Hep söylüyorum Daha önce defalarca kaleme aldım. yine alıyorum. “Liderlik” müessesesi önemlidir. Ancak kör duymaz uydurur mantığıyla hareket edilmemeli. Günlerden Grup toplantıları söz konusu olan, atmaksa bizim siyasetçilerimizin eline kimse su dökemez.

Her topluluk için yaptığının karşılığı vardır. Biz kendi hakkımızda hükmü değiştirmedikçe, Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmez. Düzenlenen toplantılarda; Alıyorlar ellerine tefi başlıyorlar çalmaya, ama oynayan yok! Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Bizler siyaset severlerde itinayla izliyoruz, izlemesine amma velakin ne dediklerinden nede imalarından hiçbir şey anlamıyoruz.

Şimdi içinizden birileri diyecek NASILLL…

Nasıl mı?

Ülke meseleleri bu kadar basit olmamalı seçmenle dalga geçercesine torpilli askerlerinizi toplamışsınız etrafınıza yok! Salonun coşkusunda, kalabalığından, heyecanından bahsediyorsunuz.

Allah aşkına siz ne kullanıyordunuz?

Yada hangi bakış açıyla hayata bakıyorsunuz.

Tarihi sözler söyleyince, süslü kelimeleri bir araya getirince lider olunmaz.

LİDER sorunları çözendir.

Sorun üreten değil.

Bakın sizlere bir tavsiyem var.

‘’Siz artık bitmişsiniz, siz bırakın bu işi artık yapamıyorsunuz’’ desem yine ben suçlu olacağım.

Bu iş size artık bir gömlek değil 10 gömlek fazla gelmeye başlamış. Siz ne günümüz teknolojisine, ne de bu Ülkenin gerçeklerine ayak uyduramıyorsunuz.

Ya arkadaş ne Biladerler, nede bacı şöyle olması, uygulanması gereken iki çift söz etmez mi? Hep aynı terane.

Kızsak mı? Kızmasak mı?

Sevsek mi? Sevmesek mi?

Söz söylesek mi? Söylemeksek mi? şaşırmadık ama inanın biz yazmaktan usanmadık da; Sizin saçma sapan diyaloglarınızı köşeklerimize taşımaktan usandık. Okurlarımız ve takipçilerimiz de sizin saçmalıklarınızın kaleme alınmış olmasından usandı.

Siyasetçilerimizin dillerinde çözüm odaklı söylemler çok gerilerde kaldı. Artık sorun odaklı söylemler aldı başını gidiyor. O onu dedi. Bu bunu dedi. Sizin başka işiniz gücünüz kalmadı mı?...

Bu Ülke insanı siz toplumun karşısında oy devşirme çalışması yapın diye sizi o koltuklara oturtmadı. Sizler sorun odaklı aynı merkezde bir çare olun Ülkemizin zorlu sürecinde bir birinize kenetlenin birlikte demokratik ortak noktada buluşup kararlar verin diye sizi o makam ve koltuklara oturttu.

Kaderine küsmüş, hayattan hiçbir beklentisi olmayan egolarına yenik düşen insanların makam ve mevki işgal etmeleri kabul görmediği gibi tahammül sınırlarını ’da zorlar oldu.

Bir birinizle didişim insanları bir birine düşürmekten vazgeçip. Ülkemizin gerçeklerine dönün Ülke insanının sıkıntılarına, Ekonomide ki; açıklara, işsizliğe, yol geçen hanına dönmüş topluma, çürümüş ve ahlak dışı olaylara, rüşvete, yolsuzluklara çareler üretin.

Kim derdi ki 2019 Türkiye’sinde bu kadar cahil bireylerin bir araya gelip, Ülkemizi 50 Yıl geriye gördürecek diye, bir biz kaldık yaya, Millet gidiyor Uzaya, biz hala sayıyoruz, pusula.

Tamam oy almak, kazanmak bir parti ve siyasi için en önemli odak noktası. Ancak unutulan bir şey var siz orada oturmak için bizden izin ev vekalet alıyorsunuz. O zaman bende verdiğim izin ve vekalet nedeniyle soruyorum? Beni temsil edebiliyor musun? Temsil ettiğine inanıyor musun.

Makama oturana Ankara’ya gidene kadar el etek öpüp kapımızda yatıyorsunuz. Ankara yollarına düştükten hemen sonra ulaşılmaz oluyorsunuz. Size bu hakkı verende, alacak olanda biziz unutmayın.

Telefonları açık kapatmayın.

İnsanlarla diyalogunuza ara vermeyin.

Milletin sıkıntılara arkanızı dönmeyin.

Bir daha ki seferiniz olmayabilir.

UNUTMAYIN.

Günlük hayattaki karmaşık olayları net olarak anlamak için vazgeçilmez kıstaslarım vardır. Bunlar hiç de yeni şeyler değillerdir aslında. Ancak daima işe yararlar.

Bir kaçını sizinle de paylaşmak isterim.

Örneğin olaylara, kişiler, daha doğrusu isimler üzerinden bakmam, bakmamaya çalışırım. Çünkü bu, bakışı bulandırarak ayırt etme kabiliyetimizi engeller. En yakınınızdaki haksızlığı dahi, yapan en yakınınız olduğu için seçemez hale gelirsiniz.

Dolayısıyla akla, vicdana uymayan işleri hazmetmek gibi bir durumla karşı karşıya kalırsınız. Bir kere faile göre fiili değerlendirme gafletinde bulunduğunuz için yutmanız gereken şeyler giderek çoğalır. Bunun yerine olaylara prensipler zaviyesinden bakarım. Prensipler hayat görüşümün kaynağı olan değerlerden oluşur.

*** ***

Mahatma Gandhi’nin, hayatı tasvir eden güzel bir sözü;

“Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür…

Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür…

Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür…

Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür…

Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür…

Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür…

Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…”

Nerelerden nerelere geliniyor?

Sadece bir söz, ‘fırtınalar’ koparabiliyor!

*** ***

Bir küçük taş, ‘baş yarar’

Bir kıvılcım, ‘yangına vesile’

Bir ses, ‘bir büyük çığın kopmasına yeter’

Bir çift sözde, ‘kırılan gönüller’

Basit bir mikrop, “en güçlü ve yetenekli insanı bile öldürür!”

Bir dörtlüğümüzde şöyle sesleniriz;

“Yangın! diye bağıran biçare

Almadın ki zamanında çare

Afet gelip bacayı sarınca;

Aklın başına gelmiş, ne çare!”

İnancımız, “nesli ve hayatı koruma” bağlamında,

Öncelikle, ‘tedbir’ der.

Gün gelir, “kötülükler gemi azıya alırsa!”

Manevi tokatı da yersiniz!

Bir şiirimizde ne diyoruz;

“Hava, su, ateş ve toprak,

Ya, derbeder eder seni!

Bir büyük azap gününden

Ya, haberdar eder seni!”

Demem o ki; kendinize gelin! Ülke bir çıkmaza sürükleniyor.