Turan Dünyası

Savaş Erman Özel Röportaj: Bozkırın Hafızasından Türk Dünyasının Geleceğine

Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği Genel Sekreteri Cemal Akkuş, Yörük kültürünün tarihsel köklerini, günümüzdeki meselelerini ve Türk dünyasının ortak geleceğine dair yürüttükleri stratejik çalışmaları anlattı.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
17 dk Sesli Dinle 0
Savaş Erman Özel Röportaj: Bozkırın Hafızasından Türk Dünyasının Geleceğine

Türk milletinin tarih sahnesindeki büyük yürüyüşünde Yörük Türkmenler, yalnızca bir kültürün değil; bağımsızlık ruhunun, törenin ve millî hafızanın da taşıyıcısı olmuştur. Bozkırdan Anadolu'ya, Balkanlar'dan Türkistan'a uzanan bu köklü miras, bugün Türk dünyasının ortak geleceğine ışık tutmaya devam ediyor.
Peki, bu büyük mirası gelecek nesillere nasıl taşıyacağız? Türk dünyasında kültürel birlik, ortak kimlik ve güçlü bir gelecek nasıl inşa edilecek?
Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği Genel Sekreteri Cemal Akkuş ile Yörük Türkmen kültüründen millî kimliğe, ortak alfabe çalışmalarından Türk dünyasının birlik idealine kadar pek çok önemli meseleyi konuştuk.
Çünkü mesele yalnızca geçmişe sahip çıkmak değil, o geçmişin ruhuyla geleceği inşa edebilmektir.


Savaş Erman: Öncelikle sizi kendi anlatımınızla tanımak isteriz. Cemal Akkuş’un hayatında Yörük Türkmen kültürünün ve Türk dünyası çalışmalarının nasıl bir yeri var? Sizi bu alanda çalışmaya yönelten ne oldu?
Cemal Akkuş:
1968 yılında Ardahan'ın Hanak ilçesinde doğdum. Anne tarafım da baba tarafımda kafkas asıllı Türk topluluklarından. Çocukluğumun önemli bir kısmı Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde geçti. Orta okul ve liseyi Sivas - Yıldızeli Pamukpınar Öğretmen Lisesi’de devlet parasız yatılı olarak okudum. Üniversite eğiytimimi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde, Yüksek Lisasn eğitimi ise Marmara Üniversitesi Siyasl Bilgiler Fakültesinde tamamladım. Hayatım boyunca eğitim, yayıncılık, siyaset, yöneticilik ve sivil toplum alanlarında çalıştım.
Türk dünyasına ilgim ortaokul yıllarımda başladı. Mülkiye yıllarında Anadolu Yurdu çevresinde yürüttüğümüz millî kültür faaliyetleri ile bu ilgimi derinleştirdi.
Yıllar içerisinde Türk Otağı, Türk Edebiyatı Parkı, Türk Feneri ve Mete'den Ata'ya Türk Tarih Müzesi gibi projeler geliştirdim. 2012-2019 yılları arasında birlikte çalıştığım Muğla milletvekili rahmetli Ali Boğa ile birlikte Seydikemer Boğalar Yörük Türkmen şenliklerini organize ettim. 2019 yılında ise Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği Genel Sekreterliği görevini üstlendim.
Yörük Türkmen kültürünü yalnızca bir soy veya geçmiş meselesi olarak değil, Türk milletinin karakterini ve medeniyet birikimini anlamanın önemli bir anahtarı olarak görüyorum. Amacım, geçmişimizden aldığımız gücü gelecek nesillere kalıcı eserler olarak aktarabilmek.


 
Savaş Erman: Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliğinin kuruluş amacı, faaliyet alanı ve teşkilatlanma yapısı hakkında bilgi verir misiniz? Genel sekreter olarak öncelikleriniz nelerdir?
Cemal Akkuş:
Birliğimiz, 2016 yılında Bakanlar Kurulu onayıyla, 3335 sayılı Uluslararası Teşekküllerin Kuruluşuna Dair Yasa kapsamında kurulmuş uluslararası nitelikte bir kültürel iş birliği teşkilatıdır. Birliğimiz bünyesinde 300’den fazla dernek, federasyon, konfederasyon ve vakıf bulunmaktadır. Türkiye ve Türk dünyasındaki Yörük Türkmen kuruluşlarını ortak hedefler etrafında buluşturmayı amaçlamaktadır.
Yönetim organlarımızın yanında Kırklar Meclisi, Aksakallılar Heyeti, Bacılar Divanı, Delikanlılar Teşkilatı ve Bilim Kurulu gibi kültürel birikimimizden beslenen yapılarımız bulunmaktadır.
2021 sonunda TÜRKSOY'da gerçekleştirdiğimiz çalıştayla hazırladığımız 2022–2025 Stratejik Eylem Planı, faaliyetlerimize önemli bir yön kazandırdı.
Önceliğimiz; kültürel mirasın korunması, bilimsel araştırmaların geliştirilmesi, gençlerin yetiştirilmesi ve Türk dünyasında kalıcı iş birlikleri oluşturulmasıdır.
Bizim için bir sivil toplum kuruluşunun değeri, temsil iddiasıyla değil, topluma kazandırdığı eserler ve ürettiği faydayla ölçülür.
 
