AŞK, TUTKULARIN EN BENCİLİ

AŞK, TUTKULARIN EN BENCİLİ

AŞK, TUTKULARIN EN BENCİLİ

~~
AŞK, TUTKULARIN EN BENCİLİ 

   

2 Aralık 2006

 


İnsan davranışlarının üç temel amacı vardır:

 


Haz (zevk, lezzet)

 


Fayda (yarar, menfaat)

 


İyi (hayr)

 


Herhangibir fiili, farkında olalım ya da olmayalım, bu üç amaçtan birini gözeterek yaparız; ya hazzımızı (zevk ve lezzetten payımıza düşen hisseyi) veya menfaatimizi (bize fayda ve yarar getirecek olanı) ya da iyiyi (hayrı) amaçlarız.

 

 

 

 

 

 


1) Haz ile kastedilen açık olmalı. Elemin karşıtı. Örneğin, bir yemeği sırf haz için yiyebilir; karnımız tok olsa bile, o yemeği, sırf lezzetinden ötürü yemekten kaçınmayız. Bu durumda hazzı amaçladığımız açıktır. Sözgelimi, çocuklar, dondurmanın veya patates kızartmasının yararını veya zararını düşünürler mi? (Takdir edileceği üzere haz, zevk, lezzet terimleri arasındaki farklar ayrı bir soruşturmanın konusu.)

 


2) Faydanın anlamı da aynı derecede açık olmalı. Zararın karşıtı. Örneğimize bağlı kalalım: Bir yemeği, beğenmesek bile, sırf yararlı olduğu için, bedenî menfaatimiz için yiyebiliriz. Doktorumuz tavsiye etmişse, lezzet almasak bile balık yağını içeriz meselâ.

Haz veya fayda ilkeleri, birbirleri yerine tercih edilebileceği gibi, bir arada da amaçlanabilir. Meselâ balık buğulama’yı hem zevkimiz için, hem sıhhatimiz için yiyorsak, iki ilkeyi, haz ve fayda ilkesini biraraya getirmiş oluruz.

Haz veren bir şeyin faydalı olması, faydalı bir şeyinse haz verici bulunması, kimilerini, bu iki ilkenin aynı kökene sahip olduğu düşüncesine sürüklemiştir ki yanlıştır. (Burada bu yanlışa işaret etmekle yetiniyor; şimdilik yargımı temellendirmeyi gereksiz görüyorum.)

 


3) İyiye gelince, kötünün (şerr’in) karşıtıdır. Çeşitli tanımları olan bu terimi, ben, kendimce tanımlayacağım: haz ve fayda’nın sürekliliği.

 

 

 

 

 

 Haz ve fayda, esas itibariyle geçicidir. Salt hazzı veya faydayı ya da ikisini birden amaçlayanlar, amaçlarına ulaşabilmek için, haz ve fayda verici eylemi sürekli tekrar etmek zorundadırlar. Sözgelimi dondurmanın lezzetine karşı koyamıyorsanız, o lezzete kavuşmayı her taleb edişinizde dondurma yemek zorundasınız demektir. Eylem tekrarlanmadığı takdirde, eylemin vereceği hazzı zihniniz yeniden üretemeyecektir. Keza yararlı bir davranışta bulunmuşsanız, eyleminizden doğan yarara bir daha kavuşmak istediğinizde eyleminizi tekrarlamalısınız. Çünkü eyleminiz yararın sebebiyse, sebep varolmadan sonuç ortaya çıkmaz, yani eylem yoksa, eylemin sonucu da yok demektir.

 

Eylemin tekrarlanmasına gerek olmaksızın, hazzı veya faydayı elde edebiliyorsak, o davranış iyi (hayr/hayırlı) olarak adlandırılmaya lâyık demektir, zira hazzın ve faydanın sürekliliği, sırf eylemin iyi oluşu nedeniyle temin edilmiştir. Örneğin aşk ve ilim.

 


İkincisini biraz açalım: İnsan bir şeyi bildiği takdirde onu yeniden bilmeye ve öğrenmeye ihtiyaç duymaz. Sözgelimi, çarpma işlemini, dolayısıyla 2x2=4’ü öğrenmiş iseniz, sonuca ulaşmak için, çarpma işlemini ikinci kez öğrenmeye ihtiyaç duymazsınız. İşlemi (ilminizi) hatırlamanız yeterlidir.

 

Tafsilâttan kaçınmak için, maddî olanın geçici, sûrî/manevî (formel) olanınsa sürekli olduğunu söylemekle yetiniyorum.

 

Haz ve faydadan vazgeçilebilir, ama iyiden vazgeçilemez. Eylemimiz, her halukârda iyi olmalı, iyiyi amaçlamalıdır. Aksi takdirde kötü bir iş yapmış oluruz.

 


Şimdi kısaca açıkladığımız bu terimlerin bir işe yarayıp yaramayacağını göstermek için, size, Balzac’ın César Birotteau adlı romanından kısa bir pasajı aktarmak istiyorum:

 

 

 

 

 

 

 

 


Bazı ahlâkçılar, anne sevgisi bir yana, aşkın, bütün tutkuların en iradesizi, en menfaatsizi, en az hesaba/kitaba gireni olduğunu söylerler. Bu düşüncede oldukça kaba bir hata vardır. İnsanların çoğu, belki, kendilerini sevdiren sebepleri bilmezler, ama, bu, maddi veya manevi her çeşit sevginin, akılla, duyguyla ya da kabaca yapılmış hesaplara dayanmasına mani değildir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Aşk, aslında yalnız kendini düşünen bir tutkudur. Kendini sevmek, derin bir hesap meselesidir. Böylece yalnız sonuçları gören bir zekâ için, ilk bakışta, Césarine gibi güzel bir kızın, topallayan, kızıl saçlı fakir bir çocuğa aşık olması, inanılmaz veya acayip bir şey gibi görünebilir. Bununla beraber bu hâl, burjuva duygularına pek de aykırı bir şey sayılmaz. Bunu izah etmek, uzun boylu güzel kadınlarla kısa boylu erkeklerin, kısa boylu çirkin kadınlarla güzel erkeklerin evlenmelerini izah etmek kadar güçtür.

 

 

 


 Buyurunuz, size, doğrularla yanlışların birbirine karıştığı nefis bir metin!

 

Şaşırdıysanız, bu hiç kuşkusuz ki düşüneceğiniz anlamına gelir.

 

Şaşırmadıysanız, eşinize söyleyin size patates kızartması yapsın!

Güncelleme Tarihi: 23 Eylül 2014, 11:00
YORUM EKLE