Sermaye, sadece getiri değil, öngörülebilir bir gelecek peşinde: Ekonomi zirvesinde kritik analizler
Ekonomi zirvesinde konuşan uzmanlar, küresel sermayenin getiri kadar öngörülebilirlik aradığını belirtti. Jeopolitik riskler, savaşlar ve küresel ticaretin daralması ekonomileri etkilerken, Türkiye'nin dayanıklılığı ve fırsatları da masaya

Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026) kapsamında düzenlenen ilk panelde, Garanti BBVA Baş Ekonomisti Seda Güler Mert, küresel sermayenin beklentilerini çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Mert, "Sıcak çatışma ortamına çok yakın bir noktada bulunuyoruz. Savaş, sadece risk primini etkileyen bir unsur değil; aynı zamanda lojistik ve hammadde tedariği gibi hayati konuları da derinden etkiliyor. Sermaye en yüksek getiriyi arayacaktır ancak bununla birlikte daha öngörülebilir bir ortam talep ediyor," ifadelerini kullandı.

Küresel Ekonomide Yeni Dengeler ve Türkiye'nin Yeri
TEPAV Ekonomik ve Yapısal Politikalar Merkezi Direktörü Dr. Burcu Aydın'ın moderatörlüğünde gerçekleşen panelde, küresel ekonomideki mevcut dengeler ve Türkiye'nin bu konudaki konumu masaya yatırıldı. Dr. Aydın, Türkiye'de merkez bankasının son üç yıldır uyguladığı parasal sıkılaşma sürecine dikkat çekerek, savaş öncesi yüzde 30'un üzerindeki enflasyonun, hem hane halkı hem de reel sektör üzerinde belirgin bir baskı unsuru haline geldiğini belirtti. Bu süreçte küresel ölçekte yeni bir şokla karşı karşıya kalındığını vurgulayan Aydın, merkez bankasının faiz artışları ve rezerv satışlarıyla şekillenen bir politika setine yöneldiğini kaydetti.

Jeopolitik Belirsizlikler ve Ekonomik Fırsatlar
TED Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, 2000'li ve 2010'lu yıllarda ülkeler arasındaki farkların azalacağı yönündeki beklentilerin aksine, günümüzde küresel ölçekte belirgin bir ayrışma ve dönüşüm yaşandığını ifade etti. İran'daki savaşta kalıcı bir barışın zor göründüğünü belirten Han, "Kalıcı barış için ABD, İsrail ve İran'da rejim değişimi gerekiyor. Bu üç ülkede rejim değişikliği olmadan bölgede kalıcı barış tesis edilmesi pek mümkün görünmüyor," dedi. Küresel savaş riski ve artan jeopolitik belirsizliklerin kısa vadede ciddi riskler barındırdığını vurgulayan Han, uzun vadede ise Türk varlıkları ve Türkiye ekonomisinin mevcut jeopolitik kırılma sürecinden önemli fırsatlar ve kazanımlar üretebileceği öngörüsünde bulundu.

Merkez Bankalarının Rolü ve Türkiye'nin Dayanıklılığı
Bilkent Üniversitesi'nden Prof. Dr. Ali Hakan Kara, küresel kriz ve savaş ortamında merkez bankalarının mevcut yaklaşımını değerlendirirken, "Merkez bankası tek başına dünyayı kurtaramaz. Maliye politikası ve diğer politika alanları da en az para politikası kadar belirleyici," diye konuştu. Türkiye'nin her yıl mart ayında farklı bir şokla karşılaştığını ancak bu şoklara karşı dayanıklı kalmayı başarabildiğini belirten Kara, enflasyon konusunda iyimser olmasa da dayanıklılık ve şokları absorbe etme kapasitesi açısından daha olumlu bir noktada olduğunu söyledi. Maliye politikasının genel olarak iyi gittiğini ancak dış kaynaklı şoklar nedeniyle zorluklar yaşandığını ifade eden Kara, küresel kriz döneminde Türkiye'nin kredi notunun düşük olduğunu ancak ardından gelen küresel krizin bu dayanıklılığı somut şekilde ortaya koyarak not artışlarını beraberinde getirdiğini hatırlattı. Mevcut savaş ortamında da benzer bir sürecin yaşanabileceğini ve belirsizliklerin azalmasıyla Türkiye'nin yeniden not artışı sürecine girebileceğini öngördü.

Güvenlik Kaygıları ve Sermaye Akışı
Garanti BBVA Baş Ekonomisti Seda Güler Mert, güvenlik kaygılarının ve jeopolitik risklerin öne çıktığı bu dönemde, küreselleşmenin sonunun olmadığını ancak kimlerle entegre olunduğunun önem kazandığını belirtti. ABD-Çin rekabeti, teknolojik ayrışmalar ve ticaret savaşlarının öne çıktığını söyleyen Mert, ülkelerin ticari partnerlerini belirlerken jeopolitik partnerleriyle hareket ettiğini vurguladı. Mert, "Sermaye en yüksek getiriyi arayacak ancak daha öngörülebilir bir ortam arıyor," diyerek, Türkiye'nin sanayide üretim kapasitesi, nitelikli insan kaynağı, özel sektörün dayanıklılığı ve hizmet gelirlerinin önemli payı gibi avantajları olduğunu ancak yüksek enflasyon gibi kırılganlıkların sermayenin kısa vadeli ve fırsatçı davranmasına neden olduğunu dile getirdi. Enflasyonun kalıcı olarak yüzde 20'nin altına inip inmeyeceği konusundaki soru işaretlerine rağmen, Türkiye'nin sağlam bir zemine sahip olduğunu belirten Mert, daha proaktif olunması gerektiğini ve iklim değişikliği ile beraber gıda arz güvenliğinin de konuşulması gerektiğini vurguladı. Belirsizliklerin daha da azaltılması durumunda sermaye akışının artacağını öngören Mert, "Türkiye bu şoktan daha sağlam çıkacak," dedi.

Küresel Ticaretin Daralması ve Türkiye'nin Konumu
Koç Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden Prof. Dr. Kamil Yılmaz, son 60 yılda küreselleşmeyle birlikte artan ticaretin beraberinde sorunları da getirdiğini ve ciddi kırılmalar yaşandığına tanık olunduğunu belirtti. Dünyanın en büyük ithalatçısının kendi ithalat yaptığı ülkelere tarifeler koymasının ve Çin'in üretici olarak karşı hamlelerinin, iki gücün çarpışmasına yol açtığını ifade etti. Üçüncü ülkelerin daha itidalli davranarak köprüler kurmaya çalıştığını ve üçüncü bir yolun mümkün olup olmadığını araştırdığını söyleyen Yılmaz, "Uzun vadede dünya ticaretinin daralması herkesin aleyhine. ABD ile Çin'in ayrışması dünya ekonomisini yaklaşık yüzde 4 daraltıyor," dedi. Tamamen karamsar olmaya gerek olmadığını belirten Yılmaz, AB'nin Hindistan ile yaptığı anlaşma ve Pasifik ülkelerinin anlaşmalarının önemli olduğunu vurguladı. İran savaşının etkilerinden ziyade uzun vadeye bakmak gerektiğini belirten Yılmaz, Türkiye'nin coğrafi konumu ve Avrupa ile Gümrük Birliği ile entegrasyonunun önemine değinerek, bu yeni oluşan dünya düzeninin Türkiye'ye ne kadar fayda sağlayacağına ve ne kadar ileri taşıyacağına bakmak gerektiğini ve Gümrük Birliği konusunda adımlar atılmasının gerekliliğini vurguladı.
