Türk Dünyasının Geleceğine Dair Dikkat Çeken Değerlendirmeler
Türk dünyası üzerine yürüttüğü çalışmalar, kültürel diplomasi alanındaki faaliyetleri ve Türk tarihi ile töresi üzerine yaptığı değerlendirmelerle tanınan İlteriş Vakfı Sözcüsü Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk), Haber Erk okurları için sorularımızı yanıtladı.

HABER ERK ÖZEL RÖPORTAJ
Türk dünyası üzerine yürüttüğü çalışmalar, kültürel diplomasi alanındaki faaliyetleri ve Türk tarihi ile töresi üzerine yaptığı değerlendirmelerle tanınan iletişimci, sanat tarihçisi ve İlteriş Vakfı Sözcüsü Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk), Haber Erk okurları için sorularımızı yanıtladı.
Türk dünyasının ortak hafızası, kültürel geleceği ve Türk birliği idealine ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulunan Dr. Ali Bilgiç, bu özel röportajda yalnızca bugünü değil, geleceğe dair vizyonunu da ortaya koyuyor. Röportaj boyunca Türk töresinin günümüzdeki yeri, Türk Devletleri Teşkilatı'nın geleceği, ortak alfabe çalışmaları, kültürel diplomasi, sanatın Türk birliği idealindeki rolü, gençliğin sorumluluğu ve Türk dünyasının ortak gelecek vizyonu gibi birçok önemli başlık kapsamlı şekilde ele alınıyor.
Türk milletinin ortak değerlerinin korunmasının önemine dikkat çeken Bilgiç, Türk dünyasının geleceğinin ancak ortak tarih, ortak kültür, güçlü bir kimlik bilinci ve sağlam iletişim ağıyla inşa edilebileceğini vurguluyor. Geleceğe yönelik projelerini de paylaşan Bilgiç, özellikle Türkçenin korunması, kültürel farkındalığın artırılması ve Türk dünyası arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik çalışmalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunuyor.
Haber Erk olarak, Türk dünyasına dair farklı bakış açıları sunan bu kapsamlı röportaj için Dr. Ali Bilgiç'e teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyoruz.
İşte Haber Erk Özel Röportajı...
Savaş Erman:
Kamuoyunda "Tonyukuk" ismiyle tanınıyorsunuz. Bu ismin sizin için anlamı nedir? Neden Tonyukuk'u kendinize bir sembol olarak seçtiniz?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Tonyukuk, tarihte Türk adını kullanan ilk Türk devleti olan Göktürk Devleti'nin sembol isimlerinden biridir. Aynı zamanda Türk tarihinin; han, hakan ya da başbuğ olmadan da adından söz ettirmeyi başaran en önemli fikir adamlarından biridir.
Türk tarihinde anlatılar ve destanlar çoğunlukla savaşçı kahramanları ön plana çıkarır. Ancak Tonyukuk, savaşçı kimliğinin yanı sıra bilgeliğiyle de öne çıkan eşsiz bir şahsiyettir. Benim için en etkileyici yönü de budur.
Savaş Erman:
İletişimci ve sanat tarihçisi kimliğinizin yanı sıra Türk dünyası çalışmalarınızla da tanınıyorsunuz. Sizi bu alana yönlendiren temel motivasyon nedir?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Bu soruya Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk'ün şu sözüyle cevap vermek isterim:
"Yaradılışımdaki fevkaladelik, yalnızca Türk olarak dünyaya gelmemdir."
Benim düşünce dünyamda her Türk, aynı zamanda Türkçü olmalıdır. Gözü, kulağı ve kalbi Türk'ün bulunduğu her coğrafyada olmalıdır.
Dünya üzerinde birçok kültürü tanıma ve yakından gözlemleme fırsatım oldu. Ancak Türkistan coğrafyasını gezdiğimde ve orada yaşadığımda hissettiğim aidiyet, huzur ve mutluluğu hiçbir yerde yaşamadım.
Türkçülüğün en güçlü taraflarından biri de Türklerin birlik içinde yaşaması arzusudur. Bu nedenle Türk Dünyası, gözümüzü, kulağımızı ve kalbimizi çevirdiğimiz en özel coğrafyadır.
