Gündem

Savaş Erman Sordu, Ahmet Sungur Yanıtladı: “Türkiye’de Eğitim: Neyi Doğru, Neyi Yanlış Yapıyoruz?”

Eğitimci Ahmet Sungur, Savaş Erman'ın sorularını yanıtladı. Türkiye'deki eğitim sisteminin doğruları, sınav odaklı yaklaşım ve çözüm önerileri.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
12 dk Sesli Dinle 0
Savaş Erman Sordu, Ahmet Sungur Yanıtladı: “Türkiye’de Eğitim: Neyi Doğru, Neyi Yanlış Yapıyoruz?”

Röportaj: Savaş Erman

Türkiye’de eğitim sistemi, sınav odaklı yaklaşımı, fırsat eşitliği, öğretmenlerin mesleki gelişimi ve öğrencilerin geleceğe hazırlanması bakımından tartışılmaya devam ediyor. Eğitimci Ahmet Sungur ile gerçekleştirdiğimiz bu kapsamlı röportajda, Türk eğitim sisteminin güçlü ve zayıf yönlerini, LGS ve YKS gibi merkezî sınavların etkilerini, devlet okulları ile özel okullar arasındaki farklılıkları ve dünyadaki başarılı eğitim modellerini konuştuk.

Sungur, eğitimde temel hedefin yalnızca akademik başarı olmadığını vurgulayarak, “Çocuğu yalnızca sınava hazırlamamalıyız; onu hayata da hazırlamalıyız.” değerlendirmesinde bulundu.

EĞİTİM SİSTEMİNİN DOĞRULARI VE YANLIŞLARI

Savaş Erman: Türkiye’de eğitim sisteminin en güçlü yönü nedir? Neleri korumalı ve geliştirmeliyiz?

Ahmet Sungur: Türkiye’nin eğitim alanındaki en güçlü yönlerinden biri, toplumun eğitime verdiği önem ve ailelerin çocuklarının geleceği için gösterdiği fedakârlıktır. Ülkemizde çok sayıda nitelikli öğretmenimiz, özverili eğitimcimiz ve büyük bir potansiyele sahip genç nüfusumuz var.

Ülke genelinde ortak bir müfredatın ve merkezî sınav sisteminin bulunması, öğrencilere belirli bir ortak akademik çerçeve sunuyor. Bunlar korunması gereken yönlerdir. Ancak asıl mesele, bu yapıyı daha nitelikli hâle getirmektir.

Eğitimde artık yalnızca bilgi aktaran değil, öğrencinin bilgiyi kullanmasını sağlayan bir anlayışa geçmeliyiz. Matematik öğrenmesini isterken matematiksel düşünmesini; Türkçe öğretirken yalnızca okumasını değil, okuduğunu anlamasını, yorumlamasını ve sorgulamasını da geliştirmeliyiz. En önemli hedefimiz, her öğrencinin potansiyelini ortaya çıkarabileceği bir eğitim ortamı oluşturmaktır.

Savaş Erman: Sistemin çözülmesi gereken en temel sorunu sizce nedir?

Ahmet Sungur: Bence en temel sorun, eğitimin zaman zaman öğrenme sürecinden çok sınav sonucuna odaklanmasıdır. Öğrencinin kaç soru çözdüğü, kaç puan aldığı ve hangi okula yerleştiği çok önemli hâle gelirken; nasıl düşündüğü, nasıl öğrendiği ve hangi yeteneklere sahip olduğu ikinci planda kalabiliyor.

Bir öğrencinin başarısını yalnızca sınav puanıyla değerlendiremeyiz. Bazı öğrenciler analitik düşünmede, bazıları iletişimde, bazıları sanatta veya uygulamalı alanlarda daha başarılıdır. Eğitim sistemi bu farklılıkları keşfetmeli ve geliştirmelidir.

Eğitim, öğrenciyi yalnızca bir sınava hazırlama faaliyeti değildir; aynı zamanda bireyi hayata hazırlamaktır. Bu yaklaşımı değiştirebilirsek diğer sorunların çözümü için de önemli bir adım atmış oluruz.

Savaş Erman: Müfredatımız öğrencilere düşünmeyi, sorgulamayı ve problem çözmeyi ne ölçüde öğretiyor?

Ahmet Sungur: Müfredatımızda düşünme, sorgulama, yorumlama ve problem çözme becerilerini geliştirmeye yönelik kazanımlar bulunuyor. Ancak önemli olan, bu hedeflerin kâğıt üzerinde yer alması değil, sınıf ortamında ne ölçüde hayata geçirilebildiğidir.