Savaş Erman: Yörük ve Türkmen kavramları gündelik dilde bazen aynı anlamda, bazen farklı toplulukları ifade etmek için kullanılıyor. Bu kavramları tarihî ve kültürel bakımdan nasıl açıklarsınız?
Cemal Akkuş:

Türkmen kavramı tarih boyunca özellikle Oğuz Türkleriyle ilişkilendirilmiş geniş bir tarihî ve kültürel kimliği ifade eder. Yörük ise ağırlıklı olarak konargöçer hayat tarzını sürdüren Türk toplulukları için kullanılan bir adlandırmadır.
Dolayısıyla Yörük ve Türkmen çoğunlukla aynı şeyi ifade eder. Büyük ölçüde ortak tarihî ve kültürel köklere sahip topluluklardan söz ediyoruz. Yörük kavramı soyla ilgili değildir, hayat şekli ile ilgilidir. Türkmen ise daha çok Oğuz Boyundan gelen Müslüman Türklere verilen addır.
Burada önemli bir yanlış konargöçerliği düzensiz bir göçebelik olarak görmektir. Yörük hayatı; belirli yaylakları, kışlakları, göç yolları, üretim düzeni ve toplumsal kuralları bulunan köklü bir hayat sistemidir.
Bu kavramların tarihî ve bilimsel temelde doğru anlaşılması, kültürümüzün doğru tanıtılması açısından önemlidir.


 
Savaş Erman: Yörük Türkmen topluluklarının Anadolu’nun yurt tutulmasındaki ve Türk kültürünün yaşatılmasındaki rolünü hangi örneklerle anlatmak istersiniz?
Cemal Akkuş:

Anadolu'nun Türk yurdu hâline gelmesini yalnızca askerî fetihlerle açıklayamayız. Fetihler siyasi hâkimiyetin kapısını açmış, ancak bu toprakların kalıcı yurt hâline gelmesinde Yörük Türkmen toplulukları çok önemli roller üstlenmiştir.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde yerleşim alanları oluşturan, hayvancılığı ve tarımı geliştiren bu topluluklar, Anadolu'nun sosyal ve ekonomik yapısını şekillendirmiştir. Pek çok köyümüzün, kasabamızın ve yer adımızın kökeninde bu tarihî süreç bulunmaktadır.
Dilimizin, halk edebiyatımızın, dokumacılığın, müziğin ve dayanışma kültürünün yaşatılmasında da büyük katkıları vardır.
Sadece Anadolu’nun değil, başta Balkanlar, Suriye, İran, Irak, Filistin, Kıbrıs olmak üzere pek çok yerin yurt tutulması Yörük Türkmen toplulukları üzerinden gerçekleşmiştir.
Yörük Türkmenler yalnızca Anadolu'yu yurt tutan değil, Anadolu'nun Türk kimliğini ve kültürel sürekliliğini şekillendiren temel unsurlardandır.
 
Savaş Erman: Yörük hayatında töre, aile, dayanışma ve özgürlük anlayışı nasıl şekillenmiştir? Bu değerlerin hangileri bugün varlığını sürdürüyor, hangileri aşınıyor?
Cemal Akkuş:

Yörük hayatında töre, yalnızca geleneklerden ibaret değildir. Adaletin, karşılıklı saygının, dayanışmanın ve toplumsal düzenin temelidir.
Konargöçer hayat, insanları birlikte hareket etmeye ve sorumluluk paylaşmaya yöneltmiştir. Özgürlük anlayışı ise başıboşluk değil, kendi emeğiyle ayakta durabilme ve iradesini koruyabilme düşüncesidir.
Bugün aile bağları, misafirperverlik ve yardımlaşma gibi değerler yaşamaya devam etse de şehirleşme, bireyselleşme ve tüketim kültürü bunları zayıflatıyor.
Benim asıl endişem, törenin özünü kaybedip görüntüsünü korumamızdır. Omuzumuza keyfiye takmak veya geleneksel kıyafet giymek bizi tek başına Yörük yapmaz.
Yörüklük, kıyafetten önce bir ahlak ve hayat anlayışıdır.


