Siyaset

İYİ Parti Lideri Dervişoğlu’ndan AKP'ye 'Terörsüz Türkiye Süreci' tepkisi

İYİ Parti Lideri Dervişoğlu, İsrail ve İran'ın politikalarını eleştirerek Türkiye'nin milli egemenlik doktrinine bağlı kalması gerektiğini belirtti. İç politikada vatandaşlık sorununa ve ikinci sınıf vatandaş muamelesine dikkat çekti.
DHA
DHA
3 dk Sesli Dinle 0
İYİ Parti Lideri Dervişoğlu’ndan AKP'ye 'Terörsüz Türkiye Süreci' tepkisi

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin dış politikası ve iç sorunlarına dair önemli açıklamalarda bulundu.

Dervişoğlu, "Ne İsrail'in saldırganlığına teslim oluruz ne İran'ın radikal istikrarsızlık siyasetini güzelleriz. Ne de içeride bu büyük yangını iktidar hesabına çevirmek isteyenlere sessiz kalırız," diyerek Türkiye'nin coğrafyasında ayakta kalabilmesinin yolunun milli egemenlik doktrinini eğip bükmeden uygulamaktan geçtiğini vurguladı.

TERÖR SÜRECİ VE EKONOMİK KAYIPLAR ELEŞTİRİLDİ

Dervişoğlu, 'Terörsüz Türkiye' sürecini eleştirerek, Türkiye'nin doğu ve güneydoğu bölgesinin ekonomik potansiyelinin, ihanet ortaklarının sözleri ve eylemleri nedeniyle tam olarak kullanılamadığını belirtti.

Gerçekçi yaklaşımlarla önemli bir ekonomik kaynak üretilebileceğini ancak terörist aklıyla başlatılan süreçlerin bu potansiyeli yok ettiğini söyledi.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin uluslararası ticaret açısından fırsatlar sunduğunu, sınır kapılarında serbest bölgeler, gümrük ve lojistik merkezleri kurulabileceğini, demir yolu ağının zenginleştirilebileceğini ifade etti.

GAP'ın tamamlanması yerine uğraşılan işlerin Kürtlere vasi tayin etmek ve teröristbaşına statü aramak olduğunu savundu.

Tarım ve hayvancılığın bilinçli olarak bitirildiğini, yem, gübre, mazot ve tohum fiyatları ile vergilerle üretimin engellendiğini belirtti.

Entegre tesislerle markalar çıkarılabilecekken, bir teröristten nasıl marka yaratılabileceğiyle uğraşıldığını dile getirdi.

VATANDAŞLIK SORUNU VE İKİNCİ SINIF MUAMELESİ

Dervişoğlu, 24 yıllık iktidarları boyunca iki kez 'büyük proje' denilerek milletin önüne konulanların, ülkede bir vatandaşlık sorunu yarattığını iddia etti.

Cumhuriyet mefhumuna düşmanlık güdenlerin yol açtığı bir yurttaşlık sorunu, yani Türk sorunu olduğunu söyledi.

Türkiye'de kimseye özel bir sorun üretilmediğini ancak herkesin önemli ve ortak bir sorunu olduğunu, kendilerini eşit hissetmediklerini, ikinci sınıf hissettiklerini vurguladı.

AKP'li veya Cumhur İttifakı'na biat etmeyenlerin, adaletsizliğe ve istibdata itiraz edenlerin ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğünü belirtti. Bu durumun çözümünün sandıkta ve parlamenter sistemin yeniden inşasında olduğunu ifade etti.

ULUSLARARASI GERİLİM VE TÜRKİYE'NİN ROLÜ

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarına değinen Dervişoğlu, Türkiye'nin bir NATO üyesi olarak, ABD ve İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayan politikalarına mesafeli durması gerektiğini, aynı şekilde İran'ın radikal ve ulus aşırı istikrarsızlık siyasetine de aynı mesafeyle yaklaşması gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin görevinin bu yangının tarafı olmak değil, kendi evine sıçramasını engellemek olduğunu vurguladı.

Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği yolun bu olduğunu belirterek, Türkiye'nin İran savaşına askeri açıdan müdahil olmaması, taraflarla ilişkisini uluslararası anlaşmalar çerçevesinde yürütmesi gerektiğini ifade etti.

İran'ın bir iç savaşa sürüklenmesinin engellenmesi gerektiğini, zira iç savaşın doğuracağı göç dalgası, terör tehdidi ve sınır aşan istikrarsızlığın en fazla Türkiye'ye zarar vereceğini kaydetti. Böyle bir durumda ulus aşırı Kürt milliyetçiliğine karşı içeride tedbir alınması, Öcalan ile sürdürülen ihanet sürecine son verilmesi ve ulus kimliğini aşındıracak her adımın askıya alınması gerektiğini savundu.

Türkiye'nin kendi iç cephesini zayıflatarak dışarıdaki dalgalara direnemeyeceğini, toplumsal bütünlüğün tahkimi için yargı bağımsızlığı ve parlamenter sistem konusunda irade ortaya konulması gerektiğini, Türkiye'nin hukuk devleti kimliğine geri dönmesi gerektiğini belirtti. Çünkü içeride adaleti zayıf bir ülkenin dışarıda güçlü bir duruş sergilemesinin mümkün olmadığını söyledi.

Ortaya çıkabilecek küresel ekonomik sorunlara karşı Türkiye'nin, güvenli bir üretim ve turizm ülkesi olduğunu vurgulaması, son yıllarda kaybedilen Avrupa pazarlarını yeniden kazanmak için gerekli yönelimi ortaya koyması gerektiğini ekledi.

Türkiye'nin savaşın coğrafi yakınlığından zarar gören değil, istikrar kapasitesiyle öne çıkan bir ülke olmak zorunda olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin ihtiyacının propaganda ablukası değil berrak bir milli duruş, hanedan hesapları değil Cumhuriyet vakarı olduğunu söyleyerek sözlerini tamamladı.

Bu Yazıyı Paylaş