Savaş Erman:
Türk töresi kavramını günümüz gençliğine nasıl anlatıyorsunuz? Töreyi yalnızca tarihî bir miras olarak mı görüyorsunuz, yoksa günümüzde de uygulanabilir bir yaşam modeli olarak mı değerlendiriyorsunuz?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Her şeyden önce Türk'ün aklını kullanması gerektiğini savunuyorum.
Aklını kullanmayan, fikirlerini başkalarının düşünceleri üzerine kuran bir insanı; Türkçü, Türk milliyetçisi ve hepsinden önemlisi gerçek anlamda Türk olarak kabul etmiyorum.
Tanrı'nın verdiği aklı kullanmayan, doğruyu ve yanlışı menfaatlerine göre şekillendiren, topluma ve insanlığa fayda üretmeyen bir insanı Türk toplumunun bir ferdi olarak sahiplenemiyorum. Kısacası, böyle bir anlayışı reddediyorum.
Buna karşılık Türk töresinin; çağları aşan, akılcı, geleceği gören ve toplum düzenini şekillendiren güçlü bir kültürel öğreti olduğuna inanıyorum.
Türk Töresi; aklını kullanan, önce Türk toplumuna, ardından bütün insanlığa fayda üretmeyi amaçlayan düşünce sistemidir.
Bu nedenle paylaşımlarımda öncelikle aklı kullanmayı, ardından bunu etik ve ahlaki değerlerle şekillendirmeyi anlatmaya çalışıyorum. Esasen bu değerlerin tamamı Türk töresinin temelini oluşturmaktadır.
Ayrıca her kuralın yaşanılan çağın şartlarına uygun biçimde güncellenmesi gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle töre merkezli bir hukuk ve yaşam anlayışının günümüz şartlarına uyarlanması hem mümkündür hem de gereklidir.
Savaş Erman:
Türk milletini ayakta tutan temel değerlerin başında sizce hangi kavramlar gelmektedir? Kut, töre, adalet ve devlet anlayışını nasıl yorumluyorsunuz?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Türk milletini ayakta tutan en temel unsur Türklüğün kendisidir...
Savaş Erman:
Türk milletini ayakta tutan temel değerlerin başında sizce hangi kavramlar gelmektedir? Kut, töre, adalet ve devlet anlayışını nasıl yorumluyorsunuz?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Türk milletini ayakta tutan en temel unsur Türklüğün kendisidir.
Kut ve töre anlayışının, İslamiyet'in kabulünden sonra Türk toplumunda geniş kitleleri bir araya getirecek ölçüde etkisini koruyabildiğini düşünmüyorum. Müslümanlığı Araplaşmak olarak gören anlayışın yaygınlaşmasıyla birlikte bu kavramlar özünden uzaklaşmış, zor zamanlarda kolayca terk edilebilen kültürel unsurlar hâline gelmiştir.
Öte yandan, "Devletin dini adalettir." diyen Hz. Ali'yi çok seven bir toplumun adalet konusunu kolaylıkla göz ardı edebilmesi de ayrı bir ironidir.
Bununla birlikte toplumumuzda Türklüğünü unutmayan büyük bir azınlık yaşamaktadır. Sayıca az olabilirler; ancak her geçen gün büyüyen bir kitleden söz ediyoruz. Umut ediyorum ki bu azınlık zamanla çoğunluk hâline gelecektir.
Bugün toplumun da devletin de ayakta kalmasını sağlayan güç, işte bu bilinçtir. Devlet; onu ayakta tutan, sorumluluk sahibi insanların sayesinde varlığını sürdürmektedir. Ben bu kesimin Türkçüler olduğunu düşünüyorum.
Adını taşıdığı milleti benimseyen bir devlet yönetiminde adalet de olur, huzur da olur, refah da olur. Ayrılıkçı anlayışları merkeze alan yönetimlerde ise bu kavramların tamamı sürekli tartışma konusu hâline gelir.
Türk Devleti'nin, Türk kimliğini ve Türk kültürünü esas alan bir anlayışla yönetilmesi gerektiğine inanıyorum. Böyle bir anlayışın hâkim olduğu yerde adalet de gelişir, ahlak da güçlenir, bilim ve sanat da ilerler.
Savaş Erman:
Türk dünyasının bugün karşı karşıya olduğu en büyük kültürel ve zihinsel tehditler nelerdir?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Bence en büyük sorunlardan biri, Türkiye Türklerinin Türk dünyasını "Ruslaşmış", Orta Asya Türklerinin ise Türkiye'yi "Araplaşmış" olarak görmesidir.