 
Savaş Erman: Yörük Türkmen kültüründe kadının üretimde, ailede ve toplumsal hayattaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tecrübenin günümüze söyleyeceği neler var?
Cemal Akkuş:

Yörük Türkmen kadını, geleneksel hayatın yalnızca aile içerisinde değil, üretim ve toplumsal hayatta da temel unsurlarından biridir.
Hayvancılık, dokumacılık, süt ürünlerinin hazırlanması, çocukların yetiştirilmesi ve kültürel bilginin aktarılmasında çok önemli sorumluluklar üstlenmiştir.
Bugün kaybolmaya yüz tutmuş pek çok motif, ninni, gelenek ve üretim tekniği kadınlarımızın hafızasında yaşamaktadır.
Birliğimizin teşkilat yapısındaki Bacılar Divanı da bu tarihî birikimin önemini yansıtmaktadır. Ancak kadınlarımızın yalnızca kültürün taşıyıcısı değil, karar alma ve yönetim süreçlerinin de etkin bir parçası olması gerekir.
Geçmişten çıkaracağımız ders, kadınlarımızın emeğini ve birikimini görünür kılarak toplumsal hayattaki yerlerini güçlendirmektir.
 
Savaş Erman: Konargöçer hayatı sürdüren ailelerin bugün karşılaştığı başlıca sorunlar nelerdir? Yaylalara, otlaklara ve göç yollarına erişim konusunda size ulaşan talepler neler?
Cemal Akkuş:

Konargöçer hayatı devam ettiren ailelerin sorunları yalnızca kültürel değil, aynı zamanda ekonomik, hukuki ve sosyal sorunlardır.
Geleneksel göç yollarının kesintiye uğraması, yayla ve meralara erişimde yaşanan güçlükler, hayvancılık maliyetleri, su kaynaklarının azalması ve gençlerin bu üretim biçiminden uzaklaşması başlıca meselelerdir.
Bunlara çocukların eğitimi, sağlık hizmetlerine erişim ve sosyal güvenlik sorunlarını da eklemek gerekiyor.
Bu nedenle geleneksel göç yollarının ve yaylak-kışlak alanlarının tespit edilerek korunmasını, üreticilerin ihtiyaçlarına uygun düzenlemeler yapılmasını savunuyoruz.
Konargöçer kültürü korumak istiyorsak öncelikle o kültürü yaşatan insanların hayatını ve üretim imkânlarını korumalıyız.


 
Savaş Erman: Yörüklerin tabiatla kurduğu ilişki; suyun kullanımı, hayvancılık ve üretim bakımından nasıl bir bilgi birikimi taşıyor? Bu birikimden bugün nasıl yararlanabiliriz?
Cemal Akkuş:

Yörük hayatının temelinde doğayı tanımak ve onun şartlarına uyum sağlamak vardır. Mevsimler, su kaynakları, bitki örtüsü, otlaklar ve hayvan davranışlarına ilişkin kuşaklar boyunca oluşmuş önemli bir bilgi birikimi bulunmaktadır.
Yaylak-kışlak düzeni de bu birikimin sonucudur. Ancak geleneksel bilgiyi yalnızca romantik bir bakışla değerlendirmemeli, modern çevre bilimleri ve sürdürülebilir üretim yöntemleriyle birlikte ele almalıyız.
Doğanın kendine özgü bir düzeni ve hafızası vardır.
Yörük Türkmenlerin tabiatla ilişkisi; günümüzde su yönetimi, iklim değişikliği, mera kullanımı ve sürdürülebilir hayvancılık açısından değerlendirilebilecek önemli tecrübeler barındırmaktadır.
 
Savaş Erman: Yörük Türkmen kültürünün şenlikler, kıyafetler ve gösteriler üzerinden tanıtılması sizce yeterli mi? Bu kültürü günlük hayatı ve düşünce dünyasıyla birlikte anlatmak için ne yapılmalı?
Cemal Akkuş:

Kesinlikle yeterli değil. Bu, özellikle üzerinde durduğum bir meseledir.
Şenlikler ve festivaller kültürel görünürlük açısından değerlidir. Ancak Yörük Türkmen kültürünü müzik, eğlence, kıyafet ve gösterilerden ibaret görmek, bu büyük medeniyet birikimine haksızlıktır.
Bu kültürün içerisinde bir ahlak anlayışı, üretim düzeni, hukuk geleneği, aile yapısı, sanat, edebiyat ve tabiat bilgisi bulunmaktadır.
Dolayısıyla kültürel faaliyetlerimizi akademik araştırmalarla, belgesellerle, müzelerle, sözlü tarih çalışmalarıyla ve nitelikli yayınlarla desteklemeliyiz.
Şenliklerimiz kültürümüzün vitrini olabilir; fakat vitrinin arkasında yaşayan bir medeniyet bulunmalıdır.


