Silivri’den cumhurbaşkanlığı seçimlerine... İmamoğlu’nun mahkeme salonu seçim karargahına mı dönüştü?
İBB davasında yargı kıskacına alınan Ekrem İmamoğlu ve 402 isim için istenen binlerce yıllık hapis cezası, Türkiye'nin siyasi rotasını mahkeme salonlarına kilitledi.

HABERERK / HABER ANALİZ
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve beraberindeki 402 ismin yargılandığı tarihi dava, Türkiye’yi hukuk ve siyaset dengesinde yeni bir dönemece soktu.
Silivri’de görülen duruşmalar, sadece bir belediye yönetimi davası değil, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de ana belirleyicisi olarak görülüyor.
Türkiye siyaseti, tarihinin en kritik hukuk süreçlerinden birine tanıklık ediyor.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun merkezinde olduğu ve kamuoyunda "İBB Davası" olarak bilinen yargılama süreci, yalnızca yerel bir yönetim meselesi olmaktan çıkarak doğrudan Cumhurbaşkanlığı seçim yarışının en stratejik cephesi haline geldi.

Sürecin Evveliyatı: Operasyonun Ayak Sesleri
Süreç, aslında 2024 yılının ortalarında İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin belediye koridorlarında başlattığı incelemelerle filizlenmişti. Ancak asıl kırılma noktası, 19 Mart 2025 sabahı yaşandı. İmamoğlu’nun evinden gözaltına alınması ve ardından gelen tutuklama kararı, Türkiye genelinde büyük bir infial oluşturdu.
"Yolsuzluk" ve "terör örgütüne yardım" gibi ağır suçlamaların yöneltildiği iddianamede, sanıklar için toplamda binlerce yılı bulan hapis cezaları talep ediliyor.
Özellikle "İmamoğlu Suç Örgütü" nitelemesi, muhalefet kanadında "siyasi bir kurgu" olarak sertçe eleştiriliyor.
Sandığa Giden Yol Mahkemeden mi Geçiyor?
Davanın Mart 2026 itibarıyla Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu’nda başlayan duruşmaları, bir hukuk mücadelesinden çok siyasi bir gövde gösterisine dönüştü.
CHP kanadı, bu davayı seçmen iradesine vurulmuş bir pranga olarak tanımlarken; İmamoğlu savunmasında, "Bu iddianame bana göre yok hükmündedir, tümüyle şaibelidir" diyerek davanın seçimleri etkileme amacını taşıdığını vurguladı.
Uzmanlar, olası bir mahkumiyet ve siyasi yasak kararının, muhalefetin adaylık planlarını tamamen altüst edebileceğine ya da tam tersi bir etkiyle İmamoğlu’nu mağduriyet rüzgarıyla sandıkta zirveye taşıyabileceğine dikkat çekiyor.

Diplomadan İhaleye: Dosyadaki İlginç Ayrıntılar
Haberin en dikkat çekici kısımlarından biri de İmamoğlu’nun üniversite diplomasına dair açılan paralel soruşturma.
Cumhurbaşkanı adayı olabilmek için gerekli olan lisans mezuniyeti şartı üzerinden yürütülen bu tartışma, davanın sadece bir "yolsuzluk" dosyası değil, doğrudan "adaylık engelleme" stratejisi olduğunu düşündüren en somut veri olarak kabul ediliyor. Ayrıca, belediyenin sosyal yardım kartlarının rüşvet suçlamasına dahil edilmesi gibi "sıradışı" iddialar da hukuki çevrelerde uzun süre tartışılacağa benziyor.
Haber Analiz: Sandık mı, Tokmak mı?
İBB davasını sadece bir "hukuk dosyası" olarak okumak, Türkiye'nin son on yıllık siyasi hafızasını yok saymak anlamına gelir. Bu dava, hukuki bir süreçten ziyade, 2028 (veya olası bir erken seçim) yolunda kurulan en büyük barikat olarak karşımızda duruyor.
1. Mağduriyet mi, Tasfiye mi?
Türk siyasi tarihi, yargı eliyle tasfiye edilmek istenen figürlerin, bu baskıyı birer "demokrasi kahramanlığına" dönüştürme hikayeleriyle doludur. 1998'de benzer bir süreçten geçen Erdoğan'ın yükselişi buna en büyük örnektir. Ancak bugün durum farklı; iktidar bu kez "mağduriyet" silahını rakibine kaptırmamak için davayı sadece bir yasakla değil, "yolsuzluk" ve "usulsüzlük" gibi toplum nezdinde itibar sarsıcı başlıklarla (diploma tartışması, ihale dosyaları vb.) donatıyor. Buradaki strateji, İmamoğlu’nu kahramanlaştırmak yerine şaibeli bir figüre dönüştürmek.
2. Muhalefetin "Adaylık" Satrancı
Mahkemenin vereceği olası bir siyasi yasak kararı, muhalefet blokunda büyük bir kaos potansiyeli taşıyor. Eğer yasak kesinleşirse:
İmamoğlu "yasaklı lider" olarak bir sembol mü olacak?
Yoksa muhalefet, riske girmeyip "B planı" olarak görülen Mansur Yavaş veya başka bir isme mi yönelecek? Yargının hızı, aslında muhalefetin aday belirleme takvimini de kontrol ediyor. Mahkemenin her ara kararı, CHP genel merkezinde birer "seçim stratejisi" toplantısına dönüşüyor.

3. Toplumsal Kutuplaşmanın Yeni Fay Hattı
Halkın geniş bir kesimi bu davayı "İstanbul’u sandıkta alamayanların masada alma çabası" olarak görüyor. Ancak davanın içine serpiştirilen teknik detaylar (belediye yardımları, personel alımları), kararsız seçmenin zihninde "acaba?" sorusunu diri tutmayı amaçlıyor. Bu durum, toplumu sadece siyasi değil, etik bir tartışmanın da içine çekiyor.
Siyaset Bilimci Notu: "Bu dava, yargının bağımsızlığından ziyade, yargı gücünün siyasi mühendislikte ne kadar efektif kullanılabileceğinin bir test sürüşüdür. Karar ne olursa olsun, Türk seçmeninin 'vicdan terazisi' mahkemenin kararından daha belirleyici olacaktır."
Editörden not:
İBB davası, Türkiye'de yargının siyaset üzerindeki etkisinin son yıllardaki en keskin örneği olarak tarihe geçmeye adaydır.
Bakmadan Geçme
Seyit Aslan, Erdoğan'ın açıklamalarına Trabzon örneğiyle yanıt verdi
Son ankette Yavaş, Erdoğan'a fark attı! Seçmenlerin parti dağılımı dikkat çekti
Fatih Altaylı Erdoğan'ı Haklı Buldu: Davutoğlu ve Arınç'a Sert Tepki!
Avrupalı Demokratlar, İmamoğlu'nun hapis cezasına tepki gösterdi
Varank, Erdoğan'ın basketbol maçındaki başarısını paylaştı
İmamoğlu’na Verilen Karar Onanırsa Siyasi Yasak Geliyor
