Kültür Sanat

Sözcüklerle direnen bir yürek: Yazar-Aktivist Ömer Dursun ile röportaj

Toplumun sessiz kalmış yaralarına kelimelerle dokunan, kalemiyle sahayı birbirine bağlayan bir isim: Ömer Dursun.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
5 dk Sesli Dinle 1
Sözcüklerle direnen bir yürek: Yazar-Aktivist Ömer Dursun ile röportaj

Röportajı Yapan: Savaş Erman
O, yalnızca bir yazar değil; aynı zamanda adalet, vicdan ve insan onuru uğruna mücadele eden bir aktivist.
Yazdığı her cümlede bir direniş, her kelimesinde bir umut izi var. Onun kaleminde doğa, insan ve adalet; birer temadan öte, yaşamanın ahlaki omurgasına dönüşüyor.

Sözün gücünü hâlâ en sarsılmaz direniş biçimi olarak gören Dursun’la yazmak, direnmek, hatırlamak ve yeniden inşa etmek üzerine derin bir söyleşi gerçekleştirdik.

Röportaj: Ömer Dursun ile “Kalem ve Vicdan Üzerine”

Savaş Erman: Yazmak sizin için bir içsel ihtiyaç mı yoksa topluma karşı duyulan bir sorumluluk mu?
Ömer Dursun: Yazmak benim için hem içsel bir ihtiyaç hem de vicdani bir sorumluluk. Çünkü kalem bazen insanın içinde sıkışan hakikati açığa çıkarır, bazen de toplumun susturulan sesine dönüşür. İçimdeki yangını bastırmak için yazarken, o yangının dumanı başkalarının ufkuna ulaşsın isterim. Yazmak, kendimi iyileştirmek kadar, yaralı bir topluma ayna tutma çabasıdır.

Savaş Erman: Edebiyatla aktivizmi birleştirdiğiniz noktada sizi harekete geçiren temel duygu nedir?
Ömer Dursun: En temelde, adalet duygusu. İnsan hayatına dokunmayan kelimenin ömrü kısadır. Ben yazarken bir çocuğun gözündeki korkuyu, bir annenin sessiz feryadını, bir toplumun direnişini duyuyorum. Bu sesler, beni hem sahada hem sayfada diri tutan duygudur.

Savaş Erman: “Kalem bir direniş aracıdır” diyorsunuz sık sık. Bu sözü biraz açar mısınız?
Ömer Dursun: Kalem, zulmün karşısında en sarsılmaz direniş aracıdır. Çünkü kalem, bir kez gerçeği yazdığında hiçbir güç onu unutturamaz. Yazı, tanktan da güçlüdür; çünkü insanın vicdanına işler. Bir halkın belleğini silmeye çalışanlar, en çok kelimelerden korkar. Bu yüzden kalem, bir yazarın değil, bir halkın vicdanıdır.

Savaş Erman: Edebiyatın toplumsal değişime katkısı gerçekten mümkün mü, yoksa sadece tanıklıkla mı sınırlı kalıyor?
Ömer Dursun: Edebiyat sadece tanıklık etmez, aynı zamanda dönüştürür. Bir roman, bir şiir, bazen bir toplumun yönünü değiştirebilir. Değişim, önce bir cümlenin içinde filizlenir. Çünkü bir toplum, önce kelimelerle düşünür; sonra kelimelerle direnir.

Savaş Erman: Eserlerinizde doğa, adalet, insan onuru ve vicdan temaları öne çıkıyor. Bu kavramlar sizin kişisel yolculuğunuzda nasıl bir yer tutuyor?
Ömer Dursun: Benim için doğa bir nefes, adalet bir iman, insan onuru ise var oluşun kendisidir. Bu kavramlar yaşamımın ve yazımın pusulası oldu. Çünkü bir yazarın kendi iç sesine sadakati, bu değerlere olan bağlılığıyla ölçülür. Ben doğayı korurken insanı, insanı savunurken vicdanı savunduğuma inanıyorum.

Savaş Erman: “Yazar tarafsız olmalı” görüşüne katılıyor musunuz? Sizce edebiyat tarafsız olabilir mi?
Ömer Dursun: Hayır, yazar tarafsız olamaz. Tarafsız kalmak, çoğu zaman zalimin tarafında sessiz kalmaktır. Edebiyat bir vicdan eylemidir; vicdanın tarafsızlığı olmaz. Ben kalemimi her zaman mazlumdan yana, insandan yana, adaletten yana tuttum. Çünkü edebiyatın özü, hakikatin tarafında durmaktır.

