Siyaset

İmamoğlu’nun atadığı itirafçı Kültür AŞ Genel Müdür Murat Abbas; Murat Ongun tarafından yapılan Yetki Gasp’ını, kurulan yapıyı, yaşanan yolsuzlukları ve gizli toplantıları mahkeme huzurunda anlattı

Haber Merkezi
29 dk Sesli Dinle 0
İmamoğlu’nun atadığı itirafçı Kültür AŞ Genel Müdür Murat Abbas; Murat Ongun tarafından yapılan Yetki Gasp’ını, kurulan yapıyı, yaşanan yolsuzlukları ve gizli toplantıları mahkeme huzurunda anlattı

Sayın Başkanım, sayın heyet, sayın savcım hepinizi öncelikle saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, sayın heyet, 17 Nisan 2025 tarihinde savcılıkta vermiş olduğum etkin pişmanlık ifademde anlattığım hususları burada da aynen tekrar ediyorum. O tarihte bildiklerimi ve soruşturma sürecinde öğrendiklerimi açık biçimde anlattım. Bugün de aynı beyanlarımın arkasındayım. Savunmama başlamadan önce kendimi ve mesleki geçmişimi kısaca anlatmak isterim. Yaklaşık 25 yıldır kültür, sanat ve müzik sektöründe çalışan profesyonel bir yöneticiyim. Bu süre içerisinde sektörün hem içerik hem de yönetim tarafında farklı görevler üstlendim.

Uzun yıllar Pozitif ve Babylon bünyesinde çalıştım. Konser, festival ve kültür sanat projelerinin geliştirilmesi ve yönetilmesinde görev aldım. Ardından Zorlu Performans Sanatları Merkezi'ne geçtim ve yaklaşık 6 yıl boyunca Zorlu PSM'nin genel müdürlüğünü yaptım. Bu dönemde ekibimle birlikte Zorlu PSM'nin yalnızca İstanbul'un değil, uluslararası ölçekte de bilinen ve takip edilen önemli kültür sanat merkezlerinden biri haline gelmesi için çalıştım. Profesyonel yöneticiliğimin yanı sıra yıllar boyunca çeşitli gazete, dergi ve internet yayınlarında müzik üzerine yazılar yazdım. Farklı radyolarda müzik programları hazırlayıp sundum. Dolayısıyla kültür ve müzik yalnızca çalıştığım bir sektör değil, yaklaşık çeyrek asırlık mesleki hayatımın ana ekseni oldu. Hayatımın hiçbir döneminde kamu alanında çalışmadım. Kamu ve ihale mevzuatına da dolayısıyla hakim değilim. Kasım 2020'de Zorlu Performans Sanatları Merkezi'ndeki genel müdürlük görevinden ayrıldım. Önümde iki seçenek vardı: yurt dışına gitmek ve ülkede kalarak kültür sanat hayatına burada devam etmek.

O zamanki aile şartlarım gereği yurt dışı seçeneği rafa kalktı ve kariyerimde ülkemde devam etmeye karar verdim. 51 yaşında bir genel müdür olarak burada çok fazla kültür sanat alanında çok fazla seçeneğim de yoktu. Önüme iki fırsat çıktı. Birisi İBB Kültür AŞ genel müdürlük pozisyonu, diğeri de Taksim'deki Atatürk Kültür Merkezi'nin genel müdürlük pozisyonuydu. Her iki pozisyon için de resmi başvuru yaptım, ilgili yöneticilerle görüştüm. Zorlu'dayken yaklaşık bir buçuk sene Atatürk Kültür Merkezi'nde dışarıdan fikir yardımlarında bulunmuş, üst düzey isimlerle toplantılara katılmıştım. Dolayısıyla Atatürk Kültür Merkezi başvurum da olumlu karşılandı. Randevu ulaştık. Bunu ilk görüştüğüm taraf olan İBB İnsan Kaynakları'na bildirmiştim. Ama bir gün, yani günlerden birinde karar gazetesinin internet sayfasında Kültür AŞ genel müdürü olduğum haberi çıktı ve dolayısıyla AKM seçeneği doğal olarak elendi. İBB'de farklı kişiler ve birimlerle görüşmeler yaptıktan sonra 16, pardon 14 Aralık 2020'de Kültür AŞ genel müdürü olarak işe başladım. Kültür AŞ Genel Müdürlüğü görevini kabul ettiğimde de buraya az önce sizlere özetini geçtiğim birikim ve deneyimle geldim. Amacım özel sektörde edindiğim kültür sanat yönetimi deneyimini İstanbul'un kültür sanat hayatına aktarmak ve kamu yararına kullanmaktı. Kültür AŞ'de odağım kültür ve sanattı. Ekibimle birlikte İstanbul'un kültür hayatına yeni mekanlar ve yeni içerikler kazandırmaya, var olanları daha görünür ve daha erişilebilir hale getirmeye çalıştık.

Müze Gazhane'den Taksim Sanat'a, İstanbul Kitapçısı'ndan yayıncılık faaliyetlerine, müzelerden sergilere, konserlerden farklı kültür sanat etkinliklerine uzanan geniş bir alanda çalışmalar yürüttük. Bütün bunları özellikle anlatıyorum. Çünkü bu davada benim kim olduğumun ve Kültür AŞ'de hangi amaçla bulunduğumun doğru anlaşılmasını önemsiyorum. Ben Kültür AŞ'ye başka bir amaçla değil, 25 yıllık özel sektör mesleki birikimimi İstanbul'un kültür ve sanat hayatına aktarmak için geldim. Görev sürem boyunca da kendimi siyasi bir aktör olarak değil, profesyonel bir kültür sanat yöneticisi olarak gördüm ve görevimi bu anlayışla yerine getirdim. Hayatım boyunca da herhangi bir siyasi partiye, derneğe, vakfa üye olmuşluğum yoktur. Kültür AŞ'de yaptığım döneme ilişkin birkaç hususun da altını çizmek isterim. 2021-2024 yılları arasında Kültür AŞ'yi yalnızca etkinlik düzenleyen veya müze işleten bir belediye iştiraki olarak görmedik. Müzelerden kültür merkezlerine, İstanbul Kitapçısı'ndan yayıncılığa, harbiye açık havadan festival parklarına, Taksim Sanat'tan Müze Gazhane'ye, fuarcılıktan kitap dükkanlarına kadar çok geniş bir alanda faaliyet gösteren İstanbul'un kültür sanat hayatına hizmet ederken aynı zamanda ticari olarak güçlü ve sürdürülebilir bir şirket yaratmaya çalıştık. Pandemi döneminde çok zor durumda kalan kültür sanat sektörüne destek olduk, binlerce sanatçının yeniden seyirciyle buluşmasına katkı sağladık. Sonraki yıllarda kültür sanat faaliyetlerini İstanbul'un tamamına yaymaya çalıştık. Gençlerin kültür ve sanata ücretsiz erişimini sağlayan Koltuk Senin gibi yeni modeller geliştirdik. Yerebatan Sarnıcı'nın yeniden İstanbul'a kazandırılmasının ardından müzelerimiz milyonlarca ziyaretçiyi ağırladı. İstanbul Kitapçısı'nı 12 noktadan 27 noktaya ulaşan bir kültür haline, kültür alanına dönüştürdük. Taksim Sanat'ı çağdaş sanatın kamusal sergi alanlarından biri haline getirdik.

