Yeni terör çeşidi “Sofistike Terör”

Abone Ol

Genel olarak, “İnsanlara korku salma, yıldırma.” şeklinde tarif edilen terör, belli düşünce ve davranışları dikta etmek için toplumu korkutmaya, yıldırmaya yönelik her türlü eylemi de içine alır.

Uzmanlar bir eylemin üzerine terör damgası vurabilmek için, “Komünizm, Faşizm, İrtica vs. gibi ideolojik unsura ve alt yapıya sahip olması, örgüt özelliği taşıması (Lider ve bağlıları) ve içinde şiddet unsuru barındırması gerektiği hususunda birleşmişlerdir.

Son dönemlerde şiddet içermese de toplumlarda şiddet içerenden daha büyük zararlar veren Sofistike terör (Karmaşık, yanıltıcı, aldatıcı) dediğimiz yeni bir terör tanımının geliştiğine şahit oluyoruz. Bu terör tipi hedefe gidebilmek için her yolu meşru gören bir anlayışla akla hayale gelmedik şekillerde toplumları ajite edecek eylemler yapmakta, her türlü dezenformasyon araçlarını kullanarak kitleleri derinden etki altına almaktadır.

21. yüzyılın en önemli silahı ‘Bilgi’dir. Bilginin gücü silaha dönüşebilmekte ve karşımıza Sofistike terörün kullandığı “siber savaş ve siber terör” gibi yeni kavramlar ortaya çıkmaktadır.

Sofistike terör ve toplumumuzda bıraktığı menfi etkilere geçmeden önce Anayasamızda mevcut bulunan terör tanımını tekrar etmekte fayda mülahaza ediyorum.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu 1.maddesinde (Değişik-19.07.2003/25173) terörü söyle tanımlamaktadır:

“Terör, baskı, cebir, şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylemlerdir.”

Bir eylemin terör sayılabilmesi için iki kişi ve daha fazla kimse tarafından gerçekleşmesi halinde örgütlü eyleme dönüşeceği ise 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun Değişik İkinci Fıkra:19.07.2003/25173-4928/20 maddesinde şöyle tanımlanmaktadır:

“İki veya daha fazla kimsenin birinci fıkrada yazılı terör suçunu işlemek amacıyla birleşmesi halinde bu Kanunda yazılı olan örgüt meydana gelmiş sayılır. Örgüt terimi, Türk Ceza Kanunu ile ceza hükümlerini içeren özel kanunlarda geçen Teşekkül, cemiyet, silahlı cemiyet, çete veya silahlı çeteyi kapsar.”

Terör kavramı, toplumlar üzerinde oluşturduğu dehşet ve korkuyu belirtirken buna siyasi içerik ve süreklilik katıldığında karşımıza “Terörizm” olarak çıkmaktadır. Bu tanımlar ışığında “Savaş ve diplomasi ile kazanılmayan sonuçları elde etmek, korkutmak ve itaat ettirmek için bir teoriye, felsefeye ve ideolojiye dayanılarak siyasi maksatlarla, iradi olarak terör ve şiddetin sistemli ve hesaplı bir şekilde kullanılması” şeklinde tarif edilebilen terörizm bugün neredeyse bütün ülkelerin baş belası olarak hakimiyetini sürdürmektedir.

Temel maksadı bir davaya veya siyasal anlaşmazlığa dikkat çekmeye çalışmak ve yerleşik toplumsal ve siyasal düzene zarar vermek olan terörizmin oluşturduğu kaos toplumları derinden etkiler. Kitlelere yönelik gerçekleştirilen terör eylemleri ile belli hedefler gözetmeksizin halkın can derdine düşmesi ve gelişmelere tepkisiz kalması sağlanır. Bunun sonucunda da devlet ve toplum arasında güvensizlik oluşur.

Terörizm bir ideoloji olarak kullanılan stratejidir. Terörü gaye edinenleri meşrulaştırmaya çalışır ve zemin hazırlar. Peşine sürüklediği toplumları daha yeni bir düzen ve büyük menfaatler vaat eder. Hedefe gitmek için duyduğu mali kaynakları her türlü yolu meşru görerek elde eder. Varlığını sürdürebilmesi için belli dış güçler tarafından desteklenen terörizm devlet otoritesine alternatif olduğunu savunarak düzen değişimi ve nihayetinde devlet kurmayı hedefler.

Genel olarak terörizm bilinçli ve kasıtlı yapılan eylemleri içerir. Belli siyasi ideolojilere hizmet ettiği için örgütlü grupların gerçekleştirmesine ihtiyaç duyar. Faaliyet alanı olarak da genellikle, gençliği, eğitim alanlarını, işçi ve memurları, siyasi partileri, dernek ve vakıfları kullanmaktan çekinmez.

Ülkemizde terör tarihini beş ana süreçte tahlil etmek mümkündür.

Uzun yıllar ülkemizi meşgul eden Ermeni terörü, özellikle dış temsilciliklerimizde görevli 34 vatandaşımızı şehit etmiş ve 15 vatandaşımızı da yaralamıştır. Devletimizin yürüttüğü karşı mücadele ile 1980’lerin sonunda Ermeni terörü zahiren bitmiş gibi görünse de PKK gibi taşeron örgütler altında bugün bile varlığını sürdürmektedir.

İkinci olarak adına “Etnik, Bölücü terör” dediğimiz süreç Osmanlı döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de devam etmiş ve 1974 yılında form değiştirerek farklı bir yöntemle karşımıza çıkmıştır. 1974 yılında Devrimci Doğu Kültür Ocakları olarak kurulan ve temeli etnik teröre dayanan örgüt, 1979 yılında yaptığı kongre ile PKK’ya (Partiya Kerkari Kürdistan-Kürdistan İşçi Partisi) dönüşmüştür. 2010 yılından sonra Ülkemizin teröre karşı yürüttüğü kararlı mücadele neticesinde örgütü besleyen emperyalist güçler isim değiştirerek bu kez karşımıza etnik terörü PYD; YPG, SDG gibi isimlerle çıkarmıştır.

Ülkemizdeki terör eylemlerinin üçüncü süreci ise “İdeolojik Sağ-Sol Çatışması” şeklinde karşımıza çıkmıştır. Özellikle 1960 – 1980 dönemi en üst düzeyde gerçekleşen terör olaylarında binlerce insanımız hayatını kaybetmiştir. Emperyalist güç odakları ülkemiz insanını sağ ve sol gibi parçalara ayırarak çatıştırmış ve nihayetinde 1980 Eylül ayında düdük çalarak gerçekleştirdikleri darbe ile her iki kesimi de cezalandırma yoluna gitmiştir.

Ülkemizi meşgul eden terör sürecinde dördüncü olarak karşımıza adına “Radikal Dinci Terör” dediğimiz terör çeşidi çıkmıştır. Bu gruplar, genellikle soğuk savaş döneminin antikomünist stratejisinin sonucu olarak belli ülkelerin istihbarat örgütlerinin desteği ile ortaya çıkarılmış ve hayatiyetlerini bugüne kadar devam ettirmişlerdir. Hizbullah, El-Kaide, DAEŞ vb. örgütleri bu çerçevede değerlendirmek mümkündür. Bu örgütler İslam maskesi kullanmış, güzel dinimizi istismar ederek kendilerine zemin olarak Müslümanları seçmişlerdir. Hâlbuki bu tür örgütlerin İslam ile uzaktan yakından alakaları yoktur ve bunlar emperyalist güç odaklarının gayelerine ulaşmak için kullanılan paravan örgütlerden başka bir şey değildir.

Terör tarihi sürecinde yepyeni bir terör biçimi ise adına FETÖ (Fetullahçı Silahlı Terör Örgütü) dediğimiz terör örgütüdür. Bu şeytani örgüt şimdiye kadar tarif edilen bütün terör biçimlerini kendi menfaatine kullandığı gibi kendi geliştirdiği farklı bir terör uygulamasını da ortaya koymuştur. Adına “SOFİSTİKE TERÖR” dediğim bu terör biçimi, karmaşık, aldatıcı, yanıltıcı, hedefe gitmede her yolu meşru gören, her türlü kılığa girmeyi maharet sayan, milli ve dini değerleri kullanmaktan, istismar etmekten çekinmeyen bir biçim ortaya çıkmıştır. FETÖ, ülkemizde bu terör biçimini kullanmak için TSK’dan emniyete, yağıdan, Diyanet’e, Üniversitelerden sivil toplum kuruluşlarına, Alevilerden, Sünnilere, ticari yapıdan esnaf ve sanatkarına kadar toplumu ayakta tutan bütün kurumları kullanmış ve sonunda 15 Temmuz gibi bir ahlaksız darbe girişimini gerçekleştirmiştir.

