Tahterevalli siyaseti…

Abone Ol

Ülkemiz siyasal yönetim açısından yeni bir döngüye girdi.

Girdi girmesine de hayata geçirilme çabası yerli olmayan, gerçek anlamda toplum tabanından gelmeyen bu döngü sonunda son 70 yılda yaşadığımız yağmurdan kaçarken doluya tutulma halini yaşayacağımız gün ışığı gibi görülüyor.

1950 yılından bugüne DP-CHP, AP -CHP, ANAP- SHP, AK Parti -CHP şeklinde yaşadığımız bu siyasal döngü ülkemizi sürekli bir emperyalizm kontrolünde siyasal hareketlerin demokrasicilik oyunuyla ve sömürücülerin hakkımızda karar vericilerin hizmetindeki partilerin yönetmelerine sebep olmuştur.

Bir emperyalizm dayatması olan “Tahterevalli” siyasi iktidar sisteminde, karar vericiler bir üçüncü seçeneğe kesinlikle fırsat tanımamaktadır.

Emperyalizmin fırsat tanımadığı üçüncü seçenek Türk vatanında kendi gücüyle, bileğinin hakkıyla bir kez devlet kurma ve yönetme fırsatını 1923-1938 yılları arasında bulmuştur.

1923- 1938 yılları, ülkemizin ekonomik, sosyal, kültürel, bilim, ilerleme ve gelişme, büyüme ve çağdaşlaşma anlamında, zamanına göre en çarpıcı ilerlemelerin kaydedildiği ve yaşandığı yıllar olmuştur.

Çünkü o 15 yılda Türkiye’yi bağımsız, bağlantısız, Türkçü, milliyetçi bir başkan ve kadrosu yönetti.

1950 de iktidara getirilen Demokrat Parti, zaten programını anlatırken Türkiye’yi “Küçük Amerika” yapacağını yazılı olarak beyan etmişti.

1960’lı yıllardan 1990’lı yıllara kadar çeşitli parti adlarıyla ülkemizde iktidar olan Süleyman Demirel’in DSİ müdürüyken lakabı “Marrison Süleyman”dı.

12 Eylül 1980 darbesi yapıldığında sabaha karşı saat 04 de ABD büyükelçisi, ABD Dışişleri Bakanlığına “Bizim çocuklar başardı” mesajını gönderdi.

1983 yılında ülkemizde iktidara gelen Anavatan Partisinin zamanın ABD Dışişleri Bakanı Aleksandr Hage’nin, zamanın devlet yöneticileri olan 12 Eylül cuntasına direktif vermesiyle kurulduğunu herkes biliyor.

Türkiye’yi 21 yıldır yöneten Ak Partinin de nasıl kurulduğunu İslamcı yazarlar Abdurrahman Dilipak ve Ali Bulaç, Atatürkçü görünen Erol Mütercimler defalarca yazdı.

Ak parti iktidarı da yazılanları yalanlamadı üstelik yıllarca emperyalizmin taşörenliğini yaptı.

ABD tarafından Irak’ın işgali ve 3 parçaya bölünmesi, 3 milyon insanın ölümü, BOP eş başkanlığı, Suriye’nin iç savaş yaşamasına ve 3 parçaya bölünmesine yardımcı olmak, Ortadoğu toplumlarının fakirleştirilmesine, dilencileştirilmesine yardımcı olmak, Suriye’den, Türkiye’ye işgalci göçün yapılmasının aparatı olmak.

Sayılabilecek onlarca emperyalizme hizmet etme, emperyalizmin aparatı olma durumuna tüm toplum şahit olduk.

Bir yaşam kuralı vardır ki, insanlar kullandıklarını düşündüğü insanlara saygı duymazlar. Zaman kullandıklarını düşündükleri insanlar onlara batmaya başlar.

Bir tür eskime durumu yani.

Hani “Ayağında kundura” türküsündeki gibi “Eski yar şöyle dursun can kurban yeni yara” durumu. (Tabii daha ağır izahları da var ama bu kadarla kifayet edelim)

Ülkemizde de iktidara getirilen siyasi partiler bir zaman içinde bir nevi yaşlı kuma gibi gözden düşüyorlar.

Gözden düşünce de kendilerini iktidara getirenlerle ters düşmüş gibi oluyorlar.

Mesela bu sıralar Ak Parti cenahında görülmüş gibi olan ABD karşıtlığının ömrü ABD başkanının bir telefonuna bakar. Hatta belki telefon etmesine gerek bile kalmadan bir haber gönderse tüm Ak Parti cenahında ABD karşıtlığı biter ve tamamı kanala girer.

Ama mendil kirlendi artık, çöpe atılacak veya kuma yaşlandı artık soğuk gecelerde yalnızlığa terk edilecek.

Acımasızca ama bu işleri biraz okumaları lazımdı değil mi?

Kendilerinden öncekilerin de başlarına aynıları gelmişti.

İnönü “Büyük devletlerle yatağa girdiğinizde iki sonucu vardır” diye söylemişti.

İki sonucunda büyük devletin kullanımına girenin aleyhine olduğunu söylemeye bile gerek yok.

Tahterevallinin havadaki tarafında bulunan CHP- İYİ P- HDP üçlüsü yavaş yavaş aşağıya doğru hareket ediyor. Ettiriliyor.

Ülkemizin tüm medyasında, büyük şehirlerimizin tüm billboardlarında, tüm üst geçitlerindeki reklam panolarında emperyalizmin kontrolüne giren bu 3 partinin 2 sinin reklamları görülüyor. Üçüncüsünün hesabı bu ikiden daha büyük.

Parlatılıyorlar ve toplumuzda bir çekim merkezi durumuna getiriliyorlar.

Emperyalizm kimi parlatacaktı!

Öz yurdunda garip olan bir Türk milliyetçisi Ümit hocayı değil herhalde.

Türk çocuklarının hakiriyetini görünce, duyunca hep rahmetli Nihal Atsız ‘ın “Topal asker” şiirini ve birinci dünya savaşında Çanakkale’den gelen tüm üstü başı yırtık elbiseler ve delik deşik çarıklar giymiş bir Türk askeri fotoğrafı gözümün önüne gelir.

Ne yapıyorsak kendimize biz yapıyoruz.

Biz algılara esir olmasak, devşirilmiş köpekleri tercih edeceğimize kendi aslanımızı tercih etsek;

Yüz yıl önce yaşadığımız altın 15 yılı tekrar yaşayabiliriz.

Hiç elin dostu bize dost olur mu kardeşim?

Üç kuruşluk menfaat için milletin çocuklarının geleceğini satmak olur mu?

Milletin çocukları var ve sahadadır.

Daha dün akşam Akit TV de Atatürk’ümüzün büstünü aslan gibi masanın üstüne koydu.

Görmediyseniz açık sosyal medya alanlarında var.