Amerika İran’dan Ne İstiyor?
Aslına bakılırsa bir alıp veremediği yok, İran’ın petrolüne göz dikmek dışında. Bir de, 1979 devrimi sırasında yağmalanamayan mücevher müzesi ile diğer müzeler ve patron olarak İsrail’in emri var.
Biraz daha geriye gitsek, konu sanki daha iyi anlaşılacak gibi.
İnsanların bir arada yaşamasıyla, bir arada yaşama şartlarının düzenlenmesi ihtiyacı da doğmuştur. Bu ihtiyaç ilkel toplumlardan modern toplumlara doğru, üzerinde oydaşma sağladıkları güç, din, ahlak, gelenekler ve kısmen örfi hukuk etkili olurken, modern toplumlarda, toplumsal uzlaşmanın şekillendiği hukuk metinleri öne çıkmaktadır. Bu temel hukuk metinleri anayasalardır. Anayasalar ülkede bulunan insan ve kurumların her düzeydeki ilişkisinin şekil ve sınırlarını belirler, bir başka ifadeyle modern milli devletler anayasalarla kurulmuştur. Ancak, anayasa ile kurulan modern devletin iki temel ve büyük istisnası vardır. Bunlardan birincisi İngiltere’dir. İngiltere’de anayasal ilişkiler mahkeme kararları ve ülkenin sahip olduğu gelenekler üzerinden düzenlenir. O nedenle yeniden bir anayasa yazmaya ihtiyaç duyulmamıştır.
Diğer istisnası ise, İsrail’dir. İsrail devletinin vatandaşları devlet kurulduktan sonra dünyanın değişik yerlerinden İsrail’e getirildiklerinden toplumsal uzlaşma yerine uzlaşılmış devletin bireyleri olmuşlardır. İsrail devletini kuran, Yahudileri 2500 yıldır dağınık bir şekilde yaşamalarına rağmen yok olmaktan koruyan ve birbirleriyle her zaman ve her şartta iletişim halinde olmalarını sağlayan Yahudi Ajansı yani derin Yahudiliktir. Yahudi Ajansı, 14 Mayıs 1948’de başkan Ben Gurion aracılığı ile devletin kuruluşunu ilan etmiştir. Bu Ajans, devlet kurulduktan sonra kendini feshederek 3 parçaya bölünmüştür. Bunlar arasından en bilineni Mossad’dır. İç ve dış istihbarat toplama, terörle mücadele ve gizli operasyonları icra etmekle görevli olan kurum mevcut şekli ile devlet yapılanması içinde Meclise karşı sorumluluk taşımaz, doğrudan başbakana bağlı olarak faaliyetlerini yürütür.
İsrail Devleti, kurulduğu günden itibaren; gerek dinsel, gerekse güvenlik gerekçeleri ile sürekli topraklarını genişletme eğiliminde olduğundan kısa süre içinde bölgedeki Arap ülkeleri ile çatışmaya girmiştir. Büyük küçük bu savaşların hemen tamamında Araplara karşı üstünlük sağlarken, bölgedeki üstünlüğünü pekiştirmek için, atom bombasına sahip olup caydırıcı etkisinden yararlanmak istemiş ve nükleer silah geliştirme programına hız vermiştir. Bu çalışmaları başlatan da David Ben Gurion’dur.
Konuyu neden bu kadar uzattık?
İsrail’in nükleer silah geliştirme programı oluşturması, 1961 yılında Amerikan Başkanı seçilen ve zamanının çoğunu soğuk savaş ve Küba sorununu çözmeye hasretmiş olan Başkan J.F. Kennedy’nin dikkatini çekmiş, İsrail’den bu programa son vermesini talep etmesi üzerine, İsrail-Amerika arasında gerginlik oluşmuştur. Gergin geçen görüşmelerin birinde Ben Gurion’un “bana bak genç adam” diye başlayan ve tehditlerle dolu konuşması ipleri koparmış ve bu gelişmelerden sonra, 1963 yılında Kennedy Mossad tarafından öldürülmüştür.
İsrail’in nükleer silah programı tüm İslam ülkelerini ayağa kaldırınca, eş anlı olarak Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Pakistan nükleer enerji ve nükleer silah üretme programları başlatmıştır. Bu ülkelerden halen tek başarılı olan ülke Pakistan’dır. Suudi Arabistan’da programı başlatan Kral Faysal suikasta kurban gitmiş, Türkiye, Büyükçekmece’de kurduğu Nükleer Araştırma Merkezini gelen baskılar üzerine kadük bırakmış, bu da yetmeyince 1960 yılında hükümete darbe yapılarak program tümü ile kontrol altına alınmış, İran, Alman firmaları ile uranyum zenginleştirme ve nükleer santral kurma çalışmalarında belli bir düzeye geldikten sonra 1979’da devrimine maruz kalmıştır. Pakistan ise bin bir çeşit baskıya, darbeye, iç karışıklık çıkarılmasına ve başbakanının idamına kadar gidecek süreci yaşamasına direnerek nükleer bomba geliştirmeyi başarmıştır.
Şimdiki Noktaya Nasıl Gelindi?
İran coğrafyası, uzunca bir dönemden beri ülkede yaşayan diğer etnik gruplarla birlikte (Farslar, Beluclar, Araplar, Türkler, Ermeniler, Lurlar, Kürtler vb) Yahudilerin yaşadığı topraklar olmuştur. Hatta Yahudilerin ilk sürgünü olarak bilinen Babil Kralı Nabukadnezar tarafından Kudüs’ten kovularak Babil’e sürgün edilmesi sırasında (MÖ 590) Yahudilere en çok yardım eden ve Babil’den kaçan Yahudileri İran’a getiren Ahameniş İmparatoru Kiros’dur. Yahudiler Kiros döneminden beri toplumda genel olarak kabul görmesinin yanında, 1924-1979 arasındaki Pehlevi’ler döneminde de yeni kurulan İsrail devleti ile iyi ilişkiler sürdürülmüştür. Hatta, mevcut İran anayasasına göre 290 olan milletvekili sayısından tahsisli olan 4 milletvekilinden 1’i Yahudilere aittir.
İsrail’in silahlanma isteği ve nükleer silah edinme hevesi, başta Arap ülkeleri olmak üzere dünyada tedirginlik doğurmuş ve pek çok ülke nükleer silah üretilmesine “size bir saldıran yok, oysa siz bölge ülkelerine sürekli saldırıyorsunuz, siz dininizi ideoloji haline getirerek pek çok ülkenin toprağını ele geçirme isteğinizi ortaya koydunuz, silahlanarak bu isteklerinizi mi gerçekleştireceksiniz” argümanı ile karşı çıkmıştır. Diğer yandan,1970’li yıllarda başta Amerika ve Rusya Stratejik Silahların Sınırlandırılması Anlaşması (SALT I ve II) ile daha fazla silahlanmanın önüne geçmeye çalıştığından 70’li yıllarda genel olarak silahlanma karşıtı bir düşünce dünya kamu oyuna hakim olmuştu. Böylesi bir kamu oyu karşısında İsrail’in silahlanması ve nükleer silah üretmesi ahlaki olarak reddedilerek engellenmişken 1979’da İran’da monarşi karşıtı bir devrim gerçekleşip Humeyni 1 Şubat 1979’da İran’a döndüğü sırada daha topraklara ayak basmadan uçağın merdivenlerinde verdiği ilk demeçte “İsrail’i haritadan silecekleri”ni açıkladı.
İsrail’in nükleer silah geliştirme programını bir anda meşru hale getiren bu açıklama gerçekten çok dikkat çekicidir, çünkü İran ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma, sınır anlaşmazlığı vs olmadığı gibi İran’ın arzı mevud coğrafyası dışında olması nedeniyle İsrail’le gelecekte de bir çatışma riski de yoktu.
