Siyaset

İmamoğlu Casusluk Davasında Sert Savunma: “Devlet Adına Çalışmış Bir İnsandan Casus Çıkar mı?”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkında “siyasal casusluk” suçlamasıyla açılan davada hakim karşısına çıktı.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
3 dk Sesli Dinle 0
İmamoğlu Casusluk Davasında Sert Savunma: “Devlet Adına Çalışmış Bir İnsandan Casus Çıkar mı?”

Habererk / Haber Analiz

Savunmasında iddiaları “absürt” ve “utanç verici” bulan İmamoğlu, “MİT’e müzekkere yazıldı ama cevap yok. İbrahim Kalın niye konuşmuyor? Hüseyin Gün casus mu değil mi? Ekrem İmamoğlu casus mu değil mi? Necati Özkan casus mu değil mi? Merdan Yanardağ casus mu değil mi? Devlet adına çalışmış bir insandan casus çıkar mı? Eğer çıkıyorsa bunu MİT söylesin. Neden tek kelime etmiyorlar?” diyerek tepkisini dile getirdi.

Duruşma, Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde devam ediyor.

Bu savunma, davanın başladığı Mayıs 2026’dan bu yana süren süreçte önemli bir aşamayı oluşturuyor. Dava, İmamoğlu, siyasi danışmanı Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün’ü kapsıyor. İddianameye göre, İBB’ye ilişkin bilgilerin “siyasal ve askeri casusluk” amacıyla sızdırıldığı öne sürülüyor. Sanıklar suçlamaları reddederken, İmamoğlu iddianameyi “ibretlik bir belge” ve “hukuk cinayeti” olarak nitelendirmişti. MİT’ten resmi yanıt gelmemesi ve eski MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın sessizliği, savunmanın odak noktalarından biri haline geldi.

DAVANIN ARKA PLANI VE KRONOLOJİSİ

“Siyasal casusluk” davası, İmamoğlu’nun tutuklu yargılandığı İBB ana davasından ayrı bir süreç olarak ilerliyor. Soruşturma, İBB verilerinin yabancı aktörlere veya siyasi amaçlarla paylaşıldığı iddiasına dayanıyor. İlk duruşmalar Mayıs 2026’da görüldü;

Dava, İmamoğlu’nun diğer yargı süreçleriyle (İBB yolsuzluk davası, diploma davası) çakışıyor. Tutukluluk hali devam ediyor ve sanıklar uzun süredir Silivri’de yargılanıyor. Savcılık, tutukluluğun devamını isterken, savunma tarafı delil yetersizliği ve siyasi motivasyon üzerinde duruyor.

HUKUK, DEMOKRASİ VE YARGILAMA AÇISINDAN ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME

Bu dava, Türkiye’de adil yargılanma hakkı ve hukukun üstünlüğü tartışmalarını bir kez daha ön plana çıkarıyor. “Siyasal casusluk” gibi ağır bir suçlamanın, somut delil yerine iddialar ve yorumlara dayandırılması, hukuk devleti ilkelerine gölge düşürüyor.

MİT gibi kritik bir kurumun soruşturmaya dahil edilmesine rağmen resmi bir yanıt verilmemesi, iddiaların ciddiyetini sorgulatıyor. Bir belediye başkanının ve yakın çevresinin “casusluk”la itham edilmesi, siyasi rekabetin yargı üzerinden yürütüldüğü algısını güçlendiriyor.

Demokrasi açısından bakıldığında, muhalefet liderlerine yönelik böyle süreçler, ifade özgürlüğünü ve siyasi rekabeti daraltıyor. Seçilmiş bir belediye başkanının uzun süre tutuklu yargılanması ve birden fazla davayla karşı karşıya kalması, seçmen iradesine saygı konusunda ciddi soru işaretleri oluşturdu.

Yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanamaması, toplumda güvensizliğe yol açıyor. Benzer davalarda görülen delil tartışmaları ve uzun tutukluluk süreleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma maddesiyle (Madde 6) uyum açısından da eleştiriliyor.

Öte yandan, devlet güvenliği ve milli sırların korunması hassas bir konudur. Ancak bu hassasiyet, keyfi uygulamalara dönüştüğünde hukukun kendisi zarar görür. İmamoğlu’nun “Devlet adına çalışmış bir insandan casus çıkar mı?” sorusu, tam da bu çelişkiye işaret ediyor. Eğer iddialar ciddiyse, MİT’in net bir tavır koyması beklenir; sessizlik ise iddiaların zayıflığını düşündürüyor.

SONRASI VE OLASI GELİŞMELER

Duruşmanın devamında savcılık mütalaası ve diğer sanık savunmaları bekleniyor. Tutukluluğun devamı kararı çıkması halinde itiraz yolları devreye girecek. Dava, İmamoğlu’nun siyasi geleceği açısından da kritik; olası bir mahkumiyet, siyasi yasak getirebilir. Kamuoyu ise süreci yakından takip ediyor; muhalefet “siyasi dava” vurgusu yaparken, iktidar tarafı “hukukun işlemesi” argümanını öne sürüyor.

Bu süreç, Türkiye’de yargının siyasallaşma tartışmalarının bir özeti niteliğinde. Hukuk devleti, demokrasi ve adil yargılama ilkeleri, tüm siyasi tarafların ortak sorumluluğu altındadır. Davanın seyri, yalnızca sanıkların kaderini değil, Türkiye’nin demokratik standartlarını da belirleyecek. Gelişmeler yakından izlenmeye devam edecektir.

Bu Yazıyı Paylaş