Kültür Sanat

Londra’da Bir Işık: Ayşen Can’ın Maviye Yolculuğu

Zamanın akışını, suyun hafızasını ve insan ruhunun kırılgan ama dirençli döngülerini tuvalde yeniden var eden bir sanatçı…
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
6 dk Sesli Dinle 0
Londra’da Bir Işık: Ayşen Can’ın Maviye Yolculuğu

Ayşen Can, modern sanatın disiplinler arası evreninde kendi sembolik dilini kuran; sezgiyi estetikle, içsel yolculuğu evrensel metaforlarla buluşturan özgün bir anlatıcı.

Sanatında suyu bir hafıza, daireyi bir döngü, zinciri ise kimi zaman bir sınır kimi zaman özgürlüğe açılan bir kırılma olarak yorumlayan Ayşen Can, eserlerini yalnızca görsel bir deneyim değil; izleyiciyi kendi iç âlemine doğru çağıran derin bir sessiz yolculuk olarak inşa ediyor. Londra’dan New York’a uzanan uluslararası serüveni ise, bu içsel ritmin dünya sahnesindeki yankısı niteliğinde.

Sanatçının bu kez Londra’da açılan sergisi “Maviye Yolculuk”, yıllardır içinde büyüyen arayışın, duyarlılığın ve ruhsal dönüşümün görünür hâle geldiği özel bir durak… 2025 yılında The Longevity Show – Conference & Network kapsamında, 12 Aralık’ta DASDAS BOX’ta sanatseverlerle buluşan bu sergi, Ayşen Can’ın hem estetik hem de düşünsel dünyasında yeni bir eşik açıyor.

Mavinin sonsuzluğuna, derinliğine ve iyileştirici gücüne uzanan bu yolculuk; sanatçının kendi varoluşuna tuttuğu benzersiz bir ışık olduğu kadar, izleyici için de içsel bir keşif alanı sunuyor.

Bu röportaj, Ayşen Can’ın sanat felsefesine, çalışma yöntemlerine, “Maviye Yolculuk” sergisinin ardındaki duygulara ve Londra’da açtığı bu yeni sayfanın ona ne ifade ettiğine dair samimi bir kapı aralıyor. Her soruda, hem kendi içinden hem de dünyadan bir parça görünür oluyor.

Savaş Erman: Sanatsal kimliğiniz hangi felsefeye yaslanıyor?

Ayşen Can: Sanatımı besleyen şey; insanın içsel döngüsü, hayatın görünmeyen ritmi ve zamanın bıraktığı titreşimdir. Her sembol—çember, su, zincir ya da yön çizgileri—insanın kendisine doğru yaptığı yolculuğun işaretidir. Sanatsal kimliğimin temelinde varoluşun döngüselliği ve insanın kendi içindeki okyanusu keşfetme arzusu bulunur.

Savaş Erman: Kendinizi anlatıcı mı, gözlemci mi, yoksa dönüştürücü bir güç olarak mı görüyorsunuz?

Ayşen Can: Kendimi daha çok dönüştürücü bir köprü olarak hissediyorum. Gördüğüm, duyduğum ya da içimde biriken duygular tuvale geçerken bambaşka bir enerjiye dönüşüyor. Anlatıcıyla gözlemci arasındaki çizgide, duyguyu yeniden şekillendiren bir alan açıyorum.

Savaş Erman: Sanatın toplumsal bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz?

Ayşen Can: Kesinlikle. Sanat bazen söylenmeyeni söyleme cesareti taşır. Eserlerimdeki su ve çember metaforları, insanların kendi döngülerini fark etmesine ve içsel iyileşme arzusuna dokunan sembolik çağrılar olarak ortaya çıkıyor.

Savaş Erman: Su, daire, zincir ve zaman sembolleri sizin hayatınızda ne ifade ediyor?

Ayşen Can: Su hafızayı ve arınmayı, daire yaşamın sonsuz döngüsünü, zincir sınırların kırılmasını ya da bazen bağı temsil ediyor. Zaman ise geçmiş, şimdi ve geleceği aynı yüzeyde buluşturan görünmez bir katman.

Savaş Erman: Renkleri seçerken nasıl bir yöntem izliyorsunuz?

Ayşen Can: Renkler benim için sezgisel bir pusula. Mavi derinlik ve hafızanın, kırmızı ise suyun altındaki gizli enerjinin simgesidir. Renk, duyguyla birlikte ortaya çıkar.

Savaş Erman: Eserlerinizde zaman algısı neden bu kadar güçlü?

Ayşen Can: Zamanın doğrusal değil, döngüsel olduğunu düşünüyorum. Bir resmi yaparken bazen çocukluğumdan bir sahne beliriyor, bazen geleceğe dair bir duygu. Aslında geçmiş–şimdi–gelecek aynı ışığın farklı yansımaları gibi.

Savaş Erman: Eserlerinizde gizli katmanlar olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar neyi ifade ediyor?

Ayşen Can: Her tablonun altında görünmeyen bir ruh vardır. Bu bazen silinmiş bir figür, bazen eski bir harita, bazen de sezgisel bir dokusal yazı olur. Resmin derinliği o katmanlarla oluşur.

