Türk siyaset tarihini yazacak olanlar, bu gerçek oluşumu tarihe böylece not düşeceklerdir. Gerek Osmanlı dönemi olsun, gerek Cumhuriyet dönemi olsun kurulan bütün siyasal partiler, ya yukarılardan bir emirle, ya bir gurup ortak düşünceler taşıyan aydının gayretli çalışması ile ya da, fikri ve iddiası olan bir öncünün topluma fikir ve düşüncelerini kabul ettirerek taraftar toplayarak iktidar olma gayesiyle kurulmuştur.

Türk toplumuna demokrasi anlayışı da bu yolla öğretilmiş, toplumsal bir talep olarak ortaya çıkmamıştı. Gerek geleneksel yapısı gerek terbiye anlayışı da ulu emre ve ataya itaat üzerine devam ettirilen bir yapıdan elbette toplumsal bir demokrasi talebi de olamazdı.

Yüz yılı aşan bir demokrasi macerası yaşadıktan sonra, ilk defa Türk toplumunda Demokrasi talebi ile bir hareket başlatılmıştır.

Demokratik bir hayata geçtiğimiz tarihlerden beri toplumumuz aslında demokrasiyi bir türlü içselleştirememiştir. Demokrasinin en önemli argümanı olan siyasal partiler de bile gerçek manada bir demokrasi yaşanmadığı, hatta demokrat tiranlık yapan parti başkanlarına ve yöneticilerine karşı bu tutumundan dolayı bir karşı çıkış, bir eleştiri getirmediği gibi onların despotik tutumlarından rahatsızlıkta duymamıştır.

Parti başkanlarının ve yöneticilerinin sadece seçimle seçilmeleri dışında demokrasi adına, onların tutum ve kararlarında tamamen teslimiyetçi bir tavır almışlardır. Gerek parti içi gerekse iktidar muhalefet ilişkilerinde , demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan muhalefet hiç hoş karşılanmamış, hele parti içinde muhalefetin varlığına hiç tahammül gösterilemeyerek muhalif olan başka fikri olanlar partiden hep dışlanmıştır.

Toplum kendi seçtiğine, koşulsuz itaat ederek geleneksel itaatçi tavrını , demokratik bir tavra dönüştürememiştir, Bu tutum yalnız siyasal partilerde değil, vakıf,dernek gibi sivil toplum kuruluşlarında dahi ayni biçimde sürdürülmüştür.

Bİr parti ya da bir sivil toplum kuruluşuna seçilen bir genel başkan kendi istemediği sürece demokratik yoldan o koltuktan indirilememiştir. Bu konuda ne yazık ki tek örnek, C.H.P de İsmet İnönü'ye karşı, Bülent Ecevit'in başarısı vardır. Genellikle kurucu , yada seçilmiş genel başkanlar, bir olağanüstü durum söz konusu olmadıkça ölene kadar, kendi istemedikçe değiştirilemezler diye yazısız bir kural ne yazık ki demokrasimizi bu günkü çıkmaza sürüklemiştir.

Yaşadığımız süreç bu yüzden bir diktatör doğurmuş, On beş yıldan beri iktidarını sürdüren bir genel başkanı yalnız parti içi diktası tatmin etmeyerek, elinde ki gücü bütün imkanları ile ile kullanarak ve her türlü yola başvurarak ülke yönetimi üzerinde de gerçek manada bir dikta yönetimi oluşturmak yolunda bir anayasa değişikliğini meşru olmayan her türlü yöntemi kullanarak kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Sonuçları şaibeli bir referandumla kabul ettirilen yeni anayasa ile gerçek bir tek adam rejimini hedefleyen bir yapı,yeni anayasa henüz yürürlüğe girmediği halde orada 2019 da seçilecek yeni cumhurbaşkanının kullanacağı bütün yetkileri şimdiden kullanarak aldığı yanlış kararlar, yaptığı hatalı işler ile ülkeyi bir çıkmazın içine sürüklemektedir.