Müze Gazhane'yi, festival parkları, açık havayı, yüz binlerce ve hatta milyonlarca insanın kültür ve sanatta buluştuğu mekanlar olarak işlettik. Bütün bunları yaparken şirketin mali yapısını da ciddi biçimde büyüttük. 2021 yılında yaklaşık 640 milyon TL olan şirket cirosu 2024 yılında 6.84 milyar TL'ye ulaştı. Vergi öncesi kârımız ise aynı dönemde 8-9 milyondan, yani yaklaşık 9 milyondan 427 milyon 400 bin TL'ye yükseldi. Bu kurumsal ve mali performansın önemli göstergelerinden birisi de Kültür AŞ'nin 2023 yılı performansıyla Fortune 500 Türkiye listesine girmesidir. Kültür AŞ kültür sanat sektöründen bu listeye giren tek şirket oldu ve tarihinde de bir ilkti bu. Dolayısıyla benim genel müdürlük yaptığım dönemin sonunda ortaya çıkan tablo milyonlarca insana kültür hizmeti sunan, aynı zamanda cirosunu ve kârlılığını ciddi biçimde, ciddi ölçüde artırarak Türkiye'nin en büyük 500 şirketi arasına girmiş bir Kültür AŞ'dir. Ben 4 yıl boyunca bu şirketteki görevimi ve sorumluluğumu bu anlayışla yerine getirdim. 19 Mart 2025 tarihinde gözaltına alındım, 23 Mart'ta tutuklanarak cezaevine girdim, 17 Nisan'da etkin pişmanlık ifadesi verdim ve ev hapsi adli tedbiriyle tahliye edildim. Mayıs ayında yani Mayıs 2025'te Kültür AŞ'den istifa ederek emekliye ayrıldım. Sayın Başkan, sayın heyet, iddianamede hakkımda 21 ayrı eylem nedeniyle cezalandırılmam talep edilmektedir. Bu eylemleri tek tek tekrar ederek sayın heyetin vaktini almak istemiyorum. Çünkü hakkımdaki isnatlar esas itibariyle dört ana başlık altında toplanmaktadır.

Reklam alanlarına ilişkin işler, kültürel etkinliklerin alt yüklenici ihaleleri, organizasyon ve tanıtıma ilişkin ihaleler ve dijital deneyim müzesi. Bu dört başlığa geçmeden önce hakkımdaki eylemlerin tamamı açısından temel gördüğüm bir hususu açıklamak istiyorum. Kültür AŞ genel müdürü olarak görev yaptığım süre boyunca çok sayıda evrakta imzam bulunmaktadır. Genel müdür olarak görev ve yetkim gereği attığım imzaların sorumluluğunun da farkındayım. Ancak bu imzaların hangi kurumsal sürecin sonunda atıldığının da dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Kültür AŞ'de bir satın alma veya ihale işlemi genel müdürün bir firmayı belirleyip önüne gelen belgeyi imzalaması şeklinde yürüyen bir süreç değildi. Bir satın alma işlemi ihtiyacın ortaya çıkmasından başlayarak teknik şartnamenin ve yaklaşık maliyetin hazırlanması, tekliflerin alınması, değerlendirilmesi, mali ve hukuki kontrollerin yapılması gibi yedi ayrı aşamadan, sekiz ayrı aşamadan geçerek sonuçlanıyordu. Bu aşamalar farklı görev ve sorumluluklara sahip birimler ve yöneticiler tarafından yürütülüyordu. Süreç içerisinde ilgili müdürlükler, ihale ve satın alma, mali işler ve Kültür AŞ Hukuk birimi kendi görev alanları çerçevesinde yer alıyordu.

Ayrıca her türlü sözleşme ve ilgili evrak İBB iştirakler hukuk biriminin inceleme ve onayından geçiyordu. Genel müdür imzası ise bu sürecin başında değil bu aşamalar ve kurumsal kontroller tamamlandıktan sonra gelen nihai onay aşamalarından birisiydi. Dört yıllık, dört yılı aşkın genel müdürlük görevim boyunca hiçbir ihale komisyonunda görev almadım ve hiçbir ihale komisyonu toplantısına da fiilen katılmadım. Dolayısıyla tekliflerin değerlendirilmesi ve ihale kararlarının oluşturulması süreçlerinde fiilen yer almadım. Benim bir belgede imzamın bulunması o işlemin hazırlık aşamalarını benim yürüttüğüm, teklif verecek firmaları benim belirlediğim, yaklaşık maliyeti benim oluşturduğum veya tekliflerin nasıl meydana geldiğini bildiğim anlamına gelmemektedir. Bir şirket yöneticisinin bu kurumsal aşamalardan ve kontrol mekanizmalarından geçerek önüne gelen bir işlemi yetkisi gereği onaylaması ile o işlemin arka planında bulunduğu iddia edilen muvazaayı bilerek bir suça iştirak etmesi aynı şey değildir. Benim açımdan bu davadaki temel mesele budur. Hakkımdaki eylemlerde genel müdür sıfatıyla attığım imzalar bulunmaktadır. Buna karşılık benim hangi firmayı belirlediğime, hangi firmayı yan teklif vermeye yönlendirdiğime, hangi fiyatı belirlediğime veya değiştirdiğime, yaklaşık maliyete müdahale ettiğime, bir işin belirli bir firmaya verilmesi yönünde talimat verdiğime ya da kazanan ve yan teklif veren firmaların önceden belirlendiğini bildiğime ilişkin şahsıma özgü somut bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca bu aşamada şu önemli konunun da altını çizmek isterim.

Kültür AŞ istisnasız her sene Sayıştay'ın aylar süren çok detaylı incelemelerinden ve denetimlerinden geçmektedir. 2020-2023 arasındaki dört senelik zaman dilimini alan ve uzun süreler süren denetimler neticesinde çok kısıtlı sayıda ve hemen hemen çoğu diğer iştiraklerde de bulunan hayati derecede önemli denemeyecek bulgular tespit edilmiştir. Bunların çoğuyla da ilgili alınabilecek tüm aksiyonlar alınmış ve bunlar Sayıştay'a raporlanmıştır. Az önce de belirttiğim üzere yedi sekiz aşamadan ve ilgili yöneticilerin onayıyla birlikte hukuk birimlerinden de geçen imza dosyaları önüme geldiğinde bu imzaları Sayıştay güvencesiyle de attım. Bu vesileyle de çok kısaca Kültür AŞ'deki hangi birimler, kimlere direkt bağlı ve rapor veriyor onları da çok kısaca özetlemek isterim. Doğan Hamit Doğruer. Kendisine direkt bağlı departmanlar, bölümler; mali işler, ihale, satın alma, ihale hak ediş, ticaret müdürlüğü, bunun altındaki reklam alanları, reklam alanları saha kontrol, İstanbul kitapçıları, idari işler, bakım onarım, güvenlik. Erdinç Çolak. Mekan müdürlüğü, müzeler müdürlüğü, teknik bakım, onarım inşaat, bilgi teknolojileri, gişe ve biletleme operasyonları, onur aldı, proje geliştirme ve marka işbirlikleri, kurumsal satış ve sponsorluk, bütçe ve raporlama, proje yazılım müdürlüğü, Avrasya gösteri ve sanat merkezi, kültürel etkinlikler, etkinlik programlama, kültürel mekanlar şefliği, yazılı ve dijital yayınlar şefliği.

