Sözcü Yazarı Sinan Meydan, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin 86. yıldönümünde kadınların siyasetteki yerini yazdı

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verildiği tarih olan 2021'in 8 Şubat'ında yazdığı "18 kadın!" başlıklı yazısında kadınların ilk kez seçime katıldığı 1935'te Meclis'e giren 18 kadın siyasetçiyi anlatan Meydan, ilk kadın milletvekillerinin fotoğraflarına da yer verdi.

Meydan yazısında 1935'te TBMM'ye 18 kadın milletvekili girdiğinde Türkiye'nin yüzde 4.5'luk kadın temsil oranı bakımından Finlandiya'dan sonra dünyada 2. sırada iken, 2008 yılında 127. sıraya gerilediğine dikkat çekti.

İşte Sinan Meydan'ın o yazısı:

Mevsimin ilk karı yağdı Mevsimin ilk karı yağdı

1935'te meclise giren 18 kadın milletvekilinin tüm milletvekillerine oranı yüzde 4.5'ti. 1935'te meclisteki kadın temsil oranı bakımından Finlandiya'dan sonra dünyada 2. sırada olan Türkiye, 2008 yılı itibarıyla 127. sıraya gerileyecekti.

Tam 86 yıl önce bugün, 8 Şubat 1935'te TBMM 5. dönem seçimleri yapıldı. Bu seçimlerde Türk kadını da ilk kez seçme ve seçilme hakkını kullandı; 1935'te 18 kadın milletvekili meclise girdi.

Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını kullanıp meclise girmesinin 86. yıl dönümün­de bugün, Türkiye'de kadınların siyasi hakla­rını elde etme süreçlerini, bunun Türkiye ve dünya tarihi açısından önemini ve ilk kadın milletvekillerimizin niteliklerini anlatacağım.

İşte unutulan gerçekler.

OSMANLI'DAN CUMHURİYETE KADINSIZ MECLİS

İsmet İnönü'nün ifadesiyle Atatürk'ün en ileri iki devriminden biri harf devrimi, diğeri kadın devrimidir. (Abdi İpekçi, İnönü Atatürk'ü Anlatıyor, s. 47).

1908'de meşruiyetin ilanından sonra 1909'da Osmanlı anayasası (Kanuni Esasi) demokratikleştirildi. Ancak kadınlar yokmuş gibi davranıldı; anayasada kadınların siyasi haklarından hiç söz edilmedi. 1909'da bir kadın grubunun Meclisi Mebusan'a “dinle­yici” olarak girmek istemesi bile olay oldu.

1920'de açılan ilk TBMM de kadınlara siyasi haklar verecek yapıda değildi. Öyle ki, Atatürk'ün Sakarya Savaşı'nda cephede ol­duğu günlerde, 24 Ağustos-16 Ekim 1921 arasında TBMM'de içki, kağıt ve domino oyunu yasakları, kadınların peçeli olma zorunluluğu, süslü giyinme yasağı tartı­şılıyordu. Bir doktor milletvekili, evlenecek çiftlerin evlenmeden önce doktor muayene­sinden geçirilmesini önerdiğinde meclisteki bazı milletvekilleri, dini hükümleri gerekçe göstererek kadının muayene edilmesine karşı çıktılar. Bir milletvekili, okulların Maarif Vekaleti'nden (Eğitim Ba­kanlığı) alınarak yeni kurulan Şeriye Vekale­ti'ne (Din İşleri Bakanlığı'na) bağlanmasını önerdi. 465 yeni medrese açılması teklif edilip kabul edildi. Dahası da var: Nüfusu artırmak gerekçesiyle çok eşlilik zo­runlu yapılmak istendi. Bu tasarı, 1923, 1924 yıllarında mecliste uzun süre tartışı­larak reddedildi. (Niyazi Berkes, Türkiye'de Çağdaşlaşma, s. 501, 502, 529)

