Kur’an, İncil, Ruhban Sınıfı

Abone Ol

Sevgili okurlarım!

Batı dünyası, İncil’i ne zaman kendi dillerinde okumaya, okuyup anlamaya başladılar?

Fransa, Almanya, İngiltere İncil’in kendi dilleriyle okuma şansını çok zor elde ettiler, tıpkı bizim Kur’an’ı kendi dilimizle ancak yüz yıllar sonra okuyabildiğimiz gibi.

İncil Latince yazılıydı. Fransızlar, Fransızca biliyordu. İncil’i Papazlar Latince okuyor, halkta bilebildikleri kadarıyla da amen diyorlardı. Vatikan, İncil’in başka dillere çevrilmesine asla izin vermiyordu ,Çevrilme yanlılarını da “Aforoz” etmekle tehdit edip sindiriyorlardı.

Gün geldi:I. Fransuva (François) emir verdi kral olarak, “İncil Fransızcaya çevrilsin.” Bu haklı isteğe Sorbonne Üniversitesi şiddetle karşı çıktı. Kral Fransuva aldırmadı, bildiğini okudu. İncil Fransızcaya çevrildi. Ne kıyamet koptu, ne de gökten bela yağdı! Yıl 1530.

Artık tabular yıkılmış, Vatikan dinlenmez olmuştu. Hıristiyan dünyası Vatikan’ı dinleye dinleye Ortaçağ karanlığına saplanmıştı. İngiltere’de kral VIII Henri emir buyurdu,”İncil İngilizceye çevrilsin.” Ne tesadüf yıl: 1530. Almanya’da M.Luther tarafından da 1530 yılında İncil, Almancaya çevrildi.

Bu cesaretli girişimler sayesinde Batı, kutsal kitaplarının ne dediğini, ne demediğini öğrenmiş oldular. Bunlara karşı çıkan Vatikan ve kutsal ruhban sınıfı eski gücünü kaybederken hurafe ve saplantıların da saltanatı yıkıldı.

Batı bugün medeniyeti yakalamışsa, bunu İncil’in kendi dillerinde okunup anlaşılmasına borçludur.

Peki, Vatikan ve Batı’da durum bu iken bizde durum nedir? Biz Türkler bu konuda neredeyiz?

Biz Türkler, yıllarca Kuran’ın ne dediğinden ziyade nasıl süslü yazıldığını, nasıl yanık yanık okunup bir müzik söylentisi yapıldığıyla ilgilendik. Süslü Mushaf torbaları içine hapsederek evimizin en yüksek köşelerine astık, O’na saygısızlık etmemek adına, O’nun asılı olduğu odalarda ayağımızı uzatıp yatmadık bile.

Sonuç:

Ortada değil mi? Mukabeleler yaptığımız, Kuran okuma sohbetleri düzenlediğimiz bir toplumun, içler acısı sosyal ve ahlaki dökülüşünü görmüyor muyuz?

Biz yıllarca Kuran’ın fiziki yönleriyle ilgilenip, içeriğini anlamadığımız, bizlere ne dediğini ve neyi demediğini bilemediğimiz için yıllarca imamların her dediğini; Kuran sanan ve doğru kabul eden bir sosyal sınıfa dönüştük.

Lüksü, gösterişi, emanete ihaneti, çevreye saygısızlığı, kamu malını har vurup harman savurmayı, yetim ve kul hakkı yemeyi din olarak bildik. Sakın ha itiraz etmeyin. Çevrenize bir bakın kimlerin ne söylediğini ama ne yaptığını görmüyor musunuz?

Biz Kuran’ın ne dediğini anlamaya: Avrupa’dan tam 400 yıl sonra erişebildik.

Anladınız mı bayanlar, beyler! Tam 400 yıl sonra. Demek ki biz Türklerin 400 yıllık bir kaybımız var.

Kuran, lider Atatürk’ün emir ve önerisi ile 1929’da Türkçeye çevrilebildi.

O güne kadar din adına her türlü sahtekârlığı yapıp halkı kandıran din Tüccarları, ellerinden ekmeklerinin alınmasını içlerine sindiremediler. Onun için de Atatürk’e etmedikleri hakaret, küfür ve iftira kalmıyor.

Eyyyy Kuran’ın Türkçesini bir kez okumayıp dinci tarikat ve cemaatlerin pençesine düşen zavallılar. Ne olur şu kutsal kitabınız ne diyor bir kere okuyunuz.

Atatürk düşmanı din tüccarları, Atatürk o kadar gerçek ve doğru ki, yattığı yerden ve 81 yıldır da konuşmamasına rağmen sizleri yeniyor.