İbrahim Akkuş "Koltuk Kimde Olursa Olsun Dava Bizdedir !"

“Yazarımız Serkan Kapancı’dan 16 Nisan’dan Sonra” Röportajlar Dizisi : 4

SERKAN KAPANCI : Merhaba, Habererk için planladığımız “16 Nisan’dan Sonra” başlıklı röportajlar dizimizin dördüncüsüyle karşınızdayız. Bugün 19 Mayıs. Bugün Büyük Türk Milleti’nin şanlı tarihine altın bir sayfanın daha yazılmaya başlandığı gün. Mavi gözlü sarışın bir Bozkurt önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşuna, Türk Milleti’nin bağımsızlığına giden yolun ilk adımının atıldığı gün bugün. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun ! Cümle Milli Mücadele şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Röportajımıza dönecek olursak bugün Sayın İbrahim Akkuş Hocamızın konuğuyuz. Öncelikle röportaj talebimizi kabul ettiğiniz ve bizi misafir ettiğiniz için size çok teşekkür ederiz. Kısaca sizi tanıtacak olursak : Bursa doğumlusunuz, Uludağ Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunusunuz, 33 yıllık öğretmensiniz, bir dönem Büyük Birlik Partisi İstanbul İl Başkan Yardımcılığı yaptınız, hali hazırda Hoşgörü ve Tulpar Yayınlarının hem sahibisiniz, hem de editörlüğünü yapıyorsunuz.

Klasik başlangıcımızla bismillah diyelim. Biliyorsunuz Türkiye bir referandum süreci geçirdi. 16 Nisan’a giden yolu ve 16 Nisan’dan sonrasını nasıl değerlendirirsiniz ?

16 NİSAN 19 MAYIS’IN İKİNCİ GÜNÜDÜR…

İBRAHİM AKKUŞ : Öncelikle hoşgeldiniz. 16 Nisan bir başlangıç mıdır, yoksa bitiş midir demeden önce bugünün manasıyla beraber söyleyelim, aslında 19 Mayıs Türk’ün 2.Ergenekon’dan çıkma mücadelesinin başlangıcıdır. Habererk’in okuyucuları dinleyicileri 19 Mayıs’ı özellikle de Ergenekon’u bilir. Bizim birinci Ergenekonumuz demir dağı delerek çıkmaktı. 19 Mayıs’la başlayan , bitmek tükenmek üzere olan Osmanlı’nın, devlet politikası halinde gittikçe küçülmesi, Milletimizin vazgeçilmez topraklar, Misak-ı Milli ilan ettiği Anadolu’da artık dayanılmaz baskılardan çıkılması için insanlarımızca başlatılan mücadeleydi ve hala devam etmektedir. O yüzden 16 Nisan’ı, 19 Mayıs’ın ikinci günü gibi görmek lazım. Biz daha nice günleri böyle anmak zorunda kalacağız, ne zamana kadar, tekrar bu Ergenekon’dan demir dağları delip çıkabildiğimiz zamana kadar.

Tabi bizim ömrümüz hep bunu Ülkücü Hareket yapacak diye geçti ama başımızdakiler de böyle olmayınca Ülkücü Hareket’te daha başka demir kapılarla geldi. 16 Nisan Türk Tarihinin bir tercihi yapılırken, Cumhuriyetin en kritik zamanı haline getirildi. 1980 ihtilalini çabuk unuttuk biz. 1980 ve 16 Nisan arası aslında planlanmış, kurgulanmış Türk’ün 2.Ergenekonuna kapatıldığı bir alandır. O yüzden de siyaseti sadece bir referandum boyutuyla değil Türk’ün tarihi ve kaderiyle algılamak lazım.

Ben 16 Nisan sürecinde bu milletin bu kadar ikiye ayrıldığı, bölündüğü, birbirine düşmanlaştığı bir ortamı 12 Eylül öncesinde bile görmemiştim. Biz 12 Eylül evvelini bölenler bölünenler şeklinde yaşarken okuyan bir kesimdik. Solcu, devrimci, komünist diye adlandırdıklarımızın aslında samimi Anadolu evlatları olduklarını görüyorduk. Ben şekere muhtaç olan Anadolu insanının çıkışını, kurtuluşunu milli manevi değerlerimizde bulurken, solcular başka değerlerde buluyordu. Başlangıcı böyleydi ama sonra bunlar birbirine düşürüldü. Ertuğrul Dursun Önkuzuları, kardeşlerimizi katlettiler. Kendimizi savunma hakkı oluştu, karşılıklı çatışmalar oldu. 12 Eylülle beraber üzerimizden tanklar geçti ama 16 Nisan’da bunan daha tehlikelisi yapıldı. Yapılan neydi ? Millet kendi içerisinde, millet olarak değil inançları ve değerleriyle çatışır hale geldi.

Ben hayatım boyunca komünizmle mücadeleyle yaşadım. Bölücülerle fetöyle mücadeleyle yaşadım. Ben “Fethullah Gülen haindir, Amerikan ajanıdır” diye bağırırken, bana sen din düşmanısın, siz ülkücüler zaten dindarlardan nefret ediyorsunuz, siz tağutsunuz” diye bağıranlar 15 Temmuzdan sonra hepimizden fazla fetö düşmanı oldular. O yüzden bu 16 Nisan inşallah bizim için bir milat olacaktır. Ama bu milat çok zor bir yolculuğun başlangıcıdır. Onun ne olduğunu da konuşuruz inşallah.

SERKAN KAPANCI : Yıllarını Ülkücü Hareket’e vermiş, yılların ülkücüsü olarak Milliyetçi Hareket Partisi’nin mevcut durumunu nasıl görüyorsunuz ? Bu konudaki değerlendirmenizi alabilir miyiz ?