 
Savaş Erman: Türkiye’de çok sayıda Yörük Türkmen derneği ve federasyonu bulunuyor. Bu kuruluşlar arasında ortak çalışma ve temsil bakımından nasıl bir tablo görüyorsunuz? Birliğiniz bu alanda nasıl bir görev üstleniyor?
Cemal Akkuş:

Türkiye'de büyük fedakârlıklarla faaliyet gösteren çok sayıda Yörük Türkmen derneği ve federasyonu bulunuyor. Ancak kurumsal kapasite eksikliği, sınırlı kaynaklar ve zaman zaman yaşanan temsil tartışmaları ortak hareket etmeyi zorlaştırıyor.
Oysa asıl ihtiyaç, birbirleriyle rekabet etmek değil, ortak meselelerde güç birliği yapabilmektir.
Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliği bu anlayışla farklı kuruluşları ortak projeler etrafında buluşturmayı, bilgi paylaşımını ve kurumsal iş birliğini geliştirmeyi hedeflemektedir.
Yerel kuruluşlarımız kendi kimliklerini ve çalışmalarını korurken kültürel miras, eğitim, bilimsel araştırma ve uluslararası ilişkiler gibi alanlarda birlikte çalışabilmektedir.
Zaten kurumsal statü itibariyle de bu alandaki tek Birliktir.
Hedefimiz temsil makamlarını çoğaltmak değil, hizmet kapasitesini büyütmektir.
 
Savaş Erman: Yürüttüğünüz çalışmalar içinde somut sonuç aldığınız bir örneği paylaşır mısınız? Önümüzdeki dönemde gerçekleştirmeyi hedeflediğiniz başlıca projeler hangileri?
Cemal Akkuş:

En önemli örneklerimizden biri, 2022 Stratejik Eylem Planı kapsamında geliştirdiğimiz Uluslararası Türk Dünyası Stratejik Araştırmalar Kongresi'dir.
İlkini 2024 yılında Bursa Uludağ Üniversitesinde, ikincisini 2025 yılında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinde gerçekleştirdik. 2025 kongremizde 17 ülkeden yaklaşık 145 akademisyen ve uzman, 26 oturumda 104 bildiri sundu. Üçüncü kongremizi ise 2026 yılında Marmara Üniversitesi ev sahipliğinde düzenledik.
Bir başka önemli projemiz Uluslararası Türk Dünyası Bilim Ödülleri'dir. Bursa ve Kuzey Kıbrıs'ın ardından üçüncü törenimizi 8 Ekim 2026'da Kazakistan'ın Almatı şehrinde gerçekleştirdik. Hedefimiz, bilimsel niteliği ve uluslararası itibarıyla Türk dünyasının Nobel'i olarak anılacak bir ödül geleneği oluşturmaktır.
Her yıl gerçekleştirilen Ahlat/Makazgirt törenlerinde ve Söğüt Ertuğrulgaziyi Anma ve Yörük Şenliğinde ise büyük otağlarımızla ve üye derneklerimizle ev sahipliği yapıyoruz.
Önümüzdeki dönemde Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi, dijital kültürel miras çalışmaları, uluslararası akademik iş birlikleri ve gençlik projelerine ağırlık vereceğiz.
Bizim için bir projenin başarısı düzenlenen törenle değil, geride bıraktığı kalıcı eserle ölçülür.


 
Savaş Erman: Şehirlerde büyüyen gençlerin Yörük Türkmen kimliğiyle kurduğu bağı nasıl gözlemliyorsunuz? Gençlerin yalnızca etkinliklere katılan değil, karar alan ve proje üreten kişiler olması için neler yapıyorsunuz?
Cemal Akkuş:

Şehirlerde yetişen gençlerimizin önemli bir bölümü Yörük Türkmen geçmişini biliyor; ancak bu kimliğin taşıdığı tarihî ve kültürel değerleri yeterince tanıyamıyor.
Gençleri yalnızca kültürel etkinliklere davet etmekle yetinemeyiz. Onlara sorumluluk ve üretim imkânı da sunmalıyız.
Bu anlayışla düzenlediğimiz Türkistan Akademi gençlik kamplarında farklı coğrafyalardan gençleri tarih, kültür ve düşünce dünyamızla buluşturduk.
Gençlerimizin araştırma, yayıncılık, dijital kültürel miras ve uluslararası iş birliği projelerinde aktif görev almalarını sağlıyoruz.
Çünkü gençlerimiz kültürümüzün yalnızca mirasçıları değil, geleceğinin de mimarları olmalıdır.
 