TBMM, Nisan 1923'te seçim kanununu değiştirdi. Yeni kanuna göre de seçme ve seçilme hakkı yalnızca “erkek hakkı” olarak kaldı. Ayrıca bu kanuna göre -Os­manlı'daki gibi- nüfus sayımı yapılırken kadınlar yine sayılmayacaktı. Bu kanunun kabulünden önce 3 Nisan 1923'te yapı­lan meclis görüşmelerinde Tunalı Hilmi Bey, kadınların da sayılmalarını isteyince mecliste kıyamet koptu! Bunun üzerine Tunalı Hilmi Bey, “Kadınlara seçilme hakkı verin demiyorum, sayılsınlar diyorum” diyerek meclisi yatıştırmaya çalıştı. Üstelik 1876'da Kanuni Esasi 65. maddede “50.000 erkek nüfus için bir milletvekili seçilmesi” öngörülmüşken, 1923'te bu sayı –erkek nüfus azlığı nede­niyle- 20.000'e indirildi. Böyle bir ortamda bile meclis, bırakın kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermeyi, kadınların ulus bi­reyi olarak sayılmalarını bile kabul etmedi. (Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, s. 343)

Atatürk, Daha Erken Dönemde Daha Çok Kadının Meclise Girmesini İstedi.

Atatürk, 29 Ekim 1923'te cumhuriyeti ilan ettiğinde toplumun yarısından çoğunun (kadınların) seçme ve seçilme hakkı yoktu. Bu durum Atatürk'ü fena halde rahatsız ediyordu. Bu nedenle 1924 Anayasası'nda kadınlara da seçme ve seçilme hakkı verilmesini istedi.

1924 Anayasası'nın seçme ve seçilme hakkını düzenleyen 10 ve 11. maddeleri 10 Mart 1924'te TBMM'de görüşüldü. Hazırlanan tasarıda -Atatürk'ün istediği gibi- “Her Türk'ün seçme ve seçilme hakkı olduğu” ve “30 yaşını dolduran her Türk'ün milletvekili seçilebileceği” belirtildi. Ancak gelen tepkilerden sonra komisyon sözcüsü, “Her Türk derken yalnız erkekleri kastettiklerini” söyledi. Bunun üzerine Recep Peker, “Kadınlar Türk değil mi beyefendi!” diye bağırdı. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesini isteyen milletvekilleri “dine saygısızlıkla” hatta “Bolşeviklikle” suçlandılar. Teklif reddedildi.

Prof. Ahmet Mumcu şöyle diyor: “Atatürk, 1924 Anayasası'na klasik hak ve özgürlükleri koydurdu ise bu sadece o istediği içindir. Unutulmasın ki, o anayasa hazırlanırken milletvekilleri kadınların siyasal haklarına kavuşmalarını önlemişlerdir; hem de önderin isteğine rağmen…” (Ahmet Mumcu, Atatürkçülükte Temel İlkeler, s. 4)

O günlerin tanıklarından Prof. Afet İnan da şöyle diyor: “Atatürk, TBMM'ye o zaman niçin başka öneri getirmedi? Kendisinin konuşmalarından hatırladığıma göre o zemin ve zamanı daha iyi hesap etmiş olduğunu söylerdi. Esasen olaylar da bize bunu kanıtlamaktadır. ‘TBMM'nin o günkü havası içinde bu iş halledilemezdi' demiştir.” (İnan, s. 346)

Atatürk, hiç vazgeçmedi. Kadınlara siyasal haklar vermek için bir taraftan meclisi ve halkı bilgilendirirken, diğer taraftan en uygun zamanı bekledi. 1930'da kaleme aldığı ve Afet İnan imzasıyla yayınlanan “Vatandaş İçin Medeni Bilgiler” adlı kitapta “Gerçek demokrasi için kadınların siyasal haklara sahip olması gerektiğini” anlattı. Aşamalı olarak adım adım ilerledi.