Genel müdüre direkt bağlı departmanlar insan kaynakları, arşiv, eğitim, kalite, pazarlama, kurumsal iletişim, hukuk müşavirliği ve organizasyon şemasında gözüken plan ve organizasyon müdürlüğü. Kültür AŞ organizasyon şemasında direkt genel müdüre bağlı gözüken ve Barış Kılıç idaresindeki plan ve organizasyon departmanı organik ve fiili olarak Murat Ongun'un başında bulunduğu iletişim koordinatörlüğü muhtesinde bulunmaktadır. Borugrularının ve resmi evraklarının Kültür AŞ üzerinde bulunması sadece kağıt üzerinde bir gösterimdir. Ofisleri de üst düzeydeki iletişim koordinatörlüğündedir.

Kültür AŞ genel müdürü olarak benim bu departmanın yönetiminde idari bir tasarrufum yoktur. Departman müdürü Barış Kılıç ile de doğal olarak aramda yönetsel bir bağ yoktur. Reklam alanlarına ilişkin işler. Reklam alanlarının işletilmesi benim mesleki uzmanlık alanım değildi. Bununla birlikte reklam, mekanlar, kültürel etkinlikten yüklenicilerinin ihaleleri gibi başlıklarda kamu ve idare mevzuatına hakim birisi olmadığımın da altını bir kez daha çizmek isterim. Göreve başladıktan kısa süre sonra reklam işlerinin operasyonel yönetiminde bulunmak istemediğimi, reklam alanlarıyla ilgili yeni işlerin Kültür AŞ'de değil Media AŞ tarafından üstlenmesi talebimi açıkça ifade ettim. Bu konuyla birlikte ortaya çıkan farklı konulardaki rahatsızlıklarım sebebiyle de işe başladıktan kısa bir süre sonra istifa e-postamı Yiğit Oğuz Duman, Ertan Yıldız ve Murat Ongun beylere gönderdim. Yapılan görüşmeler sonucunda görünme devam ettim. Ancak kültür ve sanat faaliyetlerine yoğunlaşmak istediğimi de bir kez daha açıkça belirttim. Bundan sonraki dönemde reklam alanlarının stratejik yönetimi benim görev alanımda değildi. Bu alan Murat Ongun bey tarafından yönetiliyordu.

Kültür AŞ içerisindeki ihale, satın alma, mali ve evraksal süreçleri ise profesyonel birimlerin ve bu alanlardan sorumlu ilgili üst yöneticiler tarafından yürütülüyordu. Genel müdür olarak bu süreçlerin sonunda önüme gelen belgelerde gerekli imza ve onayları veriyordum. Ancak şunu tekrardan tekrar etmek isterim. Teklif verecek firmaları asla ben belirlemedim, teklifleri ben organize etmedim. Firmaların hangi bedelleri teklif edeceğini ben belirlemedim. Bu süreçlere dahil olmadığım gibi bilgim de yoktu. Bu işlemlerde teklif veren firmaların kendi aralarında muvazaalı hareket ettiklerini veya kazanan ve yan teklif veren firmaların önceden belirlendiğini bilmiyordum. Soruşturmanın başlamasından sonra 9 Mart tarihinde yapılan toplantının ardından Doğan Hamit Doğruer'den bildiklerini bana anlatmasını istedim aynı gün içinde. İhalelerde kazanan ve yan teklif veren firmaların önceden belirlendiğine ilişkin ayrıntıları bu süreçte öğrendim. Bu noktada 17 Nisan 2025'te savcılıkta verdiğim ifadeye geçiyorum 9 Mart toplantısı ile ilgili. İBB'ye yönelik işbu soruşturmada yapılan 19 Mart operasyonu öncesi 9 Mart'ta Kültür AŞ'de İBB tarafından bir avukatın yönetiminde koordinasyonunda bir toplantı düzenlendi. Ben 8 Mart günü yurt dışındaydım. O zamanlar Kültür AŞ'nin bağlı bulunduğu grup yöneticisi Banu Saraçlar tarafından telefonla arandım ve burada bir hareketlilik var, yarın Kültür AŞ ofiste toplanıyoruz mesajıyla ülkeye döndüm gece sabahleyin de Kültür AŞ'ye gittim. Bu toplantıda belediyeye yönelik bir operasyon olabileceği, bu operasyonun olması ihtimaline binaen herkesin ağız birliği yapması gerektiği, Murat Ongun, Fatih Keleş, Ertan Yıldız gibi isimler, isimli kişiler hakkında sorular sorulduğunda herkesin aynı minvalde cevap vermesi ve aynı doğrultuda savunma verilmesi yönünde konuşmalar yapıldı. Murat Ongun ve Ertan Yıldız ise başkan danışmanı olarak Fatih Keleş ise İBB spor başkanı ve meclis üyesi olarak bildiğimizi söylememizi bunun dışında bu kişilerle ilgili herhangi bir bilgiye sahip olmadığımızı söylememiz istendi. Bu toplantıda Kültür AŞ yöneticileri sabahki toplantıda Banu Hanım ve İBB tarafındaki avukat vardı. Akşamleyin bir detaylı daha toplantı yapıldı.

Bu toplantıda isimlerini verdikleri avukatlara vekalet çıkarmamızı söylediler. Ben de bana ismi verilen avukata vekaletnameyi çıkardım. Emniyet aşamasında verdiğim ifadede ve adliyedeki sorgumda bu avukat görev aldı. Dosya kapsamında bulunan belediye çalışanları olan diğer şüphelilerin avukatları bu toplantıda belirlendi. Bu soruşturma dosyası ortaya çıktıktan sonra 9 Mart'ta bahsettiğim toplantının akşamında olayın da ciddiyetini anladığımdan genel müdür yardımcım olan Doğan Hamit Doğruer'e bildiklerini anlatmasını istediğimde bu bahsi geçen usulsüz ihaleler iş alımlarını bizzat Murat Ongun'un yönettiğini kendisinin ve Kaan Sürmegöz'ün ve ihalelerin Murat Ongun'un talimatlarına göre organize ettiğini, ihaleleri kimin kazanacağını ve kimin yan teklif vereceğinin önceden belirlenerek ihale hazırlığı yapıldığını yine dosyada yer alan usulsüz ecrimsil tahsillerinin ve reklam izninin verilmesi için açıktan istenen paralara ilişkin imzalanan muvazaalı sözleşmeler, grafik tasarım bedeli, drone konulu vesaire hususunda tevdi raporunda yer alan hususların doğru olduğunu, yasa dışı usulle aykırı iş ve işlemlerin yapıldığını bana bizzat kendisi anlattı. Evet, kültürel etkinlikler ve tanıtım organizasyon materyallerine ilişkin alt ihaleler.

