Bütün ülkeler telaş içinde bir o yana bir bu yana koşturuyor, ellerindeki tüm imkânları seferber ederek; lakin söz dinlemiyor zerre misali bir mikrop. Yıktı bütün sistemleri, düşünceleri, ideolojileri ve yenilmez denen orduları gözünün yaşına bakmadan. Mahvetti bütün diktatörleri, yerle bir etti birçok şehri, esir etti kendine; gülüyor hoyratça aldırmadan kimseye. Ben güçlüyüm diye bağırıyor avaz avaz, sen kimsin ki diyor tüm insanlara, garpta şarkta kim varsa… Yıkıyor tüm inançları dümdüz ediyor tüm fikirleri.

Kulağını kapatmış dinlemiyor hiç kimseyi gafil vurup geçiyor güçlüymüş, para babasıymış yahut lidermiş umursamadan… Banane diyor ben işime bakıyorum.

Hepinizi istesem silerim diyor utanmazca. Ben buradayım hala ayaktayım ama siz beni göremiyorsunuz, fakat korkuyorsunuz, titriyorsunuz değil mi diyor alaycı tavırla. Ben her yerdeyim diye bağırıyor. Görmediğiniz halde bana inanıyorsunuz değil mi diyor. Hani bazı yanılgıya, boşluğa düşmüş kimseler var ya o yüce yaratıcı dediğinize görmeden inanmam diyen. İşte sana delil getirdim diyor. Bak beni de görmüyorsun ama inandın değil mi diyor. Sahi sokağa çıkarmıyorum seni, eşine dostuna bile sarılmana mani oluyorum. Halbuki ben kendi varlığımı ve seni nasıl ele geçirebileceğimi biliyorum lakin sen kendinin bir hiç olduğunu, aciz ve zayıf olduğunun farkında mısın? Hırslarına yenik düşmüş, güç peşinde koşan, daha fazla kazanmak uğruna, içinde olduğun evi o koca dünyayı bile pervasızca mahvetmeyi düşünebiliyorsun değil mi? Tükettin suyu, toprağı, aşı. Yok ettin doğayı, kirlettin çevreyi, her şeyi… Ama yine de farkında değilsin değil mi? Seni yataklara düşürdüm; zengin-fakir, büyük-küçük demedim bulaştım hasta ettim aldırmadan.

Koca koca bombalar, silahlar icat et, sadece gülüp geçerim. Sen büyüklüğünle küçüldüğünü göremedin, hep kazanırım dedin; lakin ben göremediğin kadar büyük oldum. Bana maruz kalmamak için ne türlü bir çaba içinde olduğunu görüyorum. Şimdi inandın mı güzel kardeşim, kanaat getirdin mi senin koskoca bir “hiç“olduğuna. Yetmedi mi artık şuursuzca harcadın… Tükettin… Yok ettin… Mahvettin. 

Sen istediğin kadar böbürlenebilirsin, harcayabilirsin aslında kendi kendini yok ettiğinin farkında olmadan. Hiçbir fikir, ideoloji, lider, hükümdar yahut otorite, benim için önemli değil. Acı da olsa bunu tattın değil mi güzel kardeşim! Elbet bugün beni yenebilirsin. Bugün!

Ne senin ordun önemli, ne de senin başını soktuğun sarayın, evin, konağın… Oturduğun kadife yumuşaklığındaki koltuğuna reverans ile gelen kişileri bir bir süzerdin, kim ola bu acep, hırlı mıdır hırsız mıdır diye. Uşaklarına, yanındakilere emir verirdin bin bir güvenlik önlemlerinden geçmeden hiçbir kimse yanına gelmesin diye… Buyruklar verirdin. Tepeden tırnağa aranarak temenna edip yanına gelen belki de mazlum olan insanlar, benden daha tehlikeli değil güzel kardeşim. Ben senin bir “hiç” olduğunu bak sana hatırlatıyorum. Yanına beni buyur etmedin, beni görmedin, zira senden de izin alacak değildim, ama aldığın bir nefesten bile daha yakınım sana, anladın mı? Çektiğin her nefeste ciğerlerine kadar inebileceğim hiç aklına geldi mi? Sanmıyorum!

Ama beni görmedin göremeyeceksin, bugün buradayım yanı başındayım; kâh yok olur sırra kadem basarım sessizliğe mahkûm; gün gelir kâh çıkar gökyüzüne zamansız, sınırsız yollar giderim konacak bir yer bulanda dek.

Bak güzel kardeşim beni görmüyorsun ama ben buradayım. Bırak artık bu inadı dön özüne, sahip çık yaşadığın bu harikulade evine, dünyana… Ben her daim var olacağım farklı şekillerde zuhur ederek.

Gösterdim sana bir hiç olduğunu, hiçbir şey olmadığını. Bırak bu inadı kibri, sorgulanamaz tavrını, halini… Unutma konar göçer olduğunu, düşün yarınını senden sonrasını.

Maalesef bu korona belası saldı tüm zehrini bizlerin üstüne. Evde kendimizle daha fazla baş başa kaldığımız bu günlerde umarım içimize dönüp manevi olarak da bir şeyleri düşünür ve sorgular oluruz.

Bu sinsi yaratık, bize hiçbir ideolojinin, hiçbir kimsenin, liderin, ordunun bilimden, aydınlanmadan ve en önemlisi de akıldan üstün olmadığını gösterdi. İlmin ve fennin ışığında ilerlediğimiz, bu aydınlık yolda geleceğimizi inşa ettiğimiz sürece daha sağlıklı toplumlar ve müreffeh bir gelecek kurmuş olacağız. Hiçbir bir ordu, güç, şöhret bilimden daha keskin değildir. Bu bela belki bize daha sakin, adil ve ince yaşamayı biraz da olsun öğretmiş olur.

Eylem önce düşüncede başlar, iyi düşünüp güzel düşünüp, sağlıklı gelecek ve toplum inşa edelim.

İlmin ve fennin ışığında kalmak ümidiyle…