ÜLKÜCÜLÜK HİSSİYAT OLARAK CANLI VE FAAL FİKRİYAT OLARAK GERİDE KALMIŞTIR…

İBRAHİM AKKUŞ : Şimdi genelde 12 Eylül’e kadar Ülkücü Hareket ve 12 Eylül sonrası Ülkücü Hareket olarak bölünüyor da, ben biraz daha farklı bölmeye çalışıyorum. Biraz kısacaklar belki kardeşlerimiz ama ben artık realiteden şu tespiti çıkardım : Ülkücülük hissiyat olarak canlı ve faal, fikriyat olarak çok geride kalmıştır. Benim okuduğum 9 Işık’la bugün Ülkücü Hareket tekrar kendini var etmeye kalkarsa hiçbir şey ifade edemez. Çağ değişmiştir, devir değişmiştir, her şey değişmiştir. 1985 yılında Maraş Elbistan’a gittiğimde babama ben vardım diyebilmek için telefon yazdırmıştım, 2 saat beklemiştim. Şimdi anlık bir bilgi akışı var. Ülkücü Hareket fikren kendini yenileyememiştir. Hissen hiç ama hiç geri kalmamıştır. Ülkücü hissiyat her Ülkücünün damarlarında aynı samimiyetle akar. 

Bugün “vatan için ölün” dense ilk koşacak olan Ülkücülerdir ama vatanın meselesine çözüm deyince Ülkücülüğün söyleyeceği pek bir şey kalmamıştır.

Ülkücü sosyoloji geliştirilememiştir. Ülkücü ekonomi geliştirilememiştir. Ülkücü dış politika geliştirilememiştir. Ülkücü maliye, Ülkücü eğitim geliştirilememiştir. Ülkücülüğün şu an dünyanın meselelerine çözüm üretecek bir altyapısı vardır ama üstyapısı yoktur. Hissiyat olarak vardır. Biz çözeriz. Nasıl çözersin ? Yok. Bunu 12 Eylül’den sonra sistematik şekilde bu hale getirdiler. Ülkücüler 3 gruba ayrıldı : Bir, hep vardı ama Ülkücüler, samimi olanlar. Bunlar Mamaklara dolduruldu, İşkencelerden geçtiler, çok katı zulümler gördüler ama davalarını terk etmediler. İkinciler, Ülkücülüğün verdiği güçten yararlanmak isteyenler, Koltuk Sevdalıları. Üçüncüler ise hiçbir vasfı olmayıp mafyatik hareketlerle Ülkücülüğü kullananlar oldu.

1987 hareketinde yani Ülkücü Hareket’in yetkilileri, büyükleri tahliye edilmeye başlayınca, Milliyetçi Çalışma Partisi içinde bünye birleşince, 12 Eylül’den içeri giren Ülkücü kadroyla çıkan kadronun farklılaştığı görüldü. Çünkü “fikirde hür emirde robot” mantığıyla, hele o günün şartlarında teşkilatı sorgulamayan, teşkilat liderini sorgulamayan, ne derse yapan, askeri bir kurmay mantığıyla yetişen gençlik, ölümü seve seve göze alan ama düşünmeyen samimi gençlik mahkumiyetlerde çok şey sorguladı. Aldatıldığını düşündü, kandırıldığını düşündü, yalnız bırakıldığını düşündü ama davasının sahte olduğunu hiç düşünmedi. Samimiyetle davasına sadık kaldı. Dışarı çıkınca onlar yokken, “Bozkurt olmayan dağı çakal bürürmüş”, etrafta o kadar çok çakalın kurtluk tasladığını gördü ki farklı düşünmeye başladı. Bu farklılık organizmada alerji yaptı. Dedi ki yani ne oluyor ?

İlk bunun başlangıcı SHP, DEP, o zaman Leyla Zana’ların olduğu birlikteliği, Ülkücü Hareket desteklemekle mükellefmiş gibi görünen tercihle başladı. 19 milletvekili olan Milliyetçi Çalışma Partisi, Demirel’in ricasıyla, pkk nın içinde bulunduğu SHP hükümetini “vatan böyle gerektiriyor, millet böyle gerektiriyor” düşüncesiyle, desteklemek gibi bir talihsizlikte bulununca çatışma oldu. Çünkü Muhsin Yazıcıoğlu’nun ve onun yetiştirdiği Ülkücü kadro fikriyatta hayır ama ufukta çok kişiyi aşmıştı. Hatta Ülkücü Hareket yeni bir ivme kazanmıştı. Kuruluşunda reddetmediği ama öne çıkarmadığı İslami kimliği fazlalaştırarak bu ivmeyi kazanmıştı. Hapishanelerde yatan abilerimiz, kardeşlerimiz teselliyi Allah’la muhasebede yakalamışlardı. Bunlar dışarıya İslami hassasiyeti biraz daha fazla insanlar olarak çıkmışlardı. MHP bu bünyeyi kabul etmedi.

İspatı vardır. Rahmetli Başbuğ, liderimizdir, Allah razı olsun, mekanı cennet olsun, televizyonda şu cümleyi söyledi : “Biz Muhsin’le zaten daha önceden bu konularda anlaşamıyorduk. O İslamı tebliğ etmek istiyordu, bizim görevimiz bu değildi.”  Asla yanlış anlaşılmasın, Başbuğ’un İslami kimliğine, hasletine kimse laf söyleyemez. Siyasi tercih anlamında söylüyorum.

MUHSİN BEY “MİLLET”, BAŞBUĞ “DEVLET” ÖNCELİKLİYDİ…

Muhsin Bey “MİLLET” öncelikli bir insandı. Başbuğ “DEVLET” öncelikli bir insandı. Devlet ebed müdded mantığıyla yaşadığı ve yetiştiği için devletin önüne kimseyi koymuyordu. Muhsin Bey ise milleti koymak istedi. Ana çatışma  burada başladı. Büyük Birlik’in ayrılma sebebi çok ayrıntısı vardır, çok kişinin gönlü kırılır, ben o şartların içerisindeydim, biz Ülkücü Ülkücüye silah sıkmasın noktasına geldiğimiz için ayrılmıştık. Ülkücülükten değil MHP’den ayrılmıştık.