Öğrencinin yalnızca doğru cevabı bulmasını değil, o cevaba nasıl ulaştığını açıklamasını da istemeliyiz. Bir problemin farklı çözüm yollarını tartışabilmeli, kendi düşüncesini ifade edebilmeli ve gerektiğinde yanlışını fark ederek yeniden deneyebilmelidir.

Özellikle temel matematik, okuduğunu anlama ve yorumlama becerileri eğitimin merkezinde yer almalıdır. Bilgiyi ezberleyen değil, bilgiyi kullanan öğrenciler yetiştirmeliyiz.

Savaş Erman: Eğitim politikalarındaki değişiklikler öğretmenleri ve öğrencileri nasıl etkiliyor?

Ahmet Sungur: Eğitimde değişim elbette gereklidir. Dünya değişiyor, çocukların öğrenme biçimleri değişiyor, meslekler dönüşüyor. Ancak değişim yapmakla sürdürülebilir gelişim sağlamak aynı şey değildir.

Öğretmen yeni bir sisteme uyum sağlamaya çalışırken müfredat, ölçme-değerlendirme ve öğrencilerin farklı ihtiyaçlarıyla da ilgileniyor. Bu nedenle yeni bir uygulama sunmak yeterli değildir; gerekli eğitim, materyal ve zaman da verilmelidir. Sık değişen uygulamalar öğrencilerde ve velilerde belirsizlik yaratabilir.

Eğitim politikaları günlük tartışmalardan bağımsız, uzun vadeli hedefler doğrultusunda yürütülmelidir. İyi uygulamalar, dönemler değişse bile değerlendirilerek ve geliştirilerek sürdürülmelidir.

Savaş Erman: Okullarımız öğrencilerin farklı yeteneklerini keşfedip geliştirebiliyor mu?

Ahmet Sungur: Bütün okullarımız için aynı şeyi söyleyemeyiz. Çok değerli çalışmalar yapan okullarımız ve öğretmenlerimiz var; ancak öğrencilerin farklı yeteneklerini keşfetme konusunda daha fazla yol almamız gerekiyor.

Bir sınıftaki öğrencilerin öğrenme hızları, ilgi alanları ve güçlü oldukları yönler birbirinden farklıdır. Hepsinden aynı sürede, aynı yöntemle ve aynı biçimde başarı beklediğimizde bazı çocukların potansiyelini gözden kaçırabiliriz.

Bilim, sanat, spor, teknoloji, iletişim ve üretim becerilerini geliştirecek uygulamalara daha fazla yer vermeliyiz. Bir çocuğun matematikte zorlanması, başarısız bir birey olacağı anlamına gelmez. Eğitimcinin görevi, eksikleri gidermenin yanında güçlü yanları da ortaya çıkarmaktır.

Savaş Erman: Devlet okulları ile özel okullar arasında eğitim niteliği bakımından nasıl farklar görüyorsunuz?

Ahmet Sungur: Devlet okulları ile özel okulları kesin çizgilerle birbirinden ayırmak doğru değildir. Her iki tarafta da başarılı öğretmenler, nitelikli yöneticiler ve başarılı öğrenciler bulunuyor. Özel okul olmak tek başına kaliteli eğitim anlamına gelmediği gibi devlet okulu olmak da düşük kalite anlamına gelmez.

Bununla birlikte sınıf mevcudu, fiziki imkânlar, bireysel takip, rehberlik hizmetleri, yabancı dil ve sosyal etkinliklere erişim gibi konularda farklılıklar olabiliyor. Önemli olan bu imkânların öğrencinin gelişimine nasıl yansıdığıdır.

Benim için asıl ölçüt, öğrencinin nerede eğitim gördüğü değil, orada ne kadar iyi öğrenebildiğidir. Her çocuk, ailesinin ekonomik gücünden bağımsız olarak nitelikli öğretmene ve güvenli bir öğrenme ortamına erişebilmelidir.

Savaş Erman: Ailenin ekonomik durumu ve öğrencinin yaşadığı bölge, eğitim fırsatlarını ne kadar belirliyor?

Ahmet Sungur: Bu iki faktör eğitim fırsatlarını önemli ölçüde etkileyebiliyor. Fırsat eşitliğinden söz ediyorsak yalnızca her çocuğun okula kayıt yaptırabilmesini değil, nitelikli öğrenme imkânlarına ulaşabilmesini de konuşmalıyız.