İşin her iki tarafında da kültürel bir asimilasyon algısı bulunmaktadır. Türkistan coğrafyasını bizzat görmüş biri olarak beni ilk etkileyen gerçeklerden biri buydu.
Bu durum, kardeş toplulukları birbirinden uzaklaştırmakta ve ortak aidiyet duygusunu zedelemektedir.
Maalesef siyaset ve din, geniş Türk toplumunun önündeki en büyük iki engel hâline gelmiştir.
Oysa Türklük; siyasetin, mezhep farklılıklarının ve inanç ayrılıklarının üzerinde yer alan ortak bir üst kimliktir.
Türklüğü esas alan bir anlayış, yalnızca Türkiye'yi değil, bütün Türk topluluklarını ortak bir ideal etrafında buluşturabilecek en güçlü bağdır.
Din, mezhep ve siyasi yakınlıklar zaman içerisinde bizi birbirimizden uzaklaştırmış; bunun sonucunda kültürel yozlaşma da kardeş topluluklar arasındaki bağı zayıflatmıştır.
Savaş Erman:
Türk Devletleri Teşkilatı'nın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yapı gerçek anlamda bir Türk birliğine dönüşebilir mi?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Türk Devletleri Teşkilatı, teorik anlamda daha önce denenmemiş önemli bir girişimdir. Bu yönüyle dikkat çekici buluyor ve gelecekte de sürdürülmesi gerektiğine inanıyorum.
Ancak bu yapının sağlıklı bir akıl ve sağlam bir vizyonla yönetildiği konusunda bazı tereddütlerim var.
Tam anlamıyla ortak bir kültür temelinde, Türk kimliğini merkeze alan kadrolar tarafından organize edildiği takdirde; Avrupa Birliği ya da Birleşmiş Milletler benzeri güçlü bir uluslararası yapıya dönüşebileceğini düşünüyorum.
Burada özellikle şunun altını çizmek isterim: Böyle bir birlik, samimiyetle Türk dünyasının ortak geleceğini önceleyen anlayışla güçlenebilir.
Öte yandan bugün Macaristan'ın yıllardır Türk dünyasının bir parçası olarak görülmesi de son derece önemli ve sevindirici bir gelişmedir.
Geçmişte Türk'ün Türk'le savaştığı dönemlerin ardından, milletlerin kendi köklerini yeniden keşfetmesi ve ortak paydada buluşması geleceğe umutla bakmamızı sağlamaktadır.
Temennim; ortak kültür, ortak tarih ve ortak gelecek hedefi etrafında güçlenen bir Türk birliğinin kurulmasıdır.
Savaş Erman:
Türk dünyasında ortak alfabe çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Ortak dil ve ortak kültür hedefi ne kadar gerçekçidir?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Ortak alfabe çalışmalarını kesinlikle doğru buluyorum. Dünyada yaygın olarak kullanılan Latin alfabesi temelinde ortak bir yazı sisteminin, Türk topluluklarının birbirini daha kolay anlamasına ve kültürel etkileşimin güçlenmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.
Bununla birlikte ortak alfabenin ardından ortak tarih, ortak kültür ve ortak bilinç üzerine de güçlü çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Dış müdahaleler nedeniyle din, mezhep, siyaset ve tarih gibi alanlarda kardeş ülkeler arasında oluşabilecek ayrılıkların önüne geçebilmek için bu ortak değerlerin güçlendirilmesi şarttır.
Ancak burada da daha önce ifade ettiğim gibi, bu birliktelik samimiyetle Türk dünyasının ortak geleceğini önceleyen anlayışla yürütülmelidir.
Türklüğü öncelemeyen, farklı ideolojik veya mezhepsel hedefleri ön plana koyan anlayışların bu birliğe katkı sağlamayacağını düşünüyorum.
Türklük ortak paydasının üzerinde başka öncelikleri bulunan insanların, Türk dünyasının geleceğini şekillendirecek yapılarda belirleyici olmaması gerektiğine inanıyorum.
Savaş Erman:
Düzenlediğiniz etkinlikler ve kültürel organizasyonlarla Türk dünyası arasında nasıl bir köprü kurmayı hedefliyorsunuz?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Bilindiği üzere İlteriş Vakfı bünyesinde vakıf sözcüsü ve iletişim danışmanı olarak görev yapıyorum.
