Mutlu olmayı unuttuk mu?
Mutluluk nedir?
Mutluluğu her insan kendine göre yorumlar. Değil mi?
Ondan, bundan gelecek şeylerle mutluluk beklenmez. Alacaklı gibi birinden beklemekle gelen bir kavrama mı dönüştü neci?
Başkası yapsın, bana gelsin bütün güzellikler, hep bir beklenti. Beklentinin sınırı olmaz. Sonunda çıkmaza saplanır kalır.
Başkasından mutluluk beklenmez. O kendi içimizdedir. Ta Kendimizdir.
Aslında sevmeyi, insanlığın değerlerini unuttuk ve mutluluğu aramaya başladık.
Ama nerede? Nasıl?
Her şeyin en iyisine sahip olan insanlar çok mu mutludur?
En önemlisi kişi tekil olarak mutlu olabilir mi?
Evet insanın mutluluğu kendinde başlar amaaa nereye kadar?
Mutluluk hep birlikte paylaşılınca yerini bulup, anlam kazanır.
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, mutlu olmayı unutup, benlik duygusunda kayboluyoruz.
Sesimizdeki şefkat,
Gönlümüzdeki merhamet,
Hatıralar çöpe atıldı,
Yüreğimizdeki sevgi şekil mi değiştirdi?
Sevdalar masallardan mı çıkarıldı?
Sanki zaman anın içinde kilitlendi.
Her şeyi ama her şey anlık yaşanmaya başlandı.
En kötüsü, umutsuzluğa uçurmalar uçuruyoruz.
Güzel olanın içinde de kötülük arayan bir devire evirildik.
Küreselciler bunu mu istiyor?
***
Elimizdekilerin farkına varamıyoruz.
Sahip olduklarımızı kaybetmeyecek kadar çok sevebiliyor muyuz? Bunu kendimize sorabiliyor muyuz?
Oysa, elimizdekilerle mutlu olmayı bilmek bir HAYAT YOLUDUR.
Mutluluk için zaman beklemek veya bir şeye, birine bağlamak yerine elimizde ne varsa onlara sarılınca yerini bulacaktır.
Kişisel mutluluk arayışı içinde kaybolmadan önce ailen ve çevreyin içinde yer almak gerekmez mi?
Hangi estetiysen sevdiklerinle birlikte gülmenin güzelliğini şekillendirebilir?
En marka, en çok kazanç, en güzel ev, en yüksek makam derken en mutlu olacağını sanıyor insan. Nereye kadar?
Sınırı var mı?
İsteklerin ve hırsın pençesine düşmeden biraz DUYGUDAŞLIK (empati) yapmalıyız.
Etrafımıza bakıp şükretmeyi de unutmamalıyız.
Hiç unutmadığım bana ders olan bir an yaşamıştım.
Yürürken ayağımın ağrısından kendi kendime şikayet ederken tam da o an karşımdan evladını tekerlekli sandalye ile gezdiren bir baba karşımdan geldi.
Kendimden utandım ve tövbe ediyordum.
Bizim nesilde komşuda acısı varken gülmeyi kendimize yediremezdik.
Geçen gün üç arkadaş buluştuk, güzel bir sohbetin ardından mekandan kalkarken, hesabı ben ödeyeceğim diye üçümüz yarışa girince etraftaki masalardan ayaklandılar, kavga ediyoruz zannetmişler. Yani her şeyi kötüye yorumlamaya öyle yönlendirilmişiz ki, aslında güzel şeyleri unutmuşuz.
İnternette geziyor. Bir Filistinli kız çocuğuna ne istersin diye sorduklarında, gözlerindeki yaşlarla akan açlık dilinden yiyecek diye dökülüyor.
Oysa bizim çocuklar en güzel besinlere burun kıvırıyorlar.
O çocuğun bir damla gözyaşını dindirmekte dünyayı yönetmek isteyenlerin bir kuracağı cümleye bağlı değil mi?
Veya milyonlarca insanın ölüm emri de.
İşte seçim burada başlıyor kim güldürmek veya öldürmekle mutlu oluyor?
***
Zaman sanki kötülükle besleniyor.
Televizyonda, medyada haberlere bakıyoruz kötülük, şiddet dolu, hiç mi iyilik yok bu dünyada?
Siyasilerden hiç söz etmek istemiyorum, kinden, kötülükten, kışkırtmaktan başkaca bir şey yaptıkları yok. Oysa onların görüntüsüyle şekillenen toplum var. Unutuyorlar veya kasten yapıyorlar.
Filimler, diziler desen, entrika, ihanet, şiddet kötülükten besleniyor. Bencillik ve çıkar ön safhada bayrak açmış.
Gündüz kuşakları ise birbirine çemkiren dövüş meydanından başkaca bir şey değil.
Nerede o eski güzel filimler. İnsanca sevgi dolu, iyiliğe evirilen, kötülüğü yenen yapımlar. Tarih oldu.
Eee bütün bunlar karşısında da insanımız EKRAN GÖRÜNTÜSÜ gibi yaşamaya başladı.
Sosyal medyadan hiç bahsetmeye gerek yok tıklama uğruna her türlü edepsizliğin dibine vuruluyor.
Ve uygulamalar senin tıkladığın noktadan sana algı oluşturup önüne seriyor.
Bütün bunların içinde kendimiz olmayı unutup kaybolup gidiyoruz.
Biraz etrafımıza bakıp başkasının yerine kendimizi koyup elimizde olanla yetinmeyi yeniden hatırlamamız gerekiyor.
Sahip olduklarımıza sımsıkı sarılıp, kaybetmeyecek kadar sevmemiz gerekiyor ki mutluluğun kıymetini bilelim.
Yalnız mutluluk anlık olur. Paylaşınca büyür çoğalır.
Tek başına dünya senin olsa ne tadı olur.
Günümüz tekilleşmekle meşgulken sorunlu ve amaçsız, mutsuz, her şeyi başkasından bekleyen bireylere dönüştürdüğünün de farkına yeni yeni varmaya başladı.
Bizim kuşağın çocukları mutlu olmak için çalışmazdı. Genelde mutluluğu varlığımızda bulurduk. Ailemizle, komşumuzla, köyümüzle birlikte paylaşırdık yaşamı.
şimdi Yapay Zeka çıktı ortaya oysa yapayanlızlığa itiliyor insanlık. Belki de dünya düzenini böyle kurmaya çalışıyorlar.
İnsan sınırsız özgürlük uğruna tüm sınırları aştığında mutlu olmayı unutuyor.
Tekilleşince ruhunda çok şey eksiliyor ve her şeyden şikayet etmeye başlıyor.
Mutluluk, hayatı bir yerinden sevmekle başlar.
Elimizdekilere sımsıkı sarılıp, olumsuzluklar yerine en kötüyü yaşarken dahi içinde bir ışık arayıp o ışığı bağlanıp, yaşantımıza değer katmalıyız.
Kalın Sağlıcakla__İlla ki Bir Yol Vardır__Meyrem'ce