Bir öğrencinin evinde çalışma alanı, internet erişimi ve gerektiğinde akademik destek alabileceği bir ortam bulunabilir. Başka bir öğrenci ise sınırlı imkânlarla ders çalışmak zorunda kalabilir. Aynı sınava girmek, aynı hazırlık koşullarına sahip olmak anlamına gelmez.

Dezavantajlı bölgelerde okul öncesi eğitim, ücretsiz kaynaklar, rehberlik hizmetleri ve telafi çalışmaları güçlendirilmelidir. Bir öğrencinin geleceğini ailesinin gelir düzeyi veya yaşadığı mahalle belirlememelidir.

Savaş Erman: Öğretmen yetiştirme ve mesleki gelişim sistemimizde neleri değiştirmeliyiz?

Ahmet Sungur: Öğretmenlik yalnızca bir konuyu bilmek ve anlatmak değildir. Öğretmen aynı zamanda öğrencinin gelişimini izleyen, öğrenme güçlüklerini fark eden, sınıfı yöneten ve motivasyonu destekleyen kişidir.

Öğretmen yetiştirme programlarında alan bilgisi kadar uygulamalı öğretmenlik becerilerine de önem verilmelidir. Öğretmen adayları gerçek sınıf ortamlarında daha fazla deneyim kazanmalı ve farklı öğrenme ihtiyaçları olan öğrencilerle çalışmayı öğrenmelidir.

Mesleki gelişim birkaç seminerle sınırlı kalmamalı; mentorluk, meslektaş gözlemi ve deneyim paylaşımıyla sürekli hâle gelmelidir. Öğretmenden yüksek performans bekliyorsak gerekli kaynakları, gelişim fırsatlarını ve mesleki desteği sağlamalıyız. Güçlü bir eğitim sistemi, güçlü öğretmenlerle kurulur.

SINAVLAR VE ÖLÇME SİSTEMİ

Savaş Erman: LGS ve YKS öğrencinin hangi becerilerini doğru ölçüyor, hangilerini gözden kaçırıyor?

Ahmet Sungur: LGS ve YKS, öğrencilerin belirli akademik alanlardaki bilgi ve becerilerini ortak ölçütlerle değerlendirmesi bakımından önemli işlevlere sahiptir. Okuduğunu anlama, yorumlama, analiz yapma ve belirli süre içinde problem çözme gibi beceriler hakkında bilgi verebilirler.

Ancak hiçbir sınav öğrencinin bütün potansiyelini tek başına ölçemez. Yaratıcılık, iletişim, takım çalışması, uygulamalı yetenekler ve uzun vadeli gelişim sınav puanına bütünüyle yansımaz. Sınav performansı kaygıdan ve o günkü koşullardan da etkilenebilir.

Sınavları tamamen kaldırmaktan değil, neyi ölçtüklerini doğru tanımlamaktan söz etmeliyiz. Sınav puanı önemli bir gösterge olabilir ama öğrenciyi tanımlayan tek ölçüt olmamalıdır.

Savaş Erman: Sınav odaklı eğitim, sınıfta verilen derslerin içeriğini ve öğretme biçimini nasıl etkiliyor?

Ahmet Sungur: Sınav odaklılık, öğretmenlerin ve öğrencilerin zamanını doğrudan etkiliyor. Müfredatı yetiştirmek ve soru çözmek öncelik hâline gelebiliyor. Bu durum bazı ortamlarda konunun mantığını kavramaktan çok soru tiplerini ezberlemeye yol açabiliyor.

Öğrenci önce temel kavramları anlamalı, ardından öğrendiğini farklı sorular üzerinde uygulamalıdır. Sınav pratiği elbette önemlidir; ancak öğrenmenin yerine geçmemelidir.

Öğrenciye yalnızca daha fazla soru çözdürmek yerine, neden yanlış yaptığını analiz etmeyi de öğretmeliyiz. Yanlışının nedenini anlayan öğrenci gelişir; yalnızca doğru cevabı ezberleyen öğrenci ise farklı bir problemle karşılaştığında zorlanabilir.

Savaş Erman: Merkezî sınavlar fırsat eşitliğine ne ölçüde katkı sağlıyor? Hangi eşitsizlikleri gideremiyor?

Ahmet Sungur: Merkezî sınavların önemli bir avantajı, öğrencilerin ortak ölçütlerle değerlendirilmesini sağlamasıdır. Ancak sınavın ortak olması, hazırlık koşullarının eşit olduğu anlamına gelmez. Bir öğrenci nitelikli kaynaklara ve ek desteğe erişebilirken başka bir öğrenci bunlardan yoksun olabilir.

