Köşe Yazısı

Fon Krizi Bir Yapay Zekâ Destekli Finansal İstikrar Saldırısı Olabilir mi?

Hüseyin Kurt
Hüseyin Kurt
5 dk Sesli Dinle 0

Türkiye’de yaşanan fon krizini bugüne kadar yanlış fon yönetimi, düşük fiili dolaşımlı hisselerde yoğunlaşma, likidite problemi, manipülasyon iddiaları ve denetim eksiklikleri üzerinden tartıştık.

Fakat artık başka bir soruyu da sormamız gerekiyor:

Bu kadar kırılgan hale gelmiş bir finansal yapı, yapay zekâ destekli analiz ve koordineli bir bilgi operasyonuyla bilinçli biçimde kırılma noktasına itilmiş olabilir mi?

Baştan belirtelim, bugün elimizde mevcut fon krizinin yapay zekâyla planlanmış bir saldırının sonucu olduğunu gösteren açıklanmış bir delil yok. Ancak araştırılması gereken bir hipotezden söz ediyoruz.

Çünkü SPK, 2025’in son çeyreğinde bazı fonların fiili dolaşımı düşük hisselerde ekonomik gerçeklikle ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunu tespit ettiğini söylüyor. Kurul ayrıca ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanmalar ile olağandışı fiyat hareketlerinin finansal istikrar açısından sistemik risk oluşturduğunu belirtiyor.

Yani sistemdeki kırılganlığın bazı unsurları krizden çok önce ortaya çıkmıştı.

Üstelik kriz sırasında yatırımcılarda korku ve paniğe neden olabilecek spekülatif paylaşımlar yaptığı değerlendirilen 246 sosyal medya hesabı ve bağlantısı hakkında erişim engeli kararı alındı. Ayrı soruşturmalarda sosyal medya üzerinden sermaye piyasalarını manipüle etmeye yönelik faaliyetler de incelemeye konu oldu.

Bunlar “yapay zekâ saldırısı yapıldı” anlamına gelmez.

Ama şu soruyu sormayı gerekli kılar:

Finansal kırılganlık ile sosyal medya hareketliliği arasında yalnızca eşzamanlılık mı vardı, yoksa kırılganlık bilinçli biçimde tetiklenmeye mi çalışıldı?

Önce kırılganlığı bul

Böyle bir saldırıyı klasik siber saldırı gibi düşünmemek gerekiyor. Bankanın bilgisayar sistemine girmeye veya herhangi bir veriyi çalmaya ihtiyaç olmayabilir.

TEFAS verileri, KAP açıklamaları, fon portföyleri, Borsa İstanbul fiyat ve hacim geçmişi, şirketlerin fiili dolaşım oranları ve diğer birçok veri zaten kamuya açık.

Yapay zekâ, geçmişte büyük bir analist ekibinin uzun sürede yapabileceği çalışmayı çok daha hızlı gerçekleştirebilir.

Binlerce fon-hisse ilişkisi taranarak şu soruların cevabı aranabilir:

Hangi fonlar aynı hisselerde yoğunlaşmış? 

Bu hisselerin gerçek piyasa derinliği ne kadar?

Fonların büyüklüğüyle hisselerin günlük işlem hacimleri arasında nasıl bir ilişki var? 

Fonlardan ani çıkış başladığında hangi hisselerin satılması gerekir?

Bu satış diğer hangi fonları etkiler?

Sonuçta Türkiye sermaye piyasasının bir çeşit kırılganlık haritası çıkarılabilir.

Özellikle düşük fiili dolaşımlı hisselerde kritik mesele şudur:

Ekranda görünen değer ile nakde çevrilebilir değer aynı değildir.

Milyarlarca liralık bir portföy kâğıt üzerinde büyük değer taşıyabilir. Fakat aynı varlığı kısa sürede satmaya kalktığınızda o fiyatlardan yeterli alıcı bulunmayabilir.

Kötü niyetli bir aktör açısından önemli olan da sistemdeki bu zayıf halkaları bulmaktır.

Sonra ilk taşı devir

Asıl tehlike bundan sonra başlar.

Fonların önemli zayıflıklarından biri likiditedir. Yatırımcıların tamamı aynı anda parasını istemediği sürece sistem çalışabilir.

Fakat sosyal medyada aynı anda;

“Fon ödeme yapamayacak.”

“Şu fon batıyor.”

“Şu hisseler çökecek.”

“Paranızı hemen çekin.”

şeklinde bir anlatı yayılırsa yatırımcı davranışı değişebilir.

Üretken yapay zekâ burada önemli bir güç çarpanıdır. Aynı iddia yüzlerce farklı üslup, grafik, görsel ve argümanla üretilebilir; yüzlerce farklı insan aynı kanaate bağımsız biçimde ulaşmış görüntüsü yaratılabilir.

