Köşe Yazısı

Milliyetçiliğin bugün en büyük sorunu, ajandasını kendisinin yazmamasıdır

Adem Taşkaya
Adem Taşkaya
2 dk Sesli Dinle 1

PKK terörü, sığınmacı krizi veya kimlik siyaseti gibi konular milliyetçiliğin varlık alanını konsolide etmesini sağlıyor gibi görünse de, aslında milliyetçiliği "itfaiyeci" rolüne büründürüyor.

Sürekli bir tehdit algısı üzerinden siyaset üretmek, kurucu ve inşa edici bir gelecek vizyonu sunmayı gölgeliyor. Başkalarının açtığı tartışma alanlarında barikat kurmak, kendi oyun planını sahneye koymaya engel oluyor.

Türk siyasi tarihinin en net gerçeğidir...

Sistem, milliyetçi refleksleri toplumsal bir gaz alma valfi veya beka krizlerinde sığınılacak bir liman olarak görür ancak iş devleti ve ekonomiyi yönetme iddiasına geldiğinde milliyetçilik düşman ilan edilerek çerçevenin dışına itilir! Milliyetçilere alan açılır ama bu alan hep "güvenlik bürokrasisi" veya "kültürel sembolizm" ile sınırlandırılır. Böylece milliyetçilik, iktidarın kendisi olmak yerine, iktidarı meşrulaştıran ya da dengeleyen bir "yedek güç" konumuna oturtulur.

Milliyetçi camianın kendi iç özeleştirisini yapması gereken noktalar vardır. Muhalefette veya iktidar ortağı konumunda konforlu kalmayı, tek başına sorumluluk alma riskine tercih etmek ya da çağı okuyabilen, küresel finansı, yapay zekayı, sosyolojik dönüşümleri entelektüel düzeyde yönetebilecek kadroların yerine, sadakat ve hamaset eksenli yapıların ön plana çıkması.

Türk milliyetçiliği bugün niceliksel olarak çok güçlü, fakat niteliksel ve organizasyon olarak parçalıdır. Reaksiyon göstermek kolaydır, kurucu siyaset yapmak ise entelektüel birikim, sabır ve her şeyden önemlisi bağımsız bir iddia gerektirir. Türk Milliyetçiliği bugün tarihinin en dinamik tabanına ve en haklı tezlerine sahip. Ancak aynı zamanda, her biri kendi küçük iktidar alanına hapsolmuş dağınık partiler yüzünden tarihinin en etkisiz ve en "kontrollü" dönemini yaşıyor.

Topluma umut olacak ortak bir gelecek vizyonu sunmak yerine, günübirlik polemiklerle ve sistem içi hizalanmalarla enerji tüketiliyor. Bunu ancak kişisel koltuk konforuyla açıklayabilirler. Süslü laflarla sadece kendinizi kandırırsınız...

Türk milliyetçileri kimsenin payandası olmamalıdır!

Bu zinciri kıracak olan ne devletin lütfu ne de başka ittifakların ya da partilerin gölgesidir. Kırılması gereken ilk zincir milliyetçi kadroların kendi içindeki korku, konformizm ve liyakat zinciridir. Eğer Türk milliyetçiliği kendi iktisat politikasını, kendi adalet vizyonunu ve modern dünya ile entegre kurucu felsefesini bir "reaksiyon" olarak değil, bir "aksiyon" olarak ortaya koyamazsa, iktidarın belirlediği o "kontrollü alanın" koruyucusu olmaktan öteye geçemeyecektir...

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Alp Demir

    Çok doğru bir tanımlama yaptınız. Ancak bunları bu kısır döngüden çıkarmak vatandaşın da görevidir. Biz de bu yaşta keyfimize bakmak yerine, zihnimizi ve zamanımızı bu konulara, hiç değilse bu gazetede imkan bularak yapıyorsak, nedeni budur. Bunu bir görev, Atatürk'ün emanetine sahip çıkma, onun fedakarlığına karşı olan borcumuzu ödeme niyeti ile yapıyoruz. Ve yapmaya çalıştığım şeyin örnek olmasını umuyorum. İsterdim ki bu gazetede benim gibi bir çok okuyucu olsun, herkes bu konudaki görüşlerini paylaşsın, burada doğru yol bulunsun ve bu bütün Türk Milliyetçisi camiaya ulaşsın ve sizin de tespit ettiğiniz bu kısır döngüden çıkılsın, Türkler kaderlerini yeniden ellerine alsın ve kaldığı yerden tarih yazmaya devam etsin.

Bu Yazıyı Paylaş