Merkezî sınavlar değerlendirme aşamasında ortak bir ölçüt sunabilir; fakat eğitim sürecinin başındaki bütün eşitsizlikleri ortadan kaldıramaz. Öğrenciler arasındaki öğrenme farklarını azaltmak için okul içi destek programları, ücretsiz akademik destek ve öğretmene erişim imkânları güçlendirilmelidir.

Gerçek fırsat eşitliği, herkese aynı sınavı uygulamakla başlar ama orada bitmez.

Savaş Erman: Öğrencilerin kurs ve özel ders desteğine yönelmesi, okul eğitimi hakkında bize ne söylüyor?

Ahmet Sungur: Bu konuya hem eğitimci hem de eğitim sektöründe sahada çalışan biri olarak bakıyorum. Aileler kurs veya özel ders desteğini bazen konu eksiklerini gidermek, bazen bireysel ilgi görmek, bazen de sınav hazırlığını daha planlı yürütmek için tercih ediyor.

Bu talebi yalnızca okul eğitiminin yetersizliğine bağlamak doğru olmaz. Ancak okul dışında desteğe duyulan yoğun ihtiyaç, üzerinde düşünülmesi gereken bir işarettir. Okullarda öğrenme eksikleri erken tespit edilip giderilebilirse aileler her sorunu ek dersle çözmek zorunda kalmaz.

Kursların sorumluluğu da yalnızca soru çözdürmekle sınırlı olmamalıdır. Öğrencinin eksiklerini belirlemeli, uygun bir çalışma planı oluşturmalı ve gelişimini düzenli takip etmeliyiz. Eğitim paydaşları, öğrencinin gelişimi için birbirini tamamlamalıdır.

Savaş Erman: Sınav baskısının öğrenciler üzerindeki etkisini azaltmak için sistemde ne değişmeli?

Ahmet Sungur: Öğrenciye sınavın önemli olduğunu ama hayatının tamamı olmadığını anlatmalıyız. Sınav dönemlerinde öğrenciler kendi değerlerini aldıkları puanla ölçmeye başlayabiliyor. Aile beklentileri, kıyaslanma ve başarısızlık korkusu bu baskıyı artırabiliyor.

Okullarda rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli; öğrencilere zaman yönetimi, sınav kaygısıyla baş etme ve etkili çalışma yöntemleri öğretilmelidir. Aileler çocuklarının yalnızca sonucunu değil, çabasını ve gelişimini de görmelidir.

Sınav hazırlığını son yıla bırakmamak da önemlidir. Temel beceriler erken yaşlardan itibaren geliştirilirse öğrenci son sınıfta eksiklerini kapatmak için yoğun bir mücadele vermek zorunda kalmaz. Akademik hazırlıkla duygusal dayanıklılık birbirinden bağımsız değildir.

Savaş Erman: Lise ve üniversiteye geçişte sınav puanı dışında hangi ölçütler kullanılabilir? Bunların adil değerlendirilmesi nasıl sağlanır?

Ahmet Sungur: Sınav puanının yanında öğrencinin akademik gelişimi, proje çalışmaları, uygulamalı becerileri ve belirli alanlardaki yetenekleri de değerlendirilebilir. Ancak portfolyo, mülakat veya öğretmen değerlendirmesi gibi yöntemler iyi tasarlanmazsa ekonomik imkânlardan ve öznel kararlardan etkilenebilir.

Örneğin bir öğrencinin bilimsel proje hazırlama imkânı ile başka bir öğrencinin imkânı aynı değilse, projeyi doğrudan yerleştirme ölçütü yapmak yeni eşitsizlikler doğurabilir.

Farklı ölçütler kullanılacaksa ortak standartlar oluşturulmalı, ölçütler önceden açıklanmalı ve süreç denetlenebilir olmalıdır. Merkezî sınavların karşılaştırılabilirliğini korurken güvenilir tamamlayıcı değerlendirmeler geliştirmek daha gerçekçi bir yaklaşımdır.

TÜRKİYE VE DÜNYADA EĞİTİM

Savaş Erman: Türkiye’nin eğitim sistemini dünyayla karşılaştırırken hangi ölçütlere bakmalıyız?

