Zafer Partili Bartu Soral Türkiye’nin en canı yakıcı sorunu olan Tarım ve hayvancılığa neşter vurdu!

Zafer Partisi GİK Üyesi Bartu Soral’dan dikkat çeken Tarım ve hayvancılık açıklamaları geldi.

Zafer Partili Bartu Soral Türkiye’nin en canı yakıcı sorunu olan Tarım ve hayvancılığa neşter vurdu!

Zafer Partisi GİK Üyesi Bartu Soral’ın açıklamaları şu şekilde:

Gıda enflasyonu toplumun en can yakıcı sorunu. Sadece aşırı yükselen gıda fiyatları değil, artan dünya nüfusunu da düşününce kıtlık kapıda. Türk tarımı neden bir türlü dev bir marka olamıyor? Milletin efendisi olan köylü neden toprağı, ekimi bırakıp, şehirlere göçtü? Potansiyelimizi, yapılmayanları ve çözümleri inceledim. Tarım geleceğimizdir, hepimiz sahip çıkalım.

1) Türkiye 780 bin kilometrekare. Bunun 239 bin kilometrekaresi tarım alanı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde mayınlı, dolayısıyla hiç ekilmemiş tahmini 10 bin kilometrekare verimli toprak bulunuyor. Ayrıca son 15 yılda çiftçi yaklaşık 27 bin kilometrekarelik toprak üstünde çiftçilik yapmayı bıraktı. Çünkü zarar ediyor. Verimli ve sulanabilir 40 bin kilometrekarelik tarım alanı sulanmıyor. Bu potansiyele karşılık Türkiye tarımda dış ticaret fazlası veremezken, 41 bin kilometrekarelik Hollanda yıllık 35 milyar dolar dış ticaret fazlası veriyor, yani kar ediyor.

2002 yılında Türkiye’nin yüzde 37’si kırsal nüfustu, bugün yüzde 7’ye geriledi. Çiftçi Sendikasına göre 2014 yılında her 1 dakikada 5 çiftçi iflas etti. Köylerden büyükşehirlere göç etti. 1980’de 85 milyon olan canlı hayvan varlığımız 55 milyona geriledi.

2) Anadolu toprakları endemik tür açısından dünyanın en zenginlerinden. Klimatolojik olarak dünyada 3 farklı iklim mevcutken Anadolu topraklarında 6 farklı iklim hüküm sürüyor. Yani ülkemizde yetişmeyecek hiçbir ürün yok. Topraklarımız kükürt ve bor açısından çok zengin olduğu için yetişen bitkiler insan sağlığı açısından paha biçilmez öneme sahip. Planlanır ve doğru politikalar uygulanırsa, dünyanın bir numaralı tarım markası haline gelecek bir potansiyel elimizin altında. Ama uygulanmıyor! Alenen Türkiye’ye ihanet ediliyor!

3) Dünya Bankası’nın doğrudan gelir desteği! Türkiye 2005’de tohum, gübre, ilaç ve mazot gibi çiftçinin üretim girdilerine verdiği desteği kaldırdı. Onun yerine Dünya Bankası’nın istediği doğrudan gelir desteğini getirdi. Yani toprak sahibiysen, her ay gidip devletten para alıyorsun, ekmene gerek yok! Çiftçiyi üretimden kopartma politikası. Siz ileri götürmek için hazırlanıp sektörü geriye götüren bir politika gördünüz mü? Acaba zaten geri götürmek için mi uygulandı?..

4) Çözüm: Tarım ve hayvancılıkta ne yapacağız?

Elbette böyle devam etmeyecek. Sırasıyla tarım ve hayvancılıkta neler yapacağımızın ana hatlarını çiziyorum; tarımda bölgesel ve iklimsel verimlilik haritası çıkartılacak. Nerede, hangi ürün ekilirse verimlilik yüksek oluyor, bu saptanacak. Ardından Türkiye’nin ürün ihtiyaç planlaması yapılacak. Kısa, orta, uzun vade. Böylece ürün bazlı bir yol haritası oluşacak. Devlet çiftçinin girdilerini destekleyecek; en az Avrupa ülkeleri kadar. Özelleştirilen TİGEM, Devlet Üretme Çiftlikleri, YEMSAN, İGSAŞ, TZDK gibi kurumlar, modernize edilerek tekrar kamu kuruluşu haline getirilecek. Devlet çiftçi için yerli gübre ve tohum üretecek. Mazottan vergi alınmayacak. Korkmayın. Üretip kar eden çiftçinin ödeyeceği vergi oluşan kaybı kapatır. Ziraat Bankası Doğan medyanın yandaşlar tarafından satın alınmasına kredi vermeyecek (!), asli görevine geri dönecek, çiftçiyi üretmesi için destekleyecek. Tarımda dış ticaret açığı bitkisel yağ, yağlı tohum ve küspe ithalatından ötürü oluşuyor. Halbuki yağlı tohumu işledikçe küspe üretilebiliyor. Bitkisel yağ sanayinin kapasite kullanım oranı yüzde 49’ indi. Neden?..

5) Çiftçi için ürünü üretmek kadar satmak da zor. Ürün fiyatı tekellerin elinde oyuncak. Neden? Çünkü tarımsal ürünlerin fiyatına müdahale eden, çiftçiyi koruyan yapılar artık yok. Tarım Satış Kooperatifleri, TMO, Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu gibi yapıları ya kapattılar veya işlevini değiştirdiler. Halbuki tarımsal üretimin en önemli aşamalarından birisi de fiyatlama ve pazarlama.

Çiftçi üretimi biliyor ama pazarlamacı değil. Karşısında ya aracı, ya tekel veya büyük bir uluslararası şirket. Ürünü için “şu kadar para” dedi mi çaresiz ve örgütsüz. Ne beraber hareket ettiği bir kooperatif ne onu uluslararası sermayeye karşı koruyan bir devlet.

6) Hemen; üretim ve satış kooperatifleri ile piyasaları ve fiyat oluşumlarını kontrol eden kamu kurumları yeniden yapılandırılacak. Çıktı fiyatları kontrol edilecek, çiftçiye sahip çıkacak mekanizmalar işleyecek. Çiftçi üretime konsantre olacak. Ürününden kazanacak. Kimi üründe ürün borsası kurulacak. Elbette borsa küresel tekellerin kontrolü altında olmayacak. Yani devlet girdi ve çıktı süreçlerine müdahale edecek ve denetleyecek. Serbest piyasa rekabetçi ve kontrollü olacak.

7) Verimlilik haritası ve ürün ihtiyaç planı kapsamında tarım sanayinde kümeleme çalışması hazırlanacak. Yani tarım ürünlerini işleyecek fabrikalar, soğuk hava depoları, seralar aynı bölgede yer alacak. Tedarik sistemi hızlanacak ve maliyet düşecek, kurulacak fabrikaya 12 ay boyunca ürün girdisi sağlanacak. Tarım sadece ham ürün olarak değil, işlenmiş olarak da ülkeye kazandırılacak.

Ve toprak reformu… Size dünya tarihinden toprak reformu örneklerini, tecrübeleri ve sonuçları ayrı bir bilgisel ile anlatacağım.

HAYVANCILIK: Verimlilikte yerli ırk bir ithal ırk üç veriyor. Neden? Çünkü ithal ettiğimiz ülkeler seleksiyon yöntemi ile verimlilik çalışması yaptı, ırkları ıslah etti. Biz ise onlarınkini ithal ettik! Kendi ırkımızın verimliliğini arttıracak çalışmaları ciddi bir biçimde ele alacağız. Hayvancılıkta en önemli maliyet yem. Çözümü çeşitli; ilk sırada meralarımız var. 1960 yılında 287 bin kilometrekare olan mera alanları, bugün 146 bin metrekareye geriledi! Oysa mera hayvancılığına uygun bir coğrafyamız var. Meraları ıslah edip hayvancılığa kazandıracağız. Yem bitkileri için, doğru coğrafi ve mikro iklimler saptanarak, özel teşvikler getirilecek. Bunları yaptıkça maliyet düşer, hayvancılığın cazibesi artar.

Yılda 800 bin buzağı ölüyor! Şaşıracağınız bir bilgi vereyim; yılda 600 bin canlı hayvan ithal ediyoruz. Buna karşılık ülkemizde yılda 800 bin buzağı ölüyor! Neden? Barınaklar çok bakımsız, çiftçi bu konuda eğitimsiz, ithal hayvanla gelen hastalıklar çok ve veterinerlerimiz yetersiz. Yani biz ithal hayvana ödeyeceğimiz parayı bu eksikleri gidermeye harcasak, bırakın girdi çıktı desteklerini, sadece buzağı ölümünün önüne geçsek, ithal ete harcadığımız para cebimize kalacak. Bunu kim yapacak? Bugün tasfiye edilmiş olabilirler. Ama bu ülkenin iyi yetişmiş, bilgili, deneyimli, yurt sever ve göreve hazır pek çok bürokratı var.

Bir gün yurtsever bir siyasi kadro bu halkın oyunu alacak ve iktidar olacak. O gün Türkiye'yi tekrar kalkınma rotasına girecek, üretecek, üretileni adil paylaşacak. Yoksulluğu ve kavgayı değil mutluluğu paylaşacağız.

YORUM EKLE