Senaryo Sahnelenmeye Başlamıştı
Başkan Kennedy’nin ölümü ile sonuçlanan gelişmelerden İsrail önemli bir ders çıkarmıştır. Her ne kadar ABD, kuruluşundan beri Judeo-Hristiyan bir temele oturmuş, ülkenin başta finans, medya, teknoloji ve temel hammaddeler gibi ekonomik varlık ve zenginlikleri Yahudilerin elinde geçse de Kennedy örneğinde görüldüğü üzere, Amerika her zaman ve her koşulda İsrail ile birlikte olmayacaktır. Bunun için tedbir almak gerekir. İşte günümüzdeki Epstein dosyaları ile ayyuka çıkan tehdit ve şantaj ağının kurulması Kennedy suikastına kadar giden olaylar silsilesinin sonucudur. Buna göre, dünyanın her yerindeki önemli politik ve ekonomik aktörler kontrol edilebilir olarak tutulmalıdır. Bugün içinde olduğumuz, hiçbir neden yokken Amerika’nın İran’a saldırma güdüsü Mossad’ın uzun erimli bu çalışmasına dayanmaktadır.
İsrail, İran’ın en önemli aparatı olan Suriye ve Lübnan Hizbullahının yok edilmiş ve İran on yıllardır süren ambargolarla yerlerde süründürülmüş olmasına rağmen, İsrail’in talimatları ile İran’da rejimi değiştirerek tehdit oluşturmayacak bir politik sistemin kurulmasını hatta daha küçültülmüş bir İran’ın yeniden şekillendirilmesini talep etmektedir. Rejimi Değiştirmenin birinci adımı olarak da Ali HAMENEY’i her nasıl olursa olsun etkisizleştirmek istemektedir.
Peki, İran Sarı Öküzü Teslim Edecek mi?
Asla!
Neden böyle düşündüğümü İran’ın İslam Devleti olma özelliğine bağlı olarak açıklayabilirim. Kuran’da Kamu hukuku alanına yönelik sadece iki ayet vardır. İslam devletinde bu iki ayetin dışındaki alan devletin siyasal yapısına uygun olarak meclis, halife, imam vs tarafından yapılacak yorumlarla doldurulacaktır. Var olan ayetlerden birisi “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin” Hamdi Yazır) anlamındaki Nisa suresi 59 numaralı ayettir. Bu durumda siyasal iktidarın oluşması için başlıca iki soruya cevap vermek de gerekiyor: Emir sahibi kimdir ve emir sahibi işbaşına nasıl gelecektir?
Şiilik inancına göre tek emir sahibi Hazreti Ali ve Ali’nin neslinden gelenlerdir, işbaşına gelmeleri de doğumları ile kazanılan bir hak olduğundan bu şeklin dışında oluşan bütün iktidarlar gayrı meşrudur ve itaat edilmemelidir. Aslında bu kabul, aynı zamanda 1979 yılında İran’da İslami bir devrim olabilmesinin temel ideolojik nedenidir de. Onikinci İmam olan İmam Mehdi’nin kaybolması nedeniyle Ali’nin nesli de yok olmuştur. Bu durumda devletin Emiri kim olacaktır? İşte islam devriminin ortaya çıkmasında Humeyni ve Ali Hameney’in birlikte yaptıkları yorum İran’daki İslami rejimi ideolojik olarak meşru kılmıştır: Velayeti Fakih. Bu düşünceye göre, İmam Kuranı en iyi bilen ve yorumlayan kişi olduğuna göre Ali’nin neslinden olan İmam Mehdi yeniden zuhur edinceye kadar, Ayetullahlık mertebesine erişmiş olan içtihat yapabilecek alim iktidara naiplik edecektir. Bu naip, imamın sahip olacağı vasıflara sahip olacağından imam gibi her türlü günah, hata ve kusurdan arınmıştır.O halde dini lidere yapılacak bir saldırı doğrudan doğruya Şiilik inancına yapılmış olacağından, dini liderin ekonomik ve sosyal fonksiyonlarını dikkate almasak bile, dini liderin ortadan kaldırılması tüm Şiilerin inanç olarak boşluğa düşmesi anlamına geleceğinden, İran’lıların Ali Hameney’i teslim ederek ülkeyi savaştan kurtarma ihtimalini mümkün görmüyorum. Herhangi bir nedenle dini liderliğin boşaldığını varsaymamız durumunda bile 2 aşamalı seçimle gelen ve çoğunluğu islam rejiminin seçkinlerinden oluşan Hubregan Meclisi( Bilirkişiler Heyeti) devreye girmektedir.
