Köşe Yazısı

Siyaset mi, Zenginleşme Aracı mı?

Abdullah Yeniekinci
Abdullah Yeniekinci
4 dk Sesli Dinle 0

Ülkenin hâli ortada.

Emekli pazara çıkarken cebindeki parayı hesaplar. İşçi ay sonunu getiremez. Asgari ücretli kirayla mutfak arasında sıkışır. Gençler bir ev, bir araba, hatta düzgün bir gelecek hayalinden uzaklaşır. Çiftçi mazot, gübre ve yem fiyatları altında ezilir. Esnaf borcunu başka bir borçla kapatır.

Millete sabır, tasarruf ve kemer sıkma tavsiye edilir.

Ama aynı ülkede siyaset çevresindeki bazı isimler hakkında milyonların kısa süre içerisinde yüz milyonlara, hatta milyarlara dönüştüğü iddiaları ortaya atılır.

İnsan ister istemez sorar:

Bu değirmenin suyu nereden gelir?

Son günlerde kamuoyuna yansıyan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi hakkındaki iddialar tam da bu nedenle sıradan bir borsa tartışması değildir. YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre'nin açıkladığı rakamlar doğruysa ortada toplumun mutlaka cevabını alması gereken çok ciddi sorular vardır. Ancak bunların şu aşamada iddia olduğunu özellikle belirtmek gerekir. Gerçeği belirleyecek olan belgeler, mali kayıtlar ve hukuki süreçtir.

Benim meselem bir kişiyi peşinen suçlu ilan etmek değil.

Benim meselem bu ülkede siyaset ile servet arasındaki ilişkinin sorgulanmasıdır.

Çünkü siyaset zenginleşme kapısı değildir.

Milletvekilliği ticarethane değildir.

Bakanlık servet üretme makamı değildir.

Parti yöneticiliği kişisel nüfuz oluşturma aracı değildir.

Devlet makamları üzerinden edinilen güç, herhangi bir kişiye ekonomik ayrıcalık sağlamak için kullanılamaz.

Ben yıllardır aynı şeyi savunurum: Devlet makamına gelen insanın mal varlığı belli olmalıdır. Görevden ayrıldığı günkü mal varlığı da millet tarafından bilinmelidir. Arada olağanüstü bir artış varsa bunun kaynağı kuruşu kuruşuna açıklanmalıdır.

Çünkü o makam kişinin değil, milletindir.

Bugün milyonlarca insan otuz yıl çalışsa dahi biriktiremeyeceği rakamların birkaç aylık işlemlerle kazanıldığına ilişkin iddiaları okuyunca elbette sorar:

Nasıl?

63 milyon nasıl 1 milyar 344 milyon liraya ulaştı?

Yaklaşık 100 milyon liralık yatırım nasıl 826 milyon liralık çekim iddiasına konu oldu?

Hangi tarihte alındı?

Hangi tarihte satıldı?

Hangi bilgiye dayanılarak yatırım yapıldı?

Aynı bilgi sıradan yatırımcının önünde de var mıydı?

Kamuya açık olmayan herhangi bir bilgiye erişildi mi?

Siyasi nüfuzun herhangi bir etkisi oldu mu?

Bunların cevabını ben veremem. Kimse de belgesiz vermemelidir.

Ama devlet vermelidir.

Savcılık araştırmalıdır.

SPK incelemelidir.

MKK kayıtları ortaya konulmalıdır.

Para hareketlerinin izi sürülmelidir.

Varsa suç ortaya çıkarılmalı, yoksa insanları zan altında bırakan iddialar belgelerle çürütülmelidir.

Fakat mesele burada bitmez.

Ben asıl şunu merak ederim:

Ya gördüklerimiz buzdağının yalnızca görünen yüzüyse?

Türkiye'de yıllardır siyasetle temas ettikten sonra ekonomik gücü olağanüstü biçimde artan kaç kişi vardır?

Kaç siyasetçinin, bürokratın, yakınının, eşinin, dostunun veya iş çevresinin serveti görev dönemlerinde olağanüstü biçimde artmıştır?

Bunların kaçı araştırılmıştır?

Kaçının mal varlığı kamuoyunun önüne açık biçimde konulmuştur?

İşte asıl mesele budur.

Bir tarafta çocuğuna harçlık veremediği için başını öne eğen baba, diğer tarafta milyonların ve milyarların konuşulduğu servet hikâyeleri...

Bir tarafta yıllarca prim ödeyip emekli maaşıyla geçinemeyen insan, diğer tarafta birkaç ay içerisinde astronomik kazanç sağlandığı iddiaları...

Bir tarafta üç kuruşluk vergi borcunun peşine düşülen vatandaş, diğer tarafta açıklanmaya muhtaç devasa para hareketleri...

Bu tablo vicdanları yaralar.

Millete sürekli fedakârlık düşmez.

Millete sürekli sabır düşmez.

Millete sürekli kemer sıkmak düşmez.

Bir ülkede fedakârlık varsa önce yönetenlerden başlamalıdır. Şeffaflık varsa önce yönetenlerin kapısını çalmalıdır. Hesap sorulacaksa makamı, partisi, unvanı ne olursa olsun herkese aynı hukuk uygulanmalıdır.

AK Partiliyse başka, CHP'liyse başka, MHP'liyse başka, DEM Partiliyse başka hukuk olmaz.

Hukuk herkese aynı olmak zorundadır.

Benim için mesele parti meselesi değildir.

Mesele memleket meselesidir.

Çünkü siyaset üzerinden zenginleşme şüphesi dahi demokrasiyi zehirler. İnsanların devlete güvenini sarsar. Gençlere çalışmanın değil bağlantının kazandırdığı düşüncesini aşılar. Liyakati değersizleştirir. Alın terini anlamsızlaştırır.

Bir devlet buna izin veremez.

Milletin karşısına çıkıp vatan, millet, bayrak, din, ahlak ve fedakârlık sözleri söylemek kolaydır.

Asıl ahlak, kamu gücü elindeyken kendi çıkarına dokunmamaktır.

Asıl vatanseverlik devletin imkânlarını kişisel servete çevirmemektir.

Asıl dürüstlük, hesabındaki paranın kaynağını milletin karşısında açıklayabilmektir.

Türkiye'nin temiz siyasete ihtiyacı vardır.

Mal varlığı şeffaflığına ihtiyacı vardır.

Bağımsız denetime ihtiyacı vardır.

Hesap verebilir yöneticilere ihtiyacı vardır.

Ve en önemlisi, "Bana dokunamazlar" anlayışının tarihe gömülmesine ihtiyacı vardır.

Bugün ortaya saçılan iddialar buzdağının görünen yüzü olabilir.

Buzdağının altında ne bulunduğunu ise ancak bağımsız hukuk, şeffaf devlet ve korkmadan hesap sorabilen bir toplum ortaya çıkarabilir.

Benim sorum çok açık:

Millet kuruşunun hesabını verirken, siyasetin çevresinde dönen milyonların ve milyarların hesabını kim verecek?

Bu Yazıyı Paylaş