Bu başlık bakımından önemli bir ayrım yapılması gerektiğini düşünüyorum. Kültür ve sanat benim mesleki çalışma alanımdır. Bu nedenle Kültür AŞ'nin kendi gerçekleştirdiği kültür ve sanat faaliyetlerinden haberdar olmadığımı söylemem hem hayatın olağan akışına hem de gerçeklere aykırı olur. Kültür AŞ'nin kendi geliştirdiği kültür projelerini, etkinlikleri ve programları elbette biliyordum ve bunların içerik yönetiminde de görev alıyordum. Ancak bir kültür sanat faaliyetinin içeriğini bilmek veya yönetmek ile o faaliyete ilişkin satın alma ve alt ihale süreçlerini yönetmek birbirinden farklı görevlerdir. Üstelik iddianamede yer alan büyük bütçeli milli bayramlar, özel gün organizasyonları ve bazı büyük etkinliklerin önemli bölümünde içerikleri belirleyen, prodüksiyon kapsamlarını oluşturan ve buna bağlı bütçeleri belirleyen kurum Kültür AŞ değildi. Bu tip işler iletişim koordinatörlüğü, İBB Kültür Dairesi Başkanlığı ve ilgili diğer İBB birimleri tarafından planlanıyor. Etkinliğin içeriği, kapsamı ve prodüksiyon ihtiyaçları bu birimler tarafından belirlenerek Kültür AŞ'ye iletiliyordu.

Kültür AŞ ise kendine iletilen bu işlerin gerçekleştirilmesine yönelik süreçleri yürütüyordu. Çok özür dilerim başkanım. Dolayısıyla burada birbirinden farklı hususların birbirine karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bir etkinliğin yapılacağını bilmek başka bir şeydir. O etkinliğin kültürel içeriğini veya ihtiyaçlarını bilmek başka bir şeydir. Bu ihtiyaçların satın alınması sırasında hangi tedarikçilerin davet edildiğini, hangi firmaların yan teklif verdiğini, yaklaşık maliyetin nasıl oluşturulduğunu, hangi firmanın hangi bedelle işi aldığını veya tekliflerin gerçekte muvazaalı olup olmadığını bilmek ise bambaşka bir şeydir. Genel müdür olarak şirketin bütün faaliyetlerinin genel yönetiminden elbette sorumluydum.

Ancak satın alma ve ihale süreçlerinin operasyonel yürütülmesi benim tarafımdan yapılmıyordu. Hangi firmalardan teklif alınacağı, yaklaşık maliyetin hazırlanması, tekliflerin toplanması ve değerlendirilmesi gibi satın alma sürecinin teknik ve operasyonel aşamaları şirketin bu konuda görevli profesyonel birimleri ve yöneticileri tarafından yürütülüyordu. Benim rolüm ise bu kurumsal süreçlerin sonunda görev ve yetki çerçevesinde gerekli yönetici onayını vermekte. Bu işlemler tamamlandıktan sonra ve gerekli kurumsal kontrollerden geçtikten sonra genel müdür olarak önüme gelen belgelerde imzam bulunmaktadır. Ancak bu eylemler bakımından benim bir tedarikçi belirlediğime, yan teklifçi seçtiğime, yaklaşık maliyet veya fiyat üzerinde manipülasyon yaptığıma, herhangi bir firmaya iş verilmesi yönünde talimat verdiğime veya tekliflerin gerçekte muvazaalı olduğunu bildiğime ilişkin şahsıma özgü somut bir delil bulunmamaktadır. Bir etkinliğin yapılacağını bilmem, hatta bazı durumlarda çoğunlukla Kültür AŞ'nin küçük bütçeli işlerinde o etkinliğin kültürel içeriğini yönetmem, o etkinlik için gerçekleştirilen satın alma işlemlerinin arka planında bulunduğu iddia edilen muvazaayı bildiğime gelmez. Kültür ve sanat alanındaki görev ve sorumluluğumun bu faaliyetlerin arkasındaki her satın alma işleminin bütün ayrıntılarını bildiğim ve yönettiğim şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Şimdi bunların dışında daha farklı bir başlığa geliyorum. Dijital Deneyim Müzesi.

Dijital Deneyim Müzesi bakımından durum biraz daha farklıdır ve bu nedenle bu konuyu ayrıca açıklamak istiyorum. Dijital Deneyim Müzesi benim geliştirdiğim veya Kültür AŞ'nin başlattığı bir proje asla değildir. Proje 2023 yılının sonlarına doğru yerel seçim süreci öncesinde İletişim Koordinatörlüğü tarafından başlatılmış ve belirli bir aşamaya geldikten sonra tamamlanması amacıyla Kültür AŞ'nin sorumluluğuna devredilmiş bir projedir. Önümüzde yaklaşık dört, dört buçuk aylık bu ölçekte bir projenin tamamlanması açısından son derece sınırlı bir takvim bulunuyordu. Projenin yerel seçimlerden önce tamamlanması bekleniyordu ve bu konuda ciddi bir baskı vardı. Tam da bu noktada müzenin içerik sağlayıcısı Tuce firmasının ortaklarından Cem Çelik Bey'in duruşmadaki ifadesine gelmek istiyorum. Kendi anlatımıyla projenin nasıl başladığı şöyledir: 2023 yılı 2023 başlarında Miami'deki bir mapping müzesinin açılışı için çalışıyordum.

