Yazarlarımızdan İrfan Sönmez'in yeni kitabı yayınlandı. "Oslo'dan Habur'a Baronların Savaşı Kayıp Barış" isimli kitapta, 2005'te başlayıp, 2015'de biten  PKK/Hükümet görüşmelerinin arka planına mercek

Kitabı okuduğunuzda insanı dehşete düşüren ayrıntılarla karşılaşıyor, sürecin bazı aktörleri ile ilgili kanaatleriniz yüz seksen derece değişiyor. Sönmez’le işte bu kitabı ve yeni çalışmaları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

NİÇİN YAZDIM?

-Sn Sönmez ayrıntıya girmeden önce bu kitabı yazmaktaki amacınızın ne olduğunu sormak istiyorum.

Her çalışmanın bir amacı vardır. Amaçsız yazı olmaz. Hepimizin yaşadığımız, nefeslendiğimiz, şehit kanıyla sulanmış bu vatana karşı görevlerimiz var.Ülkeler sadece silahla korunmaz, aynı zamanda kalemle de korunması gerekir. Kalemle desteklenmeyen bir mücadele hedefine ulaşamaz.Kıblesini kaybetmemiş her aydın kalemiyle nöbeti tutan bir vatan bekçisidir. Bizimki de bir nöbettir. Amacım neydi? amacım Oslo ve Çözüm Sürecinin arka planını göstererek hem aynı hataların tekrarına mani olmak hem de vatandaşı uyararak bu tip girişimlere karşı uyanık olmasını sağlamaktır.

-Kitap görevini yaptı mı?

Yapacak, yapıyor. Daha yeni raflarda yerini aldı. Diğer kitaplarım gibi büyük ilgi göreceğini umuyorum.  Biz seferle, anlatmakla görevliyiz. Almak isteyen alır.Gerisi bu milletin basiretine kalmıştır.

-Uyarı diyorsunuz, bir daha aynı hatalara düşülmemesi için diyorsunuz, Neden uyarı, hangi hatalar?

Oslo ve Çözüm Süreci ayrı ayrı süreçler değil. PKK ile yapılan görüşmelerin farklı safhaları. Bize hep PKK'nın sınır dışına çıkıp silah bırakacağı anlatıldı. Eleştirenler kan dökücü ilan edilerek susturuldu.

NE KARŞILIĞINDA BARIŞ?

-Öyle değil miydi?

Daha  demin sorduğunuz sorunun cevabını vermedim, öyle değildi. O kadar basit olsaydı bu iş çoktan bitmiş, Türkiye farklı bir dünyaya uyanmış olurdu. Bize hep barış havucu gösterildi, ne karşılığında olacağı hiç bir zaman faş edilmedi. Silahların susmasından başka bir şey gösterilmeyen insanlar doğal olarak süreci desteklediler. İktidarın algı operasyonlarının bir parçası oldular. PKK'nın her şeyden vazgeçtiğini düşündüler. Oysa durum çok farklıydı. PKK silahla, terörle ne istemişse müzakerede de aynısını istiyordu?

-Ne istiyordu?

PKK silahı şantaj aracı olarak kullanıp kendine ayrı bir egemenlik alanı istiyordu. Şu şu yerlerden çekilin, bayrağınızı indirin, oraları biz yönetelim, kalan yerleri de birlikte yönetiriz diyordu. Ama biz hiç bir zaman PKK'nın ne istediğini öğrenemedik. Özellikle Çözüm Süreci boyunca  toplum barış isteyenler istemeyenler diye ayrıştırıldı. PKK'nın varlığı gölgelendi, yaptığı ihanetler unutturuldu, barış isteyen bir Örgüt ile barışa karşı çıkan bizim gibi hainler vardı.

-Barış istemiyor muydunuz?

Barış, devletler arasında olur. Bir örgütle barış olmaz silah bırakma, teslim olma anlaşması olur.Hepimiz silahların susmasını isteriz ama bu vatan toprağının bir kısmını birilerinin kontrolüne vererek terör örgütünü, ulusal kurtuluş ordusu haline getirerek olmaz.

ÖCALAN DEĞİŞTİ Mİ?

-Ama Öcalan değişti, barışı seçti, yaşatmayı seçti diyorlardı?

Öcalan değişmedi, bunu kendisi söylüyor: Demirtaş soruyor;" Öcalan bağımsızlıktan vazgeçti diyorlar ne diyorsun? Öcalan cevap veriyor; "hiç bir şeyden vazgeçmedim, her şeyin bir zamanı var, ben sadece arabayı atın önüne bağlamayın diyorum" diyordu. Yani sonranın işini öne almayın. Önce bu isteklerimizi alalım zamanı gelince kalanları da alırız diyordu. Değişen bir Örgüt veya başı yoktu. Değişen Türkiye'yeydi. Değişen ülkeyi yönetenlerin olaya bakış tarzıydı.

-Nasıl bakıyorlardı?

Onlar Öcalan güzellemeleri ile bu işi çözeceklerini sanıyorlardı. Ama bunun bu millet tarafından asla kabul edilmeyeceğini tahmin etmiyorlardı. Alıştıra alıştıra istediklerini yapacaklarını sanıyorlardı. Zaman içinde vatandaş nereye götürüldüğünü anladı bu yalan rüzgarından aklını kurtararak Sürece şüpheyle bakmaya başladı.

-Yani böyle bir sürecin başlatılması yanlış mıydı?

Başka ülkeler de benzer problemler yaşadılar. Mesela Kolombiya'da FARC. Hiç bir ülke terör örgütü ile oturup devletin biçimini, şeklini değiştirecek pazarlıklara girişmedi. Elinde silah olanla o silahı bırakması konuşulur. Gelin sizi devletin kurucu unsuru yapalım, istediğiniz şekle dönderelim denilmez. Dışarıda herkes PKK silah bırakacak, her şey güzel olacak derken,PKK ve İmralı hayal görüyorlar önce AKP ev ödevini yapsın diyordu.

-Ev ödevi neydi?

Hükümete o kadar çok ev ödevi verdiler ki sadece şuydu diyerek işin içinden çıkmak mümkün değil. Mesela Andımız'ı kaldırın dediler, AKP emredersiniz dedi, kaldırdı. Mesela Kürtçe propaganda serbest olsun dediler iktidar baş üstüne dedi yaptı., Mesela akil insanlar heyeti kurun dediler, hükümet kurdu, mesela radyo televizyonlarda 24 saat Kürtçe yayın olsun dediler AKP peki dedi. Mesela Kürt Dili ile ilgili kürsüler kurulsun denildi kuruldu.Anayasayı değiştirin dediler iktidar partisi kabul etti. Vatandaşlık tanımı değişsin dediler hükümet tamam dedi. İktidar PKK'nın hiç bir teklifine hayır demedi.

NEYE KARŞILIK SİLAH BIRAKMA?

-Peki bunların karşılığında Türkiye ne alacaktı?

Türkiye almayacak verecekti. Toprağının bir kısmını PKK'nın egemenliğine verecekti, Türkiye bir şey almayacaktı ama Erdoğan  çok istediği başkanlığı olacaktı. Pazarlıkların bir parçası da PKK'ya istediklerini verip karşılığında Erdoğan için başkanlık alabilmekti. O tarihte yandaş yazar Hilal Kapan'ın bunu teyit eden yazıları var. Kitapta bunları ayrıntıları ile anlattım. PKK süreç bitene kadar adım adım taleplerinin büyük kısmını aldı, geriye özerklik kalmıştı, iktidar zamana yaymak PKK hemen diyordu. Bu da görüşmelerin bitmesine neden oldu.

-Siz özerklik diyorsunuz ama o zaman bu hiç gündeme gelmedi?

Geldi aslında ama anlamak istemeyen anlamadı. Dönemin başbakanı sayın Erdoğan il il dolaşıp Osmanlı'da da eyalet vardı demiyor muydu? Bunu niye diyordu? Spor olsun diye mi? Toplumu alıştırmak için diyordu. Ama alıştıramadılar. Bu millet milyonlarca kilometre toprağını kaybetmiş bir millet. Balkanların, Girit'in nasıl gittiğini biliyor. Osmanlı'dan ayrılan toplumların çoğu önce özerklik sonra bağımsızlık kazandılar. Özerklik bağımsızlığa giden yolda son aşamadır.

-Hatırlıyorum Osmanlı örneğinden harekele eyalet güzellemeleri yapılıyordu.

Sadece hükümet mensupları yapmıyordu. Öcalan ve diğerleri de yapıyordu. Öcalan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik şartından çekinceler kaldırılacak,idari ve mali özerklik olacak, herkesin bayrağı olacak, her toplumun meclisi başbakanı olacak diyordu. HDP sözcüleri Diyarbakır başkent olacak diyorlardı. Bir devlette iki başkent olur mu? İki başkent iki devlet demektir.Süreç sonuna kadar gitseydi bir gün çok farklı bir Türkiye'ye uyanacaktık.

-Peki süreç niçin anlaşma ile bitmedi?

6-8 Eylül Kobani olaylarında 50 civarında insanımız öldü. Araçlar, evler, resmi kurumlar Ziya Gökalp müzesi tahrip edildi. Devlet insiyatifi kaybetti. Kobani olayları Öcalan ile Demirtaş'ın çağrısı ile başladı, hükümet olayları durduramayınca Apo'dan yardım istedi. Apo'nun el yazısı ile yazdığı mektubu Sırrı Süreyya Önder Kandil'e götürdü, Kandil emir verdi olaylar bitti. Kobani olayları Örgüte büyük özgüven kazandırdı. Barzani'nin peşmergeleri Türkiye üzerinden Kobani'ye geçip Kobani'yi İŞİD'in eline geçmekten kurtardılar. Peşmergelerle beraber PKK militanları da gitti. Bunu halktan gizlediler. Şimdi de Suriye'nin bütünlüğünden yanayız diyorlar. O bütünlük bizim akıl dışı politikamız yüzünden bozuldu. Bugün Suriye'de devletimsi bir PKK yapılanması varsa sorumlusu mevcut hükümettir. Merkezi yönetim zayıflatılınca nelerin olacağını ya hesap edemediler ya da hesap ettiler böyle olmasını istediler.Kobani olayları her iki tarafta da güven bunalımına neden oldu.

-Bundan hareketle mi özerklik diyorsunuz?

Hayır başka birçok bilgi var kitapta. Okuduğunuz zaman Türkiye'nin ölümün kıyısından döndüğünü göreceksiniz. Görüşmelerde bulunan bürokratların açıklamaları, ifşaatları var.Kandil'in açıklamaları var.Öcalan'ın HDP heyetine anlattıkları var. Siz bakmayın bazılarının bugün birden bire HDP karşıtı kesilmesine. HDP karşıtlıkları onun ayrılıkçı politikalarından çok, desteğini almak maksadına matuf. Biraz da dün yaptıkları hataları keskin HDP karşıtı görünerek örtmek istiyorlar. Büyük hatalar yaptılar, bedelini yargıda ödenmesi gereken hatalar... Biraz ondan biraz HDP'yi yanlarına çekmek için sert görünümlü bir politika izliyorlar.

SÜREÇ BOYUNCA YAPILAN HATALAR

-Ne gibi hatalar?

Buraya kadar anlattıklarım zaten hata değil mi? Dahasını istiyorsanız söyleyeyim,askere operasyon izni vermediler. PKK şehirlere indi. Silahları ile Van gibi illerde gösteri yaptılar. Nevruzlar örgütün gövde gösterisine dönüştü. Örgüt kentlere inerek buralar bize devredilecek diyerek kendilerine mesafeli alanlarda yeni taraftarlar edindiler. Örgüt propagandası serbest, karşıtlığı yasak hale getirildi. Öcalan göklere çıkarıldı.Bütün yol haritaları Öcalan tarafından hazırlandı. Örgüt liderliğinden siyasi liderliğe terfi ettirildi. Örgütle nasıl bir anayasa yapılacağı bile konuşuldu. Öcalan İmralı'ya gelip gidenlere devlet kuruyorum diyordu.  Her topluluğun bayrağı, hükümeti olacak diyordu. Anayasa yapıyoruz diyordu. Bunları övünmek için söylemiyordu, mutabakata varılmış konular bunlardır diyordu.  Daha ne desindi.? Bu sözlerin ne anlama geldiğini bilmemek için ancak akıl ve vicdanı mühürlü olanlardan olmak gerekir.

-Halbuki Öcalan yakalandığında hizmete hazırım diyordu?

Evet öyle diyordu. terörle mücadelenin yollarından biri örgütü başsız bırakmaktır. Başsız bırakma, ya yakalayıp içeri tıkma, örgütle irtibatını kesme, yahut etkisiz hale getirmektir. PKK lider merkezli bir örgüttür. Başı var olduğu için o gövde vardı. O başın örgütle irtibatını kesmediler. Öcalan avukatlarını PKK başkanlık konseyine aldı, onlar üzerinden örgütü yönetti, hükümet seyretti. Öcalan itirafçılığa hazırdı onu sorgulayanlar bunu yapamadılar. Şimdi kitap yazıp şöyle sorguladık böyle sorguladık diye hava atıyorlar. O dönem siyasetçilerinin, bürokratlarının vizyonsuzluğu yüzünden Öcalan hem hayatını kurtardı hem de örgütünü yönetmeye devam etti.Birileri örgütü yaşatmak için bilinçli olarak Öcalan'ı yaşattı.

-Evet okudum, yargılama sürecinde Öcalan halktan özür dileyip artık hizmet etmek istediğini söylüyor, beni kullanın diyor.

Yani böyle diyen bir adamı akıllı bir yönetim paçavraya çevirir. Ki Öcalan'ın bir fiske yemeden çözülmesinin Örgütte, hapishanelerde, Avrupa'da çok büyük etkisi oldu. Birçok insan örgütle arasına mesafe koydu. Hapishanelerde koğuşlar ayrıldı.Ne yazık ki bunları değerlendiremedik. Ne kadar hayıflansak azdır.

-Kitapta çok ilginç bilgiler var mesela Öcalan'a selam gönderen veya Öcalan'ın selam gönderdiği isimleri tek tek yazmışsınız, buna niçin gerek gördünüz?

Şundan gerek gördüm, orda geçen isimlerin çoğu toplumda PKK sempatizanı olarak bilinmez. Bunlar sosyal demokrat Liberal şucu bucu maskesi taşırlar. Vatandaş da bunların yazdıklarını peşin bir kabulle okur. Etkilenir, zehirlenir.İstedim ki okudukları insanların gerçek yüzlerini görsünler. Çözüm sürecinde Örgüt istediğini alacak düşüncesiyle bir çoğu maskesini indirerek Öcalan'a selam gönderme yarışına girdi. Bu isimleri tanımak bu milletin hakkı.

-Kitapta en çok tuttuğum bölümlerden biri PKK'nın ve benzer örgütlerin Ortak vatan, eşit vatandaşlık, anayasal vatandaşlık, self-determinasyon, ana dilde eğitim ve diğer bir çok konunun arka planını gayet başarılı ve açık bir şekilde ortaya koyması.

Bu konulara bazı değerli yazarlar kitap veya makalelerinde parça parça yer vermişler. Ama bilgi sahibi olabilmeniz için onlarca kitap karıştırmanız gerekiyor. Bu konular ilk defa bir kitapta bir araya getiriliyor. PKK'nın her talebi aynı noktaya çıkıyor; ayrışma. Kitabı okuyanlar artık PKK'nın dilini daha iyi anlayacaklar.Düşüncelerine çok değer verdiğim bir siyasetçi bu kitap her politikacının elinde olmalı dedi. Kitabın yazarı olduğum için kendime bir pay çıkarmak istemiyorum. Ama bölücülük tartışmaları ile ilgili bir boşluğu dolduracağına inanıyorum.

- Bu sürecin hiç mi faydası olmadı?

Oldu mu,keşke olsaydı. HDP yüzde 6'dan 13'e çıktı. Buna fayda mı diyelim? Süreçte kentler silahla dolduruldu,Hendek Terörüne yüzlerce şehit verdik buna fayda mı diyelim? En önemlisi Türk insanının PKK ve Öcalan'la ilgili son derece doğru kanaatleri vardı. insanımızı zehirlediler. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu tefrik edemez hale getirdiler. En büyük tahribatı insanımızın zihin dünyasında yaptılar. Faydası oldu mu sorusunu Pervin Buldan'ın " bizi kızdırmayın Çözüm Sürecinde bize verdiğiniz sözleri açıklarız" sözüyle değerlendirin. Erdoğan başkan olsun diye o kadar çok şeye evet dediler ki duyduğunuzda hayretler içinde kalacaksınız. Onun için de kitabın okunması gerekiyor.

-Son bir soru, kitabın yazılması uzun sürdü mü?

Bir kitabı 6 ayda bir yılda yazabilirsiniz. Ama onun arkasında 10 yıllık 20 yıllık okumalar vardır. Yazar okuyarak araştırarak bir esere hamile kalacak noktaya varır, bunu hisseder, işte o aşamada yazılım başlar bizimki de öyle oldu.