Mafyasız Türkiye mümkün mü?

Mafya içi hesaplaşmaların anlatıldığı bir kitapta, “Mafya sisteminde paylaşmasını bilmeyenler sonunda mutlaka birbirine savaş açar.” Diye bir söz okumuştum.

Gerçekten de mafya içindeki hesaplaşmaların çoğunu gayr-i meşru yollarla elde edilen paranın paylaşımındaki anlaşmazlıklar veya onlara göre sözde adaletsizliğin meydana geldiği zamanlarda olduğunu görüyoruz.

Paylaşımın kendilerine göre hakkaniyetli yapıldığı mafya oluşumlarında herhangi bir iç çatışmanın olmadığı ve hayatiyetlerini uzun süre devam ettirdikleri de yapılan araştırmalarda ortaya çıkmaktadır.

Elde edilen dudak uçuklatacak kadar çok paralar paylaşılamadığı için birbirini ihbar eden nice organize suç örgütleri veya uyuşturucu kaçakçılarının hikayesini gazete ve televizyonlardan defalarca okuduk ve dinledik.

Son haftalarda ülkemizde yeni bir hesaplaşmanın yaşandığına şahit oluyoruz.

Ancak bu kez mafya içi bir hesaplaşmadan çok; bir yanda kamuoyunda mafya lideri olarak tanınan Sedat Peker, diğer yanda ise bizzat ülkenin görevde olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, yine içişleri eski bakanlarından Mehmet Ağar ve oğlu Ak Parti milletvekili Tolga Ağar, geçmiş dönemde Enerji bakanlığı yapan Berat Albayrak, Turkuaz medyanın CEO’su Serhat Albayrak ve başta Demirören grubu olmak üzere birçok gazete ve gazeteciler yer alıyor.

Sedat Peker peş peşe yayınladığı altı videoda yukarıda adı kişilerin, “Büyük bir organize suç çetesi.” olduklarını iddia etmekte ve kendine göre ortaya çeşitli belgeler koymaktadır. Bu yenilir yutulur bir iddia olmaktan öte kafaların karışmasına sebep olan çok yönlü bir planın parçası gibi görünüyor.

Bu işin arkasında kimler var?

Sedat Peker’i bu derece cesaretlendiren güç odakları kim?

CIA ve BAE üzerinden Türkiye’ye yönelik yeni bir “Halk bankası” davası açmaya çalışıldığını iddia edenler var. Hatta Soylu ve Albayraklar üzerinden esas hedefin bizzat Sayın Erdoğan olduğunu söyleyen değişik iddialar kamuoyunda dolaşıyor.

Son yıllarda terörle mücadeledeki başarılarından dolayı Ak Parti içinde güçlenen Süleyman Soylu’nun gücünün zayıflatılmasını isteyenlerin bir operasyonu olabileceğini dillendirenler bile var.

Peker’in altı videosunda çok değişik insanlara yönelik suçlamalar olmasına rağmen şimdilik Peker’e savaş açan ve kendini ortaya koyan sadece Süleyman Soylu görünüyor.

Olayların merkezinde olduğu ve Türkiye’nin derin devletinin başı olarak suçlanan Mehmet Ağar sadece bir iki açıklama yaparak kendini adeta kenara çekti.

Sedat Peker yaptığı açıklamalarda Hürriyet grubundan Abdulkadir Selvi’ye “Düşkün Abdulkadir” diyerek Alevi olduğunu ima ederken, bir yandan da konuşmalarında kendisine “Abi” diye hitap ettiği Hadi Özışık’ı ve kardeşlerini deşifre etti ve adeta iplerini çekerek infaz etti.

Özışık kardeşlerin Sedat Peker ve Süleyman Soylu arasında arabuluculuk yaparak meseleyi yatıştırmaya çalıştıkları kamuoyunda yazılınca hemen inkar yoluna gitmeleri iplerinin çekilmesinin fitilini tutuşturdu. Hadi Özışık, “İspatlamayan şerefsizdir, namussuzdur.” türünden açıklamalar yapıp Peker’i yalanlayınca Peker de kendisi ile yaptığı bol dumanlı, nargileli konuşma videosunu paylaştı ve Özışık kardeşleri adeta açığa düşürdü.

“Gazeteciliğin bu kadar ayaklar altına alındığı bir başka dönem yok.” dedirten ilişkiler ağı belki de gazeteciliğin geleceğini ve mafyanın tuzağına düşmüş medyanın nasıl kurtarılacağını yaşanan bu rezalet gölgesinde yeniden tartışmak gerektiği zaruretini ortaya koyuyor.