Kültür AŞ'den Onur aldı beni aradı. Şerefe Sarayı ve Panorama 1453 müzesine benzer bir proje bulunduğunu, işin acil olduğunu ve İstanbul'a gelerek teklif vermemi istediklerini söyledi. Bunun üzerine Miami'deki iş ortaklarımı bırakarak İstanbul'a geldim. Beyoğlu'ndaki Tuce'deki iletişim koordinatörlüğünde yapılan ilk toplantıda Murat Ongun, Onur Aldı, Barış Kılıç, isimlerini hatırlamadığım başka kişiler ve kendi ekibim bulunuyordu. Görüşmede mevcut etkinlik çadırının içinin yıkılarak dijital müzeye dönüştürülmek istendiği ve projenin yaklaşan seçime kadar yetiştirilmesi gerektiği anlatıldı. Benden önce başka firmalarla da görüşüldüğünü, ancak bu firmaların hazır filmlerinin bulunmadığını ve yeni bir film hazırlanmasının yaklaşık altı ay sürebileceğini söylediler. Ben de Miami'de açmayı planladığımız müze için hazırlattığım Nikola Tesla konulu mapping filminin hazır olduğunu, uygun koşullar sağlanırsa yeni bir film hazırlanana kadar bu filmi burada gösterebileceğimi söyledim. Birkaç gün sonra Onur Aldı beni arayarak toplantı ve film gösterimi istedi. Ben de etkinlik çadırının projesi gösterilirse filmin gösterime ve dijital müzeye uygun üç boyutlu yerleşim çalışması hazırlayabileceğimizi söyledim. Sayın Başkanım, sayın heyet, Cem Çelik'in duruşma ifadesiyle Tuce'den önce başka firmalarla da önceden görüşmeler yapıldığını bu vesileyle öğrenmiş bulundum. Cem Çelik'in ifadesinde anlattığı bu şeylerle benim pişmanlık ifademde anlattığım müzenin başlangıç süreci neredeyse birebir aynıdır. Ben bu projeyi ilk kez Ekrem Bey'e iletişim koordinatörlüğünde yapılan sunumla birlikte görmüş oldum. Bu müze ile ilgili iştirakler başkanı Ertan Yıldız da kendi ifadesinde somut bilgim bu müze Murat Ongun'un yerel seçimler projesidir şeklinde bir ifadesi vardı. Genel müdür olarak benim sorumluluğum, şirketimize devredilmiş olan bu projenin bu sınırlı süre içerisinde tamamlanmasını sağlamaktı. Bu nedenle projeyi ve projenin ilerleyişini elbette takip ettim.

İlgili yöneticilerimle projenin teknik ve idari ilerleyişi hakkında görüşmeler yaptım. Bunu özellikle açıkça ifade etmek istiyorum. Ben Dijital Deneyim Müzesi'nden bu aşamadan sonra haberdar olmadığımı veya projeyi takip etmediğimi elbette söylemiyorum. Ama Cem Çelik Bey'in iddia ettiği gibi sürekli saha gezileri de yapmadım. Müzenin açılışından üç beş gün önce bir ya da iki kez ziyaret ettim sadece. Hatta bu benim müzeye ilgisizliğim ve memnuniyetsizliğim olarak yorumlandı, konuşuldu. Bu arada şu hususun altını bir kez daha çizmek isterim. Bir projenin tamamlanmasını genel müdür olarak takip etmek ile o projenin satın alma süreçlerinin teknik ve operasyonel aşamalarını bizzat yürütmek birbirinden farklıdır. Dijital Deneyim Müzesi kapsamında dört ayrı satın alma ihalesi gerçekleştirilmiştir. Bu dört ihalenin üçünde ise benim imzam bulunmamaktadır. Söz konusu işlemler yetkili Kültür AŞ yöneticileri tarafından vekâleten imzalanmıştır. Bunu herhangi bir çalışma arkadaşımı sorumlu göstermek amacıyla değil projenin genel yönetimi ile ilgili şirketin satın alma süreçlerindeki görev ve yetki dağılımını açıklamak amacıyla belirtiyorum. Projede görev alan alt yüklenicileri ve tedarikçileri ben belirlemedim. Zaten tanıdığım insanlar da değil; hiçbirisini tanımıyorum. Hangi firmaların teklif vereceğini, hangi firmanın hangi işi alacağını veya firmaların teklif bedellerini ben belirlemedim.

Dolayısıyla benim projeyi takip etmiş olmam veya ilgili yöneticilerimle projenin teknik ve idari ilerleyişi konusunda görüşmüş olmam son derece doğaldır. Ancak bu durum tedarikçilerin seçimine, tekliflerin oluşturulmasına veya fiyatların belirlenmesine katıldığım anlamına gelmemektedir. Şimdi bu noktada izninizle yine savcılık ifademe geçiyorum. Burada altını çizmek istediğim birkaç tane not var. Bu müzenin yapılması aşamasında bizzat Murat Olmuk ve Ertan Yıldız tarafından 10 milyon lira seçim desteği olarak, sonrasında Ertan Yıldız tarafından Zeytinburnu CHP Belediye Başkan adayına destek için 2 milyon lira, 1 milyon 250 bin lira da seçim çalışmasına çıkan çalışanlara yemek desteği adı altında paraların Tuce firmasından talep edilerek alındığı bana söylendi. Fakat bu paranın kim tarafından taşındığı ve kime verildiğine ilişkin bir bilgim yoktur. İletişim koordinatörlüğü tarafından Tuce isimli firma tarafından harcandığı iddia edilen 7 milyon TL havalandırma ve çatı, 8 milyon TL iletişim koordinatörlüğünün camı, 22 milyon TL işçilik, 6 milyon TL Kahraman Yeşilyurt isimli şahsa ödenen paralar gayr resmi bir şekilde bütçeye dahil edilmiştir. Bunlardan 22 milyon işçilik ve 7 milyon TL havalandırma ve çatıdan haberdardım.

Bunlar olmadan müzenin tamamlanması mümkün olmadığı için tabii ki mantıklı geldi ve tamam dedim. Diğer kalemlerden haberdar değildim. Projenin ilerleyen dönemlerinde bazı harcamalar konusunda soru işaretleri oluşmuştur. Az önce bahsettiğim şeylerden bahsediyorum başkanım. Bu soru işaretlerini görmezden gelmek veya üzerini örtmek yerine konunun incelenmesi yönünde hareket ettim. 2024 sene sonuna doğru İBB teftiş kuruluyla görüşerek münasip bir dille Dijital Deneyim Müzesi'nin sözleşmesinin fesih işlemleriyle birlikte her yönüyle denetimden geçmesi konusunda bir görüşme gerçekleştirdik ve resmi bir dilekçe gönderdim. Ocak 2025'te İBB teftiş kurulundan gelen üst yazıyı Kültür AŞ yöneticisi Erdinç Çolak şu WhatsApp mesajıyla bana bildirdi: Murat Bey böyle bir evrak geldi bize. Sizin talebinizle teftiş kurulu bizim hakkımızda soruşturma başlatmış gözüküyor. Bu noktada teftiş kurulundan gelen yazının tarihini bir daha tekrar ediyorum, 28 Ocak 2025 ve konu denetim ve inceleme yapılması hususu. Söz konusu Dijital Deneyim Müzesi, hepsini okumayacağım.