Bugünün MHP’sine gelince ben bir soru sorayım izleyicilere/ okuyuculara. Bir genel başkan düşünün 12 tane genel başkan yardımcısı var, 11 tanesi malum kasetlerle tahliye edilmiş, tasfiye edilmiş, siz bu koltuğu sağlam oturulan koltuk kabul edebilir misiniz ? Bu koltuk icazetli koltuktur, bu koltuk ipotekli koltuktur. O yüzden Ülkücü tavır ve kimlikle hiçbir hareketi MHP üst kadrosunda göremezsiniz. Bu yüzden de bugünkü MHP, Ülkücülüğü temsilden, MHP üst kadrosu yanlış anlaşılmasın…

SERKAN KAPANCI : Balgat

50 YILLIK HAREKET’İMİN UFKUNU DARALTTILAR…

İBRAHİM AKKUŞ : Balgat diyelim, ben ona “işgal edilmiş Balgat” diyorum, MHP kimliğinden, kişiliğinden, tavrından uzaktır. Hainler midir ? Asla, öyle bir düşüncemiz yok. Fakat benim 50 yıllık Hareket’imin ufkunu daralmışlardır, kapıları kapatmışlardır, Ülkücü Hareket söz söyleyemez hale gelmiştir. Eğer bugün devlet adına her şeye evet diyen bir Hareket varsa, devlet adına söyleyeceği bir şey olmadığı için vardır. Ülkücü Hareket’i devlet adına, millet adına bir şey söyleyecek Hareket olmaktan çıkaranlar da bu Hareket’in önderi ve lideri olamaz. MHP bir köşeye konmalı, Ülkücü Hareket ayağa kalkmalıdır.

SERKAN KAPANCI : Peki Hocam 7 Haziran - 1 Kasım genel şeçimleri arasındaki sürede kaybedilen 40 milletvekili, yanlış hatırlamıyorsam 2-2,5 milyon oyun ardından Milliyetçi Hareket Partisi’nde bir muhalif hareket başladı. Bu muhalif hareket kongre yapabilmek adına üst kurul delegelerinden imza topladı ve sonraki süreci biliyorsunuz. Bir şekilde bu kongre yapılamadı ve bugün de Milliyetçi Hareket Partisinde iki farklı düşünceye sahip Ülkücüler bir ayrım noktasında gibiler. Siz Milliyetçi Hareket Partisi’nin içinden doğacak, diğer sağ ve sol seçmenleri, vatandaşları da  kucaklayacak bir oluşumun meydana getirilmesine taraftar mısınız, doğru buluyor musunuz ?

BİZE İNANAN İNSANLARI HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTIK…

İBRAHİM AKKUŞ : Şimdi Ülkücü Hareket’in umut olması aslında Ecevit’i bizim başbakan yaptığımız döneme kadar var olan bir şeydi. Amerika’nın paket halinde sunduğu abdullah öcalan, Ecevit’in başbakan olmasına yol açtı. Ama bu millette de Ülkücüler gelirse her şeyi halleder, pkk yı durdurur, terörü halleder düşüncesi de hakim oldu, “erkekler gelirse” tabir oydu, iktidar yaptılar bizi. Biz iktidar olduk ama muktedir olamadık. Sayın rahmetli Bülent Ecevit’in emrinde bir ikinci adam durumuna geldik. İfade edemeyen, görüş belirtemeyen, saygıda kusur etmeyen ama düğme ilikleyen , tavır koyamayan bir Hareket haline geldik.

SERKAN KAPANCI : Politika oluşturamayan…

İBRAHİM AKKUŞ : Zaten 12 Eylül’den  beri politika oluşturacak bir Hareket başlatamadık, hala da yok. Bana kim derse gelsin söylesin, varsa ben mi okumadım ? İşte Ecevit’in başbakan, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ikinci adam olduğundan bu yana Ülkücü Hareket artık bu millet için yavaş yavaş umut olmaktan çıkmaya başlamıştır. Çünkü bize inanan insanları hayal kırıklığına uğrattık. Orada hemen şunu belirteyim hatırlarsınız, seçim akşamında başbakan Devlet Bey olabilecekken ilk cümlesi şu olmuştur : Millet DYP yle Refah Partisi’ne istirahat hakkı vermiştir, onlar karışmasın. Yani Ecevit’le hükümet olmaya zorunlu kalmıştık. Aynı hareketi Haziran 2015 seçimlerinde yaptı. Daha gece 12 de çıkıp bağıra bağıra “Biz kimseyle uzlaşmayacağız, kimseyi istemiyoruz” diyerek kendini ana muhalefet ilan etti, haliyle millet te dedi ki bunların derdi hükümet olmak falan değil.

Bu yüzden biz 1 Kasım’da 40 milletvekili kaybettik. Bu yüzden şimdi dedelerimize, babalarımıza, bizimle beraber yol yürüyen insanlara bir şey söylediğimiz zaman, “ya kardeşim siz iktidar olamazsınız” diyorlar. İş bu noktaya geldi.  Ben bunu Muhsin Bey’le siyaset yaptığım dönemde çok iyi gördüm. Rahmetlinin aleyhine bir tek cümle duymadım. Dürüst, namuslu, ahlaklı, vatan evladı diyorlardı ama %1,5 u geçemedik. Cenazesine ise 1,5 milyon geldi. Hala derler ki çok iyi adamdı. Niye oy vermedin ? Çünkü Türk Milleti kazanabileceğini gördüğüne inanır. Keloğlan masalındaki gibidir. Kim kazanacaksa onu destekler. Kaybedeceğin arkasından gitmez. Balgat, Ülkücü Hareket’i kaybeden haline getirmiştir.