Savaş Erman: Sözlü tarih, aile hafızası, türküler, masallar, dokumalar ve yerel ağızlar bakımından kaybolma tehlikesi taşıyan unsurlar hangileri? Bunları kayıt altına almak için nasıl bir çalışma gerekiyor?
Cemal Akkuş:

En büyük tehlike, kültürel hafızamızın önemli bir bölümünün hâlâ yalnızca yaşlılarımızın hatıralarında bulunmasıdır.
Bir büyüğümüzü kaybettiğimizde onunla birlikte bir göç hikâyesini, bir türküyü, unutulmuş bir yer adını veya bir dokuma tekniğini de kaybedebiliyoruz.
Özellikle mahallî ağızların, sözlü anlatıların, ninnilerin, ağıtların, geleneksel üretim yöntemlerinin ve göç güzergâhlarının kayıt altına alınması gerekiyor.
Üniversitelerimizle iş birliği içerisinde bilimsel yöntemlerle yürütülecek saha çalışmalarının sonuçlarını ortak bir dijital arşivde toplamalıyız.
Bu kapsamda Yörük Türkmen Yaşayan Kültürel Miras Envanteri oluşturulmasını önemsiyorum.
Kültürümüzü korumanın ilk şartı, sahip olduğumuz değerleri doğru biçimde tespit etmek ve belgelemektir.


 
Savaş Erman: Çocukların kendi kültürünü tanımasında kitapların, masalların ve çizgi filmlerin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Yörük Türkmen mirası çocuklara hangi dil ve yöntemle anlatılmalı?
Cemal Akkuş:

Çocuklara kültürümüzü yetişkinlerin diliyle ve kuru tarih anlatılarıyla öğretemeyiz. Onların dünyasına hikâyelerle, oyunlarla, kahramanlarla ve keşif duygusuyla ulaşmalıyız.
Dede Korkut hikâyelerinden Yörüklerin yayla hayatına, geleneksel sanatlarımızdan Türk dünyasının ortak destanlarına kadar çok zengin bir birikime sahibiz.
Bu mirası nitelikli çocuk kitaplarına, çizgi filmlere, animasyonlara, sesli kitaplara ve dijital oyunlara dönüştürmeliyiz.
Farklı Türk dillerinde hazırlanacak ortak çocuk yayınları da kültürel yakınlaşmaya katkı sağlayacaktır. Bu amaçla yapılan çalışmalara destek oluyor, birlikte projeler geliştiriyoruz. Düzenlediğimiz şölenlerde çocuklar için kahramanlar köşesini özellikle aktif tutuyoruz.
Çocuklarımıza yalnızca atalarının büyük başarılarını anlatmak yeterli değildir. Onlara kendilerinin de büyük işler başarabileceğini hissettirmeliyiz.
 
Savaş Erman: Kültürel mirasın araştırılması ve yayımlanması konusunda üniversitelere, belediyelere ve yayınevlerine hangi görevler düşüyor? Birliğiniz bu kurumlarla nasıl iş birlikleri kurmak istiyor?
Cemal Akkuş:

Kültürel mirasın korunması ortak sorumluluk gerektirir.
Üniversiteler bilimsel araştırmalar yapmalı, belediyeler yerel kültürel envanterleri ve yaşayan miras alanlarını desteklemeli, yayınevleri ise ortaya çıkan birikimi nitelikli eserlerle topluma ulaştırmalıdır.
Birliğimizin üniversitelerle yürüttüğü Stratejik Araştırmalar Kongreleri bu iş birliği anlayışının somut örnekleridir.
7 üniversitemiz de yörük Türkmen Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi var. Bunlar önemli çalışmalar yürütüyorlar. Buralarla iş birliği protokollerimiz var. Ortak çalışmalar yürütüyoruz.


