Yozgat lavantası üreticisi pazar sorunu yaşıyor
Yozgat'ta lavanta üreticileri, ürünlerini pazarlamakta güçlük çekiyor. Tıbbi lavantanın katma değerini artırmak için ihracatın şart olduğunu belirten çiftçi Harun Haliloğlu, devlet desteği çağrısı yaptı.

Yozgat'ta tıbbi ve endüstriyel alanda kullanılan lavanta üretimi yapan çiftçiler, ürünlerini pazarlamakta zorlanıyor. Kozmetikten sağlığa kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan lavantanın ihracat kapılarının henüz tam olarak aralanamaması, üreticileri ekonomik sıkıntıya sokuyor. Yozgatlı çiftçi Harun Haliloğlu, sıkımı yapılan ve yağ olarak iç piyasaya sunulan tıbbi lavantanın, fason üretimle Avrupa Birliği ülkelerine ihraç edilmesi durumunda üretimin daha da artacağına inanıyor.

Üretimde hastalık ve kuruma endişesi
Haliloğlu, 2021 yılında yurt dışından getirdiği fidelerle Sarıhacılı Mahallesi'nde lavanta bahçesi kurduğunu ve bu yıl 5. hasadını yapmasına rağmen pazarlama sorunlarıyla karşılaştığını belirtti. Geleneksel tarım ürünlerinin dışında katma değerli ürünler yetiştirme hedefiyle yola çıktığını anlatan Haliloğlu, “O zamanlar Türkiye genelinde lavantaya büyük bir ilgi vardı ve bize çeşitli vaatlerde bulunulmuştu” dedi. 2021'de Bulgaristan'dan getirilen fidelerle oluşturulan bahçede şu anda 7-8 bin metrekare alanda 20 bin fide bulunuyor. Ancak bu yıl bahar aylarında fidelerin yaklaşık %55-60'ının kuruduğunu fark ettiklerini belirten Haliloğlu, bunun küresel ölçekte yaşanan ve Fransa ile Bulgaristan'da da görülen bir hastalığın sonucu olduğunu ifade etti. Ankara'ya gönderilen numunelerin sonuçlarını beklediklerini ve sonuçlara göre gerekli müdahaleyi yapmaya çalışacaklarını söyledi.

İhracatın önemi ve devlet desteği çağrısı
Üretilen lavantanın gerçek değerine ulaşabilmesi için kesinlikle ihracatın şart olduğunu vurgulayan Haliloğlu, bu konuda hükümet ve devlet yetkililerinin önderlik etmesi gerektiğini belirtti. Yozgat'ın sanayi veya memur memleketi olmadığını, gerçek bir tarım bölgesi de sayılmasa da katma değerli ürünlerle ihracat potansiyeli taşıdığını savundu. Isparta'da bir Fransız firmanın kendi fabrikasını kurarak gül, lavanta ve kekik gibi ürünleri alıp doğrudan yurt dışına ihraç ettiğini hatırlatan Haliloğlu, kendilerinin de benzer bağlantılar kurmakta zorlandıklarını dile getirdi. Tarım il müdürlüklerine ve bakanlığa taleplerini ilettiklerini ancak sahipsiz kaldıklarını hissettiğini sözlerine ekledi. Haliloğlu, 5 yıllık yağ stoğunun bulunduğunu ve satışların yok denecek kadar az olduğunu, bunun hem maliyet oluşturduğunu hem de heves kırıcı olduğunu belirtti. Fındıkta FİSKOBİRLİK'in, pamukta Çukobirlik'in ve Ege'deki Tariş'in kendi ürünlerine sahip çıktığını hatırlatarak, lavantanın da Türkiye için lokomotif bir ürün haline geldiğini ve devletin bu tür ürünlere sahip çıkmasıyla hem üreticinin hem de ülke ekonomisinin kazanacağını ifade etti. Bu şekilde devam ederse ayakta kalmasının zor olduğunu da sözlerine ekledi.

Geleneksel ürünlere göre daha karlı üretim
Lavantanın geleneksel tarım ürünlerine göre çok daha karlı bir alternatif olduğunu belirten Haliloğlu, buğday veya arpa gibi ürünlerde 7-8 dönümlük bir tarladan yıllık getirinin en fazla bin ila 1500 lira civarında olduğunu söyledi. Oysa aynı büyüklükteki bir alanda, hastalık olmasaydı en az 25-30 litre lavanta yağı elde edileceğini ve bunun da piyasada minimum 100 bin liraya satıldığını belirtti. Masraf düşüldüğünde bile kalan paranın, geleneksel ürünlerden elde edilen gelirin 40 katı olduğunu hesapladı. Bu durumun, doğal ve bitkisel tedavi yöntemlerine yönelimin arttığı günümüzde lavantanın önemini daha da artırdığını gösteriyor.