Savaş Erman: Bir eserin tamamlandığını nasıl anlıyorsunuz?

Ayşen Can: Bir “kilitlenme anı” vardır. Görüntüden çok enerji tamamlanır. Tablo artık benden bir şey istemediğinde bittiğini hissederim.

Savaş Erman: Teknolojiyle ilişkiniz nasıl?

Ayşen Can: Teknolojiyi yeni bir tuval olarak görüyorum. Dijital sanat ve yapay zekâya açığım; ancak kendi ruhumdan çıkmamış hiçbir üretimi eserim olarak tanımlamam. Teknoloji benim için bir yardımcı akıl.

Savaş Erman: Sanat yaşam kalitesini artırır mı?

Ayşen Can: Sanat, insanın iç ritmini yavaşlatır ve düşünceyi derinleştirir. Uzun yaşam yalnızca bedensel değil; ruhun genişlemesiyle ilgilidir ve sanat bu genişlemeyi sağlar.

Savaş Erman: Londra’daki serginizi nasıl kurguladınız?

Ayşen Can: Sergiyi bir yolculuk gibi tasarladım. İzleyici önce suyun yüzeyine davet oluyor, ardından döngülerin içine giriyor ve sonunda içsel bir ışıkla karşılaşıyor. Hedefim sessiz ama güçlü bir akış yaratmaktı.

Savaş Erman: Bu süreçte sizi en çok zorlayan an neydi?

Ayşen Can: Uluslararası bir sergi “başarmalıyım” baskısı yaratıyor. O baskıyı kırıp yeniden özgürce üretmeye başladığım an benim için dönüm noktası oldu.

Savaş Erman: Londra’nın kültürel çeşitliliği eserlerinizin yorumunu nasıl etkiliyor?

Ayşen Can: Sembolik dilim kültürden bağımsız bir yapıya sahip. Ancak her kültür kendi duygusunu yüklüyor ve eserler gittiği her ülkede yeniden doğuyor.

Savaş Erman: Bu sergi kariyerinizde bir geçiş noktası mı?

Ayşen Can: Evet. Daha deneysel ve daha özgür bir döneme adım atıyorum. Bu sergi yeni bir başlangıç.

Savaş Erman: Uluslararası görünürlük için nasıl bir strateji izliyorsunuz?

Ayşen Can: Disiplinli portfolyo, doğru küratörlerle ilişkiler, fuarlara zamanında katılım ve en önemlisi istikrar. Ağ kurmanın yanında kendi sesine sadık kalmak da kritik.

Savaş Erman: Eserlerinizde manevi ve maddi değer dengesi nasıl kuruluyor?

Ayşen Can: Her eser benim için bir hafıza. Maddi değer ise o hafızanın dünyadaki karşılığı. Piyasa sanatımı yönlendirmez ama değer görmek motive eder.

Savaş Erman: Türk sanatının global konumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ayşen Can: Coğrafyamız çok güçlü semboller barındırıyor fakat uluslararası görünürlükte daha cesur stratejilere ihtiyacımız var.

Savaş Erman: Kadın sanatçı olmak uluslararası arenada size nasıl yansıyor?

Ayşen Can: Bazen avantaj, bazen de görünmez bir mücadele. Ama iyi eser her sınırı aşar; sanatın cinsiyeti yoktur.

Savaş Erman: Sanatınız duygusal hafızadan ne kadar besleniyor?

Ayşen Can: Resimlerimde çocukluğumun deniz kokusu, gençliğimin yalnız yürüyüşleri ve hayatın içimde bıraktığı kırılmalar vardır. Resim, benim için arınma ve yeniden doğma sürecidir.

Savaş Erman: İzleyici sizin hikâyenizi mi okumalı, yoksa kendi hikâyesini mi?

Ayşen Can: Her resmin bir hikâyesi olur; fakat izleyici kendi duygusunu kattığında eser yeniden doğar. O özgürlüğü izleyiciye bırakırım.

Savaş Erman: Yeni uluslararası projeleriniz var mı?

Ayşen Can: Evet. Londra’dan sonra Avrupa’da iki şehir ve Amerika’da bir kurumla görüşmeler sürüyor. “Zaman ve Su” temalı dolaşan bir sergi planlıyorum.

Savaş Erman: Bir sonraki büyük temanız ne olabilir?

Ayşen Can: Şu sıralar ışığın hafızası beni düşündürüyor. Suyun altındaki kırılmalar, gökyüzündeki titreşimler… Daha deneysel ışık çalışmaları gündemimde.

Savaş Erman: Sanatınızın uzun vadede nasıl evrilmesini öngörüyorsunuz?

Ayşen Can: Daha soyut, daha kavramsal ve dijitalle analoğun birleştiği hibrit bir yön… Ama duygusal derinlik daima merkezde kalacak.

Savaş Erman: Londra’daki izleyici sergiden hangi duyguyla ayrılmalı?

Ayşen Can: Sessiz bir dinginlikle… İçsel yolculuğuna dair küçük bir kıvılcımla… Ve zamanın sadece geçen bir şey değil, içimizde yaşayan bir döngü olduğunu hissederek.

Bakmadan Geçme

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş