Size Mukayeseli Bir "Dış Mihrak" ve "Operasyon" Hikayesi !

Sevgili arkadaşlar, Genellikle bir ülkede işler ters gitmeye başladığında, geniş kitlelerin "akılcı" sebep ve izâhlardan koparılması için, iktidarlar tarafından derhal "büyük tuzaklar","dış mihraklar" veya "yeni operasyonlar" temalı söylemlerin gündeme sokulması bilmediğimiz bir yöntem değildir.

Bu kısa girişten sonra, JAPON tasarruf sahiplerinin ellerinde tuttukları Türkiye tahvilleri örneğinden hareketle ve somut verilerle, bir ülkeye büyük tuzaklar kurulmak istenirse ne yapılması gerektiğini süreciyle birlikte anlatalım. Şimdi rakamları da hatırlatarak, birlikte düşünmeye başlayalım:

Herkes az veya çok bilgi sahibidir ki, Türkiye'nin 2018 yılında vadesi gelmiş dış borçları, bu borçların faizi ve cari açığını finanse etmek için yaklaşık 230 milyar $'lık bir döviz cinsinden nakit döngüsüne ihtiyaç bulunmaktadır.

Dış mihraklar dediğimiz güçler bu ekonomik tablo karşısında, Türkiye'ye karşı gerçekten bir "tuzak" kurmak veya siyasi dengeleri etkilemek isterlerse, döviz cinsinden yıllık % 6,8 veya TL cinsinden % 17 gibi tefeci faiziyle verdikleri ve bir yıllık finansman ihtiyacımızı oluşturan 230 milyar $'lık miktarın tamamına bile gerek olmaksızın, bu borcun onda birinin, yani yaklaşık 23 milyar $'lık kısmının bile borç yenilemesini yapmadıkları takdirde, ertesi gün ortada ne ekonomi ne piyasa, ne de hûkümet kalır.

İşte gerçekten Türkiye'ye dış piyasalarda "büyük tuzak", "sinsi bir strateji"  kurmak veya "operasyon" çekilmek istenirse böylesine küçük bir müdahalede bulunmak bile yeterlidir.

Bu iddiamızı desteklemek üzere, muktedirlerin "üst akıl" kategorisinde saymadıkları Japon emeklilik fonlarının 23 Mayıs tarihinde ellerindeki Türk tahvillerinden bir milyar dolarlık kısmını satmaları karşısında TL/$ kuru bir gün içinde 0,4 TL değer kaybetti ve T.C. Merkez bankası aynı gün 300 baz puanlık faiz artışına gitmek zorunda kaldı.

Öyle ki Japonya'da faizler sıfır olduğundan tasarruf sahibi ev kadınlarının ve emeklillik fonlarına cazip gelen Türk tahvillerinin TL'nin değer kaybı sebebiyle zarar yazıyor olması sebebiyle satışa başlanmasının "üst akıl" veya "büyük operasyonla" ilgili olmadığı açıkça ortadadır. 

Yukarıdaki örnekten anlaşılacağı gibi, Merkez Bankası tarafından aynı gün alınan bu tedbir bile ancak o günü kurtarmak dışında bir işe yaramadı ve ertesi gün yine TL, dolar karşısında yine 20 kuruş değer kaybetti.

Bu durumda dış mihraklar için gözetilecek daha önemli menfaat ise; bu şekilde "tefeci faizine" bağladıkları toplam 485 milyar $'lık dış borç sarmalına soktukları ve her yıl 35 milyar $ faiz ödemesine mecbur ettikleri bir ülkede "YANAŞMA DÜZENİNİN" işbirlikçileri vasıtasıyla devam ettirilmesidir. 

Eğer devletin bekâsı ve milletin birliği gibi bir endişeniz varsa, gözetmeniz gereken husus, bir an evvel tüketime dayalı bu borç sarmalından kurtulmak gayreti olmalıdır.

Dış mihraklar zaten seni borçlanmaya dayalı tüketim ekonomisi ile teslim almışlar, daha başka bir şey yapmalarına ihtiyaç var mı?

Bahse konu miktarlar "dış mihraklar" için önemli bile sayılmazken ve sömürü dışında bu şekilde bir hamleye kimse kalkışmamışsa, kendi beceriksizlikleri ve kötü yönetimlerini saklamak için bu mazlum milleti "dış mihraklar" ve "büyük operasyon" korkusuyla kandırmak ayıptır, günahtır, vicdansızlıktır.

İşin en hazin tarafı ise, AKP'ye oy veren seçmenlerin % 71'nin anlatılan bu "BÜYÜK OPERASYON" hikayelerine inanmaya devam etmeleridir. 

Diğer taraftan daha da hazin bir durumsa; 24 Haziran seçimlerine gidilirken, iktidarıyla-muhalefetiyle bu vahim tabloyu milletten saklayarak hâlâ  mevcut olmayan kaynakları dağıtmaya dayalı "vaadlere" devam edilmesidir. 

Asıl bu büyük operasyondan Türk milletinin kurtulmasının tek yolu ise, kimsenin kimseyi kandıramadığı DEMOKRATİK SİVİL SİYASET vasıtasıyla, yürürlükteki YANAŞMA DÜZENİNİ yerle bir etmekten geçmektedir. 

EDEP YA HU...

YORUM EKLE