3 Nisan 1930'da kadınlara belediye seçimleri için seçme ve seçilme hakkı verildi. Türk kadınları ilk kez 1933 seçimlerinde belediye meclislerine üye seçildiler.

26 Ekim 1933'te kadınlara köy ihtiyar heyeti ve muhtar seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verildi.

5 Aralık 1934'te de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. Kadınlar bu haklarını ilk kez 8 Şubat 1935'teki milletvekili seçimlerinde kullandılar.

Atatürk, kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkına kavuşmalarından duyduğu memnuniyeti şöyle ifade ediyordu: “Belediye seçimlerine katılarak siyasal yaşamda kendini deneyen Türk kadını, şimdi genel seçimlere katılırken hakların en önemlisini kullanmaktadır. Pek çok uygar ülkede kadınlara tanınmayan bu hak, bugün Türk kadınının elinde bulunmaktadır. O, bu hakkı yetki ve ehliyetle kullanacaktır.” (Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, s. 118.)

Türkiye'de 1935 seçimlerinde TBMM'ye 17 kadın milletvekili girdi. Ara seçimlerde 1 vekil daha meclise girince sayı 18 oldu. Ancak Atatürk, o günlerde 16 milyon civarında nüfusa sahip Türkiye'de her 400 bin nüfusa karşılık bir aday olmak üzere 40 kadın aday istemişti. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, bu sayının nasıl 18'e indiğini şöyle anlatıyor:

Atatürk, Büyük Millet Meclisi'ne kadınların kırk sandalye ile katılmasını arzu ediyordu. Özel notu ile de bu arzusunu tekrarlıyordu. Biz hükümet olarak sayıyı fazla bulduk. İlk olarak daha dengeli bir rakamı tercih ettik. Atatürk'ün bir özelliği de hükümetlerin tercihlerine değer vermesiydi. İyi hatırlıyorum. Bu tercihimizi kendisine hükümet adına arz ettiğim zaman, üzüntüsü her halinden belli oluyordu. Fakat ısrar etmedi. Hatta bir espri yaptı: ‘Gelecek seçimlerde kadınlar, sayıları oranında meclise girip, kendi kabinelerini kurduklarında, bakalım sen bakan olabilir misin?' dedi”. (Sibel Duroğlu, Türkiye'de İlk Kadın Milletvekilleri, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı (Yayınlanmamış) Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2007, s. 65,66)

Türk Kadınına Siyasal Haklar Verilmesinin Anlamı

Türkiye'de Osmanlı'nın son dönemlerde özellikle Selanik, İstanbul gibi büyük kentlerde Nezihe Muhittin gibi bazı mektepli okur-yazar kadınların öncülük ettiği bir kadın hareketi gelişti. Bu “mektepli kadınlar”, kadın dergileri çıkararak, kadın cemiyetleri kurarak toplumu kadın hakları konusunda bilinçlendirmek istediler. Ancak erkek egemen ve aydınlanmamış bir toplumda son derece sınırlı bir çevrede etkili olabildiler. Gerçek şu ki, eğer Atatürk'ün devrimci iradesi olmasaydı, Türkiye'de kadınların 1926'da Medeni Kanun'a, 1934'te seçme ve seçilme hakkına kavuşmaları olanaksızdı.

Atatürk'ün kadınlara siyasal haklarını verdiği 1934'te Avrupa'da ve dünyada pek çok ülkede kadınlar siyasal haklara sahip değildi. Ayrıca Avrupa kadını haklarını uzun mücadeleler sonunda aldı.

Türkiye'den önce kadınlara seçme seçilme hakkı veren bazı ülkeler: ABD (1868/1920), Yeni Zelanda (1893/1919), Avustralya (1902), Finlandiya (1906), Norveç (1907/1913), Danimarka ve İzlanda (1915), Kanada, (1917/1920), Almanya, Rusya Federasyonu (1918), İrlanda (1918/1928), İngiltere, (1918/1928), Lüksemburg, Hollanda (1919), Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, İsveç (1921), Güney Afrika -sadece beyazlar- (1930), Şili, İspanya, Portekiz (1932).