Sonra sizlere teslim ederiz zaten bunları. Söz konusu Dijital Deneyim Müzesi işbirliği kapsamında yürütülen işlemlerin tüm yönleriyle incelenerek ve idarece alınacak tedbirlerin belirlenmesi açısından konunun araştırılması hususu Başkanlık makamının şu şu tarihli, şu sayılı olurunda belirtildi. Teftiş Kurulu Başkanlığının 27 Ocak tarihli sırrı numaraları var sayılı yazılarıyla konunun müfettişince incelenmesi ve araştırılması istenilmiştir diyor. Bu aşamada bir de yine Tuce'nin ortaklarından Cem Çelik'in ifadesinde belirttiği ben kimseyi tehdit etmedim, şantaj yapmadım diye notları vardı. Orada da şunu okumak istiyorum. 16.12.2024 tarihinde teftiş kurulu başkanı Abbas Bey'e yolladığım mesajda Tuce bize 3 farklı ihtarname gönderdi noter üzerinden. Diğer ikisi bizce problemsiz ama bu ihtarnamede aynen okuyorum özür dilerim, saçma sapan asılsız iddialar var. Erdinç Çe de telefonda şantajda bulunmuş. Tüm Türkiye sizi konuşacak, elimde birçok kayıt var vesaire diye bir şey var, not var. Ayrıca yine bir başka not Abbas Bey'e yollamışım İBB teftiş başkanı.

Bir de dün Dijital Deneyim Müzesi şerefiye Panorama'daki iş ortağımız Tuce dün akşam bizim genel müdür yardımcımız Erdinç Çe şu şekilde yine özür dilerim saçma sapan bir ihtarname metni gönderip yarın saat 11'e kadar müzelerden çıkışımızla ilgili resmi yazı göndermez ve paramızı göndermezseniz bunu mahkemeye göndereceğim. Sonra da Atilla'yı, Sayıştay'ın denetmenini kastediyor. Sonra da Atilla'yı arayıp her şeyi anlatıp hepinizi yakacağım şantajında bulundu. Yine özür dilerim orada şey demişim. Adam tamamen kontrolden çıkmış, delirmiş durumda demişim. Sonra 13 Mart 2025 tarihinde yine Tuce firmasının ortağı Cem Çelik, dili itibariyle biraz daha düzgünce bir mesaj atmış ama yine de içeriği okumak istiyorum sizlere Sayın Başkanım. Biraz önce avukatımız ile toplantı yaptık. Sonucunda ortak düşüncemiz oyalandığımız ve bu işi çözümsüzlüğe doğru getirdiğiniz oldu. Benden arabulucu süreci dahil bugüne kadar Banu Hanım, Banu Saraçları kastediyor Banu Hanım dahil herkesle yaptığım görüşmelere ilişkin cep telefonumdan mesaj, görüşme ve randevu görüşmelerine kadar her şeyin ekran fotoğraf çıktılarıyla görüşme adres, yer ve bilgilerini aldı.

Sizin yaptıklarınız ve verdiğiniz sözleri sürekli değiştirmeniz nedeniyle Çarşamba gününe kadar hazırlıklar yapılacak. Sizlerle vardığımız anlaşma neticesi ödemeyi kabul ve davet ettiğiniz yasal alacak hakkımız olan ödemenin yapılmaması halinde geri dönüşsüz şekilde Perşembe günü dava, savcılık şikayeti, Sayıştay ve İçişleri Bakanlığı müracaatlarının yapılması kararını aldık diye Cem Çelik'in de bir mesajı var. Sayın Başkan, Sayın heyet burada atladığım bazı hususlar varsa da hepsi etkin pişmanlık ifademde var. Sorularınızla tabii ki onları da açabiliriz. Sayın Başkan, Sayın heyet hakkımdaki 21 eyleme bu 4 başlık altında bakıldığında ortak bir nokta, ortak bir tablo oluştuğunu düşünüyorum. Kültür AŞ genel müdürü olarak görevimin gereği çok sayıda belgeye imza attım. Yöneticilik sorumluluğundan kaçmıyorum. Ancak yöneticilik sorumluluğuyla bir suçun işlendiğini bilerek ve isteyerek o suça iştirak etmek birbirinden farklı şeylerdir. Hakkımdaki eylemler içerisinde benim bir firmayı seçtiğime, yan teklifi belirlediğime, teklif veya fiyat oluşturduğuma, yaklaşık maliyette müdahale ettiğime veya bir firmaya iş verilmesi yönünde talimat verdiğime ilişkin şahsıma yönelik somut bir delil bulunmamaktadır. Benim hakkımdaki dosyada bulunan temel maddi olgu Kültür A.Ş. genel müdürü olarak attığım imzalardır. Ancak bir imzanın varlığı ile suç kastinin varlığı aynı şey değildir. Üstelik bu imzalar tek başına ve sürecin başında atılmış imzalar değildir. Öncesinde farklı birimlerin görev aldığı, mali ve hukuki kontrolden yapıldığı, yedi sekiz aşamadan oluşan kurumsal bir süreç bulunmaktadır. Her türlü sözleşme ve ilgili evrak ayrıca İBB iştirakler hukuk biriminin inceleme ve onayından geçmektedir. Bir yöneticinin sonunda önüne gelen bir işlemi imzalaması ile o işlemin arkasında bulunduğu iddia edilen hileli mekanizmayı bilerek ve isteyerek bu mekanizmaya iştirak etmesi birbirinden ayrılmalıdır. Bugün itibariyle öğrendiklerimle işlemlerin gerçekleştirildiği tarihlerde bildiklerimin birbirine karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Özellikle soruşturma sürecinde öğrendiğim bilgilerin geçmişte bu işlemlere imza attığım tarihlerde de tarafımdan bilindiği varsayılamaz. Bu nedenle hakkımdaki suçlamalar bakımından cevaplanması gereken soru belgelerde imzamın bulunup bulunmadığı değildir. Asıl soru iddia edilen hileli mekanizmayı işlemlerin gerçekleştirildiği tarihlerde bilip bilmediğim ve bu mekanizmaya bilerek ve isteyerek iştirak edip etmediğimdir. Kesinlikle etmedim. Hiçbir firmayı kayırmak veya herhangi bir kişiye haksız kazanç sağlamak amacıyla hareket etmedim. İddia edilen hileli organizasyonun bir parçası olmadım. Dolayısıyla hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. Sayın Başkan, Sayın Heyet. Son olarak şahsi durumuma ilişkin bir hususu da ifade etmek istiyorum. Ev hapsimin 18. ayına girdim. Bu süre boyunca hakkımdaki tüm adli kontrol yükümlülüklerine eksiksiz bir şekilde uydum. Uzun süredir devam eden bu tedbir, doğal olarak hem günlük hayatımı hem de mesleki hayatımı sürdürebilme imkânımı ciddi biçimde sınırlandırmıştır. Hayatımı sürdürebilmek ve geçimimi sağlayabilmek için yeniden çalışmak zorundayım. 28 yıldır Beşiktaş'ta aynı mahallede kirada yaşayan ve çalışma hayatıyla geçimini sağlayan bir insanım. Herhangi bir taşınmazım ya da taşınırım yok, hayatımda da olmadı. Bunu bir mağduriyet anlatısı olarak oluşturmak amacıyla değil, hayatımı yeniden sürdürebilmek bakımından ifade ediyorum.

Bu nedenlerle hakkımdaki suçlamalardan beraatimi ve ev hapsi başlamak üzere hakkımda uygulanmakta olan adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verilmesini saygıyla sizlere sunuyorum. Teşekkür ederim.