BALGAT ÜLKÜCÜLERİ BİRBİRİNDEN SOĞUTUYOR…

Sağınıza baksanız Ülkücü vardır, solunuza baksanız Ülkücü vardır. Ülkücülerin ilk önce yapması gereken Ülkücüleri bir araya getirmektir. Balgat’ın şu anda yaptığı Ülkücüleri birbirinden soğutmaktır. Tarihte ilk defa bu Hareket’in içerisinde Ülkücü Ülkücüye yumruk atmıştır. Zaten yapılmak istenen budama olduğu için ben Meral Akşener’in, Ümit Hoca’nın ya da yeni birinin önderliğinde parti kurulmasına kesinlikle karşıyım. Babamın evini haşere işgal etmişse, ben evi bırakıp yeni bir ev kurmam. Biz 12 Eylül evvelinde vatanı kurtarmak için şehit olmayı göze almış, olmuş Ülkücü Hareket’iz. O zaman benim evim işgal altındaysa benim bu evi düzeltmem lazım. Bütün Ülkücülerin asla yeni bir hareket, yeni bir oluşum, yeni bir parti kurmak gibi bir düşünceden uzak durmaları lazım. Bu yeni bir enerji harcamadır, yeni bir mali harcamadır, her şeyi tamamıyla sarf etmektir.

Bulunduğumuz her yerde bizim Ülkücü kimliğimizi ortaya çıkarmamız lazım. Bunun önderi de bence şu an Meral Hanım olmalıdır. Meral Hanım’la ilgili ne söylerlerse iftiradır. İspatı gayet basit. İçişleri Bakanlığı döneminde bir tane fetöcü genel müdür, bir tane müsteşar atasaydı şu an yedi sülalesini açığa çıkarırlardı. Meral Hanım bildiğim kadarıyla Ülkücü, hakikaten Ülkücü bir Ablamız. Dava kadınıdır ve bu millete bir umuttur. Bu umudu geliştirmek lazım. Parti kurmak yerine, Meral Akşener’in toplum nezdindeki itibarını, umut dünyasını artırmak lazım. Bu nasıl olur ? Etrafında Ülkücü olan ya da MHP den dışlanmış insanlarla falan değil. Akademik bir çalışma başlatılmalıdır.

SERKAN KAPANCI : Hocam tam bu noktada size sormayı planladığım konuya geldiniz. Meral Akşener ya da MHP nin başına geçmek isteyen diğer lider adayları, kendilerini topluma nasıl ifade etmeli, nasıl tanıtmalı ? Bu konuyla ilgili profesyonel anlamda ne gibi çalışmalar yapmalıdır ?

MERAL HANIM PARTİ KURARSA KENDİNİ DARALTMIŞ OLUR…

İBRAHİM AKKUŞ : Şimdi eğer Meral Hanım’ı bugün MHP’nin başına getirirseniz ya da Meral Hanım veyahut başkası bir parti kurarsa şu anki konjonktürde kendini daraltmış olur. Bakın zaten sistematik bir şekilde Sayın Cumhurbaşkanının yardımcısı Deniz Baykal Bey, muhalefet duygularıyla kendisinin karşısına çıkacak insanları açığa çıkartmaya çalışıyor. Bu önceden yıpratma politikasıdır. Şu an biraz aklı başında olan insanın gördüğü kadarıyla Ak Partinin oy oranı %35 ler civarındadır. Haziran’da %40 tı, bunun üzerine çıkmadığını, daha da düştüğünü gördüler. Sayın Cumhurbaşkanı bu panikle Ak Partinin başına geçip durumu toparlamaya çalışıyor ama taş yuvarlanmaya başlamışsa bunun gerisi gelir.

Bunun karşısına yeni bir güçle çıkmak lazım. Bunu A Partisi, B Partisi, C Partisi Genel Başkanı yaparsanız daralır. Şu an Meral Hanım’ın hiçbir şekilde ne MHP nin başına geçmek ne başka parti kurmak gibi bir hedefi olmamalıdır. Ama MHP nin de Ülkücüleştirilmesi şarttır.

SERKAN KAPANCI : 16 Nisan’dan sonra Türkiye’de başkanlık seçiminin yapılacağı 2019’a giden yolda partilerin kıymeti ya da değer biraz daha azaldı mı ?

İBRAHİM AKKUŞ : Azaldı çünkü partilerin bir kıymeti olmadığını halk gördü. Biz de particilik saltanattır. Genel Başkan yazar listeyi siz yirminci, otuzuncu sıradaysanız oyunuz çok olursa seçilirsiniz. Ben Ankara’da Meclis’e gittim tam da çözüm sürecinin olduğu zamanlarda, Ak Parti içerisinde bulunan MHP kökenli milletvekili abilerimizle konuşurken “Abi ne oluyor bu çözüm sürecinde” dediğimizde, “Vallahi ben de bilmiyorum” diyorlardı. 3 dönem milletvekilliği yapan insanlar bunlar.

SERKAN KAPANCI : Yani onlara bir söz hakkı verilmiyordu.

YENİ YAPILANMADA PARTİLERİN HÜKMÜ KALMADI…

İBRAHİM AKKUŞ : Verilmez. Parmak kaldır, parmak indir, ya da komisyonlarda işte alt yapı danışmanlık, o kadar. Milletvekilliği çok büyük bir görevdir ama tevdi edilen bir görevdir, seçilen bir görev değildir. Millet partiyi seçerdi. Şimdi bu yeni yapılanma içerisinde artık partilerin bir hükmü kalmadı. Hele hele Daraltılmış Bölge çıkarılmazsa partilerin hiçbir hükmü yoktur. Yeni kanuna göre karar verecek olan Başkan, kabine yok, başbakan yok, Milletvekili ne işe yarayacak ? Yani bu yüzden karşı çıktık. Başkan dokunulmazlaşıyor.   Dokunulabilecek altyapılar çıkarılmazsa hakikaten başımıza bir tiran kazanırız. Bugünkü Cumhurbaşkanı için söylemiyorum. Ben de olsam o yetkiler beni tiranlaştırır. Diktatörlük başkadır, tiranlaştırır. E o zaman böyle bir tiranın yanında milletvekilinin hükmü olmaz, milletin hükmü olmaz çünkü. Bu anlamda bizim derhal başkanlığa karşı çıkmayı artık bırakmamız lazım çünkü Ülkücü Hareket başkanlığı savununa bir harekettir. Büyük Birlik Hareket’i yarı başkanlığı savunurdu ama daraltılmış milletvekili sistemi ile.

