“İktidarın büyük ortağı MHP, küçük ortağı AKP”

Açıksöz gazetesi yazarı Mustafa Peköz dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

banner311
“İktidarın büyük ortağı MHP, küçük ortağı AKP”

Açıksöz gazetesi yazarı Mustafa Peköz, “İktidarın büyük ortağı MHP, küçük ortağı AKP” başlığıyla kaleme aldığı yazısında, “İktidarın büyük ortağı MHP, seçimlerin 2023 yılında yapılmasındaki ısrarını sürdürüyor. Küçük ortak AKP de, MHP’nin açıklamalarını teyit ediyor” şeklindeki ifadeleri kullandı.

Peköz’ün yazısının tamamı şu şekilde:

İktidarın büyük ortağı MHP, seçimlerin 2023 yılında yapılmasındaki ısrarını sürdürüyor. Küçük ortak AKP de, MHP’nin açıklamalarını teyit ediyor. Her iki ortak da seçimlerin zamanında yani 2023 yılında yapılacağını açıkladı. Ancak hem iç politik durum hem de bölgesel ve uluslararası gelişmeler dikkate alındığında önümüzdeki yıl içerisinde erken genel seçimlerin yapılması yüksek bir olasılıktır. MHP merkezli iktidar gücünün, muhalefetin kazanması ya da Cumhur İttifakının kaybetmesi durumunda seçim sonuçlarını tanımayarak iptal edilmesi için harekete geçmesi sürpriz sayılmaz.

AKP-MHP ittifakı, ülkede güçlü iktidar psikolojisi yaratmaya çalışsa da süreç tersine işliyor. Yapılan anketlerden ortaya çıkan sonuç, AKP-MHP iktidar gücünün toplumsal dayanaklarının ciddi olarak zayıfladığını gösteriyor. Toplumsal dayanakları erimeye başlayan ikili, iktidar gücünü korumak için bütün sistem kurumlarını kontrol altına almak istiyor. İktidarın ortakları arasındaki güç dengesi de değişmeye başladı denebilir. İktidarın politikalarını belirlemede, devlet kurumlarında kadrolaşmada ve denetim sağlamada, parlamentoda etkin güç olmada, bürokrasiyi kontrol etmede ve hatta dış politikaya yön vermede, ‘büyük’ ortak AKP ile ‘küçük’ ortak MHP arasındaki denge ciddi oranda farklılaştı. MHP’nin politik stratejisine göre yönetilmeye başlanan devlet, iktidar ortaklarının rolünü de değiştirmeye başlamış görünüyor. Yani MHP, ülkenin 4. büyük partisi olmasına rağmen fiilen iktidarın ‘büyük’ ortağı, AKP’nin de ülkenin 1. partisi olarak iktidarın ‘küçük’ ortağı haline geldiğini söyleyebiliriz.

MHP’nin devlet içerisinde stratejik bir güç olmasını isteyenler, 15 Temmuz 2016’da Gülen Cemaati merkezli darbe girişiminden sonra MHP’nin iç politik stratejisinin bütünüyle değiştirilmesine karar verdiler. Bahçeli, darbe girişimi sonrasında AKP’nin karşı karşıya olduğu politik krizi en iyi gören ve buna uygun hamleler yapan lider olarak ön plana çıktı. Daha önce hakaretler yağdırdığı AKP’ye ve Erdoğan’a gelen eleştirileri şimdi önce Bahçeli cevaplıyor. Bir bakıma AKP’nin ve Erdoğan’ın önüne siper oluyor, en küçük bir eleştiri yapanı açıkça tehdit ediyor.

MHP-AKP işbirliği üzerinde şekillenen Cumhur İttifakı, esasen Bahçeli tarafından geliştirilen bir stratejidir. AKP için de vazgeçilmez hale gelen Cumhur İttifakı, Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığı koltuğunu sundu. Ancak buna karşılık iktidar gücünün MHP’ye verilmesinin de önünü açıldı. Bu bakımdan atılan adımlar, %50+1’e dayalı iktidar denkleminin yarattığı politik krizin ötesinde derin bir stratejiye dayanıyor.

Bu belirlenen bu stratejiyle AKP’nin aşamalı olarak MHP’ye tabi olması sağlandı.

AKP’nin MHP’ye bağımlılaşması

Birincisi, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra AKP’nin devlet içerisindeki gücünün oldukça zayıf olduğunu gördü. AKP’ye destek vererek aslında Gülen Cemaati’nin işgal ettiği kadroları doğrudan MHP’li kadroların doldurulmasını sağladı. Bugün kamuoyuna sanıldığı gibi devlet içerisindeki kurumsallaşma bir-iki Cemaat hariç esasen MHP merkezlidir.

