Celalettin Rumi’nin kadın düşmanlığı!
Halkımız arasında “Mevlana” olarak bilinen Celalettin Rumi’nin eserlerinde kadın düşmanlığı yaptığı ortaya çıktı. Cemalettin Rumi’nin eserlerini incelediğimizde tıpkı erkek egemen fıkıh kitaplarında olduğu gibi kadını ikinci üçüncü sınıf bir mahlûk olarak gördüğü, aşağıladığı ve kötülük kaynağı olarak gördüğünü müşahede etmekteyiz.
Moğolların Anadolu’yu işgalleri sırasında yaşayan Celalettin Rumi veya tarihte bazı zatlar için kullanılan "Mevlana" sözcüğü, Arapça kökenli bir kelime olup "Efendi, sahip, dost, koruyucu” demektir. Tam kelime anlamı ise "Efendimiz" / "Bizim Efendimiz" / “Sahibimiz” anlamındadır. Bu ifade yalnızca Allah'a ait bir sıfattır. Bakara Suresi 286. ayette geçen "Ente Mevlânâ fensurnâ..." “Sen bizim Mevlamızsın, Efendimizsin, bize yardım et...” ayeti mutlak koruyucu ve efendinin yalnızca Allah olduğu, bu yüzden bir insana "Mevlana" denilmesinin inanç açısından doğru olmadığını gösterir.

Kadınların insan bile sayılmadığı ve ruhlarının olup olmadığı tartışıldığı bir dönemde inzal olan İslam dini, kadın ve erkek ayrımı yapmamış, hepsini hukuk karşısında eşit saymış ve ayetlerde, “Mümin erkekler ve mümin kadınlar, iman eden erkekler ve iman eden kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar” gibi ifadelerle bunu ortaya koymuştur. Kız çocukları olduğunda duydukları utançtan dolayı babalarının yüzleri karardığı ve yine kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir ortamda İslam kadını yüceltmiş, evinin direği yapmış, ailenin temeline oturtmuş, hukuk karşısında erkeklerle eşit olduğunu belirtmiş ve insanlardan bir insan olduğunu bütün dünyaya ilan etmiştir.
Ancak zamanla vahiy bağlamından koparılmış, onun yerine uydurulmuş rivayetler almış ve kadın yeniden cahiliye öncesi anlayışa hapsedilmeye çalışılmıştır. Bunda İslam tarihi boyunca erkek egemen bir fıkıh anlayışının hâkim olduğu ve bununda gelişmelerde tesirli olduğu açıktır. Kadınları zapturapt(!) altına almak için ayetleri kendi nefislerine göre eğip büken bazı fıkıhçılar, İslam’ın kadına tanıdığı hakkı geri almış ve onlara kendilerine hizmet edecek hale getiren yeni bir fıkıh/hukuk oturtmaya çalışmışlardır.
Özellikle Sahabe sonrası başlayan bu akım zamanla tam anlamıyla fıkıh kitaplarında kadın düşmanlığına dönüştürülmüş ve artık kadın ikinci, üçüncü sınıf bir mahlûk durumuna düşürülmüştür.
Yukarıda naklettiğim husus bir iddia değil, delilleriyle fıkıh ve hadis kitaplarında örnekleri bol olan bir gerçekliktir.
KADINI AŞAĞILAYAN UYDURMA HADİS VE FIKIH HÜKÜMLERİ
Özellikle erkekler tarafından kaleme alınan gelenekçi fıkıh kitapları ve uydurma hadis anlayışında kadınların konumuna dair tartışmalar sık sık yapılmakta ve sonuç olarak kadını aşağılayan bir sonuca varılmaktadır. Kur’an’ı merkeze yerleştiren İslam hukuku akademisyenleri ise, Kur’an’ın kadın erkek ayrımı yapmadan insan olarak değerlendirdiğini, kadını aşağılayan kaynakları incelerken metinlerin söylenme amacını tarihsel bağlamını ve Kur'an'ın genel ilkeleriyle olan uyumsuzluğunu esas alarak reddetmişlerdir.
İslam fıkhında ve hadis tartışmalarında eleştiri konusu olan, kadınları ikincilleştirdiği veya aşağıladığı öne sürülen temel rivayetler ve fıkhi hükümler şu başlıklar altında özetleyebiliriz:
Kadının Kaburga kemiğinden yaratılmış olması: "Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın..." ifadesi, gelenekçi fıkıhta kadının doğuştan eğrilik taşıdığı ve erkeğe göre eksik olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Hâlbuki bu ifade tahrif edilmiş Tevrat’ta mevcuttur ve Kur’an’ın kadına bakışı ile taban tabana zıttır.