Şiddetin politik amaçla kullanılarak korku üretmesi demek olan terörün en önemli özelliklerinden biri hedefini rastgele seçmesi iken Sofistike terörün en önemli özelliği ise hedefin çok net olmasıdır ve bu hedef “Müslüman Türk’ün geleceği olan nesillerin yok edilmesi” olmuştur.

Sofistike terör, karmaşık, aldatıcı, iç içe girmiş dikey ve yapay yapılanması ile ülkemizi kırk senedir meşgul eden bir özellik tanımaktadır. Allah ile aldatarak iş gören bu terör hedefe gitmek için her yolu meşru görmekte ve acımasız metotlar kullanmaktan çekinmemektedir.

Sofistike teröre verilecek en önemli misaller arasında Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un Türkiye ile Rusya ilişkilerine zarar vermesi amacıyla canlı yayında öldürülmesini, Muhsin Yazıcıoğlu, Hırant Dink, Haydar Meriç ve Necip Hablemitoğlu cinayetlerini gösterebiliriz.

Sofistike terörü kendisine ilke olarak seçen FETÖ, Mehdi ve Mesih’in gelmesi üzerine temellenmiş şeytani bir yapılanma olarak da karşımıza çıkmaktadır.

FETÖ gibi Sofistike bir terör örgütünün temel amacı bağlı bulundukları güç odaklarına uşaklık etmek için devletin kurumlarının kontrolünün ele alınması; tam kontrol sağlandıktan sonra ekonomik, toplumsal ve politik güçlerin seçilmiş bir zümre tarafından yönetilmesini sağlamaktır.

Matruşka gibi iç içe yapılanmaya sahip FETÖ'nün kullandığı ilkelerin başında tabandan tavana, bulundukları ülkenin en üst yapılarına kadar sızmak için her türlü değerin sömürülmesi gelir. Takiyye / ihtiyat / sır saklama ve görünmezlik ilkeleri de güç elde etmenin araçlarıdır.

Canlı bir süreç olarak hayatiyetini sürdürmeyi başaran FETÖ sadece bir terör örgütü değil aynı zamanda uluslararası istihbarat örgütlerinin kullandığı bir araçtır.

Bu şeytani yapının nasılını ve niçinini çözebilmek için ciddi çalışmaların yapılması gerektiği açıktır. Çünkü;

Halkımızın değimi ile Şeytana bile pabucunu ters giydirmeyi başaran FETÖ isimli ihanet şebekesi, başta İslam’a, vatana, millete ve insanlığa karşı büyük suçlar işlemiştir. Bu çerçevede 15 Temmuz 2016 tarihinde sergilediği darbe girişimi belki de Türk tarihinin en büyük ihanetlerinin başında gelir.

Uluslararası istihbarat örgütlerinin desteği ile ağını 1960’larda örmeye başlayan FETÖ, bağlı oldukları emperyalist merkezleri memnun etmek için sinsice kurdukları planlarla içimize sızmış ve sonunda efendilerinin isteği ile ülkemizde bir kaos ortamı meydana getirmeyi başarmışlardır.

Bugün maalesef Sofistike Terör FETÖ isimli ihanet şebekesinin vatanımıza, milletimize, dinimize ve özellikle de yer üstü zenginliklerimiz dediğimiz geleceğimizin teminatı olan gençlerimize yaptığı ihanetin büyüklüğünü tahmin bile edemiyoruz. Bu açıdan devlet ve millet el ele vererek bu şeytani yapıyı sadece emniyet ve yargı yoluyla değil, ilmi, İslami, kültürel, ekonomik, siyasi vb. bütün yollardan bitirilmelidir. Aksi halde bu şeytani yapının gelecekte de milletimize, vatanımıza, milli ve manevi değerlerimize ve gelecek nesillere daha büyük zarar verme ihtimali çok yüksektir.