İkincisi, MHP, AKP’nin parlamentoda tek başına güç olamaması nedeniyle MHP’nin oylarına ihtiyaç duyacağının farkındadır. MHP, parlamentoda 4. büyük parti olmasına rağmen politik gücünü en etkili şekilde kullanan tek partidir. AKP de mutlak olarak MHP’nin oylarına ihtiyaç duymaktadır. MHP olmadan parlamentoda istediği sonucu alması mümkün değildir. MHP, AKP’nin zayıflığını biliyor ve hemen her konuda parlamentoda aktif desteğini sürdürüyor.

Üçüncüsü, AKP’nin politik olarak MHP’lileşmesidir. MHP’nin belki de en başarılı politik hamlesi AKP’yi kendisine benzetmesidir. İktidar dengelerini iyi okuyan Bahçeli, Erdoğan’ın yanında durarak belirlediği politikaları aşamalı bir şekilde hayata geçirtti. AKP’nin politik yönelimlerinin giderek MHP’ye benzemesi Bahçeli’nin kendi kişisel başarısı değil, belirlenen çok yönlü politik yönelimlerinin bir parçasıdır.

Dördüncüsü, MHP, AKP’nin politik yönelimleri üzerinde doğrudan etkide bulunarak aynı zamanda AKP’nin toplumsal tabanını da etkiyor. AKP’nin ciddi oranda oy kaybediyor ancak milliyetçi taban MHP’ye yöneliyor. 31 Mart 2018’de yapılan yerel seçimler bunun somut bir örneğidir. MHP kazandığı 11 belediyenin 8’ini AKP’den alması bir tesadüf değil, tersine MHP’nin AKP’ye karşı izlediği siyasetin bir sonucudur.

Beşincisi, MHP, AKP hükümeti içerisinde de etki alanı oluşturmaya başladı. Örneğin Soylu’nun İçişleri Bakanlığı’nda kalmaya devam etmesi MHP’nin ve özellikle Bahçeli’nin gösterdiği ısrar üzerinedir. Erdoğan, gelecekte kendisine ve özellikle Maliye Bakanı Albayrak’a karşı en güçlü potansiyelin Soylu’da olduğunu biliyor ve onu etkisiz kılmak istediği hemen herkesin bildiği bir gerçekliktir. Ancak Bahçeli’nin onay vermemesi nedeniyle bu değişiklik yapılamıyor. Bir bakıma kimin bakan olacağının belirlenmesinde MHP’nin önemli bir etkisi var. Yani MHP’nin onayını almamış birinin bakan olması oldukça zor görünüyor.

Altıncısı, başta Selahattin Demirtaş’a olmak üzere HDP’ye yönelik operasyonlar, Bahçeli-Erdoğan tarafından belirlenen ortak hamlelerdir. Bahçeli, önümüzdeki süreçte, hükümet değişikliğinin kaçınılmaz hale geldiği bir durumda özellikle Kürt seçmen kitlesinin toplandığı HDP’yi politik denklemin dışına çıkartıp etkisiz kılmak için bütün gücünü kullanıyor. Erdoğan da, kişisel iktidarını koruyabilmek için bu süreci pratik olarak yürütüyor. HDP’ye yönelik operasyonların hem Kürtlerin politik gücünün kırılması hem de muhalefet arasında olası bir ittifakın kurulmasını engellemeye yönelik olduğu açıktır.

Yedincisi, AKP, doğrudan MHP’nin belirlediği dış politikayı uyguluyor. AKP’nin yaşama geçirdiği Irak, Suriye, Libya, Kıbrıs, Yunanistan, Doğu Akdeniz, Ermenistan merkezli bölgesel dış politika, esasen MHP’nin belirlediği bir stratejidir. Bu bölgelere yönelik Bahçeli’nin kamuoyuna açıkladığı politik değerlendirmelere uygun olarak AKP’nin hamleler yaptığını görmemiz mümkün. Özellikle Kıbrıs-Yunanistan-Türkiye merkezli rekabet ve gerilim politikasının ve Ermenistan-Azerbaycan arasındaki çatışmaların devam etmesi doğrudan MHP ve Bahçeli tarafından yapılan açıklamalara uygun bir şekilde yaşama geçiriliyor.

Sekizincisi, MHP, sistemin geleneksel kurumlarında güç olmaya çalışıyor. Yargıda önemli bir güç haline gelen MHP, İçişleri Bakanlığı ve Silahlı Kuvvetler içinde de kontrolünü artırmaya çalışıyor. MHP, belirlenen stratejiye uygun olarak Türkiye Barolar Birliği ve Türk Tabipleri Birliği gibi kurumları da dizayn etmeye çalışıyor. Bahçeli, baroların yapısını değiştirmeye yönelik düzenlemenin çıkmasını sağladı ve aynı sürecin bir parçası olarak TTB de hedef tahtasına kondu.