Vakfımızın temel amacı; Türk için, Türk'e göre ve Türk'ten yana çalışmalar gerçekleştirmektir.
Bu çalışmalar kimi zaman akademik, kimi zaman kültürel, kimi zaman da farklı içeriklere sahip organizasyonlar şeklinde hayata geçiriliyor.
Klasik vakıf anlayışının dışına çıkmaya çalışıyoruz.
Ancak bütün faaliyetlerimizin ortak amacı aynıdır: Türk soylu insanları akademide, sanatta, kültürde ve sporda aynı çatı altında buluşturmak.
Çünkü birlikte güçlüyüz ve güçlü kalabilmek için birlik olmak zorundayız.
Savaş Erman:
Son dönemde gerçekleştirdiğiniz etkinliklerden sizi en çok heyecanlandıran proje hangisi oldu? Bu etkinliğin Türk dünyasına katkıları nelerdir?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Türk dünyasına katkı bakımından beni en çok heyecanlandıran çalışma, hiç şüphesiz I. Bozkurt Sempozyumu oldu.
Bozkurt figürünün Türk soylu ülkelerde taşıdığı anlamın bilimsel yönleriyle ele alındığı bu sempozyuma Türk dünyasının farklı ülkelerinden önemli akademisyenler katıldı.
Burada adeta akademik bir Turan Birliği oluştu diyebilirim.
Her akademisyen kendi ülkesindeki Bozkurt kültürünü bilimsel veriler ışığında anlattı.
Bu bizim için son derece değerliydi.
Bu çalışmayı geleneksel hâle getirmek amacıyla hazırlıklarımız devam ediyor.
Öte yandan İlteriş Vakfı olarak çocuklarına öz Türkçe isim veren ailelere her ay çekilişle çeyrek altın hediye ediyoruz.
Özellikle bunun altını çizmek isterim; ödül her başvuru sahibine değil, yapılan çekiliş sonucunda belirlenen ailelere veriliyor.
Bu proje aynı zamanda İlteriş Vakfı bünyesindeki ilk projemdir.
Eylül 2025'ten bu yana önemli mesafeler kat ettik.
Çok sayıda ödül aldık.
Türk dünyasının farklı ülkelerinden teşekkür ve tebrik mesajları aldık.
Özellikle 2025 yılında çocuklara verilen öz Türkçe isimlerin artmasında bu çalışmanın da katkısı olduğuna inanıyorum.
Savaş Erman:
Türk dünyasının farklı coğrafyalarından gelen gençler arasında ortak bir bilinç oluşturmak için neler yapılmalıdır?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Her şeyden önce klasik gezi programlarının ötesine geçilmesi gerekiyor.
Sadece şehir gezdirerek, müze dolaştırarak ya da kafelerde vakit geçirerek kalıcı bir bilinç oluşturamayız.
Gençleri ortak hedefler etrafında buluşturacak uzun soluklu projelere ihtiyaç var.
Örneğin siber güvenlik alanında ortak çalışmalar yapılmalı.
Göktürk Kitabeleri üzerine ortak araştırmalar yürütülmeli.
Bilimden sanata kadar birçok alanda birlikte üretim yapılmalıdır.
Bu projelerin her Türk devletinde devam eden aşamaları bulunmalıdır.
Gençler uzun süre birlikte çalıştıklarında gerçek anlamda birbirlerini tanır, ortak hedefler geliştirir ve ortak bir gelecek inşa ederler.
Türklük bilinci de ancak bu şekilde güçlenebilir.
Savaş Erman:
Sanat ve kültürün Türk birliği idealindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Bence sanat ve kültür, Türk birliği idealinin en önemli unsurudur.
Yıllardır geçmişteki savaşlarımızı ve kahramanlıklarımızı anlatıyoruz.
Ancak bunları günümüz dünyasına taşıyacak güçlü kültürel üretimler ortaya koyamadık.
Yunan mitolojisini çizgi filmlerle, sinema filmleriyle ve dizilerle bütün dünya öğrendi.
Bugün Zeus'u, Poseidon'u ya da İskandinav mitolojisindeki Thor'u ve Odin'i bilmeyen neredeyse kalmadı.
Biz ise kendi destanlarımızı ve mitolojimizi dünya ölçeğinde anlatmakta çok geride kaldık.
Hatta bu alanda neredeyse hiç varlık gösteremedik.