Ardından zincir başlayabilir:

Söylenti → korku → fon satış/iade talebi → nakit ihtiyacı → zorunlu hisse satışı → fiyat düşüşü → fon değerinin düşmesi → söylentinin doğrulanmış görünmesi → yeni satış talepleri.

Finansta information cascade, reflexivity ve liquidity spiral kavramlarıyla açıklanabilecek bu mekanizmaya ben finansal kelebek etkisi diyorum.

İlk hareket küçük olabilir ama sonuç küçük olmak zorunda değildir.

En tehlikelisi gerçek bir zayıflığın kullanılmasıdır

Burada kritik nokta şudur:

Saldırganın tamamen yalan bir hikâye üretmesine bile gerek olmayabilir.

Fon gerçekten likit değilse, aynı birkaç hissede aşırı yoğunlaşmışsa, bu hisselerin fiili dolaşımı düşükse ve büyük satışları karşılayacak piyasa derinliği bulunmuyorsa; gerçek kırılganlığın yalnızca en korkutucu tarafının öne çıkarılması yeterli olabilir.

Bu nedenle araştırılması gereken şey yalnızca “kim hangi hisseyi aldı?” değildir.

Kriz öncesindeki sosyal medya hareketleriyle fon iade talepleri ve piyasa hareketleri aynı zaman çizelgesi üzerinde incelenmelidir.

Hangi hesap hangi fon veya hisse hakkında ilk paylaşımı yaptı?

Benzer içerikler hangi hızla yayıldı?

Hesaplar arasında koordinasyon var mıydı?

Paylaşımlar fiyat hareketinden önce mi, sonra mı yoğunlaştı?

Ve en önemlisi:

Sosyal medya hareketi, fonlardan çıkış dalgasından sistematik biçimde önce mi geldi?

Eğer böyle bir örüntü bulunursa mesele yalnızca klasik piyasa manipülasyonu olmaktan çıkar koordineli bir finansal etki operasyonu ihtimalinin araştırılması gerekir.

Burada yapay zekânın izini yalnızca metinlerde aramak da hata olur.

Hesap kümeleri, paylaşım zamanları, anlatı benzerlikleri, grafikler, linkler, görseller, fon iade emirleri, işlem hacimleri ve fiyat hareketleri birlikte analiz edilmelidir.

Araştırılacak zincir aslında açıktır:

Veri analizi → kırılgan fonların tespiti → hedef hisselerin belirlenmesi → koordineli anlatı → yatırımcı paniği → iade dalgası → zorunlu satış → fiyat/NAV düşüşü.

Bu zincir kanıtlanmadan “Türkiye’ye yapay zekâ destekli finansal saldırı yapıldı” denilemez.

Fakat bu ihtimali araştırmamak da eksiklik olur.

Asıl soru ise şudur: Sistem neden bu kadar kırılgandı?

Diyelim ki böyle bir saldırı gerçekten yapıldı.

O zaman bile bütün sorumluluğu saldırgana yüklemek kolaycılık olur.

Asıl soru şu:

Birkaç yüz sosyal medya hesabının yaratabileceği panik, yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren milyarlarca dolarlık finansal yapıyı neden sarsabilecek durumdaydı?

SPK’nın açıklamasına göre düşük fiili dolaşımlı paylardaki olağandışı hareketler 2025’in son çeyreğinde görülmüş, konu 2 Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi’ne taşınmış ve ertesi gün çalışma grubu kurulmuştu.

17 Eylül 2026’da ise 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye sürecine girdi. MKK kayıtlarına göre bu fonlarda 455.758 tekil yatırımcı bulunuyor.

Dolayısıyla mesele yalnızca:

“Bize saldırdılar mı?”

sorusu değildir.

Daha önemli soru şudur:

“Saldırılabilecek kadar kırılgan bir finansal yapı neden oluştu?”

Bundan sonra finansal stres testlerinde yalnızca faiz, kur, fiyat ve likidite şokları bulunmamalıdır.

Bir senaryo daha eklenmelidir:

Koordineli Dijital Panik Senaryosu.

Bir fon hakkında birkaç saat içinde yüz binlerce olumsuz içerik yayılırsa ne olur?

Fon yatırımcılarının yüzde 10’u aynı anda çıkmak isterse ne olur?

Birbirine bağlı fonlar aynı düşük likiditeli hisseleri satmaya başlarsa ne olur?

Bunları artık önceden simüle etmek zorundayız.

Çünkü yeni nesil finansal saldırının hedefi banka kasası veya bilgisayar sunucusu olmak zorunda değildir.

Hedef insanların güveni olabilir.

Ve bazen bir finansal sistemi sarsmak için sistemin içine girmek gerekmez.

İnsanların aynı anda çıkış kapısına koşmasını sağlamak yeterlidir.

Bu Yazıyı Paylaş