Bu durum her ne kadar kendi seçmenini adeta büyüleyerek bu despotik yapıya razı etmişse de, toplumda ilk defa gerçek manada bir demokrasi talep eden kitlesel bir muhalefetin de doğuşuna şahit olmaktayız.

İşte bu kitlesel demokrasi talebi yeni bir partinin gerekliliği konusunda ihtiyacı karşılamak üzere doğmaktadır. Bu durum demokrasi tarihinde bir ilktir.

Bu talep karşılanırken, yeni bir siyaset anlayışını da beraber getirecektir. Nedir bu yeni siyaset anlayışı?

Öncelikle seçmen, şunu anlamıştır. Türkiye mevcut siyasal yapılarla tehlikeli bir tuzağa düşürülmüştür. Bu tuzaktan,zaten müsebbip olan mevcut siyasi aktörlerle kurtuluş imkanı yoktur. Zaten bizi bu tuzağa çekmek üzere servislerin hazırlayıp , kontrol ettiği , yirminci yüzyılın şartlarında kurulan, siyasi hareketlerin bu güne cevap veremediğini, argümanlarının artık geçersiz olduğunu anlamıştır. Artık bizi ayrıştıran, bizi birbirimize düşman eden kamplara bölen anlayışlardan,sağ, sol düzenbazlığından uzaklaşarak gerçekten bir toplumsal birlik ihtiyacı ile milli mücadele ruhuyla yeni bir harekete ihtiyaç duyarak, kırk yıllık partilerinden vazgeçerek bu yapıya destek olmaktadırlar.

Partileşme süreci, her ne kadar MHP genel başkanlık meselesinden yola çıkılmış olsa da,, artık mesele sadece Ülkücülerin meselesi olmaktan çıkmış ve mevcut tuzaktan kurtulmak umudu ile toplumsal bir milli ruh iklimi doğmuştur. Bu milli ruh iklimi ancak toplumun bütün kesitlerini kucaklayan bir birlik söylemi,tutumu ve yeni bir siyaset anlayışı ile gerçekleşebilir.

Yeni siyaset anlayışı, eski parti hastalıklarını tedavi ederek, yeni anlayışın, siyasetin kazanç ve rant yarışı olmaktan çıkarılarak, ehliyet ve liyakat temelinde, bir hizmet yarışı haline getirilmesini istemektedir.

Yeni siyaset anlayışı, gerçekten katılımcı, şeffaf, denetlenen, hesap sorulabilen,bir yapı ile sadece genel başkanın vereceği kararlarla yönetilmek yerine ortak aklın ve ilmin ışığında alınacak kararlar yönetilen bir yapı istemektedir.

Yeni siyaset anlayışı, sadece parası olan, bilgisiz, ehliyetsiz, kişiliksiz dalkavukların siyaset yaptığı bir anlayıştan, bilgisi, birikimi, liyakati, fikri olan insanların siyaset yapmasını istemektedir.

Yeni siyaset anlayışı, siyasi partilerin din,mezhep, etnik kimlikler üzerinden ucuz siyaset yapma çağının artık gerilerde kaldığını, siyasetin ülke sorunlarına gerçekçi,, ilmi proje ve fikirlerle çözüm üretme sahası olması gerektiğini istemektedir.

Yeni siyaset anlayışı, ülkemizi içine düştüğü bu sinsi tuzaktan kurtulmak düşüncesi ile tüketim toplumu olmaktan kurtularak, üretim toplumuna dönüştürüp, adaletli bir yönetimle,yönetimle, kişi zümre, partili ayırımı yapmadan, tüm toplum kesitlerini kucaklayıp, ülke sorunlarına çözüm üreterek, ülkemizi refah toplumuna dönüştürmeyi hedefleyen bir yönetim anlayışı istemektedir. Talep etmektedir.

Yeni parti kurucuları, yeni siyaset anlayışı ile yaşadığımız zor şartlarda doğmuş olan bu ruh ikliminden istifade ederek umut kırmayacak çalışmalar yapacakları düşüncesi ile toplumun bütün kesimlerinden destek bulacaklarını umut ediyorum.

Vesselam...