Tarihimizle övünmek elbette önemlidir; ancak bunu sanata dönüştüremiyorsak dünya bizi tanımaz.
Sanatta yoksak dünyada da yokuz.
Kültürümüzü dünyaya ulaştıramıyorsak yine yokuz.
Bu konuda oldukça net düşünüyorum.
Türk milletinin sahip olduğu büyük tarihî mirası sinemada, edebiyatta, müzikte ve dijital dünyada güçlü biçimde temsil etmesi gerektiğine inanıyorum.
Savaş Erman:
Türk tarihinin hangi dönemi veya hangi şahsiyeti günümüz Türk gençliği için daha fazla örnek alınmalıdır?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Yakın dönem itibarıyla kesinlikle Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk.
Bugün yaşadığımız pek çok sorunun benzerini, hatta daha ağırlarını yaşamış ve bütün bu zorluklara rağmen modern Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarak bizlere güçlü bir devlet bırakmıştır.
Ne yazık ki bugün birçok konuda onun mücadele ettiği şartlara yeniden yaklaşan bir süreçten geçiyoruz.
Bu nedenle yakın tarih açısından Türk gençliğinin örnek alması gereken ilk isim, hiç şüphesiz Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk'tür.
Savaş Erman:
Dijital çağda Türk kültürünü ve tarih şuurunu genç nesillere aktarmanın en etkili yolları nelerdir?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Bugünün gençlerine ulaşmanın yolu onların kullandığı mecralarda güçlü içerikler üretmekten geçiyor.
Sadece kitap basarak veya konferans düzenleyerek geniş kitlelere ulaşmak artık mümkün değil.
Sinema, dijital platformlar, belgeseller, bilgisayar oyunları, sosyal medya içerikleri ve yapay zekâ destekli eğitim materyalleriyle Türk tarihini ve kültürünü gençlere doğru biçimde anlatmalıyız.
Geçmişi yalnızca anlatan değil, yaşatan projeler üretmek zorundayız.
Savaş Erman:
Türk milliyetçiliğinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Yeni nesil Türkçülük anlayışı hangi temeller üzerine inşa edilmelidir?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Bu konuda maalesef karamsarım.
Her şeyden önce Türk milletine rağmen Türkçülük ve Türk milliyetçiliği yapmaya çalışıyoruz.
İnsanlar belirli kalıpların dışına çıkmıyor.
İnançların, tarihî övgülerin ve siyasal bağlılıkların etkisi altında; sorgulamayan, fikir üretmeyen bir toplum ortaya çıktı.
Milliyetçiliğin de, demokratlığın da, sosyalistliğin de, muhafazakârlığın da içi büyük ölçüde boşaltıldı.
İnsanlar kendi düşüncelerini üretmek yerine başkalarının fikirlerini sorgulamadan benimsemeye başladı.
Yine de umut veren bir gelişme var.
Genç kuşak, bu kalıplaşmış anlayışlara Türkçülük ve Atatürkçülük üzerinden itiraz ediyor.
Ancak bu süreç henüz bir başlangıç aşamasında.
Sadece sosyal medyada kısa videolar paylaşarak ya da semboller üzerinden milliyetçilik yapılmasının Türkçülüğe gerçek anlamda katkı sağlayacağını düşünmüyorum.
Asıl yapılması gereken; iyi eğitim almak, alanında uzmanlaşmak ve bulunduğumuz her alanda başarılı olarak Türk kimliğini güçlü biçimde temsil etmektir.
Savaş Erman:
Türk dünyasının geleceğinde İstanbul'un rolü sizce ne olmalıdır?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Ben İstanbul'u sevenlerden değilim.
Aksine, İstanbul'a her gelişimde yoğunluk, düzensizlik ve güvensizlik hissediyorum.
Benim için İstanbul, ayrılırken güzel.
Şehir, bana göre artık eski Türk kimliğinden oldukça uzaklaşmış durumda.
Farklı göç hareketleriyle birlikte oluşan düzensiz yapı, şehir hayatını da olumsuz etkiliyor.
Bu nedenle Türk dünyasının merkezi olarak Ankara'nın çok daha doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum.
Ankara, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentidir.
Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk bu şehri başkent olarak belirlediyse bunun tarihî ve stratejik gerekçeleri vardır.
Bu nedenle Ankara'nın Türk dünyasında daha güçlü bir merkez hâline gelmesini doğru buluyorum.