 
Savaş Erman: Türk dünyasında ortak tarih ve kültür bilincini güçlendirmek için sık sık birlik çağrıları yapılıyor. Sizce bu çağrıların kalıcı iş birliklerine dönüşmesini zorlaştıran başlıca engeller nelerdir?
Cemal Akkuş:

Türk dünyasında güçlü bir tarihî hafıza ve duygusal yakınlık bulunuyor. Ancak duygusal birlik ile kurumsal iş birliği aynı şey değildir.
Biz zaman zaman çok güzel birlik konuşmaları yapıyoruz. Fakat bu hedeflerin hangi kurumlarla, hangi kaynaklarla ve nasıl gerçekleştirileceği yeterince belirlenmiyor.
En önemli eksikliğimiz, ortak çalışma kültürünü sürdürülebilir kurumsal yapılara dönüştüremememizdir.
Türk Devletleri Teşkilatı, TÜRKSOY, TİKA ve Türk Akademisi gibi kurumlarımız önemli çalışmalar yürütüyor. Sivil toplumun da bu süreçleri tamamlayan güçlü bir iş birliği ağı oluşturması gerekiyor.
2025 Stratejik Araştırmalar Kongremizde bilimsel iş birliği, sivil diplomasi, eğitim ve ortak projeler üzerinde özellikle durduk.
Türk dünyasında birlik, aynı söylemleri tekrarlamak değil, ortak hedefler için birlikte çalışabilmektir.
 
Savaş Erman: Anadolu’daki Yörük Türkmen toplulukları ile Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya’daki topluluklar arasında bugün nasıl bağlar bulunuyor? Bu ilişkileri geliştirecek uygulanabilir bir proje öneriniz nedir?
Cemal Akkuş:

Bu coğrafyalardaki topluluklar arasında tarihî, dilsel, kültürel ve kimi zaman doğrudan akrabalığa dayanan güçlü bağlar bulunmaktadır.
Suriye’de, Makedonya’da Yörük Türkmen toplulukları ve dernekleri ile iletişim halindeyiz. Geçen yıl Kuzey Makedonya’da Hıdırellez şenliklerine katıldık.
Ancak bu ilişkilerin önemli bir kısmı kişisel temaslar ve dönemsel etkinlikler düzeyinde kalıyor. Bunları sürekli iş birliğine dönüştürmeliyiz.
Benim önerim, Türk Dünyası Kültürel Hafıza ve Sivil İş Birliği Ağı oluşturulmasıdır.
Anadolu'daki bir Yörük Türkmen derneğiyle Balkanlar'daki bir Türk topluluğu, Azerbaycan'daki bir kültür kuruluşu veya Kazakistan'daki bir üniversite arasında ortak araştırma, gençlik ve kültürel miras projeleri geliştirilebilir.
Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi'nin bu ağın bilimsel ve dijital altyapısını oluşturmasını hedefliyoruz.
 
Savaş Erman: Ortak alfabe ve karşılıklı anlaşılabilirlik tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk dünyasının birbirini daha fazla okuması ve tanıması için eğitim ve yayıncılık alanında hangi adımlar atılmalı?
Cemal Akkuş:

2024 yılında üzerinde uzlaşılan 34 harfli Ortak Türk Alfabesi önerisini, Türk dünyasının kültürel yakınlaşması açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriyorum.
Ancak ortak alfabe, tek başına ortak dil veya karşılıklı anlaşılabilirlik sağlamaz. Bunun için eğitim, karşılıklı çeviri, ortak yayıncılık ve dijital dil teknolojileri geliştirilmelidir.
Türkiye'deki bir öğrencinin Kazak edebiyatını, Azerbaycan'daki bir araştırmacının Kırgız tarih çalışmalarını, Özbekistan'daki bir gencin Anadolu kültürünü kolayca tanıyabilmesi gerekir.
Ortak dijital kütüphaneler, çok dilli yayın platformları ve yapay zekâ destekli çeviri araçları bu sürece önemli katkılar sağlayabilir.
Ortak alfabe bir anahtardır; o anahtarla açılacak kapıyı bilim, edebiyat ve kültürel üretimle doldurmalıyız.
 
Savaş Erman: Yazılarınızda Türk kimliği ve aidiyet meselelerini de ele alıyorsunuz. Soy, dil, kültür, vatandaşlık ve ortak gelecek iradesi arasındaki ilişkiyi nasıl kuruyorsunuz?
Cemal Akkuş:

Türk Doğmak mı, Türk Olmak mı? başlıklı yazımda da ele aldığım gibi, millî kimliği yalnızca soy bilgisiyle açıklamak doğru değildir.
Soy, insanın ailevi kökenini ifade eder. Millî kimlik ise dil, kültür, tarih bilinci, ortak değerler ve aidiyet duygusuyla şekillenir. Vatandaşlık ise bunlardan farklı olarak hukuki ve siyasi bir mensubiyettir.
Benim için Türk olmak, yalnızca Türk soyundan gelmek değil; Türk milletinin tarihini, değerlerini ve geleceğini benimsemek, bunlara karşı sorumluluk hissetmektir.
Bir milleti yaşatan yalnızca ortak geçmişi değil, birlikte bir gelecek kurma iradesidir.
 
