Siyaset

Namık Kemal Zeybek’e Bir Vefa Borcum Var

Namık Kemal Zeybek; siyasetten bürokrasiye, cezaevinden bakanlığa uzanan hayatında ülkücü kimliğini ve dava arkadaşlarını unutmadı.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
4 dk Sesli Dinle 2
Namık Kemal Zeybek’e Bir Vefa Borcum Var


Bazı insanlar vardır; yaşarken günah defterlerini kapatırlar.

Benim için Namık Kemal Zeybek böyle bir insandır.

Elbette hepimiz gibi onun da siyasi hayatında tartışılabilecek kararları, bugün geriye dönüp baktığımızda farklı değerlendirebileceğimiz sözleri ve tercihleri olmuştur. Bunları bulup çıkarmak isteyen mutlaka çıkarır.

Ama hayat dediğimiz şey, insanın birkaç cümlesinden veya birkaç siyasi tercihinden ibaret değildir.

Bir ömrün terazisi vardır.

O terazinin bir kefesine hataları, diğer kefesine milleti, devleti, ülküsü ve Türk dünyası için yaptıklarını koyarsanız Namık Kemal Zeybek’in hangi tarafta durduğunu görmek için fazla düşünmeye gerek kalmaz.

Ben bir ülkücü olarak Namık Kemal Zeybek’e vefa borcumuz olduğunu düşünüyorum.

Fakat onu yalnızca bir “vefa borcu” üzerinden anlatmak da Zeybek’e yapılabilecek başka bir vefasızlık olur.

Çünkü karşımızda sıradan bir siyasetçi yoktur.

Gençlik yıllarında Türk milliyetçiliği mücadelesinin içinde yer almış, CKMP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı yapmış; Anadolu’nun farklı bölgelerinde yaklaşık on yıl kaymakam olarak devletine hizmet etmiş bir isimden söz ediyoruz.

Gün Sazak’ın Gümrük ve Tekel Bakanlığı döneminde müsteşarlık görevinde bulundu.

Sonra 12 Eylül geldi.

Türkiye’nin üzerinden bir silindir gibi geçen 12 Eylül, ülkücü hareketi de cezaevleriyle, mahkemelerle, idam talepleriyle tanıştırdı.

Namık Kemal Zeybek de MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda yargılandı, Mamak Askerî Cezaevi’nde kaldı.

Yani ülkücülüğü sıcak salonlarda öğrenmedi.

Bedelini ödedi.

Sonra hayat onu yeniden devlet görevlerine ve siyasete taşıdı.

1987’de ANAP’tan İstanbul Milletvekili seçildi. Ardından Kültür Bakanlığı yaptı.

Benim hafızamda ise o yıllardan kalan çok önemli bir Namık Kemal Zeybek vardır:

Makam sahibi olduğunda geçmişini unutmayan adam…

Cezaevinden çıkıp devletin bakanlık makamına oturduğunda, hapishanelerde bıraktığı dava arkadaşlarını unutmayan bir ülkücü.

O dönemde cezaevlerinde kalan ülkücülerin şartlarının düzeltilmesi, askerî cezaevi döneminin baskılarının geride bırakılması konusunda gösterdiği hassasiyet, bizim kuşağın hafızasında ayrıca yer tutar.

Çünkü vefa tam da burada belli olur.

İnsanların çoğu düştüğünde arkadaşlarını hatırlar.

Asıl mesele yükseldiğinde hatırlamaktır.

Makam sahibi olduğunuzda eski arkadaşlarınız telefonunuza ulaşabiliyor mu?

Bir zamanlar aynı koğuşun havasını soluduğunuz insanların derdi sizin derdiniz olmaya devam ediyor mu?

Namık Kemal Zeybek’in benim dünyamdaki karşılığını biraz da bunlar belirlemiştir.

Ama onun hizmetleri bununla da sınırlı değildir.

Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle Türk dünyasının kapılarının Türkiye’ye yeniden açıldığı tarihi dönemde, Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerin geliştirilmesinde önemli sorumluluklar üstlendi.

Kültür Bakanlığı dönemindeki çalışmalarından Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığına kadar Türk dünyası meselesini devlet politikalarının önemli başlıklarından biri hâline getirmek için çalıştı.

Daha da önemlisi, Kazakistan’da kurulan Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nin Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanlığı görevini üstlendi.

Bugün Türk dünyası üzerine konuşmak kolaydır.

Televizyonlarda “Türk dünyası” demek kolaydır.

Sosyal medyada Turan haritası paylaşmak daha da kolaydır.

