İstanbul ve Ankara Belediye başkanlıklarını kaybettikleri güne bir gidelim mi?

Öyleyse hatırlayalım: Ne demişti Sn. Erdoğan: “Başkanlıkları alsalar da meclis çoğunlukları bizde. Topal ördek oldular.”

Ülkenin tarafsız, yansız ve her yurttaşını kucaklaması gereken ve bu bir Anayasa emri olan Cumhurbaşkanı böyle der miydi? Bu, seçmenin iradesini tanımamak dolayısıyla seçmene saygısızlık değil mi?

Hatırlayalım Sn. Erdoğan başka ne demişti? “İstanbul’u kaybeden Türkiye’de kaybeder.” Haksız da sayılmazdı. Akıllı davrandılar. İstanbul’un sadece Büyükşehir seçimini yenilettiler. Yapılan haksızlıklardan bunalan İstanbullu, “Madem 13 bine razı değilsin. Madem benim irademe saygı göstermiyorsun. “Demedi mi? İnatlaşmak ne getirdi? 806 bin oy farkı.

Sn. Erdoğan çok haklıydı. İstanbul’u yönetmenin verdiği güç, sağladığı avantajlar yönünden tarifsiz katkı demekmiş. Ayrıca Ankara, Adana, Mersin, Antalya’nın kaybı, 25 yıllık, “Ancak biz yönetiriz.” Anlayışlı saltanatı yerle bir etti, iktidar olma ve yönetme gücünü AKP’nin elinden aldı götürdü. Ellerini zayıflattı.

Hele hele Millet İttifaklı Belediye başkanlarının halka yaptığı yardımlar, AKP’nin “Biz yaparız, biz yönetiriz” propaganda malzemesini de elinden aldı. Ezberler bozuldu. En önemlisi de,” Bunlar Belediyeleri Fötücülere, Pkk’lılara teslim edecekler” iftirasını da çökertti.

AKP’nin yeniden güç kazanması gerekliydi.

Bozulan morallerin telafisi şartı; belediyeleri kaptırmakla kalınmamış. Ellerinde tuttukları pek çok söylemde iflas etmişti. Zira Millet ittifakı Belediyeleri, halka daha çok yakın ve daha çok yardımcı oluyorlardı.

Makarna, mercimek, torba torba kömür dönemi bitmişti. Millet ittifakı belediyeler, yoksulun, çaresizin, çiftçinin, üretenin yanındaydılar.

Ellerinde tek bir şey kalmıştı: Devlet GÜCÜ.

Kazansalar bile yönetemezler.” Tezini hayata geçirmek gerekti. Bunlar gayet güzel yönetmeye başlamışlardı. Belediyelerin geliri, hovardaca harcanmıyor, vakıf ve cemaatlere peşkeş çekilmiyordu.

Gücü devreye almanın zamanı gelmişti. Ya değilse ilk seçimde nal toplanacaktı., “Atı alan Üsküdar’ı geçti” bile denemeyecekti. Zira sandığa da hâkim olmuşlardı.

Coronavirüs dünyayı sardığı gibi ülkemizi de sardı. Hükümet hazırlıksızmış ki panikledi. Vatandaşa her alanda çare olamadı. Krizi deneme-yanılma şekliyle yönetmeye kalktı. Millet İttifakının belediyeleri, daha atik ve pratik davrandılar. Halkın gönlünde taht kurmaya başladılar.

Bu kabul edilemez bir durum oldu. Oysa el ele vererek, omuz omuza bu krizi atlatmak varken, hükümet gücünü devreye soktular. “Fakir,-fukaraya, garip-gurabaya ekmek dağıtamazsın, yemek veremezsin, yardım yapamazsın, hastane kuramazsın, maske, kolonya dağıtamazsın.” Yasağını getirdiler. Gerekçesini de, “Devlet içinde; Paralel devlet olmaz” koydular.

Oysa vatandaş:” Bana yardım gelsin, ihtiyaçlarım karşılansın da kim olursa olsun. Belediyeler de bizim, hükümette bizim.” Demekte.

İktidar ise” Olmaz! Söz sahibi benim, güç bende. Yapacaksam ben yaparım ve yardımlar benim imzamı taşır.” Kolaylığında. Muhalif belediyelere bu engellemeler yapılırken AKP’li ve MHP’li belediyeler tam gaz. Bunun adına adalet ve eşitlik denebilir mi?

Gün birlik ve dayanışma günüdür. Halkla inatlaşmayın. El ele vermeniz hatta desteklemeniz sizi küçültmez aksine büyütür. Türk insanı da daha çok kenetlenir, birlik ve beraberlik doruk yapar. Bundan siz rahatsız olur musunuz?

Bu millet asildir, neciptir. Her şeyi görüyor. Ne olur sizde görün. İstanbul seçimleri bir örnek değil mi? Siyasetçileri kuru inat bitiriyor. Halk, herkesi kucaklayan, adil, yansız, tarafsız bir kesimin değil her kesimin olan bir cumhurbaşkanı görmek istiyor.