Savaş Erman: Millî kimliği korurken bölgesel kültürlerin zenginliğini de yaşatmak nasıl mümkün olabilir? Yörüklük ve Türkmenlik bilincinin ortak Türk kimliği içindeki yerini nasıl tanımlıyorsunuz?
Cemal Akkuş:

Millî kimlik ile yerel kültürel zenginlikler arasında bir karşıtlık görmüyorum. Aksine, güçlü bir millî kültür farklı bölgelerin tarihî ve kültürel birikimleriyle zenginleşir.
Anadolu'nun farklı bölgelerindeki Yörük Türkmenlerin gelenekleri, ağızları, müzikleri ve yaşam biçimleri arasında farklılıklar bulunabilir. Bunlar ortak kültürümüzün zenginliğidir.
Yörüklük ve Türkmenlik, Türk kimliğinden ayrı veya onunla rekabet eden kimlikler değil, ortak tarihimizin ve kültürümüzün ana unsurlarıdır.
Bu çeşitliliği korurken ortak değerlerimizi de yaşatmalıyız.
Birlik, herkesin birbirinin aynı olması değil, farklı birikimlerin ortak değerlerde buluşabilmesidir.
 


Savaş Erman: Tarih üzerine yazılarınızda geçmişin günümüz tartışmalarına taşınmasına da değiniyorsunuz. Tarihî olayları değerlendirirken belge, toplumsal hafıza ve siyasi yorum arasındaki sınır nasıl korunmalı?
Cemal Akkuş:

Tarih milletlerin hafızasıdır. Ancak bilimsel tarih araştırması, toplumsal hafıza ve siyasi yorum birbirinden ayrılmalıdır.
Tarihî olayları öncelikle dönemin şartları, belgeler ve güvenilir kaynaklarla değerlendirmeliyiz. Toplumsal hafıza insanların geçmişi nasıl hatırladığını gösterir; fakat her hatıra doğrudan tarihî kanıt değildir.
Troya ile Çanakkale arasındaki tarihî ve kültürel çağrışımları ele aldığım yazımda da bu ayrım üzerinde durdum.
Geçmişle bugün arasında benzerlikler kurulabilir. Ancak bu benzerliklerin tarihî gerçeklik olarak sunulabilmesi için kanıta ihtiyaç vardır.
Tarihi siyasi ihtiyaçlara göre yeniden yazmak da toplumsal hafızayı tamamen yok saymak da doğru değildir.
 
Savaş Erman: Suriye Türkmenlerinin dili ve eğitimi üzerine de yazıyorsunuz. Türkmenlerin kültürel varlığının korunması için hangi ihtiyaçları öncelikli görüyorsunuz? Sivil toplum bu alanda neler yapabilir?
Cemal Akkuş:

Suriye Türkmenlerinin sorunları yalnızca siyasi temsil veya güvenlik meselesi değildir. Dil, eğitim, kültürel kimlik ve toplumsal haklar bakımından kalıcı çözümler gerekmektedir.
Özellikle eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması sürecinde Türkçenin konumu üzerinde önemle duruyorum.
Türkçe, Türkmenler açısından öğrenilmesi gereken sıradan bir yabancı dil değildir. Tarihî ve kültürel kimliklerinin temel unsurudur. Bu nedenle eğitim sistemi içerisinde hukuki güvenceye sahip olmasını, anayasal güvence altında zorunlu ikinci dil olarak yapılandırılmasını savunuyorum.
Türkiye'de eğitim gördükten sonra Suriye'ye dönen çocukların da eğitim kaybına uğramamaları için denklik, dil desteği ve geçiş programları geliştirilmelidir.
Sivil toplum kuruluşları eğitim materyalleri, burslar, öğretmen desteği ve kültürel miras çalışmalarıyla önemli katkılar sağlayabilir.
Suriye'nin bütünlüğü içerisinde Türkmenlerin dilini, kültürünü ve eğitim haklarını güvence altına almak öncelikli hedefimiz olmalıdır.
 