Sedat Peker’in 6. Videosunda sarf ettiği, “Aldığı maaş kadar namusu olan gazeteciler.” Suçlaması bazı medya mensuplarının düştüğü sefil durumu anlatması bakımından gerçekten de çok utanılacak bir durum. Benim gibi ekonomik veya siyasi olarak kimseye bağlı olmayan ve tetikçilik yapmayan bir gazeteci için bu laflar büyük bir hakaret ve küfürdür. Ama görünen o ki medya içerisinde bu hakaretleri ve küfürleri üç beş kuruş para için sinesine çeken çok tıyneti bozuk kişiler var.

Sedat Peker ile Süleyman Soylu arasındaki kavga alaycı ve küfürlü sözlerle devam ediyor. Sedat Peker Süleyman Soylu için, “Temiz Sülo, Süslü Sülo.” Gibi aşağılayıcı lakaplar takarken Süleyman Soylu ise ifadelerinde, “Pislik, uyuşturucunun beynini yok ettiği müptezel, karısının iç çamaşırına sığınan edepsiz. Terbiyesiz.” gibi belki de bir içişleri bakanına yakışmayacak sözler söylüyor.

Savaşın kadınların iç çamaşırları üzerinden yürümeye başlaması eğer olaylar yatışmazsa gelecekte büyük çatışmalara gebe olduğunun işaretlerini veriyor.

Başka bir ilginç iddia ise, Bakan Soylu’nun, Peker’in ayda 10 bin dolar bir siyasetçiye para gönderdiğini iddia etmesi oldu. Ancak Soylu bu kişinin kim olduğunu açıklamadı. Bu iddia doğruysa Sedat Peker’in sadece bazı gazeteci müsveddelerini değil politikacı müsveddelerini de beslediği anlaşılmaktadır.

Sedat Peker'in son hamlesi, yeraltı dünyası, siyaset, iş ve medya çevreleri arasındaki kirli ilişkileri ortaya çıkarması bakımından çok ibretlik. Yaşananlara baktığımızda sanki iktidarın kendisine yeni bir mafya babası seçtiğini ve eski mafya babası devrinin sonlanmakta olduğunun işaretleri görülüyor.

Sedat Peker “Organize bir örgütün lideri” olabilir ama iddialarına göre bu ülkede, Bakanların, Milletvekillerinin, Jandarma komutanlarının, polis müdürlerinin, gazetecilerin, iş adamlarının da insanlarının dahil olduğu başka bir paralel “Organize suç örgütünün” varlığından söz ediyor. Bunlar yenilir yutulur cinsten iddialar değil. Devletin bir an önce bu hususlarda soruşturma açıp olayı açıklığa kavuşturması ve kamuoyunu rahatlatması gerekir. Hadiseleri halının altına iterek örtmek mümkün değildir.

Bu ülke geçmişte Susurluk ve 17/25 Aralık gibi çok girift hadiseler yaşadı.

Görünen o ki, Sedat Peker kaybetme ihtimali çok yüksek olan bir savaşı başlattı. Bu savaşın nerede biteceğini şimdiden kestirmek zor görünüyor ama kanaatime göre Sayın Erdoğan bir “Abi” olarak birilerini devreye sokacak ve savaşan tarafları yatıştıracak gibime geliyor. zaten Peker de bütün ümidini Erdoğan’a bağladığını ortaya koyan açıklamalar yapıyor:

"Bir gün Tayyip abi görecek uluslararası ölçekte suç örgütleri var ahtapot gibi Türkiye’yi çevre ülkeleri sarmışlar. Görecek ben buna tüm kalbimle inanıyorum. Çevresini saranları budayacağına inanıyorum."

Köşeye sıkıştığı çok açık olan Sedat Peker açıklamalarında kendisini düzlüğe çıkaracak ve arka çıkacak namuslu birinin ancak Erdoğan olabileceğinin işaretini baştan beri söylüyor. Konuşmalarında Erdoğan’dan bahsederken “Abi” diye hitap belki de meselenin yatıştırılması için tek çıkış noktası olarak görülüyor. Sedat Peker defalarca Erdoğan’a ulaşmaya çalıştığını ama aradaki “Kalın” duvarlar sebebiyle ulaşamadığını cümlelerinin arasında haykırıyor.

İçişleri Eski Bakanı Sadettin Tantan’ın, "Peker kendisinin dışlandığını gördü ve paniğe kapıldı ve zarf atıyor şu anda. Beni kaybetmeyin, beni kazanın demeye getiriyor. Ama herhalde dışlandı ki ona karşı bir şey başlatıldı." Şeklindeki açıklaması bu durumu özetler mahiyettedir.

Bütün bu yaşananlar ülkemizde mafyanın çok uzun zamandan beri söz sahibi olduğunu gösteriyor. Geçmişte iktidar partilerinin kongrelerini kimlerin organize ettikleri kamuoyuna yansımıştı. Hatta zamanın başbakanı Mesut Yılmaz Türk bank olayında bir gecede 780 milyon doların el değiştiğini söyleyerek kendi zamanında mafyacılığın ne kadar aktif olduğunu dile getirmişti.