Dokuzuncusu, MHP-AKP iktidarının en önemli hedefi Anayasa Mahkemesi’dir. Anayasa Mahkemeleri dünyanın hemen her ülkesinde devlet adına en üst organ olarak işlev görür. Cumhurbaşkanlarının kararları sorgulanır ve değiştirilir ama Anayasa Mahkemelerinin kararları mutlaktır ve değiştirilemezler. Bugün Anayasa Mahkemesi niteliksel olarak iktidardan bağımsız hareket edememesine rağmen Demirtaş, Kavala ve Enis Berberoğlu davalarında vermiş olduğu karar MHP-AKP iktidarını ciddi oranda rahatsız etti. Soylu ve Bahçeli çok açık bir şekilde Anayasa Mahkemesini hedef alan açıklamalar yaptılar. Bahçeli, Anayasa Mahkemesinin yapısının değiştirilerek yeni sisteme uygun şekilde Cumhurbaşkanına bağlanması gerektiğini belirtti. Böylelikle Anayasa Mahkemesinin doğrudan kontrol altına alınarak muhalefetin Anayasa Mahkemesine yapacağı olası başvurular bütünüyle etkisiz kılınmak isteniyor.

MHP hukuk tanımayacak

İktidarın büyük ortağı MHP, seçimlerin 2023 yılında yapılmasındaki ısrarını sürdürüyor. Küçük ortak AKP de, MHP’nin açıklamalarını teyit ediyor. Her iki ortak da seçimlerin zamanında yani 2023 yılında yapılacağını açıkladı. Ancak hem iç politik durum hem de bölgesel ve uluslararası gelişmeler dikkate alındığında önümüzdeki yıl içerisinde erken genel seçimlerin yapılması yüksek bir olasılıktır. MHP merkezli iktidar gücünün, muhalefetin kazanması ya da Cumhur İttifakının kaybetmesi durumunda seçim sonuçlarını tanımayarak iptal edilmesi için harekete geçmesi sürpriz sayılmaz. Bu nedenle hem Yüksek Seçim Kurulu’nun hem de Anayasa Mahkemesinin kontrolü son derece önem arz ediyor.

Erdoğan’a açıktan hem de kamuoyuna yansıtacak şekilde hakaretlerde bulunan Çakıcı’nın serbest bırakılması önümüzdeki süreçte oluşturulmak istenen politik dengelerle doğrudan ilişkilidir. Aynı şekilde 1990’lı yılların faili meçhul cinayetlerinin önden gelen isimleri olarak bilinen eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, emekli korgeneral Engin Alan, emekli albay Korkut Eken ve Çakıcı’nın bir araya gelip kamuoyuna poz vermeleri, doğrudan politik bir mesajdır, tehdittir. Bu organizasyonun arka planında MHP’nin olması kimseye sürpriz gelmez. Bu fotoğraf ile muhalif güçlere yönelik “yeniden 1990’lı yıllara döneriz” tehdidi, devletin politik stratejisinin bir parçasıdır.

Sonuç

Türkiye’nin politik denkleminde daha sert bir sürece girilmesi yönünde sinyaller çoğalırken 2021 yılında erken genel seçimin yapılmasının nesnel koşulları da beliriyor. İktidardaki ikilinin toplumsal dayanaklarının ciddi oranda eridiğine dair çok sayıda veri var. Büyük ve küçük ortaklar yani fiili gölge cumhurbaşkanı Bahçeli ve görüntüdeki patrik uygulayıcı Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidardaki pozisyonlarını korumak için hem politik hem de devletin iç kurumsal dengeleriyle oynamaya devam etseler de istenilen sonucu elde etmeleri oldukça zor görünüyor. Hem uluslararası ve bölgesel ilişkilerde yaşanan ciddi sorunlar hem içte kontrolsüz bir şekilde gelişen ekonomik ve toplumsal sorunlar, iktidarın varlığını aynı şekilde sürdürmesini olanaksız hale getirmiş durumda. Hukuk dışı müdahaleler de iktidarın kalıcı bir biçimde korunması imkanını sunmuyor.

Burada önemli olan toplumsal muhalefetin örgütlenmesinin ve birlikte güç olmak için daha etkili politikaların geliştirilmesinin sağlanmasıdır. Birbirine karışmış olan ‘büyük-küçük’ iktidar ortaklarının varlıklarını sürdürebilmelerini, onların başarısı değil muhalefetin başarısızlığı sağlayacaktır.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.