Savaş Erman: Aktivist kimliğinizle yazarlığınızı buluştururken karşılaştığınız en büyük zorluk ne oldu?
Ömer Dursun: En büyük zorluk, sessizlik duvarını aşmak. Gerçeği yazmak bazen yalnızlıktır, bazen tehdit, bazen dışlanma. Ama en zoru, insanların umudunu kaybettiği anlarda kalemi bırakmamaktır. Çünkü sahada can kurtarırken gördüğüm her yüz, bana bir cümle ilhamı taşır.

Savaş Erman: Toplumsal mücadelede söz hâlâ en etkili eylem biçimi mi? Yoksa yeni bir direniş dili mi doğuyor?
Ömer Dursun: Söz hâlâ etkili, ama artık sadece kalemle değil; sesle, görüntüyle, sahada atılan her adımla çoğalıyor. Yeni direniş dili, çok sesli bir vicdan dili. Artık kelimeler sadece yazılmıyor; yaşanıyor, kaydediliyor, paylaşılıyor. Sözün eyleme dönüştüğü bir çağdayız.

Savaş Erman: Türkiye’de edebiyat hâlâ bir muhalefet alanı olarak varlığını sürdürebiliyor mu sizce?
Ömer Dursun: Zorlanıyor ama evet, hâlâ var. Çünkü bu topraklarda susturulsa da her dönem yeniden doğan bir edebiyat vicdanı vardır. Sansürün, baskının olduğu yerde bile kelime bir yol bulur. Edebiyat bu ülkede hâlâ halkın kalbinde en özgür alandır.

Savaş Erman: Edebiyatın görevi sizce unutturmamak mı, yoksa yeniden inşa etmek mi?
Ömer Dursun: İkisi de. Edebiyat unutmamak için yazılır ama unutulmayan acıların içinden yeniden doğmak için de vardır. Hatırlamak bir borç, yeniden kurmak ise umuttur. Edebiyat, bu iki duygunun arasında nefes alır.

Savaş Erman: Genç kuşaklara baktığınızda yazı ve toplumsal bilinç açısından umutlu musunuz?
Ömer Dursun: Evet, umutluyum. Çünkü sessiz gibi görünen bir kuşak aslında içten içe çok şey biriktiriyor. Onlar kelimelere bizden farklı bakıyor, daha evrensel, daha cesur bir dil kuruyorlar. Zamanla o dilin bir toplumsal hafızaya dönüşeceğine inanıyorum.

Savaş Erman: Dijital çağın hız kültürü, edebiyatın derinliğini ve aktivizmin samimiyetini nasıl etkiliyor sizce?
Ömer Dursun: Hız çağında derinlik kaybolma riskiyle karşı karşıya. Ama aynı zamanda sözün ulaştığı alan genişledi. Artık mesele, hızla değil, anlamla yarışabilmek. Samimiyet hâlâ var; sadece gürültünün içinden duyulmayı bekliyor.

Savaş Erman: Bugün Türkiye’de bir yazar-aktivist olmanın bedeli nedir?
Ömer Dursun: Bazen yalnızlık, bazen hedef gösterilmek, bazen susturulma çabası. Ama bedel ödemeden hakikati savunmak mümkün değil. Ben o bedeli ödemenin insan kalmanın gereği olduğuna inanıyorum. Çünkü susmanın bedeli, yazmanınkinden çok daha ağır.

Savaş Erman: Yazı ile mücadele arasında denge kurmak zor mu? Kaleminizle sahadaki duruşunuz nasıl bir denge içinde ilerliyor?
Ömer Dursun: Zor ama birbirini besleyen iki damar. Sahadaki mücadele bana yazacak nedenler veriyor; yazdıklarım sahadaki mücadeleye yön kazandırıyor. Kalemimle kurtardığım her can arasında görünmez bir bağ var. O yüzden yazı benim için sadece kelime değil, eylemin başka bir biçimi.

Savaş Erman: Son olarak, Ömer Dursun’un kaleminden dünyaya bırakmak istediği bir cümle olsaydı, bu ne olurdu?
Ömer Dursun: “Bir insanın yüreğine dokunmadan hiçbir enkaz tam anlamıyla kaldırılmış sayılmaz.”

Bu röportaj, bir kez daha gösteriyor ki; kelimeler yalnızca kâğıt üzerinde değil, vicdanın derinliklerinde yankı bulduğunda anlam kazanıyor.
Ömer Dursun, hem sahada hem sayfada insanlığın onurunu savunmaya devam ediyor — sözüyle, eylemiyle, direnişiyle.

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Tuğba USTURBELLİ DURSUN

    Her kelimeni okurken seni tanıyan biri olarak ne kadar içten, ne kadar dolu bir kalple yazdığını bir kez daha hissediyorum. Bu röportajda sadece bir yazar değil, düşünen, hisseden, anlatan bir insan var. Yolun, kalemin hep aydınlık olsun… Seninle ve ürettiklerinle gurur duyuyorum

Bu Yazıyı Paylaş