Ama Sovyetler Birliği yeni dağılmışken Orta Asya’nın yollarına düşmek, Türkiye ile yeni bağımsız Türk Cumhuriyetleri arasında kültür ve eğitim köprüleri kurmaya çalışmak başka bir şeydir.

Namık Kemal Zeybek bunu yapan kuşağın önemli isimlerinden biridir.

Üstelik yalnızca siyasetçi değildir.

Yazmıştır.

Okumuştur.

Düşünmüştür.

Türk milliyetçiliğini sadece sloganlarla değil; kültür, tarih, eğitim ve fikir üzerinden anlatmaya çalışmıştır.

Türk Olmak, Millî Kültür Meselemiz, Ahmet Yesevi Yolu ve Hikmetleri, Bilgi Çağında Türkçülüğün Esasları gibi eserlerin isimlerine bakmak bile onun zihninin hangi meselelerle meşgul olduğunu göstermeye yeter.

Bugün 80 yaşını aşmış olmasına rağmen hâlâ düşünüyor, yazıyor, konuşuyor ve Türkiye’nin meselelerine çözüm arıyor.

Üstelik kenara çekilip geçmişin hatıralarıyla yaşayanlardan da olmadı.

ATA Parti’yi kurarak yeniden siyasi sorumluluk aldı.

Bu tercihine katılırsınız veya katılmazsınız.

Partisinin siyasi geleceğini başarılı veya başarısız bulabilirsiniz.

Bunların hepsi siyasetin tartışma alanıdır.

Fakat seksenini aşmış bir insanın hâlâ “Bu ülke için ne yapabilirim?” diye düşünmesini küçümseyemezsiniz.

Ben siyasette insanların son söyledikleri cümleye bakarak bütün geçmişlerini çöpe atmayı doğru bulmuyorum.

Hele ülkücüler açısından bunu hiç doğru bulmuyorum.

Çünkü ülkücülük biraz da hafızadır.

Vefadır.

Bedel ödeyeni unutmamaktır.

Dün sizinle aynı davanın çilesini çekmiş insanları bugün birkaç siyasi görüş ayrılığı yüzünden düşman ilan etmek ülkücülük değildir.

Namık Kemal Zeybek’i eleştirebilirsiniz.

Benim de katılmadığım düşünceleri, siyasi tercihleri elbette vardır.

Fakat eleştiri başka şeydir, bir insanın koskoca ömrünü yok saymak başka şey.

Kaymakamlığından müsteşarlığına, Mamak’tan Meclis’e, Kültür Bakanlığı’ndan Türk dünyasına, Ahmet Yesevi Üniversitesi’nden bugün hâlâ devam ettirdiği fikir mücadelesine kadar uzanan bir ömürden söz ediyoruz.

Ömrünün önemli bölümünü bir ülküye adamış bir insanın hakkını teslim etmek için aynı partide bulunmak gerekmez.

Aynı siyasi tercihlere sahip olmak da gerekmez.

Vicdan sahibi olmak yeterlidir.

Ben kendi adıma Namık Kemal Zeybek’e olan vefa borcumu ifade etmek istedim.

Çünkü insanlar öldükten sonra arkalarından güzel söz söylemek kolaydır.

Asıl vefa, insan hayattayken hakkını teslim edebilmektir.

Sayın Namık Kemal Zeybek’e Allah’tan sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum.

Türk milletine ve Türk dünyasına verdiği hizmetler için de bir ülkücü olarak teşekkür ediyorum.

Ve genç arkadaşlara küçük bir hatırlatmada bulunuyorum:

Bugünün siyasi tartışmalarının gürültüsüne kapılıp dünün mücadelelerini ve o mücadelelerde bedel ödeyen insanları unutmayın.

Çünkü hafızasını kaybeden hareketler, bir süre sonra istikametlerini de kaybederler.

Vefa sadece geçmişi hatırlamak değildir; hak edene, hayattayken hakkını teslim edebilmektir.

Bakmadan Geçme

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Gürkan Özensoy

    Öncelikle eline sağlık,kalemine sağlık herşeyden önemlisi bütün hayatı içindeki baktığın pozitif tarafları ile ilgili değerlendirmelerine sağlık,Ülkücü camianın nefsi ile hareket etmeyip hakıyle karşısındakine hakkını teslim etmesi budur işte davaya toplu iğne deliği katkı sağlayan kardan Allah razı olsun,bölmeye çalışanları da ıslah eylesin saygıdeğer üstedım

  • ADSIZ

    Oktan keleşe devamlı başbuğ dedirten zavallı kişi Başbuğda ekmek kalmayınca Özala kaçan çıkarcı evrene biat edenler ülkücü olamaz Rabi ismsilde ona benziyor

Bu Yazıyı Paylaş