Türkiye'den sonra kadınlara seçme seçilme hakkı veren bazı ülkeler: Bulgaristan, Fransa (1944), İtalya (1945), Japonya (1945/1947), Arjantin (1947), Belçika, İsrail (1948), Çin (1949), Yunanistan (1952), İran (1963), İsviçre (1971). (Duroğlu, s. 49,50, 179-181)

1935'te TBMM'ye giren 18 kadın milletvekilinin tüm milletvekillerine oranı % 4.5'ti. Bu oran yakın zamanlara kadar Türkiye tarihindeki en yüksek orandır. Fransa, Belçika, İtalya, İsviçre gibi bazı Batılı ülkelerin kadınları henüz seçme ve seçilme hakkına bile sahip değilken Türkiye, mecliste kadınların temsil oranı bakımından dünyada Finlandiya'dan sonra 2. ülkeydi. 1935'te yüzde 4.5 ile mecliste kadın temsil oranı bakımından dünyada 2. sırada olan Türkiye, 2008 yılı itibariyle 127. sıraya gerileyecekti. (Duroğlu, s. 123, 125, 130)

İlk Kadın Milletvekillerinin Nitelikleri

1935'te TBMM'ye giren ilk kadın milletvekilleri –bir ikisi hariç- eğitim seviyesi oldukça yüksek, yabancı dil bilen, meslek sahibi öncü kadınlardı. Aralarında Londra ve Paris Sorbonne Üniversiteleri'nden mezun olanların yanı sıra, Darülfünun (üniversite) mezunu olan kadınlar vardı. Atatürk tarafından bizzat önerilen, Millet Mekteplerinde okuma yazma öğrenmiş köylü bir kadın olan Ankara milletvekili Satı Kadın, çiftçilikle uğraşan ortaokul mezunu Bursa milletvekili Şekibe İnsel dışındaki 16 kadın milletvekili en az lise ve yüksek okul mezunuydu. 18 kadın milletvekilinden 4'ü iki yabancı dil (3'ü Fransızca, İngilizce, 1'i Fransızca, Rumca), 1'i üç yabancı dil (İngilizce, Fransızca, Rumca) 8'i bir yabancı dil (4'ü Fransızca, 1'i Almanca, 1'i İngilizce, 1'i Rumca, 1'i Arapça) biliyordu. İlk kadın milletvekillerinin çoğu eğitimciydi. 18 kadın milletvekilinden 5'i okul müdürü, 6'sı belediye meclis üyesi, 2'si çiftçi, 2'si öğretmen, 1'imuhtar, 1'i doktor, 1''i emekli eğitimciydi. Meclise giren ilk kadın milletvekillerinden 11'i, yani yaklaşık % 70'i yüksek öğretimli eğitimciydi. (1935 Kamutay (Meclis) Albümü, Ankara, 1935)

Bu arada, Atatürk Konya milletvekili Behir'e hanıma “Bediz”, Ankara milletvekili Satı kadına “Hatı” adını, Antalya milletvekili Türkan hanıma da “Baştuğ” soyadını vermişti.

İlk kadın milletvekilleri mecliste çocuk, sosyal güvenlik, eğitim, sağlık ve dış politikayla ilgili konularda konuşmuşlar, ayrıca seçim bölgelerinin sorunları hakkında raporlar hazırlamışlardı.

Atatürk'ün Türk kadınına verdiği haklar dünya kadınlarının da dikkatini çekti. 12. Uluslararası Kadınlar Birliği Kongresi 18-24 Nisan 1935'te İstanbul'da toplandı. O kongreye katılan Romanya temsilcisi A. Cantacuzene'in şu sözleriyle bitirelim: “Dünyada yeni bir dönem başlatan Atatürk, Türk kadınına verdiği haklarla anayı hak ettiği yüksekliğe eriştirdi. Batı'ya verdiği bu dersin unutulması mümkün değildir.