İran anayasasına göre, her türlü seçimde aday adaylarının aday olabilmesine Şurayı Nigahban (Koruyucular Konseyi) karar vermektedir. Bu Konsey dini lider tarafından tayin edilen 6’sı hukukçu ve 6’sı din adamı olan 12 kişiden müteşekkildir. Dini lideri seçecek Hubregan Meclisi aday adaylarının aday olabilmesine de Koruyucular Konseyi karar vermekte, seçilenler 4 yıl görev yapmak üzere Hubregan Meclisini oluşturmaktadırlar. Örneğin, Cumhurbaşkanı bile Bilirkişiler Heyetine dahil olabilmek için seçime katılmaktadır. (Eski Cumhurbaşkanı Ruhani görev yaptığı sırada bu heyete dahil olabilmek üzere aday olmuş ancak seçilemişti) Bilirkişiler Heyeti 80 kişiden oluşur. Seçilen Hubreganlar dini lideri seçebilme yeterliliğine sahip oldukları gibi aynı zamanda dini lider seçilebilme vasıflarına da sahiptirler. Bu, herhangi bir nedenle dini liderlik makamı boşalırsa, en az 80 dini lider adayı daha var anlamına gelir.
Diplomasi Süreci Neden Uzadı?
Bunun tek bir nedeni var. ABD İran’a saldırmak yerine ekonomik müeyyidelerle çözüm bulunmasından yana, ama diğer yandan da İsrail’in ABD siyasal elitlerini esir aldığı şartlarda İsrail’in baskılarına maruz kaldığından süreci olabildiği kadar uzatmak için müzakereleri bir türlü sonlandırmak istemiyor. Kaldı ki ABD’nin İran’a yönelik hava saldırıları dışında bir adım atma ihtimali de yoktur. Olsa olsa uzunca bir süre füzeler ve uçaklarla İran’ı dövecektir. Çünkü, olası bir kara harekatında kullanmayı planladığı İran’a sığınmış çoğunluğu Afganistan göçmeni olan savaşçılar, daha savaş başlamadan İran tarafından gösteriler bahane edilerek tasfiye edilmiştir. Bu sayının 50.000 civarında olduğu söyleniyor. Amerikan organizasyonu olan İŞİD düşüncesinin zemin bulma ihtimali olan Belucistan bölgesi de İran devleti tarafından ablukaya alınmış durumda. Bu durumda hava harekatından başka yol kalmıyor. Demek ki, bir savaş olması durumunda bu savaş tamamen yıpratma savaşına dönüşecek ve kimin nefesi daha güçlü ise sonunda onun dediği olacak. Bu arada, İran Amerika savaşını vekalet savaş olarak görüp, her konuda İran’a destek olacak iki büyük devlet olduğunu da unutmayalım: Çin ve Rusya.
Yazarın Diğer Yazıları
- Birleşik Krallık Ulusal Güvenlik Belgesi ve Savunma Harcamalarının Artırılması
- İhanet süreci nasıl durdurulur?
- Bu Ülke’nin İnsanlarına Neler Oluyor?
- Trump idaresindeki Amerika’nın stratejik öncelikleri
- Türkiyede siyasal partiler ve yeni bir siyasal tasarım
- Olimpiyat Madalyaları Bize Ne Söylüyor? (2)
- Olimpiyat Madalyaları Bize Ne Söylüyor?
- Anayasal Süreçler 9: Anayasayı Koruma Görevi Kime Aittir? Milletimizin Başında Kara Bulutlar mı Dolaşıyor?
Yorumlar
- Mehmet Pamuk
Çok detay iyi bir yorum olmuş. Tebrikler
- Mehmet Dündar
Oldukça doyurucu güzel bir makale olmuş aklına kalemine sağlık Aslan hocam.
