Türkçemizde Bir söz vardır. “Geç gelen adalet, adalet değildir.” Der.

Tahmin ediyorum birçoğunuz biliyor olabilirsiniz.

Fransa’da hukuk adına yaşanan çok talihsiz bir olay vardır. “Yüzbaşı Alfred Dreyfus davası“ olarak bilinen bir yargı süreci vardır. Kısaca anlatayım. Bir casusluk olayı üzerine Dreyfus tutuklanır. Uzun bir yargılama süreci sonrası suçlu bulunur ve 12 yıl cezaevinde ve sürgünde yaşar. Ancak 12 yıl sonra tesadüfen o suçu bir başkasının işlediği tespit edilir. Ve Dreyfus berat eder. 12 yıl sonra sökülen apoletleri ve özlük hakları tekrar kendisine iade edilir. Hikaye çok uzun da ben özetini yazdım.

Türkiye’de de birçok yanlış ve kurgulanmış yargılamalar olmaktadır. 1960 ihtilali sonrası açılan davaların bir kısmı böyle kurgulanış mahkemelerdir. Yine 12 Eylül ihtilalinden sonra açılan büyük MHP davası da bu kurgulanmış mahkemelere bir örnek gösterilebilir. Çünkü 750 MHP’li bu büyük davada yargılandı. Ve uzun yargılama sonucu MHP’lilerin yüzde 95’i berat ederek yıllar sonra serbest kaldılar. Tazminat dahi ödenmedi. Yattıkları yanlarına kar kalmış oldu.

Hatırlatma:

12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında; resmî rakamlara göre 650.000 kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde ise işkence sonucu 171 kişi olmak üzere yaklaşık 300 kişi öldü, 48 kişi (24 adli suçlu, 15 sol, 8 sağ, 1 ASALA militanı) idam edildi, 1.683.000 kişi ise fişlendi

SİNAN ATEŞ DAVASI:

Sevgili okuyucularım. 5 gündür devam eden, öldürülen eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in davası 19 ay sonra başlatılmıştı. Davanın bugün 5. Günü. Mahkemede 5 gündür nelere şahit olduk bir hatırlatalım. Burada isimleri zikretmeyeceğim. Ama mahkemenin nasıl kurgulandığını ve neler yapılmak istendiğini ifade etmek istiyorum. Sanıkların verdikleri ilk ifadelerindeki sözlerini sanki unutmuşçasına, hep bir ağızdan olayın siyasi değil tamamen bir alacak verecek konusu sonucu işlendiğini ifade etmektedirler. Buradaki amaç MHP ve Ülkü Ocaklarının bu olayla ilgisinin olmadığı intibaının verilmek istenmesidir. Ama mızrak çuvala sığmaz derler. Nitekim öyle oldu. Sanıklar verdikleri ifadelerle kendi kendilerini büyük bir çelişkiler yumağına düşürdüler. Olayın kriminal yönü ise, olayı iki kişinin üzerine yıkıp adi bir suç şekline sokmak ve olayın siyasi yönünü kapatmak istiyorlar. Nitekim 19 aydır birbirini görmeyen kişilerin aynı sözlerle ve aynı ifadeleri vermeleri ne anlama geliyor. Demek ki; avukatlar aracılığı ile herkesin aynı şekilde konuşmaları ezberletilmiş ve davanın seyrini gerçek mecrasından çıkarıp başka yerlere getirilmesi planlanmıştır.

İlk etapta başarılı da oldular. Ama bu dava burada biter zannediyorlar ama bitmeyecek. Bu dava daha uzun yıllar sürer ve hatta zaman aşımına bile uğrayabilir. Yeni bir iktidar gelmediği sürece ve bağımsız ve tarafsız bir mahkeme heyeti oluşturulmadığı sürece adil bir yargılama bekleyemeyiz. Durum bunu gösteriyor. Herşey ortada iken göz göre göre olayın yönü saptırılmaya çalışılıyor. Sinan Ateş’i ben vurdum diyen şahıs MHP Milletvekili’nin Gölbaşındaki evinde polis tarafından yakalanıyor. Ama yapılan ilk tutanak yok ediliyor. Şahıs sanki sokakta yakalanmış gibi yeni bir tutanak tutuluyor. Ancak dünkü duruşma da o ilk tutanağı tutan ve altında imzası olan polis şefi mahkemede bu ikinci tutanağın sahte olduğunu söylüyor ve ortalık karışıyor. Sizin anlayacağınız bu davanın nasıl biteceğini kimse kestiremez. Ne kadar çarpıtmaya çalışsalar da mızrak çuvala sığmıyor. Gerçeklerin er veya geç ortaya çakma gibi bir huyu vardır. Biz istiyoruz ki bir an evvel adil yargılama olsun ve en kısa zamanda dava sonuçlansın istiyoruz. Ne demiştik yazımızın başında ”Geç gelen adalet, adalet değildir.”

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE VE DİYEBİLENE