Kadının akıl ve din olarak eksik olduğu: "Kadınların akılları ve dinleri eksiktir" rivayeti hadis diye aktarılmaktadır. Hâlbuki bu hem Kur’an’a hem de Resulullah’a büyük bir iftiradır. Bu uydurma rivayeti hadis olarak kabul edenler, her ne kadar metindeki din eksikliğinin kadınların belli günlerde namaz ve oruçtan muaf tutulma, akıl eksikliğinin ise dönemsel şahitlik hukukuyla ilgili olduğunu savunsa da, bu ifade tarih boyunca kadın haklarını kısıtlamak için kullanılmış ve istismar kaynağı olmuştur.
Kadının namazı bozması: "Namazı kadın, eşek ve köpek bozar" uydurma hadisi de kadını aşağılayan bir ifade içermektedir ve bu da Resulullah’a atılan büyük bir iftiradır. Hz. Ayşe’nin bu uydurma rivayete sert bir şekilde karşı çıkarak, "Bizi köpeklerle ve eşeklerle bir mi tuttunuz? Ben Resulullah namaz kılarken önünde uzanırdım." demiş olduğunu da yine bunu hadis olarak rivayet eden Buhari ve Müslim gibi hadis kitaplarında yer almaktadır.
Kadının uğursuz olduğu rivayeti: "Uğursuzluk üç şeydedir: Evde, kadında ve atta" rivayeti de uydurmadır ve kadını aşağılamayı hedef almıştır. İslam'da uğursuzluk inancının reddedildiği açıktır ve bu ifade cahiliye dönemi inançlarından aktarılmıştır.
Kadının kocasına secde etmesi gerektiği: “Eğer bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadının kocasına secde etmesini emrederdim." veya "Kocanın vücudu irin kaplı olsa, karısı onu yalayarak temizlese yine de hakkını ödemiş olmaz." gibi uydurma rivayetler ne yazık ki hadis olarak fıkıh kitaplarında yer bulmuştur. Kur’an talebesi olan ve bizzat Allah (cc) tarafından terbiye edilen Hz. Muhammed’in kadınları böyle aşağılayan sözler söylediğini iddia etmek büyük bir iftiradır ve bunu yapanların bu vebal altından nasıl kalkacaklarını doğrusu çok merak etmekteyim.
Kadının yatağa davet edilmesi ve gelmezse lanetlenmesi: "Kocası kadını yatağına çağırır da kadın gelmezse, melekler sabaha kadar ona lanet eder." uydurma hadis rivayeti de yine kadını aşağılamaya yöneliktir. Bu rivayetin, Allah’ın rızası ve eşitlik üzerine bina edilen evlilik müessesesinde kadının psikolojik ve fiziki durumunu göz ardı edildiği açıktır.
Gelenekçi fıkhın erkek egemen bir anlayışla örerek kadını aşağıladığı bu hükümlerin Kur’an’ın merhamet ve adalet ilkeleriyle taban tabana tezat teşkil ettiği açıktır. Kur’an’ı merkeze alarak meseleye yaklaşan günümüzde İslam araştırmacıları da, Kur'an'ın genel adalet, insan onuru, eşler arası sevgi, merhamet ilkeleriyle çelişen, kadını ikincilleştiren veya şiddeti meşrulaştıran rivayetlerin İslam ile uyuşmadığını ortaya koymaktadırlar.
Yukarıdan beri gelenekçi fıkıh anlayışında kadını aşağılayan metinlerden bazılarını örnek olarak verdik. Bu tür hükümler fıkıhtan tasavvufa girmiş ve tarikatlarda bu artık bir iman esası gibi algılanmıştır. Gelenekçi fıkıhtan beslenen tasavvufçular da kaleme aldıkları eserlerinde kadını aşağılamayı iman esası gibi aktarmışlardır.
Yukarıda zikredilen kadını aşağılama hususunda öne çıkan kişilerden biri de makalemize konu olan ve halk arasında “Mevlana” olarak bilinen Celalettin Rumi’dir.
Rumi, Moğolların Anadolu’yu işgalleri sırasında yaşamış, zamanında gelenekçi bir fıkıhçı olarak bilinirken Dai Şeyhi Hasan Sabbah’ın üçüncü kuşaktan torunu olduğu ileri sürülen Şemsi Tebriz’i ile tanıştıktan sonra farklı bir boyuta girmiş ve Moğollarla işbirliği yapacak kadar da sapıtmıştır.
Celalettin Rumi de tıpkı beslendiği gelenekçi fıkıhçılar gibi eserlerinde kadını aşağılamayı marifet ya da ilim sanmış ve bunu sık sık tekrarlamıştır. Aşağıda eserlerinden aldığımız örneklerle de görüleceği üzere kadını aşağılamış, lanetli saymış ve hatta insan yerine bile koymamıştır.