Amerika’daki senatör seçimi gibi çok güçlenerek gelecek. Genel Başkan’a diyebilecek ki “Yahu sana ne oluyor, beni millet seçti” Dur diyebilecek. Bugün eğer Amerika’da adam Büyükelçi’yi bile atayamazken, biz de okul müdürünü bile Cumhurbaşkanı atıyorsa burada bir tiranlaşma vardır. Bunu gören millet te partiye niye önem versin ki ? Bizim başa gelecek bir lider bir Bey’e ihtiyacımız var. Hakan’ı, Bey’i seven bir toplumuz. O yüzden de bize Bey lazım. Hanım Bey ya da erkek Bey. Bu Bey’i oluşturacak olan refleks, eğer milli, hassas, dini olacaksa ve Ülkücülerle oluşacaksa bu Meral Hanım olacaksa olsun. Ama bunun altına ne gelecek ?

Meral Hanım ve arkadaşları derhal Türkiye’nin problemlerine çözüm üretmeye başlamaları lazım. Kitapçıklar yayınlayacaklar, kitaplar yayınlayacaklar, iki yıl boyunca Türkiye’de, 2019 a varmayacak ta, 6 ay bir yıl sonra seçim olduğunda ne söylediğini, ne anlattığını bu millete sunması lazım. Şu an Meral Hanım’ı buraya getirelim Türkiye hakkında konuşacağı şeyler hamasi duygulardan öteye gider mi acaba ? Çünkü altyapı ve akademik yapımız yok. Türkiye’nin Ekonomisini, Türkiye’nin Eğitim Sistemini, Türkiye’nin Maliyesini, Türkiye’nin Sağlık Sistemini Meral Hanım ve Ülkücü Hareket’in derhal planlaması lazım. Millete bunu projelendirdiğiniz zaman, sunduğunuz zaman oy alırsınız.

SERKAN KAPANCI :  Yani 2019’a gelindiğinde, Meral Akşener’in adaylığında, Meral Akşener seçildiği zaman sağlık politikamız bu olacak, eğitim politikamız bu olacak vesaire…

GAZ DEVRİ BİTTİ…

İBRAHİM AKKUŞ : Cumhurbaşkanı’nın seçim akşamı Huber Köşkü’nde yaptığı konuşmayı hatırlayın cümlesi aynen şuydu , o da bunun farkında, artık gazla bir yere gidilemeyeceğini gördü. “Bu Milletin karşısına artık vaatlerle çıkılmayacaktır, ancak planı projesi olanlar çıkabilir” dedi. Bunun kendi de farkında. Yani muhalefetin planı programı olmadığı için korkmayın demek istiyor bir yandan, bir yandan da ben bundan sonra size proje sunacağım diyor. Sunmaya da çalışıyor. Ne yapıyoruz Boğaz Köprüsü yapıyoruz, ne yapıyoruz tünel yapıyoruz, görünüşte ekonomimizi katlıyoruz. Yani Meral Hanım ve arkadaşlarının yani bizim, memleketi sevenlerin daha doğrusu, sağcılığı solculuğu artık bitmiştir o devir, biz zaten sağcı solcu olmadık hep Ülkücü olduk, vatan için Ülkü sevdasına koştuk, Millet için Ülkü sevdasına koştu, bizim behemehal kafası çalışan, akademisyen olan abilerimizin kardeşlerimizin bir araya gelip, particiliği, MHP ciliği falan bırakıp, memleket sevdasıyla yeni bir uyanış, yeni bir Ülkücü Hareket başlatmamız lazım.

Başta da söylemiştim ya Ülkücü Hareket hissiyat olarak yaşıyor, evet Allah onu hiç eksik etmesin bu Milletin evlatlarından ama fikriyatın baştan sona yenilenmesi lazım. Ülkücü Hareket’in 2200 yılında söyleyeceği mesajlar yazılması lazım. Bu coğrafyada tekrar Türklüğün hakim olması için bugünkü Türklerin kendilerine hakim olup derhal okumaya, yazmaya, çalışmaya başlamaları lazım.   

SERKAN KAPANCI : Şimdi Hocam siz dediniz ki MHP nin içinde ayrılarak yeni bir parti kurulmasını istemiyorum, kurulması taraftarı değilim. Mevcut şartlarda biliyorsunuz Meral Hanım ve Sinan Ogan ihraç edildi, Devlet Bey kongre yaptırmıyor. Yeni ilçe, il kongreleri başladı, delegeler değişiyor. Şu an da bu muhalif kanattan hiç kimsenin Milliyetçi Hareket Partisi’ne başkan adayı olup ta başa gelme şansı yok. Siz de yeni bir parti, yeni bir oluşum da kurulmasın diyorsunuz. Değişimciler ne yapacaklar peki ?

MERAL HANIM TÜRKİYE’YE BAKMALI…

İBRAHİM AKKUŞ : Şimdi MHP ya da Ülkücü şu an için parti gözüyle bakmaya devam ettiği sürece zaten bu Hareket güdük kalır. Meral Hanım’ın ya da diğerlerinin ki ben samimiyetle söylüyorum Koray Aydın’ı hiçbir zaman desteklemedim, Ümit Hoca büyük bir akademisyendir ama iyi bir siyasetçi olmaz,  Sinan Ogan iyi bir Ülkücüdür, vizyonu yerindedir ama MHP ye liderlik yapacak kadar da değildir. Burada misyon itibarıyla bütün halkı kucaklayabilecek, ya da %10-12 Ülkücü Hareket’in dışına çıkıp CHP lisinden bile oy alabilecek tek insan Meral Hanım’dır.

Bu süreç içerisinde eğer biz Meral Hanım’ı MHP’yle uğraştırırsak , Meral Hanım, hedefi MHP’nin başına geçmekten başka hedefi olmayan bir insan olur. Meral Hanım Türkiye’ye bakmalı. Elbette sen ben MHP li Ülkücüler de, günü geldiğinde MHP nin başına Meral Hanım ın geçmesi için uğraşmalıyız. Ama Meral Hanım ve arkadaşlarının hedefi MHP Kongreleri olmamalıdır. Bu enerjiyi boşa harcamaktır. Parti kanununda, parti tüzüğünde şu an genel başkanın koyduğu delegeleri sizin değiştirme şansınız yok. Tam bir diktatoryadır particilik.