Mahkeme başkanı: 17/04/2025 ifadenizin aynen tekrar ettiğinizi beyan ettiğiniz.

Murat Abbas: Doğrudur başkanım.

Duruşma savcısı: Murat Bey, ifadenizde ihale ve işe alım süreçlerinin tamamen Murat Ongun talimatıyla Doğan Hamit Doğruer ve Kaan Sürmegöz üzerinden yapılmıştır şeklinde beyanınız var. Doğru mu bu?

Murat Abbas: Doğrudur. Ama bunu ifademde de belirttiğim üzere 9 Mart'taki toplantıda öğrendim Doğan Hamit Doğruer'den.

Duruşma savcısı: Bu 9 Mart'taki avukat toplantısı kapalı açık toplantı mıydı?

Murat Abbas: Kapalı toplantıydı.

Duruşma savcısı: Tamam. Kimler katıldı toplantıya, kimler vardı?

Murat Abbas: Kültür AŞ'nin bağlı olduğu grubun başkanı Banu Saraçlar vardı. İBB tarafından Yiğit Bey vardı ama soyadını o zaman da unuttum, şimdi de unuttum. O vardı. Bizim Kültür AŞ'nin hukuk müşaviri Esra Hanım vardı galiba. Onu yüzde yüz hatırlamıyorum. Üç tane de üst yöneticimiz, yani Kültür AŞ'nin üst yöneticisi Doğan Hamit Doğruer, Onur Aldı ve Erdinç Çolak vardı. Bu sabahki yapılan toplantıydı. Akşamki yapılan toplantı daha kalabalık şekilde gerçekleşti. Bu sefer müdürler ve bazı şefler de katıldılar ve bu kişilere atanan ilgili avukatlar katıldılar.

Duruşma savcısı: Avukatlar toplantıya katıldı mı o akşamki toplantıya?

Murat Abbas: Akşamki toplantıya…

Duruşma savcısı: Bu toplantı kimin başkanlığı yapıldı? Yiğit diye bir avukattan bahsetmişsiniz.

Murat Abbas: Akşamki toplantı aslında şey, bizim Kültür AŞ'nin bağlı olduğu Banu Saraçlar vardı. Yani başkanlık diye bir şey yoktu aslında bu şeyde toplantıda. Diğer avukatlar da şimdi şöyle yalan olmasın, yine o sabahki avukat vardı ama avukatlarla müdürlerle şefler ayrı mı görüştüler? O toplantıda hepsi var mıydı ondan emin değilim ama bu akşam hepsi Kültür AŞ'de vardı.

Duruşma savcısı: Toplantıya sizi kim davet etti? Hani kim çağırdı?

Murat Abbas: Yine şey, Banu Hanım sabahki toplantıda olduğu gibi.

Duruşma savcısı: Bu ifadenizde şeyden bahsetmişsiniz. Kültür AŞ olarak net hatırlamıyorum ama 9-10 milyon TL harcı şirkete verildi. Bu televizyon kanallarına reklam üzerinden herhalde. Bu konu nedir?

Murat Abbas: Savcım o konu şöyle, bir saniye ben onu da bulayım.

Duruşma savcısı: Bu usul daha önceki senelerde olmamış şekilde beyanınız var.

Murat Abbas: Evet, doğru. Bu 2024 belediye seçimleri öncesi, tam tarihi hatırlamamakla birlikte ama Ocak veya Şubat olması lazım. Ertan Yıldız yönetiminde iştiraklerin başkanı Ertan Yıldız tarafından tüm iştirak genel müdürlerinin katıldığı ve bu toplantıda şirket başına, şirketlerin maliye durumuna ilişkin olarak 9-10 milyon lira ya da bazı şirketlerin durumu iyi değilse 5 milyon liraya kadar kendi faaliyetlerini tanıtan reklamlar verilmesi konusunda talimat verildi diyebilirim.

Duruşma savcısı: Kurumlara reklamla ilişkin doğru mu? Onun haricinde bir...

Murat Abbas: Reklam, reklam. Bunlar reklam. Biz de bu şirketlere, yani reklam şirketlerine bu bütçeleri verip kendi faaliyet alanlarımızı tanıttık.

Duruşma savcısı: Bu Ramazan kartı meselesi var yine iddianamede sıkça geçiyor.

Murat Abbas: Ramazan kartı hikayesi şöyle, her dini bayramdan önce bizim bağlı olduğumuz şeyler vardı. Az önce de bahsettiğim gibi iştirak şirketlerinin grupları vardı. O grup başkanları tarafından şirketlere hedefler verilirdi. Şirketler de çalıştıkları alt yüklenicilerden bu market kartlarını toplarlardı. Ama benim o zamanki bilgim, yani başka bir şey var mı bunun arkasında bilmiyorum. Biz fakir ailelere bayram öncesi yardım kartı olarak toplandı. Ben de kendi yöneticilerime bunu bu şekilde talep ediyordum. Onlar da alt yüklenicilerden bunları talep ediyorlardı. Sonra bu market kartları toplanıp grup başkanlarına, iştiraklerdeki o grup başkanlarına iletiliyordu sayın savcım.

Duruşma savcısı: Tamam. Sizin grup başkanınız kimdi?

Murat Abbas: İki tane grup başkanıyla çalıştım. Bir tanesi Ziya Gökmen Togay'dı galiba soyadı. En son da çalıştığım da Banu Saraçlar'dı.

Duruşma savcısı: Peki bahsi geçen kartları kime teslim ettiniz o süreçte?

Murat Abbas: Yani onunla ilgili Doğan Hamit Doğruer daha çok ilgileniyordu. O da bu kartları o grup başkanlarına iletiyordu. Yani ben kendi gözümle görmedim hiçbir zaman.

Duruşma savcısı: Yine bu Tuce firmasından bahsettiniz ya. Yaptıkları işler, 22 milyon TL işçilik, 6 milyon TL havalandırma şeklinde, Kahraman Yeşilyurt’a verilen paralar vesaire. Bunları gayri resmi olarak bütçeye dahil edilmiş şeklinde beyanınız var. Bütçeye nasıl dahil oldu bunlar? Bu Tuce firması bu işi yaptığı zaman herhangi bir sözleşmesi veya bir elinde belgesi var mıydı?

Murat Abbas: Yani bu işin eylemin kendisiyle sözleşme aslında şey gitti, paralel gitti. Yani bu kadar süre zarfında zaten bu müzenin yapılması imkansızdı. Hem ihalesinin tamamlanması hem sözleşmenin yapılması eş zamanlı gitti. Ama ifademde de belirttiğim gibi benim bunlardan önceden bildiğim 22 milyon lira işçilik, 7 milyon lira da havalandırma ve çatı.

Duruşma savcısı: Bu bütçeye mesela nasıl dahil oldu? Gayri resmi bir şekilde dahil olmuş demişsiniz ya.