Celalettin Rumi, meşhur eseri Mesnevi’de, “Kadında hayvanlık sıfatları çoktur; çünkü kadının gönlü, renge, kokuya akar.” diyerek kadını hayvanlarla bir tutmuştur. (Bkz: Abdülbaki Gölpınarlı, Mesnevi Tercümesi ve Şerhi, Cilt 3-4, s. 224. İstanbul- İnkılap ve Aka Kitabevleri, 1981,)
Kadını aşağılamak için sesini bahane eden Rumi, “Kadının bakışı fitnedir. Bu fitne sesi duyuldu mu fitne bir katken yüz kat olur.” diyerek gelenekçi fıkhın izinden gitmiştir. (Bkz: Mevlana, Mesnevi, Çeviri: Veli lzbudak, Cilt 6. s. 363, İstanbul: MEB Yay 1942-1945)
Rumi yine Mesnevi isimli eserinde kadınların hepsini fahişe ilan etmiş ve şu ahlaksız ifadeleri kullanmıştır: “Bir adam şöyle dedi; Şimdiye kadar dokuz tane namuslu kadın aldım hepsi fahişe oldu. Derdimden eridim, bittim. Şimdi ise bir fahişe aldım, bakalım bunun sonu ne olacak?” (Bkz: Mevlana, Mesnevi, Çeviri: Veli lzbudak, Cilt 11 s. 363, İstanbul, MEB Yay,)
Celalettin Rumi, güya çok yüksek makamlara çıkacakmış da bir kadının hilesi yüzünden aşağıların aşağısına düştüğünü şu galiz ifadelerle dile getirmiştir: “O tam yücelikten, o yüksek mevkiden bir kadının hilesi ile rahim zindanına tıkıldım. Gerçekten de kadınların hilesi pek büyük.” (Bkz: Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevi Tercümesi, Cilt 5-6, s. 538. İstanbul, Ötüken Neşriyat,)
Rumi, yine Mesnevi isimli eserinde kadını eşekle eşitlemiştir: “Görünüşte dişinin saldırması da kuvvetlidir ama onun ziyanı, o eşek gibi, eşekliğindendir. Kadında hayvan sıfatı üstündür.” (Bkz: Mevlana, Mesnevi, Cilt 5, Beyit, 2465)
Celadettin Rumi de yine gelenekçi fakihler gibi kadının aklının noksanlığından bahsetmiş ve bir iş yapılacağı zaman kadına danışılıp tam tersinin yapılmasını müritlerine tavsiye etmiştir: “Kadınlarla danışma yapın fakat onların söylediklerinin aksine hareket edin. Karılarına isyan etmeyen ve zapturapt altına almayan kimseler nefeslerini tüketirler.” (Bkz: Eflaki Ariflerin Menkıbeleri, Cilt 1. s. 563. 1953)
Rumi Mesnevi eserinde tıpkı Hıristiyan inancında olduğu gibi insanın dünyaya gönderilişinin günahını kadına yüklemiştir. Hâlbuki Kur’an bu sorumluluğu hem kadına hem de erkeğe yüklemiş ve ayetlerde yasağı beraber çiğnedikleri ifade edilmiştir. “Her şey kadın yüzünden oldu; yeryüzüne inişim de kadın yüzünden oldu! Ben ruh idim; nasıl oldu da bedene girdim, beden oldum?” (Bkz: Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevi Tercümesi, Cilt 5-6, s. 538. İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2006)
Hem gelenekçi fıkıhta hem de Celalettin Rumi gibi tasavvufçuların eserlerinde Kur’an’ın zıddına olarak kadını aşağılayan, ikinci üçüncü sınıf yapan ve aklının olmadığını ifade eden metinler alabildiğine çoktur. Biz yukarıdaki metinlerin yeterli olduğunu düşünerek meseleyi burada noktalamak istiyoruz.
Hem gelenekçi fıkhın hem de tasavvufçuların bu tür uydurmalarına ve iftiralarına kanmak istemeyen herkesin, Allah (cc) tarafından kendisine rehber olarak gönderilen Kur’an’a uymaları, onu iyi öğrenmeleri en önemli vazifelerinden olmalıdır. Aksi halde adı Müslüman ama beyni uydurmalarla dolu olan bir duruma düşülür ki; Kur’an bu durumu onlarca ayette “Aklını kullanmayanlar” şeklinde tasvir etmektedir.
Yazarın Diğer Yazıları
- Kavram illüzyonistleri
- 12 Eylül Cuntasının Ülkücülere Zararları
- Osmanlı’dan Cumhuriyete Kürt İsyanları ve Çözüm Girişimleri (2)
- Osmanlı’dan Cumhuriyete Kürt İsyanları ve Çözüm Girişimleri (1)
- Terör bitecek Türkiye kazanacak
- Gidiyoruz birer birer! (Mustafa Verkaya Reisin Ardından…)
- MHP'de yaşananlar tasfiye mi, kadro yenileme mi?
- Süleymancılar 3. FETÖ mü?