“Mafya ve organize suç örgütleri nasıl yok edilir?” diye bir soru hepimizin kafasında bulunuyor.

Ülkemizde mafyanın yaşaması istenmiyorsa öncelikle hukuk ve adaletin hakim olması, Yasama, Yürütme ve Yargı’nın bağımsız hareket etmesi gerekir. Zaten bunlar olursa mafya kendiliğinden kaybolur ve hayat alanı bulamaz.

Altmış yaşındayım ve kendimi bildim bileli mafya ülke gündeminden asla düşmüyor. Her iktidar adeta kendi mafyasıyla iş tutuyor. Bu kirli ilişkiler ağı yok edilmediği müddetçe ülkemize huzurun gelmesi muhal görünüyor.

Politik alandaki problemler çözülmeden, güçler ayrılığı kurulmadan ve helal haram bilen, kul hakkı yemeyen temiz politikacılar iş başına gelmeden ülkemizin mafyadan temizlenmesi mümkün görünmüyor.

Peker’in iddialarının doğru olmamasını diliyorum ama içimdeki ses ve yaşadıklarım söylenenlerin var olma ihtimalinin de olduğunu bana fısıldıyor. Artık mızraklar çuvala sığmıyor. mafya faaliyetleri sık sık kamuoyunu meşgul ediyor. Mafya babaları, iş adamları, gazeteciler ve politikacılar arasındaki kirli ilişkiler gazetelerin ve televizyonların gündeminden düşmüyor. Böyle bir ortamda mafyanın yok edilmesinden söz etmek abesle iştigal gibi görünüyor.

Öncelikle mafyanın yok edilmesini isteyenler ortalıkta mafya babası olarak gezenlerle ilişkilerini sonlandırmalıdır. Yıllarca bizzat iktidar yanlısı gazeteler ve televizyonlar tarafından “Saygın bir işadamı” olarak lanse eden Sedat Peker’in aynı çevreler tarafından birden bire mafya babası ve organize suç örgütü lideri olarak gösterilmesi inandırıcı gelmiyor.

Ben kendimi bildim bileli Sedat Peker’i mafya babası olarak tanıyorum. Kamuoyu da öyle biliyor. İktidarı destekleyen mitingler yaparken de politikacıların Peker’le ilişkilerini yanlış olduğunu ve ileride bunun kendilerine büyük problemler yaşatacağını yazdım ve söyledim. Bundan birkaç sene önce Akit gazetesinin iftarına gelip gazeteci ve politikacılarla samimi pozlar verdiğinde de aynı ikazı yaptım.

Ülkemizde mafya nasıl yok edilir?

Birinci şart olarak hukuk ve adaletin tesis edilmesi, “Yasama, Yürütme, Yargı” erklerinin bağımsız olması gerekir. İkinci olarak da denetleme görevi yapan medyanın mafya ile kirli ilişkilerinin kesilmesi de en az hukuk ve adaletin tesisi kadar önemlidir. Peker’in dediği gibi, “Maaşı kadar şerefi olan gazeteciler.” var olduğu müddetçe mafyanın onları kullanması daima mümkündür.

Mafyanın bitirecek başka bir şey de vatanını ve milletini her şeyden çok seven, helal ve haram nedir bilen ve içinde çok kuvvetli iman olan idealist kadroların yönetime geçmesinden geçer.

Ülke idealist insanlara değil de, mafya ile işbirliği yapan belli güç odaklarına teslim edildiği müddetçe biz daha çok mafya hikayeleri dinler ve mafya hesaplaşmalarına şahit oluruz.

Makalemi tertemiz bir siyasetçi olan ve her kesim tarafından doğruluğu ile tanınan şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun aşağıdaki sözlerine bir iki ilave de ben yaparak bitirmek istiyorum:

“Bir hayalim var;

Bütün vatandaşlarımızın ay yıldızlı bayrağın altında şerefle yaşadığı, bir Türkiye hayal ediyorum.

Başını örtenle açanın aynı üniversitede yasaksız, kavgasız kardeşçe yaşadığı bir ülke hayal ediyorum.

Kürt, Türkmen, Alevi, Sünni ayrımı olmadan, zengin, fakir, yoksul ayrıcalığı görülmeden imtiyazsız, sınırsız kaynaşmış bir Türkiye istiyorum.

Mafyanın ve organize suç örgütlerinin sözünün geçmediği, gazetecilerin namuslarını birkaç maaşa satmadığı, politikacıların mafya ile kirli ilişkilere girmediği bir Türkiye hayal ediyorum.

Kısacası Balkanlardan Çin seddine kadar kaynaşmış güçlü bir Türk dünyası hayal ediyorum.”

Rahmetli Reisin bu hayali uzak değil. Yaşayanlar hep birlikte inşallah o güzel günleri görecektir.

Ümitliyim.

YORUM EKLE