Ahmet Sungur: Ülkeleri yalnızca sınav sıralamalarına bakarak karşılaştırmak doğru değildir. Akademik başarı önemli bir göstergedir; ancak öğrencilerin okuduğunu anlama, matematiksel düşünme ve bilimsel akıl yürütme becerilerinin yanında okula devam, okul öncesi eğitime erişim, öğretmenlerin çalışma koşulları ve eğitimde fırsat eşitliği de değerlendirilmelidir.

Öğrencinin öğrendiklerini gerçek hayatta kullanabilmesi de önemlidir. Matematikte öğrendiği bilgiyi günlük yaşamda kullanabiliyor mu? Okuduğu metindeki iddiayı sorgulayabiliyor mu? Bir bilginin kaynağını değerlendirebiliyor mu?

Uluslararası karşılaştırmaların amacı ülkeleri yalnızca başarılı veya başarısız diye sınıflandırmak değil, işe yarayan uygulamaları anlamak ve kendi koşullarımıza uygun çözümler geliştirmek olmalıdır.

Savaş Erman: PISA gibi uluslararası değerlendirmeler bize neyi gösteriyor, neyi gösteremiyor?

Ahmet Sungur: PISA gibi araştırmalar, öğrencilerin öğrendikleri bilgileri ne ölçüde kullanabildiklerini ve problemleri nasıl çözebildiklerini anlamamız açısından değerlidir. OECD'nin PISA 2022 Türkiye değerlendirmesinde, Türkiye'nin matematik ve fen bilimleri ortalamaları 2018'e kıyasla genel olarak korunmuş veya yükselmiş; okuma alanındaki ortalama performans gerilemiştir. Buna rağmen Türkiye'nin üç alandaki ortalamaları OECD ortalamalarının altında kalmıştır.

Bu veriler hem olumlu gelişmeleri hem de üzerinde çalışmamız gereken alanları gösteriyor. Ancak PISA, belirli yaş grubundaki öğrencilerin belirli becerilerini değerlendirir; yaratıcılığı, mesleki becerileri veya bütün sosyal gelişimi tek başına ölçemez.

Önemli olan sonuçlardan savunmaya geçmeden yararlanmak ve somut iyileştirme alanları çıkarmaktır. Veriler bize nerede olduğumuzu söyler; oradan nereye gideceğimizi ise doğru politikalar belirler.

Savaş Erman: Eğitimde başarılı bulduğunuz ülkeler hangileri? Başarılarını hangi uygulamalara bağlıyorsunuz?

Ahmet Sungur: Finlandiya, Estonya ve Singapur gibi ülkelerin eğitim uygulamalarının incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak başarılarını tek bir nedene bağlamak veya uygulamalarını doğrudan Türkiye'ye aktarmak doğru olmaz.

Finlandiya öğretmenlik mesleğine verdiği önemle, Estonya dijital beceriler ve eğitim performansıyla, Singapur ise matematik öğretimindeki sistematik yaklaşımı ve öğretmen gelişimine verdiği önemle incelenebilecek örnekler sunuyor.

Asıl mesele, bir uygulamanın hangi koşullarda başarılı olduğunu anlamaktır. Türkiye'nin kendi güçlü yönleri ve ihtiyaçları var. Başka ülkeleri taklit etmek yerine işe yarayan uygulamaları analiz etmeli ve kendi eğitim sistemimize uygun biçimde uyarlamalıyız.

Savaş Erman: Bu ülkelerle Türkiye arasında öğretmenlerin yetiştirilmesi, yetkileri ve çalışma koşulları açısından hangi farklar var?

Ahmet Sungur: Ülkeler arasında öğretmen yetiştirme, mesleğe kabul, mesleki gelişim, okul yönetimindeki sorumluluklar ve çalışma koşulları bakımından farklılıklar bulunuyor. Başarılı ülkelerin hepsinde aynı model uygulanmıyor.

Türkiye açısından önemli konulardan biri, öğretmenlerin mesleki gelişiminin sürekliliğidir. Öğretmenlik diploması almak, mesleki öğrenmenin tamamlandığı anlamına gelmez. Öğretmenler yeni yöntemleri öğrenebilmeli, sınıfta karşılaştıkları sorunlara çözüm geliştirebilmeli ve meslektaşlarıyla deneyim paylaşabilmelidir.

Öğretmenlere mesleki özerklik tanımak da önemlidir. Ortak müfredat ve standartlar korunurken öğretmenler öğrencilerinin ihtiyaçlarına uygun yöntemleri seçebilmelidir. Yetki, sorumluluk ve hesap verebilirlik dengeli biçimde kurulmalıdır.

Savaş Erman: Dünyadaki lise ve üniversiteye geçiş modellerinden hangileri Türkiye’ye uyarlanabilir? Hangi koşullarda?