Şu an 2018 de yapılacak kongrede aday belli : Devlet Bahçeli. Niye ? O lazım çünkü, istenilen şekilde o lazım.  Meral Hanım bu anayasa değişikliğiyle 100 bin kişinin imzasıyla başkan adayı olabiliyorsa olur. Ülkücüleri sembolize etmeli. Meral Hanım Ülkücü Hareket’in bir mensubu olduğunu, hassasiyetinin Ülkücülük olduğunu, düşünceleri olduğunu, projeleri olduğunu anlatabildiği sürece, etrafındaki insanlar da kaliteli olduğu sürece, bu Millet kaliteyi değerlendirir. Meral Hanım ve arkadaşlarının hedefi MHP yi yönetmek olmamalıdır, Türkiye’yi yönetmek olmalıdır. İşte o zaman bir rüzgar savurur bu Hareket’i. Ama Meral Hanım’ın etrafında MHP de iş tutamamış, MHP’de bir yere gelememiş, dışlanmış ki biz bunu Büyük Birlik’te gördük, sırf mevki makam için bir yerlere gelmek isteyen insanlar doluşursa o zaman Meral Hanım’da aşağı çekilir.

Meral Hanım derhal akademik bir ekip oluşturup, ayda bir iki kitap çıkarıp, Türkiye’nin bütün problemlerini ortaya koymalı ve konferans konferans bunu anlatmalıdır. Ben seçim günü geldiğinde gafil avlanmaması için, Meral Akşener’in o güne kadar Türkiye’ye bütün söyleyeceklerini söylemesinin peşindeyim. Türkiye de Türk insanına, Türk Milleti’ne ne söyleyecekse bunu söylemeli.

SERKAN KAPANCI : Türk Milleti’ne kendisini çok iyi anlatmalı, ülkeyi nasıl yöneteceğinin tam olarak sınırlarını çizmeli diyorsunuz.

VAATLER DEĞİL PROJELER…

İBRAHİM AKKUŞ : Ne yapacak, projesi ne, ne getirecek, ne götürecek anlatacak. Vaatleri değil projeleri olacak. O zaman MHP’li, CHP li kim bakar ? Millet insana oy verecek. Bugün CHP nin adayını çıkarın %25 oy alır. Ama Meral Hanım partiler üstü bir kimlikte kalırsa, Ülkücülüğünden taviz vermemek şartıyla, bir önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Meral Hanım neden aday gösterilmemiştir ? Çünkü büyük bir potansiyeldi. Eğer Meral Hanım aday gösterilseydi %30 oy alırdı. Sayın Cumhurbaşkanı da %40 oy alırdı ve birinci turda seçilemezdi. Bu da bir karizma çizilmesine yol açardı ve yeni bir potansiyel lider ortaya çıkardı. Meral Hanım’ın lider yapılmak istenmemesinden kaynaklandı bütün bunlar. Ya da karşılarına yeni bir Ülkücü lider çıkarmamak için yapıldı.

Devlet Bahçeli’nin bu Hareket’in önünü kestiğini düşünmeyen var mı ? %18 den %8 e getirdi. Bugün seçim olsa %8 dir MHP nin oyu.

SERKAN KAPANCI : Bence ondan çok daha düşüktür Hocam.

İBRAHİM AKKUŞ : Biz Ülkücüler hani sandığa gidince “Elim kırılsın” deyip yine de basarız ya o 3 Hilal’in üstüne. Ama artık yeter. BUGÜN Türkiye 80 milyon ve nüfusunda büyük bir genç kısım var. Ülkü Ocakları’nı da konuşabiliriz, Nizam-ı Alem’i de konuşabiliriz , bugün Ülkücü yetiştirmeyen Ülkü Ocakları var artık. 9 Işık’ı anlatarak mı Ülkücü yapacaksın. Tarihini bilmeyen, inancını bilmeyen bir nesil var Türkiye’de. Ülkücülüğü kast etmiyorum. Sokağa bakın yeni nesil perişan durumda. Internet ve bağlantıları dolayısıyla Türkiye’de zaten kendi kimliğini kaybetmiş bir nesil var. Aslında bir taraftan da cevap isteyen, çare isteyen, çözüm isteyen büyük bir kitle. İşte bunu anca böyle sunarız. Ülkü Ocakları’nın ülküsü olan ocak haline getiririz, MHP’yi Ülkücülerin olduğu bir parti haline getiririz.

SERKAN KAPANCI : Siyaset konuştuk, politika konuştuk. Biraz da şimdi bunların dışına çıkalım istiyorum. İki işiniz var, ikisi de çok zor. Birincisi öğretmenlik, dünyanın en zor mesleklerinden bir tanesi üzerine konuşmaya bile gerek yok. İkincisi de yayıneviniz var, editörlük yapıyorsunuz, insanlar okusun diye kitaplar basıp onları kitapevlerinin raflarına doğru yolcu ediyorsunuz. Türkiye okuyor mu ?

OKUMAYAN BİR MİLLETİZ…

İBRAHİM AKKUŞ : Bir dine inanıyoruz, ilk emri “İkra” yani oku. Neyi okuyacaktık ? Peygamber ümmiydi, okuyacak durumda değildi. İlk emir “İman et” diye gelmedi, “kabul et ben Allah’ım” diye gelmedi. “Oku” diye geldi. E Cebrail AS kitap mı getirdi ? Hayır. Sayfa mı getirdi ? Hayır. Neyi okuyacaktı ? Bu sorunun cevabını bile merak etmeden bu dine 1400 yıl seve seve şehit olan, canını kanını veren bir Milletiz ama okumayan bir Milletiz. Hele hele görselliğin had safhaya çıktığı günümüzde Milliyetçi, mukaddesatçı, Ülkücü ne derseniz, milletperver kesimin dışında kalanlar hariç okumuyoruz.

