Özelde İslam âleminin genelde de bütün dünyanın yeni bir bebeği oldu.

Kod adı sorun, gerçek adı Kudüs…

Aslında bu bebek dünyaya yeni gelmedi ama bazılarımız doğumu yeni duymuş gibi davranıyoruz. Hani “miş” gibi yapmak var ya, işte öyle bir şey.

Kudüs’e hayatımda bir kez gittim. Milli Güvenlik Akademisi olarak 1999 yılının Şubatında. Kutsal mekânlarımızı ziyaret etmiş, efendimizin miraca yükseldiği Kubbet-üs Sahra’da namazımızı kılmış, dua ve niyazda bulunmuştuk. Ve o gün Kudüs sokaklarında maalesef bugünlerin izlerini görmüştük.

ABD Başkanı Trump, seçim çalışmalarında verdiği sözün gereğini yaptı ve 1995 yılından beri buzdolabında bekletilen Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması kararını onayladı.

Özetle, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle “Müslümanların Kırmızı Çizgisi” çentik yedi.

Zamanlama manidar…

İslam dünyasının paramparça olduğu, alnı secde görüyor diye kollananların kendi milletine kurşun sıktığı, insanların “eğer bendense haramı da, yalanı da hoş görürüm” felsefesiyle inançlarını yediği, baş kesenin de başı kesilenin de aynı anda tekbir getirdiği, milletini sevmenin ırkçılıkla eşdeğer görülebildiği, dünyadaki mültecilerin kahır ekserisinin Müslüman olduğu ve maalesef çoğunun yine Müslümanlarca ötekileştirildiği bir dönemde…

ABD'nin Kudüs kararında;

- Birleşmiş Milletler kararları hiçe sayılmıştır.

- Ehli kitap bütün semavi dinleri içinde barındıran Kudüs'ün özelliği unutulmuştur.

- Osmanlı döneminde yaklaşık 400 yıl boyunca Türk'ün adaleti hüküm sürerken ehli kitap bütün semavi dinlerin hürmet görmesi örneği dikkate alınmamıştır.

- Kudüs'ün Müslümanların ilk kıblegahı olduğu gerçeği umursanmamıştır.

- Sadece bir devlet veya bir din adına tekilleştirilmenin haksız ve hukuksuz olduğu görmezden gelinmiştir.

ANCAK;

Dünyanın iki egemen gücü ABD resmen açıklasa da, Rusya’nın Dışişleri Bakanı dolaylı yeşil ışık yaksa da bu iş o kadar kolay olmamalıdır.

Bu aşamaya gelinceye kadar Arapların uyur numarası yapması, Müslüman devletlerin oyunda oynaşta olması, islamdan geçinenlerin aymazlığı katkı sağlamış olsa da gerekli tepki gösterilmeli, çözüm için zorlanılmalıdır.

GÖRÜLECEKTİR Kİ;

Başta İslam ülkeleri olmak üzere bu de-factoya karşı olan bütün ülkeler ortak direnç gösterdiği takdirde sorun çözülebilecektir.

Ve inşallah çözüm, Türk'ü sevmeyen bazı Araplara ve Türk'üm demeye gocunan bazı bahtsızlara rağmen yine Türk Milleti'nin inancı, gücü ve önderliğiyle bulunacaktır.

EĞER ÇÖZÜLEMEZSE,

Bilinsin ki insanlık tarihi yeni açmazlara, yeni karanlıklara sürüklenecektir. Zaten var olan ancak şekil değiştirerek yeniden ateşlenecek bir huzursuzluk ve çözümsüzlük girdabına düşülecektir.

Bilmeliyiz ki, eğer BİRLİK sağlanamazsa, bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa bir gün mutlaka bela gelir yerini bulur. Onun için, bir olmak ve diri olmak zorundayız.

Es-selam olsun, ves-selam olsun, has-kelam olsun birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır diyenlere.