Savaş Erman: Yörük Türkmen kültürünün geleceği açısından kamu kurumlarından beklediğiniz en somut üç adım nedir? Bu adımların gerçekleşip gerçekleşmediğini hangi sonuçlara bakarak değerlendirmeliyiz?
Cemal Akkuş:

Üç temel beklentimiz bulunuyor.
Birincisi, yaşayan konargöçer kültürün korunmasıdır. Yaylak ve kışlak alanları, göç yolları ve üretim biçimleri güvence altına alınmalıdır. Başarıyı üretimini sürdürebilen ailelerin sayısı ve çözülen sorunlarla ölçmeliyiz.
İkincisi, kültürel mirasımızın bilimsel yöntemlerle kayıt altına alınmasıdır. Üniversiteler, belediyeler ve ilgili kamu kurumlarının iş birliğiyle kapsamlı bir envanter ve dijital arşiv oluşturulmalıdır. Kaç eserin, geleneğin ve sözlü tarih kaydının korunduğuna bakmalıyız.
Üçüncüsü, Türk dünyasında bilimsel ve sivil iş birliğinin desteklenmesidir. Ortak araştırmalar, yayınlar, gençlik ve kültürel diplomasi projeleri geliştirilmelidir.
Burada başarı ölçümüz düzenlenen toplantı veya imzalanan protokol sayısı değil, ortaya çıkan somut sonuçlar ve sürdürülebilir iş birlikleri olmalıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve ilgili kamu kuruluşları iş birliklerini kurumsal kapasite, sürdürülebilirlik ve tespit edilmiş kriterler üzerinden yürütmelidir.
 
Savaş Erman: Türk Dünyası Yörük Türkmen Birliğini beş yıl sonra nerede görmek istiyorsunuz? Bugün başlatılmasını en gerekli bulduğunuz çalışma hangisi?
Cemal Akkuş:

Beş yıl sonra Birliğimizi yalnızca etkinlikler düzenleyen bir kuruluş olarak değil; Türk dünyasında bilgi üreten, bilimsel araştırmalara öncülük eden, kültürel mirası koruyan ve uluslararası iş birlikleri geliştiren güçlü bir sivil toplum yapılanması olarak görmek istiyorum.
Bu hedefin önemli adımlarından biri, üzerinde çalıştığımız Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi projesidir. Bir diğeri yıllardır üzerinde çalıştığımız Uluslararası Oğuz Ata Kültür Şöleni projesidir.
Bunun yanında Stratejik Araştırmalar Kongrelerimizin uluslararası etkisini artırmayı, Bilim Ödülleri'ni daha da kurumsallaştırmayı ve gençlik çalışmalarımızı yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. 2027 Bilim Ödülleri programını Bakü'de gerçekleştirmeyi planlıyoruz.
Bugün en önemli önceliğimiz, Türk dünyasının bilgi ve kültür birikimini kalıcı bir araştırma altyapısında buluşturmaktır.
Çünkü doğru bilgi olmadan doğru strateji, doğru strateji olmadan da kalıcı başarı mümkün değildir.
 
Savaş Erman: Son olarak, Yörük Türkmen ailelerine, gençlere ve Türk dünyasının kültürel geleceği için sorumluluk almak isteyen okurlarımıza nasıl bir çağrıda bulunmak istersiniz?
Cemal Akkuş:

Kültürümüzü korumak yalnızca devletin veya sivil toplum kuruluşlarının görevi değildir. Bu sorumluluk hepimize aittir.
Ailelerimize çağrım; büyüklerimizin hatıralarını, türkülerimizi, geleneklerimizi ve aile hafızamızı gelecek nesillere aktarmalarıdır.
Gençlerimize çağrım; Türk dünyasını yalnızca tarih kitaplarından öğrenmekle yetinmemeleri, farklı coğrafyalardaki kardeşlerini tanımaları, araştırmaları, bilim üretmeleri ve ortak projeler geliştirmeleridir.
Sivil toplum kuruluşlarımıza çağrım ise temsil tartışmalarını bir kenara bırakarak ortak hedeflerde buluşmalarıdır.
Millî ve kültürel değerlerimiz yalnızca sözlerle değil, emekle, ahlakla ve kalıcı eserlerle korunabilir.
Atalarımız bize övüneceğimiz büyük bir tarih bıraktılar. Ama aynı zamanda geleceğe taşımamız gereken büyük bir sorumluluk da bıraktılar.
Geçmişimizle övünmek hakkımızdır; fakat geleceğimiz, geçmişimizden daha büyük bir sorumluluktur.
Unutmayalım ki Türk dünyasının geleceği, onu yalnızca sevenlerin değil, onun için emek verenlerin omuzlarında yükselecektir.

Bu Yazıyı Paylaş