Ahmet Sungur: Türkiye'de uygulanabilecek modelleri değerlendirirken nüfusumuzu, öğrenci sayımızı, okullar arasındaki imkân farklılıklarını ve üniversite kontenjanlarını dikkate almalıyız.

Bazı ülkelerde okul başarısı, standart sınavlar, alan ilgisi ve farklı değerlendirme araçları birlikte kullanılabiliyor. Öğrencinin yalnızca tek bir sınav günündeki performansına değil, belirli bir döneme yayılan akademik gelişimine de bakılması düşünülebilir.

Ancak okul notlarını veya mülakatları doğrudan yerleştirme ölçütü yapmak, okullar arasındaki notlandırma farklılıkları ve öznel değerlendirmeler nedeniyle adalet sorunları doğurabilir. Her yeni ölçütün güvenilirliği, farklı gruplara etkisi ve denetlenebilirliği önceden incelenmelidir. Merkezî sınavların karşılaştırılabilirliğini korurken öğrenciyi daha kapsamlı değerlendiren, kademeli ve şeffaf bir model geliştirmeliyiz.

Savaş Erman: Türkiye’nin şartlarını ve dünyadaki örnekleri birlikte düşündüğünüzde, eğitimde öncelikle atılması gereken üç somut adım nedir?

Ahmet Sungur: Birincisi, temel becerileri güçlendirmeliyiz. Okuduğunu anlama, matematiksel düşünme, problem çözme ve kendini ifade etme becerileri bütün derslerin temelidir. Öğrencilerin eksiklerini erken tespit etmeli ve sınıf seviyelerine uygun destek programları geliştirmeliyiz.

İkincisi, öğretmeni güçlendirmeliyiz. Mesleki gelişimi sürekli hâle getirmeli, sınıf içi uygulamaları desteklemeli ve çalışma koşullarını iyileştirmeliyiz. Öğretmeni yalnızca uygulayıcı olarak değil, çözümün merkezindeki profesyonel olarak görmeliyiz.

Üçüncüsü, eğitimde fırsat eşitliğini somutlaştırmalıyız. Öğrencinin yaşadığı bölge veya ailesinin ekonomik durumu, nitelikli eğitime erişimini belirlememeli. Dezavantajlı bölgelerde okul öncesi eğitim, rehberlik, ücretsiz akademik destek ve okul içi telafi programları güçlendirilmelidir.

Bütün eğitim politikaları ölçülebilir hedeflere dayanmalı ve sonuçları düzenli olarak değerlendirilmelidir. Bir karar aldığımızda yalnızca ne kadar hızlı uygulandığına değil, öğrencinin öğrenmesine gerçekten ne kadar katkı sağladığına bakmalıyız.

Savaş Erman: Son olarak, öğrencilere, ailelere ve eğitimcilere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Ahmet Sungur: Öğrencilere şunu söylemek istiyorum: Kendinizi yalnızca aldığınız notlarla veya kazandığınız okulla değerlendirmeyin. Hedefleriniz olsun, çalışın ve emek verin. Ancak kendinizi tanımayı, güçlü yönlerinizi keşfetmeyi ve hatalarınızdan öğrenmeyi de ihmal etmeyin.

Ailelere, çocuklarını başkalarının çocuklarıyla kıyaslamak yerine kendi gelişimlerini takip etmelerini öneriyorum. Her çocuğun öğrenme hızı, yeteneği ve ihtiyacı farklıdır. Çocuğumuzun yanında olmak, gerektiğinde rehberlik etmek ve kendisine inanmasını sağlamak en az akademik destek kadar önemlidir.

Eğitimcilere ise şunu söylemek isterim: Görevimiz yalnızca ders anlatmak değil, öğrencinin gelişimine rehberlik etmektir. Bir öğrencinin hayatına dokunmak bazen bir konuyu öğrenmesini sağlamak, bazen de kendisine olan inancını yeniden kazanmasına yardımcı olmaktır.

Benim eğitim anlayışımın temelinde şu düşünce var: Çocuğu yalnızca sınava hazırlamamalıyız; onu hayata da hazırlamalıyız. Akademik başarı, özgüven, düşünme becerisi ve duygusal gelişim birbirini tamamlamalıdır. Türkiye'nin geleceği, çocuklarımızın potansiyelini ne kadar doğru ortaya çıkarabildiğimize bağlıdır.

Röportaj: Savaş Erman

Bu Yazıyı Paylaş