İki Ayyaştan Biri: Atatürk

Abone Ol

Atatürk, şoförü ile gezmeye çıkar. Küçükçekmece’ye doğru giderken; sabanıyla tarlasını süren bir çiftçi görür. Sabanda bir öküz ile bir eşek koşuludur. Arabayı durdurur. İner ve köylünün yanına varır: “Kolay gelsin Ağa” der. Köylü; “Sağ olasın Bey!”der. Atatürk, “Dikkatimi çekti Ağa, öküzün yanına merkep koşmuşsun, bu ne iştir?”

Köylünün canı sıkkındır. Bezgin bir ses tonuyla:” Öküz ile merkebin yan yana koşulmayacağını elbette biliyom. Sen bunu bana mı diyon?” Atatürk,” Kime söyleyeyim Ağa? Köylü gayet onurlu; “ Sen git bunu vergi memuruna söyle.” Atatürk: “Ve vergi memuruna mı?” Köylü: “He ya! Ürünüm kıt oldu, vergi borcumu ödeyemedim. Dört gün önce vergi memurların öküzümü alıp götürdüler, borcuma karşılık. Ellaham sucuk, pastırma olmuştur benim öküz.

Atatürk bu olanlara çok sinirlenir, kaşlarını çatar. Köylü; “Bana ne diye kaşlarını çatıyon bey, yalan mı diyom? İnanmazsan git Küçükçekmece muhtarına sor.” Atatürk, “Neden kaymakam beye gidip durumunu anlatmadın?” Köylü, “Gittim Bey!” Atatürk sorar, “Ne dedi kaymakam ?”  Köylü, “Ne diyecek beyim, git borcunu öde dedi.” Atatürk, “Sen de vali Beyin yanına gitseydin!” Köylü Atatürk’e şöyle uzunca bakar ve “Sen hiç Vali beyin huzuruna çıkmamışsın bey, halinden belli oluyor.” Atatürk, “Halimden belli mi oluyor?” Köylü “He ya beyim. Gitseydin bilirdin.” Ve köylü devamla, “Jandarmanın kapıda bekleyip Vali Bey’in huzuruna kimseyi sokmadığını bilirdin!..”

Atatürk bir an düşünür ve “Sende Başvekil İsmet Paşa’ya telgraf çekip durumunu arz etseydin.” Köylü yarım ağız gülümser, “Başvekilin kulağı sağır duymuyo derler bey.” Atatürk kızmıştır, “Öyleyse neden Gazi Paşa’ya telgraf çekmedin?” Köylü, “Beyim onunda bir gözü kör görmüyo, hem de sarhoş diyolar. Sen zenginsin, Tomofilin bilem var. Bunları heç duymadın mı?”

Atatürk cüzdanından elli lira çıkarıp köylüye uzatır, “Bunu kabul et ağa, öküzün yanına bir eş alırsın.” Elleri titreyen köylünün elini sıkar yanından ayrılır. Derhal İsmet Paşaya telgraf çeker, “ Derhal Heyeti Vekiliyeyi (bakanlar kurulunu) topla İstanbul’a gel

Bakanlar kurulu Florya Köşkü’nde toplanır. Köylü de toplantıya getirilir. Ama gariban köylü, “Ben ne ettim, hangi hatayı yaptım da beni getirdiler?” diye hayıflanmaktadır. Toplantı salonuna alınan köylü, heyecandan kalbi duracaktır. Büyük bir masanın etrafında şık giyimli insanlar oturmuşlar kendisine bakmaktadırlar. İki kişi ayaktadır. Ayakları bedenini taşımakta zorlanan köylü, “ Hoş geldin ağa, gel şöyle yanıma otur” diye seslenen tanıdık sesle biraz rahatlar. Atatürk köylüyü sağ yanına çağırır. Köylü yığılırcasına oturtur. Atatürk, “Korkacak bir şey yok ağa, rahat ol!” der. Köylü bir umutla, ”Sağ ol beyim!”

Köylüyü rahatlatan Atatürk,” Seni buraya niye çağırdığımı biliyorsun sanırım” Köylü, “Nerden bileyim beyim!” Atatürk, “O gün tarlada bana anlattıklarını şimdi burada bu beylerin huzurunda da anlatmanı istiyorum.”

Köylü utana sıkıla, O gün anlattıklarını bir bir bakanlar kuruluna da anlatır. Edebinden atladıklarını da Atatürk tamamlar. Köylünün konuşması bitince masada oturanları tek tek tanıtır ve “ben de Gazi Paşa’yım” der. Köylüye teşekkür eder ve hızlıca elini masaya vurarak öfkeli bir sesle.” Beyler, ben çiftçimin koşumluk hayvanını sattıran KANUN istemiyorum. Ben çiftçinin tarım aletini, tohumluk buğdayını, sağımlık hayvanını sattıran KANUN istemiyorum. Ankara’ya dönünce bu işi derhal halledeceksiniz.”

Bakanlar kurulu Ankara’ya dönünce bir gecede aşağıdaki kanun çıkarılarak yürürlüğe sokulur. İcra İflas Kanunu Madde: 82/4 “Borçlu çiftçi ise, kendisinin ve ailesinin geçimi için zorunlu olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer teferruatı ve tarım aletleri haczedilemez.”

Evet iki ayyaştan biridir kimilerine göre Atatürk. Fakat bugün çiftçinin hangi faiz ve icra ile karşı karşıya olduğunu herkes bilmektedir. Lütfen bir ayyaşlıkta siz yapın ve bu gariban çiftçiyi, tarlasını ve çiftçilik aletlerini icralık olmaktan kurtarın.

Çünkü köylü, “Milletin efendisidir!..”

Atatürk, “Eğer bir gün benim görüşlerimle ilim çakışırsa, siz ilimi tercih edin”

Esen kalınız.