Savaş Erman:
Türk dünyası için hayal ettiğiniz en büyük proje nedir?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Hayalini kurduğum en büyük proje, Türk dünyasının ortak askerî iş birliğidir.
Tarih boyunca övündüğümüz başarıların temelinde güçlü ordular ve güçlü komutanlar yer almıştır.
Bugün de ekonomik güç kadar caydırıcı askerî güç büyük önem taşımaktadır.
Askerî bakımdan güçlü olan toplumların dağılması ve parçalanması çok daha zordur.
Bana göre uzun vadede Türk birliğinin en önemli temellerinden biri de ortak savunma anlayışı olacaktır.
Savaş Erman:
Önümüzdeki dönemde hayata geçirmeyi planladığınız etkinlik ve projeler hakkında bilgi verebilir misiniz?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Üzerinde çalıştığım en önemli projelerden biri Türkçe tabelalar konusunda farkındalık oluşturacak bir çalışma.
Daha önce çocuklarına öz Türkçe ad veren ailelere yönelik yürüttüğümüz proje gibi, bu çalışmanın da toplumda önemli bir bilinç oluşturacağına inanıyorum.
Bugün maalesef bir kelime İngilizce bilmeyen insanların bulunduğu mahallelerde bile berber dükkânlarının tabelalarında "Hair Design" yazıyor. Türkçeye yıllar önce yerleşmiş olan "kuaför" kelimesi bile yabancılaştırılarak farklı şekillerde kullanılmaya çalışılıyor.
Otomobil yıkama işletmelerinden küçük esnafa kadar pek çok yerde gereksiz yabancı kelime kullanımının yaygınlaştığını görüyoruz.
Toplumda, yabancı kelime kullanmanın modernlik göstergesi olduğu yönünde yanlış bir algı oluşturuldu.
Türkçeyi düzgün konuşmakta zorlanan insanların bile iş yerlerinin tabelalarını yabancı kelimelerle süslediğini görüyoruz. Türkçeye ise çoğu zaman yalnızca isim ve soyisimlerinde yer veriliyor.
Bu durum beni gerçekten rahatsız ediyor.
Bu nedenle insanların her gün görüp kanıksadığı bu tabela kirliliğine dikkat çekecek, Türkçeye sahip çıkılmasını teşvik edecek bir projeyi çok yakında hayata geçirmeyi planlıyorum.
Savaş Erman:
Son olarak Türk gençliğine ve Türk dünyasının dört bir yanında yaşayan soydaşlarımıza vermek istediğiniz mesaj nedir?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Türk, ancak Türklüğünü koruduğu ve geliştirdiği ölçüde güçlenebilir.
Türk milletini bir arada tutacak, geleceğe taşıyacak ve kuvvetlendirecek en önemli değer Türklük bilincidir.
Hiçbir inanç, hiçbir mezhep, hiçbir siyasi ittifak, Türk milletini Türklük kadar güçlü biçimde bir arada tutamaz.
Bu nedenle kurtuluşu başka yerlerde değil, kendi tarihimizde, kültürümüzde ve Türklük bilincinde aramalıyız.
Savaş Erman:
Eğer bugün Bilge Tonyukuk karşınızda olsaydı, Türk dünyasının mevcut durumuna bakarak sizce hangi uyarıları yapar, hangi hedefleri gösterirdi?
Dr. Ali Bilgiç (Tonyukuk):
Her şeyden önce, Türk gibi görünüp Türk milletinin ortak değerlerine zarar veren anlayışlara karşı çok net bir tavır ortaya koyardı.
Toplum içinde ayrılıkçılığı körükleyen, etnik kimlikler üzerinden ayrışmayı teşvik eden anlayışların Türk milletine zarar verdiğini ifade ederdi.
Türk yurdunun ortak değerlerini koruyacak bir devlet anlayışını güçlendirmeyi hedeflerdi.
Devlet yönetiminde Türk milletinin ortak menfaatlerini esas alır, birlik ve beraberliği önceleyen bir anlayışın hâkim olması gerektiğini vurgulardı.
Türk yurdunun yeniden ortak kimliği etrafında güçlenmesini ister, devletin Türk milleti için ve Türk milletinin geleceğini esas alarak yönetilmesi gerektiğini ifade ederdi.
Röportaj: Savaş Erman