Dindarlar okumuyor, dini darlar zaten okumuyor, Ülkücüler okumuyor. İspatı var ben iki kitap yayınladım. Biri “12 Eylül Zindanlarında Ülkücü Olmak” diye Beşinci yıl daha 1.000 tane anca bitecek. Öbürü “Mamak Zindanlarında İnsan Olmak” diye abilerimizin orada birebir yaşadığı ızdırabları anlatıyor. 1.000 tane bastım, 5. Yıl hala 300-400 tanesi duruyor. Satıyoruz okunmuyor. E arkasından fikriyatımızı anlatan kitabımız yok, düşüncemizi anlatan kitabımız yok.

Çıkın Ülkücü Hareket’ten bugün en popüler romanımız 100.000 satıyor. 

Azerbaycan 9 milyonluk ülkedir. Bahtiyar Vahapzade, Türklüğün büyük şairi, yeni kitabını çıkardığında senede 600 bin satıyordu. Ya 9 milyona 600 bin, 80 Milyonluk Türkiye’de en baba şairin kitabı 600 – 1.000 adet arası satıyor. Bir roman basıp 10.000 sattığınız zaman servet yapmış gibi görünüyorsunuz. Ama bunların çoğu moda olursa okunuyor. Aslında biz kendi kültürümüzü, kendi inancımızı, kendi değerlerimizi temellendirecek hiçbir kitabı bu Millete okutamıyoruz.

SERKAN KAPANCI : Peki okuma alışkanlığını nasıl geliştireceğiz Hocam ?

ANNE BABALAR DA ÇOCUKLARLA BİRLİKTE KİTAP OKUYACAK…

İBRAHİM AKKUŞ : Valla bu internet ortamında zor. Dünyayı nasıl düz yaparız gibi bir soru. O kadar zor çözülecek bir mesele ki. Anne baba okumuyor. Ben öğretmenlik yaptığım kurumlarda, yeni velilerimle şu anlaşmayı yapıyorum. Çocuklarınız günde 20 sayfa kitap okuyacak, bu kazanılmayacak bir alışkanlık değil ama şunu katarsak : Anne baba da 20 sayfa okuyacak. Üçünüz oturacaksınız, çocuğunuzla birlikte siz de 20 sayfa okuyacaksınız. Bunu sürdüren ailelerin çocuklarından müthiş bir okuma geri dönüşü alıyorum. Anne baba evde okumuyorsa o çocuğa evde kitap okutamıyoruz. Bu işi temeli anne babalarımızın kitap okumaya başlamasıdır. Biz çocuklarımız kitap okuyacak sanıyoruz, hayır. 50 yaşındaki insanların bile kitap okumaya başlaması lazım. Öncelikle kadınlarımızın okumaya başlaması lazım. Bunu başlatırsak eğer, biz ilk kez kitap okuyan bir toplum haline gelebiliriz.

SERKAN KAPANCI : Sizce Türk Milleti kendisini yazılı ve sözlü olarak ifade edebiliyor mu ?

GÜNLÜK HAYATTA 100 KELİMEYLE KONUŞUYORUZ.

İBRAHİM AKKUŞ : 40 kadar kelimeden oluşan sözlüğümüz var. Acı bir şeydir bu, dilde sadeleştirme, Öztürkçecilik adı altında falan dilimizi mahvettik. Şu an Türk Dil Kurumunun yayınladığı sözlük 40 bin kelime civarında. Bir medeniyetin milleti olan Türk Milleti, medeniyet diline sahip olması gereken Türk Milleti, 150 bin kelimeden 40 bin kelimeye düşüyorsa gerileme böyledir. Var olan 40 bin kelimenin de yeni jargon gereği, jargon dedim bakın 3 bin 5 bini Latinceden geçmiş. Arapça Farsçayı bıraktık, yerine İngilizce, Fransızca, Almancadan gelen kelimelerle dolu olan bir dile sahip olduk.

Böyle bir dilde, yapılan araştırmalarda günlük hayatta konuştuğumuz 100 kelime, liseyi bitiren bir çocuğun kelime haznesi 250-300 kelimeden oluşuyor.

SERKAN KAPANCI : Günlük mü Hocam ?

İBRAHİM AKKUŞ : Toplam. Yani kavramlar dünyasında 300 kelime var. Edebiyat Fakültesini bitiren bir kişinin kavram dünyası 1.500 kelime. Shakespeare’in sadece tüm eserlerini yazdığı kelime sayısı 20 bin. Shakespeare’i anlamak için bile yetmiyor zekamız. Neden ? Çünkü kavramların karşılığı yok zihnimizde. Haliyle düşünemeyen, okuyamayan, okudukça kendini zenginleştiremeyen bir insan kendini neyle ifade edecek ? İnsan doğuştan konuşabilen bir varlık olarak doğuyor ama düşünme zamanla oluşuyor. Ve düşünmek için de sermaye lazım, o sermaye de kelimedir. Kelimeleriniz olduğu sürece düşünürsünüz.

Yeni yayınlanan bir uluslararası araştırmaya göre 15 yaşına kadarki çocuklarımızın %40 ı okuduğunu anlamıyor. % 40 ı matematiksel işlem yapamıyor. Tekrar söylüyorum, %40 ı okuduğunu anlamıyor.

SERKAN KAPANCI : Kendi dilinde değil mi ?

İBRAHİM AKKUŞ : Türkçe, Türkçe… Okuduğunu anlamıyor. Anlamayan nasıl anlatsın. Onun için biz televizyonların ve bilgisayarların esiri olan bir nesil halindeyiz. Televizyon programı yapanların bir ölçüsü vardır. Derler ki program yaparken, izleyicilerin zeka yaşı 12 dir, ona göre hitap edin. Bizim bugün yetişmişlerimiz dahil, 12 yaş zekasının kültür seviyesiyle yaşıyor, konuşuyor. Sokağa bakın, kullanılan kelimeler hep aynıdır. Kısacası biz ne anlayabiliyoruz, ne de anlatabiliyoruz.

SERKAN KAPANCI : Röportajımızın sonuna yaklaştığımız şu anlarda sizden çok zor bir şey isteyeceğim. Zorluğu şurada : Derya-yı denizi bir bardak suya sığdırarak anlatmanızı rica edeceğim. Türkiye’deki tarikat, cemaat, tasavvuf algısından bize bahsedebilir misiniz ?

İNSANIN İNANCININ KALİTESİNDE DE ARAYIŞI OLACAKTIR…

İBRAHİM AKKUŞ : Şimdi tasavvufun aslı vardır yoktur kavgası bir yana ahlaklanmaktır. İslamın getirdiği ilkeler, öğretiler doğrultusunda şeriatı en hassas, en takva boyutuyla yaşamaktır. Bu da ancak, bilmek ancak bilenlere danışarak olunacağına göre bilenlere göre yürütülür. Meşrebe, mizaca göre değişir bu da tarikat denen şeyi doğurmuştur. Bir işi daha iyi bilene danışmışızdır. O bir kol oluşturmuştur, meşrebe göre o devam etmiştir. Ama ne zamanki tarikat, Şeyh Efendi adına hareket eden kişiler bu cübbenin altında ticaret yapmaya başlamışlardır, o tarikattan çıkıp ticarethaneye dönmüştür.

Tasavvuf hiçbir zaman bitmeyecektir çünkü tasavvuf İslamı, hakikati anlamak, kendi nefsimi bilmek, Allah’ı bilmek ve bulmak mücadelesidir. Bu samimi müslümanlığın gereğidir. Yani 5 vakit namazı kıl, orucu tut, bu değil. Bu İslamın giriş kapısı ama İslam’da takva denilen noktaya ulaşacaksanız, bu mürşidle de olur, eğitimi tek başına alabiliyorsan ki alınamaz da, öyle diyenlere diyorum becerebiliyorsan tek başına yap.

İnsan var olduğu sürece, yaşam tarzının kalitesinde olduğu gibi inancının kalitesinde de arayışı olacaktır. Daha güzel, daha ahlaklı, daha nezih bir İslami kimliğe bürünme adına olacaktır bu. Bunun da yolu tasavvuftur. Şeriat tarikat bir yoldur. Şeriat ana yoldur, tarikat özel yoldur.

Cemaat bizim İslam dünyasında çok gerekli bir şeydir. Osmanlı ve öncesinde özellikle Türk Dünyasında cemaatler, cümleme dikkat ediniz cemiyete adam hazırlamak için kurulmuş birer ahlak okullarıydı. Cemaat hedef değildi. Meşrebine, mizacına, karakterine göre değişik insanlar değişik yerlerde toplanıyorlardı. Bir cemaatin tarzı bir adama uymuyorsa yan cemaatte ahlaklanmak üzere toplanıyordu. Cemaatler birer sosyal okuldu. Bunların hepsi ahlaklı birey, namuslu insan, güzel Müslüman yetiştirmek için çalışırdı. O cemaatin topladıklarından şeyh efendi holding kursun da, uçağa binsin de, zenginleşsin diye değil. Şeyh Efendi de onlarla beraber çorba içerdi, kaşık yapar, mum döker satardı. Kendilerinin gırtlak giderlerini kendi emekleriyle karşılayan, kalan tüm zamanlarını Müslüman milletin evlatlarını terbiye için çalışan insanlardı.

Günümüze gelince tasavvuf devam ediyor ama tarikatlar bitmiştir. Ben ulul emre itaata inanan bir insanım. Atatürk tarikatları kapatmışsa, Allah’ın izninden başka bir şey olmayacağına göre, tarikat devri hala kapalıdır. Tasavvuf değil tarikat. O yüzden bugün ortaya çıkıp ben tarikatım diyen insanlar devlet kanununa aykırı davranmakla Hak kanununa aykırı davranırlar. Şu an için hiçbir tarikat gerçekten tarikat değildir. Tasavvufa dokunmamak şartıyla söylüyorum, bunların hepsi birer holdingtir. Bugün Cukkalı Ahmet’lerin oluşturduğu yapılar, jiplere binmek, uçaklara binmek, lüks içinde yaşamak, boğaz kıyısında yaşamak için meydana getirilen sosyal etkinliklerdir. Samimi insanlara dokunmamak şartıyla söylüyorum.

Benzer Fethullah Gülen hareketine ki buna cemaat denilebilir de tarikat asla asla denemez, Nurculuk hareketinden tarikat çıkarmak, tasavvuf çıkarmak cehalettir. Bir tanesi kalktı Atatürk’ün annesine küfretti, dürzünün birisi. Bir mümin bir müminin annesine belge olmadan, öyle bile olsa söyler mi ? Varsa bile ki yok açığı, ayıbı gizlemesi lazım. Bugün bu tip yapılar, Müslümanlığın hassasiyetinden yararlanmak üzere kurulmuş birer holdingtir. Bunların derhal disiplin altına alınması lazım. Tasavvuf bunların eline düşmez. Ağa gibi yaşarlar ama “komşusu açken tok yatan bizden değildir” i bilmeyip sadece kendilerini Müslüman sayarlar.

SERKAN KAPANCI : Hocam çok teşekkür ederim. Son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı ?

İBRAHİM AKKUŞ : Biz eğitimciyiz, okutmaya, yazdırmaya, anlatmaya çalışıyoruz. Başta söylediğimi sonda da söyleyeyim : Ülkücülük canlanmalıdır, Ülkücü düşünce kimlik ve karakter kazanarak tekrar çağa göre şekillenmelidir, yenilenmelidir. İktidar kavgası bırakılmalıdır. Koltuk kimde olursa olsun dava bizdedir deyip davaya sonsuz bir bağlılıkla devam edilmelidir. Yeni bir parti, yeni bir teşkilat kurmaya çalışıp Ülkücü Hareket’in enerjisi bir kere daha boşaltılmamalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir. Mahkeme, Savcılık veya Emniyet Müdürlüğü talebiyle, IP no ve diğer bilgiler verilir.