı filmin gösteriminden sonra başlayan olaylar, daha sonrasında kanlı senaryonun uygulanmasına yol açacaktı. Türkiye’deki bütün sol güçler ve onların yayın organlarının; “Sinemaya bombayı Ökkeş Kenger adlı ÜGD militanı attı. Olayları Ökkeş Kenger başlattı. Kahramanmaraş olaylarının sorumlusu MHP ve ülkücülerdir” suçlamalarına maruz kalan Kahramanmaraş Olaylarının bir numaralı sanığı Ökkeş Şendiller, olayların bütün iç yüzünü “Kahramanmaraş Olaylarının Perde Arkası” adlı kitabında, geniş bir şekilde anlatıyor:

Şendiller, Maraş Olaylarından sonra CHP iktidarı tarafından gözaltına alınıp Ankara’ya getirilmiş ve burada işkenceli sorgulardan geçirilmişti. Şendiller’e işkence yapanlar Pol-Der’li polislerdi. Şendillerin Ankara’daki sorgusuna bir süre CHP’li İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş de katılmıştı.

Şendiller, CHPli bakanın da kendisine psikolojik baskı yaparak Maraş olaylarını MHP ve Ülkücülere yıkılması için kendisine para, diploma ve yurtdışı dâhil cazip teklifler teklif ettiğini belirtiyordu. Ökkeş Şendiller  dönemin ülkücü düşmanı İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş   tarafından sorgulanmış itirafçı olmaya MHP ve Ülkücüler suçlayan suçlu gösteren ifadeleler  vermeye zorlanmıştır.

Ancak Şendiller baskıya boyun eğmemiş doğruları söylemiş  olayları  sol örgütlerin çıkardığını suçsuz ve masum olduğunu söylemiştir Ökkkeş  Şendiller İçişleri  Bakanı Hasan Fehmi Güneş ile bağlantılı Pol- Der adlı çete tarafından işkencelerden geçirilmiştir

KAHRAMANMARAŞ OLAYLARININ ARKASINDA ERMENİ  GARBİS ALTINYAN VAR

Şendiller Yargılandığı davadan beraat etmesine rağmen kasıtlı olarak hala 'Kahramanmaraş olaylarının bir numaralı sanığı' ifadesinin kullanılmasını eleştiren Şendiller yıllar sonra şöyle diyor:

“ Kahramanmaraş olaylarının arkasında Ermeni Garbis Altınyan var. Kahramanmaraş olaylarının tertipçilerinden biri de Devrimci Halkın Birliği Örgütü lideri Ermeni asıllı Garbis Altınoğlu (Altınyan) idi. Adana Sıkıyönetim Komutanlığı 2 Numaralı Askeri Mahkemesi’nde idam cezası aldı.”

Türkiye’deki birtakım olayların perde arkası aydınlanmalıdır. Aleviler kışkırtılıyor. ‘Maraş’ta, Sivas’ta yakıldınız, katledildiniz’ deniliyor. İşkence, katliamlar konusunda benim kadar kimsenin canı yanmadı. Ölen Sünniler var, 7 sünnetsiz ceset var. Bunlar kimdi. O yörede hiçbir vatandaş sünnetsiz olamaz. Bunlar Garbis’in takımı

Bu memlekette hukuk varsa, adalet varsa onun verdiği kararlarla sanıklık ve suçluluk gerçekleşir. 32 yıldan beri aynı mantıkla saldıranlar olayı tertipleyen Devrimci Halkın Birliği Örgütü'nün Garbis Altınoğlu'nu görmüyorlar. İdam cezası alıyorlar masum oluyor. Beraat ediyoruz hala daha hedef gösteriliyoruz. Maraş olayları bir Alevî-Sünnî çatışması değil, Ermeni sol örgütler üzerinden kurgulanmış dış kaynaklı bir provokasyondur.  Alevî vatandaşlarımızla Sünnîlerin bir sorunu yoktu. Dış güçler Maraş provokasyonunu solcular üzerinden kurguladı. Maraş olaylarında 111 kişinin ölmüştür, bunun 50 civarındaki Sünnî kökenli sağ görüşlü vatandaşlarımızdır olaylarda ölen ilk 35 kişinin Sünnî olmasın, provokasyonu kimlerin yaptığını ortaya koymaktadır.

 Olaylar süresinde daha birçok Sünnî öldürüldü. Ama hangi vicdan ölçüsüyle Maraş'ı bir Alevî katliamı olarak niteliyorlar Maraş olaylarını TİKP,  Devrimci Halkın Birliği Halkın Kurtuluşu, Devrimci Savaş Örgütü ve Ermeni militan Garbis Altınoğlu'n kışkırtmıştır, Bunların aldığı cezalar ve olayları sol örgütlerin çıkardığı mahkeme kararları ve belgeler vardır.

 1980 sonrası 6 sol örgüt hakkında davalar açılmış… Başta Ermeni Garbis Altınoğlu olmak üzere yüzlerce militan ceza almış… Adana Sıkıyönetim Mahkemeleri tarafından cezalar verilmiştir. İdam cezası alan bu militanlar 1991 yılında çıkarılan afla tahliye edilmiştir”.

KAHRAMANMARAŞ OLAYLARININ BİR NUMARASI: ERMENİ GARBİS ALTINYAN

Ermeni Garbis Altınyan( Altınooğlu) 1946’da Amasya’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi'nde eğitim gördü. 1960’lı yıllarda sol düşünceyle tanıştı ve gençlik eylemlerine katıldı. 1969 -1971 arasında Aydınlık hareketi içinde yer aldı. Küçük bir çevreyle birlikte Hindistanlı Maoist Çaru Mazumdar’ın görüşlerini

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş