Koray Aydın'ın Bütçe Komisyonu Konuşması

Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın 2014 yılı bütçe görüşmelerinde MHP adına söz alan Aydın, "Sözde 'Çözüm ve Barış Süreci' adı altında yapılan uygulamalar, Milli Savunma ve Güvenlik politikalarımızı zaafa uğratmıştır" dedi.

Koray Aydın'ın Bütçe Komisyonu Konuşması

Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın 2014 yılı bütçe görüşmelerinde MHP adına söz alan Aydın, "Sözde 'Çözüm ve Barış Süreci' adı altında yapılan uygulamalar, Milli Savunma ve Güvenlik politikalarımızı zaafa uğratmıştır" dedi. 

 Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştıracak birçok operasyonların yürütüldüğünü vurgulayan Aydın, "Sözde Çözüm ve Barış Süreci adı altında yapılan uygulamalar, Milli Savunma ve Güvenlik politikalarımızı zaafa uğratmıştır. Ayrıca bilindiği üzere, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak, itibarsızlaştırmak ve etkisizleştirmek için yürütülen operasyonlar sonucu, komuta kademesinin önemli bir bölümü darbeye teşebbüs gerekçesiyle mahkum edilmiştir. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na atanacak Oramiral kalmamış, mevcut Deniz Kuvvetleri Komutanımız atandıktan 8 ay sonra Oramiralliğe terfi etmiştir.
AKP iktidarı maalesef, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yerleşik teamüllerini yerle bir etmeyi marifet saymıştır. Yaşananlara tepki gösteren birçok subay istifa etmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bütün bu süreçten olumsuz etkilenmiş, askerimizin morali bozulmuştur" diye konuştu.

AKP iktidarına yüklenen MHP'li Adyın, "AKP iktidarı, sadece askeri personelin değil, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapan sivil memurların sorunlarını da görmezden gelmektedir. Çalışma, izin ve disiplin yönüyle askeri personel sayılan Sivil Memurlarımız, maaş konusunda ise normal memur sayılmaktadır. Sivil Memurlarımızın durumu aynen Almanya’da çalışan vatandaşlarımızın durumu gibidir, Türkiye’de Almancı, Almanya’da Yabancı" şeklinde konuştu.

UZMAN ERBAŞLARIMIZ VE AİLELERİ PERİŞAN DURUMDADIR

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Uzman Erbaşlarımızın durumu ise içler acısıdır. Yapılan bütün iyileştirmelerden mahrum bırakılan Uzman Erbaşlar, kendi kaderleriyle baş başa kalmışlardır.
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki, Subay, Astsubay, Uzman Jandarma, Sivil Memur kadrolarının tamamına çalışma yıllarına göre ek gösterge hakkı getirilmiştir. Sadece Uzman Erbaşların ek göstergesi yoktur.
Uzman Erbaşlara da, tahsil ve kıdem yılarına göre, ek göstergeleri verilmeli, bu haksızlık ve adaletsizlik acilen giderilmelidir.
Uzman Erbaşların sağlık ve disiplin mevzuatı da benzer görev yapanlarla eşit hale getirilmelidir. 
Yürürlükteki mevzuata göre Uzman Erbaşların 90 günü aşan hava değişimi ve rapor hallerinde orduyla ilişkileri kesilmektedir. Sadece kanser ve bazı hastalıklar ilişik kesmekten istisna tutulmuş, ancak trafik kazası sonucu oluşan ağır yaralanma ve sakatlanmalar unutulmuştur. 
Uzman Erbaşlarımızın yaşadığı bir diğer sorun da emeklilik sorunudur. 45 yaşına gelen Uzman Erbaşlar, “Maaşlı emekliliği hak edene kadar” Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde sivil memur olarak çalışmakta, süreleri dolar dolmaz da zoraki emekli edilmektedirler. 
Uzman Erbaşların kumu kurum ve kuruluşlarının kadrolarına aktarılmaları mevzuatı ise kurumların keyfine bırakılmış, kapsayıcı ve zorlayıcı bir düzenleme yapılmamış, özelleştirme mağdurları için yapılan uygulama bu kardeşlerimizden esirgenmiştir.

 


ASTSUBAY İNTİHARLARI TÜRK MİLLETİNİN VİCDANINI KANATMAKTADIR
Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Astsubaylarımızın durumu da Uzman Erbaşlardan farksızdır.
Şimdi Astsubaylarımızla ilgili bana ulaşan çok üzücü bir bilgiyi buradan üzülerek paylaşmak istiyorum. 
Bakınız Kasım ayında 14 gün içinde tam 6 Astsubayımız çeşitli sebeplerle intihar etmiştir. 
Haberi bize intikal ettiren Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği kendilerince mobing, baskı, ekonomik yetersizlikler, hukuk dışı uygulamalar gibi sebepler belirtmişlerse de konu, derinlemesine araştırılmaya, incelenmeye ve çözüme muhtaçtır. 
Astsubaylarımız bu hükümete dertlerini anlatabilmek için daha ne yapmaları gerekiyor acaba?
Türk milletinin vicdanını kanatan Subay ve Astsubay intiharları derhal araştırılmalı, altında yatan sebepler her neyse ortaya çıkarılmalı ve çare bulunmalıdır.

ASKER ALMA SİSTEMİ YAPBOZ TAHTASINA DÖNMÜŞ, İPİN UCU KAÇMIŞTIR

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Hükümetin rayından çıkardığı asker alma sistemi, yap-boz tahtasına dönmüş, ipin ucu kaçmıştır.
Hepinizin bildiği gibi her defasında son kez denilerek bedelli askerlik düzenlemesi yapılmış, düzenlemede temel eğitim de kaldırılmış ve daha önceki konuşmalarımda değindiğim gibi, resmen “bedelli muafiyet” uygulamasına geçilmiştir.
Aklına esen AKP sözcüsünün bedelli açıklaması yapması, hem Sayın Milli Savunma Bakanı’nı hem de beklenti içinde olan on binlerce genci ve onların ailelerini zor durumda bırakmaktadır.
ASKER MİLLET İMAJIMIZ SARSILMIŞ,
ASKER KAÇAĞI SAYISI SİLÂH ALTINDAKİLERİ AŞMIŞTIR

Bedelli Askerlik uygulamasının sürekli gündemde tutulması başta olmak üzere, AKP iktidarının uyguladığı Milli Savunma politikaları gençlerimizi askerlikten soğutmaktadır.
Aralık 2013 tarihi itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki Erbaş ve Er sayısı 434 bin 797’dir. Oysa bu gün asker kaçağı sayısı bu rakamların üzerindedir.
Daha geçen yıl bedelli askerlikte “sezon sonu kampanyasını” yürürlüğe koyan iktidar, bu yıl ise asker kaçağı sayısındaki rekor artışı, rekor cezalarla önlemeye çalışmaktadır.
Oysaki önümüzdeki duran bu çelişkili tablo, AKP iktidarının eseridir. Tıpkı yazboz tahtasına çevirdiğiniz, elinize yüzünüze bulaştırdığınız eğitim ve sağlık sistemi gibi.

AKP İKTİDARININ GERİ ADIM ATMADIĞI KONU, 
KAVGALI OLMADIĞI KOMŞU KALMAMIŞTIR

AKP iktidarı, gerek Dış Politikada ve gerekse Milli Savunma Politikasında her defasında aynı hataları yapmakta, ama farklı sonuçlar beklemektedir. 
İktidarın dış politikadaki ufuksuz, basiretsiz ve tutarsız tavrı, maalesef Türkiye’nin savunma ve güvenliğine büyük zarar vermektedir. 
Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmelere özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Türkiye’nin güvenliği için hayati önem taşıyan doğu Akdeniz’de kurulan ittifakları görmezden gelemeyiz. Nitekim Kıbrıs Rum Yönetimi fırsatı kaçırmamış, vakit geçirmeden Mısır’la işbirliğine başlamıştır. Taraflar arasında Mısır'ın doğalgaz aramada Rum yönetimine teknik destek sağlaması ve ekonomik işbirliği konularında anlaşma imzalanmıştır.
Oysa bütün bunlar olmadan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu’nun uyarısı gazetelere yansımıştı. 
Sayın Eroğlu isyan etmiş ve şu tarihi uyarıda bulunmuş: “Türkiye kiminle ters düşerse, Rum ve Yunan orayla ilişkilerini geliştirmek, yeni anlaşmalar yapmak için harekete geçiyor. İşte İsrail, son olarak da Mısır. Eğer Mısır’la Yunanistan anlaşırsa bu bizi sıkıntıya sokar.”demiştir.
Lüzumsuz yere kavga ettiğiniz Mısır’la bizi getirdiğiniz durum, maalesef budur.
STRATEJİK DERİNLİK POLİTİKASI, AKDENİZ’İN DERİN SULARINA BATMIŞTIR

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Türkiye’nin güney sınırlarının güvenliği Antalya’dan, Mersin’den değil, Kıbrıs’ın da ötesinden başlar. 
AKP iktidarının tıpkı “stratejik derinlik” parolasıyla uygulamaya koyduğu dış politikası gibi, Milli Savunma Politikası da Akdeniz’in derin sularına batmıştır.
Güney sınırı derken, sadece Doğu Akdeniz’i kast etmiyoruz. Esas fecaat Suriye sınırımızda yaşanmaktadır. Malumlarınız olduğu üzere, ülkemizin komşularıyla en uzun kara sınırı, Suriye sınırıdır.
Sayın Başbakan’ın “kardeşim Esad söylemi, kanlım Eset”e dönüşmüş, bu U dönüşü, Türkiye’ye çok pahalıya mal olmuştur. 
AKP iktidarı, bölücü terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD’nin elebaşısı Salih Müslim’e yol vermiş, Salih Müslim de bu yoldan yürüyerek Kuzey Suriye’de Özerk Kürdistan kuracaklarını açık ve net bir şekilde ifade etmiştir.

Böylece AKP iktidarı, Türkiye’yi Suriye’de yeni bir batağa saplamış ve bölücü çevrelerin deyimiyle sözde “Batı Kürdistan”ı kendi elleriyle inşa etmiştir.
AKP iktidarı döneminde Türkiye, denizde gemisine operasyon yapılıp vatandaşları katledilen, havada uçağı düşürülen, karada şehirleri bombalanıp katliam yapılan bir ülke konumuna düşürülmüştür.
Son olarak yapılan araştırmalara göre bu bölgede Türkiye sözüne güvenilmeyen, yalancı ve herkesi arkadan hançerleyebilecek bir ülke algısına sahip olmuştur. Bu kötülüğü Türkiye’ye yapmaya ne hakkınız var?

TÜRKİYE’DE KÜRDİSTAN VE LAZİSTAN VAR DERSENİZ,
ÜLKEYİ KENDİ ELLERİNİZLE BÖLERSİNİZ

Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri,
Bölücü ve ayrılıkçı çevreler, “Kürdistan” diye diye bu söylemi maalesef Sayın Başbakana da kabul ettirmişlerdir. 
Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Başbakan “Kürdistan” ifadesini kullanmış, bölücü çevrelerin emellerine can suyu vermiştir. 
Şimdi buradan soruyoruz: Batısı Suriye’de, doğusu İran’da, Güney’i Irak’ta olan bu sözde Kürdistan’ın Kuzey’i hangi galaksidedir Sayın Başbakan? 
“Hadi canım sende. Ne var bunda? Osmanlı’da da Lazistan ve Kürdistan eyaletleri vardı” derseniz, bu ülkeyi kendi ellerinizle bölersiniz. 
Milletin arasına ayrılığı, tefrikayı sokarsanız, ondan sonra dünyanın en mükemmel savunma ve güvenlik politikasını da getirseniz, bölünmeyi önleyemezsiniz.
Milli şairimiz Mehmet Akif’in dediği gibi:
“Girmedikçe bir millete tefrika,
Düşman giremez…
Toplu vurdukça yürekler,
O’nu top sindiremez…”

“KÜRDİSTAN” İBARESİNİ BÜTÇE KİTAPÇIĞINDAN ÇIKARTTIRAN, 
MHP’NİN ÇELİKTEN İRADESİDİR

Değerli Arkadaşlar,
Bölücü ve ayrılıkçı cephe hızını alamamış ve nihayet 2014 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Plan ve Bütçe Komisyonu raporuna muhalefet şerhi olarak defalarca Kürdistan ibaresini yazdırmıştır. 
Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve liderinin kararlı tutumu ve yaklaşan yerel seçimler nedeniyle paniğe kapılan AKP iktidarı, acilen müdahale ederek, Kürdistan şerhi düşülen eki kitapçıktan çıkarmıştır. 
Şimdi bazı AKP sözcüleri televizyon televizyon dolaşıp, “Kürdistan ibaresini çıkarmamıza en çok MHP üzüldü, çünkü seçimlerde bu konuyu propaganda malzemesi yapacaklardı” diyorlar. 
Oysaki Kürdistan ibaresini o kitapçıktan çıkarttıran irade, Milliyetçi Hareket Partisi’nin bölücü ihanet karşısındaki çelikten iradesidir. 
Esas şimdi “turpun büyüğü heybede” beklemektedir. 
AKP-BDP-PKK ortaklığında hazırlanan ve İmralı-Kandil hattında son şekli verilen Sözde Demokratikleşme Paketlerinin ilki parlamentoya sunulmuştur. 
İşte o bölünme paketinde Kürtçe eğitim vardır, Kürtçe tabela vardır, teröristlere siyaset serbestisi ve eşbaşkanlık hakkı vardır. 
Velhasıl sözde Kürdistan’ın altyapı hazırlıkları vardır. 

SÖZDE ÇÖZÜM SÜRECİ İLE SEVR ANDLAŞMASI’NIN NE FARKI VAR?


Sevr paçavrasını paramparça eden Türk milleti, yeniden sahnelenen bu 100 yıllık oyunu da bozacaktır.
Vatanımızı paramparça etmeyi ve Anadolu’daki Türk-İslam varlığına son vermeyi amaçlayan Sevr Barış Andlaşması’nın bir bölümünü, çoğu kimse tarafından bilinmeyen ve ders kitaplarında yer almayan bir bölümünü buradan dikkatlerinize sunuyor ve bütün Türk milletini düşünmeye davet ediyorum. Andlaşmanın orjinali elimde. 
     Osmanlı Devleti İle İtilaf Devletleri Arasında 10 Ağustos 1920’de Paris’te İmzalanan Sevr Andlaşması
“…3. KISIM- (MADDE BAŞLIĞI) KÜRDİSTAN 
MADDE-62: …İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurulacak ve 6 ay içinde Kürtlerin sayıca fazla olduğu vilayetlerin yerel özerkliği sağlanacaktır…
MADDE-63: …Osmanlı Hükümeti, 62. Maddede öngörülen komisyonların kararlarını kendisine bildirildiğinden başlayarak üç ay içinde kabul etmeyi ve yürürlüğe koymayı şimdiden taahhüt eder…
MADDE-64: …Andlaşmanın yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra, 62. Maddede belirtilen bölgelerdeki Kürtler, bu bölgelerdeki nüfusun çoğunluğunun Türkiye’den bağımsız olmak istediklerini kanıtlayarak Milletler Cemiyeti Konseyine başvururlarsa, Konsey de bu nüfusun bağımsızlığa yetenekli olduğu görüşüne varırsa ve bu bağımsızlığı onlara tanımayı Türkiye’ye tavsiye ederse, Türkiye bu tavsiyeye uymayı, bu bölgeler üzerindeki bütün haklarından ve sıfatlarından feragat etmeyi, şimdiden taahhüt eder…”
Şimdi buradan soruyorum, dünkü Sevr Andlaşması’nın Kürdistan Bölümü ile bu günkü sözde çözüm sürecinin ne farkı var?
MHP olarak bir kez daha uyarıyoruz: Sözde çözüm sürecinin varacağı yer, aşama aşama Türk vatanının parçalanmasıdır.
Sözde çözüm sürecinin varacağı yer, emperyalistlerin 100 yıllık emeli olan Sevr’in hayata geçirilmesidir.
Şimdi bütün bunları nereden çıkarıyorsunuz? Siz muhalefet olsun diye niyet mi okuyorsunuz? Diyenler çıkabilir.
Onlara, bu güne kadar gerçekleşen adımları teminat olarak gösteriyor ve bir kez daha uyarıyoruz.
MHP’nin yaptığı, niyet okumak değil; tarih okumaktır.
Hiç kimse Türklerin bin yıllık mütevaziliğini acizlik sanmasın.
Türk milleti, uysal bir koyun gibi başını celladına uzatmayacak; varlığına ve birliğine yönelen hain saldırıyı mutlaka bertaraf edecektir.
Bu duygu ve düşünceler içinde 2014 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyor, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına hepinize saygılar sunuyorum.

Güncelleme Tarihi: 16 Aralık 2013, 22:53
YORUM EKLE