Murat Abbas: Tamam, onu da şöyle açıklayayım savcım. Bu ihalenin yapılış şekli aslında az önce de belirttim. Yani ben anladığım işler değil bunlar. Hem Kültür AŞ hukuk ve ihale birimleri hem de iştirakler hukuk birimleriyle bu ihalelerin şu şekilde yapılması gerektiği söylendi. O da yanlış hatırlamıyorsam, şimdi dediğim gibi çok hakim değilim ama mal satın alımıyla, mal satın alımıyla ilgili yapıldı. Hatta Sayıştay'ın eleştirilerinden bir tanesi de buydu. Doğal olarak bu maliyetler o malların birim fiyatlarındaki yükseltmelerle yedirilmiş oldu. Ama dediğim gibi bunun benden sadece 22 milyon lira işçilik ve 7 milyon lira havalandırma ve cam. Bunlar da olmadan bu müzelerin yapılmayacağını bildiğim için bunlara okey verdim. Ama diğerlerini sonradan öğrendim. Saydığım kalemleri.

Duruşma savcısı: Yine bu ifadenizde Murat Ongun’un ofisine gittiğimde bir gün Erdinç Çolak tarafından verilen 38 milyon TL'lik açık konusunda bana Murat Ongun'un alt yüklenicilere hallettiririz şeklinde raporda bir sorun olmaz şeklinde söylemde bulun dersiniz. Bu 38 milyon TL açık neyle ilgili?

Murat Abbas: Şöyle açıklayayım sayın savcım onu da. Günün sonunda Sayıştay denetmeni Atilla Bey burada bu fiyatların yüksek olduğunu, işte miktarların fazla olduğunu vesaire vesaire söylediğinde ben de bir çalışma yaptırdım Erdinç Çolak'a. Dedim ki bu aradaki fark ne kadar? Yani bu bütçeye yedirilen fark ne kadar? Kendisi de kalem kalem kalem bir fark çıkardı. Yani olması gerekenle olan. 38 milyon liralık bir fark çıktı. Ben de aylar boyu defalarca hem bizim grup başkanımız hem Ertan Yıldız hem Murat Ongun Bey bunlarla defalarca bu görüşmeleri yaptım. Şöyle bir şey istedim. Yani 38 milyon lirayı bu aradaki farkı...

Duruşma savcısı: Dijital deneyim müzesi de girdi…

Murat Abbas: Doğru ondan bahsediyorum sayın savcım. Bu parayı alt yükleniciler iade etsinler Kültür AŞ'ye ve bu zarar da bu şekilde ortadan kalksın. Bunun bir görüşmelerini yaptım. 38 milyon lira da bu. Bunlarla ilgili tabii ki şeye gittiğimde…

Duruşma savcısı: Bu teklif sizden mi gitti yoksa Murat Bey'den mi geldi alt yükleniciler iade yapsın şeklinde?

Murat Abbas: Şöyle, ben dediğim gibi bu işlerin nasıl yapıldığını bilmem. Sadece 38 milyon liralık bir fark var. Bunu nasıl çözebiliriz diye. Yani çeşitli kişilerden yardım istedim.

Duruşma savcısı: Bunun cevabını bahsettiğiniz alt yükleniciler iade yapsın şeklinde bir çözüm ortaya çıkıyor ya. Çözüm ortaya kim koydu?

Murat Abbas: Onu şu anda çok net hatırlamıyorum ama Murat Bey’in söylediği biz bunu alt yüklenicilerle hallederizdi. Doğal olarak herhalde kendisinden gelmiş olsa gerek böyle bir şey, böyle bir teklif. Yoksa dedim yani ben bu işlerden...

Duruşma savcısı: Bu sonra halloldu mu?

Murat Abbas: Hallolmadı.

Duruşma savcısı: Bu Sayıştay raporuyla ilgili bir süreç var. Orada Murat Ongun’la tekrardan görüşmüşsünüz galiba. Muhittin Palazoğlu'nu size yönlendirmiş.

Murat Abbas: Doğru.

Duruşma savcısı: Murat Bey ile Muhittin Palazoğlu arasında nasıl bir ilişki vardı?

Murat Abbas: Onu bilemiyorum Sayın Savcım. Ama o süreci de kısaca anlatmak isterim. Yani bu şeyde yine savcılıkta verdiğim ifadede ilk önce şöyle oldu, oraya nasıl geldik. Tuce firmasının ortağı Cem Çelik, Ben bu işi hallederim. Yani işte Sayıştay raporuyla ilgili bahsediyor. Top bende dedi. Bir şeyler yaptı, etti vesaire ama olmadı. O daha da ters tepti. Hatta Sayıştay denetmeni sonra bilirkişileri çağırdı. Yanlış hatırlamıyorsam Kasım ayında geldiler onlar. Bilirkişiler raporlarını yazdı. Sonrasında ben işte Murat Bey'i ziyaret ettim Murat Ongun'u. Dedi ki şey Muhittin Palazoğlu diye bir tanıdığımız var. Kendisi sana yardımcı olur. Bu yüzden aralarındaki ilişkiyi bilmiyorum. Sonra Murat şey pardon Muhittin Palazoğlu benim ofisime geldi, Kültür AŞ'ye, Zeytinburnu Topkapı'ya. Ben mevzunun ne olduğunu anlattım. O da tamam ben hallederim dedi. Bir hafta sonra tekrardan aradığımda o konu çözüldü, halloldu dedi. Ama hallolan bir şey olmadı zaten.

Duruşma savcısı: Yine bu ifadenizde bahsettiğiniz bir husus var. Görevin ilk beş ayı içerisindeyken Murat Ongun tarafından tarafıma bazı reklam şirketleri, mecralarıyla ilgili işlerin belli firma vermesiyle alakalı söylemleri ve talimatı oldu şeklinde. Bu nasıl bir süreç ve talimattı?

Murat Abbas: Şöyle Sayın Savcım. İlk başladığım aylarda zaten Murat Bey'le bu reklam mevzuları üzerine konuşmaya başladık. Sonra kendisinden bazı yönlendirmeler oldu bazı işlerle ilgili. İşte yine ifademde belirttiğim gibi o Ali Tarakçı'nın bir işi vardı. Murat Kapki'nin sahip olduğu firmanın Kadıköy'deki alanıyla ilgili bir şey vardı. Orada yalnız ben Murat Kapki'nin şeyini okudum, ifadesini okudum. Şöyle bir şey vardı orada buradaki ifadesinde. Tam tersine benim elimdeki alanlar alındı diyor. Ama benim net olarak hatırladığım şey şu. Evet Murat Bey, Murat Kapki'yle ilgili beni aradı. Kendisine yardımcı olalım tarzında. Hatta Murat Bey de şeye geldi ofise geldi. Bu konuyu görüştük. Ben de her zaman olduğu gibi aslında kendisine bu işlerin olması gerektiği gibi. O zamanlar hukuk müşavirimiz kimdi hatırlamıyorum. O bunu bu şekilde yapamayız deyince kendisine bildirdim. Daha da ayrıntılı bir şey söylemeyeceğim.

Bu Yazıyı Paylaş