Köşe Yazısı

Zindan

Ahmet Aytaç
Ahmet Aytaç
3 dk Sesli Dinle 0

adıyla bile soğuyan bir kapı değil yalnız,

ekmeğin kabuğunda kırılan diş,

sözün boğazda düğümlenişi,

emeğin bileğine vurulan görünmez halka.

Aynı sıraya dizilmiş yüzler:

ihanetle vatan arasında ince bir çizgi,

ve o çizginin üstünde yürütülen biz.

Su hep aşağı akar,

suç hep halkın boynuna asılır.

Alnımıza sürülen karanlık bir mühür:

“sakıncalı.”

Bir kelime,

bin kapı kapatır.

Anlayan kalmadı diyorlar

oysa bu yangın kimsenin değil,

cuntanın kendi nefesi.

Avlu:

betondan bir suskunluk,

gün ışığına benzeyen bir gölge.

Duvarlar taş değil artık,

iradenin kırıldığı yerden yükselen birer yemin.

Yüz adım

bin yıl eder burada.

Beden eskir,

yürek susmayı öğrenmez.

Emir bir yanda,

korku öte yanda,

ortada ezilen insan

adı unutulan.

Düşünce: suç.

Söz: suç.

Direniş: suç.

Bazen susmak bile yetmez

cezadan kaçmaya.

Buradan çıkan nedir

insan mı,

yoksa ölçülmüş, biçilmiş bir tabut mu?

Bir adam vardı,

adı artık hatırlanmayan.

Göğsünde ince bir öksürük büyüdü,

kimse duymadı.

Gitti.

Ardında kibritten kurduğu dünya kaldı

küçük, yanıcı,

ama hakikati yakacak kadar gerçek.

Çünkü her zindan

korkunun değil,

cuntanın çıplak yüzüdür.

Mühür iner,

dosya kapanır,

isim silinir

ama hafıza,

halkın içinde yürür.

Başgardiyanın kaşı

adalet sanılır burada.

Devlet dedikleri

bir gölge bazen,

bir masa,

bir ağırlık,

omuzlara çöken.

Akşam sayımı:

bedenler hizaya girer,

ruhlar değil.

İnsan sayılmaz burada,

sayı olunur.

Kimlik çözülür,

numara kalır.

Can susar,

veri konuşur.

Emek değil,

itaat istenir.

Sesleri keskin,

bakışları soğuk

yüzümüze inen birer darbe gibi.

Ama karanlığın içinde

inatçı bir kıvılcım kalır:

bir kitap sayfası,

parmak arasında dönen bir tespih,

uzaktan gelen bir ses

ve en çok

yenilmeyi reddeden bir vicdan.

Burada en büyük suç

insan kalmaktır.

Zaman bile bozulur burada.

Dakika uzar,

yıl kısalır

bir işkenceye dönüşür saat.

Zamanı söküp almak gerekir

onların elinden,

parmaklıklardan göğe savurmak

kırık bir çığlık gibi.

Duvarlar

yalnızca taş değil,

bir rejimin hafızasıdır.

Bükülen boyunlar,

erken ağaran saçlar,

gözlerde katlanan karanlık

hepsi yazılıdır içinde.

Sistem duvarı sever,

çünkü duvar susar.

Ama içinden geçen her çığlık

bir gün sokağa çıkar,

bir gün meydana iner,

bir gün adını bulur:

isyan.

Sükût

bazen teslimiyet,

bazen yaklaşan fırtınanın soluğu.

Yargı susmuş,

vicdan çekilmiş kenara.

Adalet

unutulmuş bir kelime gibi.

Hücreler dar değil sadece,

bir halkın önüne bırakılan tek boşluk kadar dar.

Gökyüzüne açık,

dünyaya kapalı

bir boşluk değil bu,

direncin eşiği.

Eller dua eder hâlâ,

ama artık beklemek için değil

ayağa kalkmanın

başka bir adı olduğu için.

Ahmet Aytaç

Eylül 1980

İzmir Buca Cezaevi

Bu Yazıyı Paylaş