Eminim bu soruyu bugün bir çok işi kendine soruyordur. Suriye'de savaşın eşiğindeyiz, üstelik karşımızda Esat değil, Putin  var. Güç dengeleri aleyhimize ve yabancı bir coğrafyadayız. Böyle bir savaşa evet demek için bin defa düşünmek gerekiyor. Kimin için  bu savaş? CB Erdoğan " kardeşlerimizi zalimlere bırakmayacağız" diyor. Yani savaşın esas nedeni Türkiye'nin menfaatleri değil, Suriyelileri korumak; yani Suriyelilere jandarmalık. Onları mutlu etmek için vatan çocuklarını ölüme gönderip, buna da büyük siyaset diyoruz.

Yapılan siyasetin ne kadar tutarsız ne kadar gerçek dışı olduğunu anlamak için şu son bir kaç ay içinde olanlara bakmak kafi. Güya ABD'ye ayar vermek için Putin'i stratjik ortak ilan ettik. NATO'nun kurallarını çiğneyerek S 400 Füzeleri aldık. Batı'ya meydan okuduk. Dünya lideri desinler diye diplomaside asla olmaması gereken bir üslup kullandık, şimdi de dönmüş Batı'dan, NATO'dan yardım bekliyoruz.

İktidarları felakete sürükleyen onları eleştirenler değil, hesapsız- kitapsız alkışlayanlardır. CB Erdoğan ne dediyse, medyada köşe tutmuş dalkavuklar güruhu tarafından alkışlandı. En olmaz politikalarına destek olundu.Erdoğan'ı iterken Türkiye'yi de ite ite savaşın eşiğine getirdiler. Çünkü mevcut sistemde onu frenleyen bir mekanizma yok.

Bir taraftan İdlip'ten, bir taraftan Libya'da şehit haberleri geliyor. CB Erdoğan " bir kaç şehit" deyip geçiştiriverdi. O bir kaç şehidin biraz daha fazla olduğu iddia ediliyor. Ama asıl önemlisi insan hayatının -bir kaç şehit- sözüyle nasıl değersizleştirildiğidir. Bunun açılımı -canım altı üstü bir kaç şehit değil mi- demektir. Halbuki, o insanların aileleri, çocukları, eşleri, anne ve babaları vardı. En önemlisi hayalleri vardı. Bu sözlerde duygusallığın kırıntısı var mı?   İnsan hayatına böyle bakarsanız ölümler sizin için bir ayrıntıdan öteye gitmez. Ölümü hafife almak insan hayatı üzerinde kumar oynamayı kolaylaştırır.

Hiç bir alanda iyi gitmiyoruz. Hemen her gün bir vesile ile tek adam düzeninin ülkeye maliyetini görüyoruz. Bu demokrasi değil, asla değil. Bu dünyada örnekleri görülen başkanlık sistemi de değil. Bu bir kişinin keyfine, isteklerine göre oluşturulmuş ucube bir sistem. Ne yazık ki ülkeyi bu hale bu ucube sisteme oy verenler getirdi. Türkiye'nin normalleşmesi, sorunlarını konuşarak, tartışarak çözmesi bu sistemden vaz geçmesine ve bugünkü zihniyetten kurtulmasına bağlıdır. Ne demek kardeşlerimizi zalimlerden kurtarmak için oradayız? Zulüm bugün içine düşmüş oldukları durum mudur, yoksa  2011 öncesi Suriye'sine dönüp Esat'ı yavaş yavaş demokrasiye ikna etmek midir? Libya bugün Kaddafi'yi, Suriye 2011 öncesini arıyorsa oturup düşünmeliyiz.

CB Erdoğan'ın ifadelerini bir kararlılık ve caydırıcılık ifadesi olarak görmemiz gerektiğini söyleyenler var. Diyelim ki öyle, Putin geri atmazsa ne olacak? O kadar savaş çığırtkanlığından sonra geri adım atan biz olursak bir daha inandırıcılık ve caydırıcılığımız kalır mı? Doğru siyaset baştan beri Esat'la anlaşıp Suriye'nin önce bütünlüğü sonra demokratikleşmesi için çaba harcamaktı. 2015'e kadar Suriye'de Putin yoktu. Biz yüklenince Esat Rusya'yı yardıma çağırmak zorunda kaldı. Esat kendi toplumunun bir katilidir, bu doğru. Ama yaptığınız eylem Esat'ın yaptıklarından daha büyük maliyetler getirecekse bundan vazgeçecek aza razı olacaksınız. Umarım sonunda akıl avdet eder Türkiye  bir savaşa sürüklenmez.

OZAN CEYHUN

CB Erdoğan ülkücü katili, ortaokul mezunu(AKP'ye verdiği özgeçmişte öyle yazılı)  Ozan Ceyhun'u Avusturya'ya büyükelçi olarak atadı.  Ceyhun'un  günahı ülkücü katili olmaktan ibaret değil, aynı zamanda 1915 olaylarına soykırım diyen Avrupa'da bunun propagandasını yapan bir isim. Avrupa'da olduğu müddetçe Türk düşmanı her mahfilde boy gösteren Ceyhun'un en önemli maharetlerinden biri de 1988 yılında Türk Federasyonunun düzenlediği ve konuşmacısının rahmetli Türkeş olduğu konferansı iptal  ettirip, Türkeş'i sınır dışı ettirmesi. Şimdi bu adamı MHP savunuyor. Ozan Ceyhun'un büyükelçi atanmasından daha vahim olan budur.

Ülkücü harekette fikri takip olmadığı için 3 gün sonra bu olay da unutulur, herkes alışkanlıklarına döner.Atamayı savunanlara oy verir. Hatta CB seçimlerinde olduğu gibi " Kanımız aksa da zafer Erdoğan'ın " diyerek slogan atar. Gerçekten ülkücü bir irade olsaydı bunlar olabilir miydi?  Ülkücülerin iktidar  nezdinde az bir saygınlığı,az bir özgül ağırlığı olsaydı bu atama olmazdı. Onun için kimse cığıldamasın kim seçmişse   vebali de ona aittir. ( Kastım bu iktidara destek olanlaradır)İktidar bu atama ile ülkücülere YOK HÜKMÜNDESİNİZ dedi.Bunun başka bir izahı yok.