Onsekiz yıl önce 3Y (yolsuzluk,yoksulluk,yasaklar) ile mücadele iddiasıyla geldiği iktidarının onsekizinci yılında ülkede, yolsuzluk ve yoksulluk arttı, yasaklar ise adeta 3'e katlandı. Kişisel yoksulluklarıyla gerçekten iyi mücadele ettiler. Öyle ki o mahallede yoksul pek kimse kalmadı. Etrafınıza bakın, bu sürede onlarla beraber olmuş, görev almış siyaset yapmışların içerisinde hiç fakir kaldı mı? Oysa hepimiz biliyoruz ki öncesinde neredeyse hepsi fakirdi değil mi?

Esasen yoksullukla da pek mücadele etmedi. Etseydi eğer üretimi teşvikle özellikle tarım hayvancılık ve imalat sanayinde artış olurdu değil mi? Hani nerede? Tersine bu alanların hepsinde geriledik. Eskiden yapılan tüm fabrikaları özelleştirdi, yenisini de yapmadı, paralarını yedi bitirdi. İnşaatla kalkınacağımızı zannetti, astarı yüzünden pahalı YİP projeleriyle köprü, tünel, havalimanı yaptı. Şimdi o müteahhitlere milyarlar ödüyorlar ama halka zırnık yok. Sonuçta kamu kaynaklarını israf ettik ve geldik duvara dayandık.

Ama bir şeyi çok iyi yaptı. Yoksulluğu yönetmenin siyası rantının yüksekliğini ve oy getirisini keşfetti. Devleti ticarethane gibi yönetti, bürokratik teamülleri yok edip, sosyal devleti mutasyona uğrattı. Toplumu üreten, kazanan ve harcayan saygın bireyler olmak yerine, muhtaç ettiği yurttaşları, bakın biz gidersek yardımlar kesilir propagandasıyla bir kişinin müşterisi haline getirdi.

Korona belası musallat olmasa bu algıyla gideceğine inanmıştı ve nispeten rahattı. Salgın sarınca önce afalladı sonra içi boş paketlerle ahaliyi kandırmaya çalıştı ama olmadı. Binlerce işyeri kapandı, ilave 5 milyon kişi işsiz kaldı. Günlük kazançla geçinen milyonlar gelirsiz kalınca yardım etmek lazımdı. Gel gör ki hazinede para, devletin kasasında kaynak kalmamıştı. Sokağa çıkma yasağı ilan etse sonu daha kötü olacaktı, o da süreci palyatif tedbirlerle oluruna bıraktı..

Şimdi halk biraz da can havliyle haklı olarak soruyor. Devlet neden diğer ülkelerin devletleri gibi kendi içinde felâketi yaşayan yurttaşlarına karşılıksız para yardımı yapmıyor? Çünkü takati kalmadı, o yüzden yapmıyor değil yapamıyor! Peki n'apıyor? Hele bir süre daha bekleyeyim, bu arada kendi seçmenime az da olsa yardım ederim. Diğerleri ağzımla kuş tutsam da bu saatten sonra zaten bize oy vermez. Para basarsam enflasyon-faiz denklemim çöker. Ayrıca herkese yardım etmek zorunda kalırım. Bu işi belediyeler aracılığıyla yaparsam çoğunluğu Millet ittifakında onların yıldızı parlar. Bir de onlar gelince yardımlar kesilecek dedim, adamlar tersini yapıp beni açığa düşürdüler.

Sonra bastığım para piyasaya çıkınca, şu ara TL’ye sıkışmak üzere olan döviz mevduatı sahipleri mevduatlarını bozup TL’ye dönmekten vazgeçerler. Bu da TL'deki değer kaybını sürdürür. Enflasyon patlar, döviz azar. Bütün paradigmam yerle bir olur. İyisi mi hiç olmazsa Nisan sonuna kadar piyasaları TL’siz bırakıp döviz mevduatlarından çözülmeyi bekleyelim. Sonuç istediğim gibi olursa ne ala, olmazsa yandı gülüm keten helva. Sonuçta bunu da bir şekilde muhalefete yıkarım havasında..

Peki bu ayar nereye kadar gider. Emin olun Saray'da bile bunu bilecek ve öngörecek tek kişi yok artık. Eğer olsaydı Belediyelerin ücretsiz ekmek dağıtımına, halka yardımına neden yasak koyarlar? Siyasi hırsla hareket ederken, Korona sonrası gelecek ekonomik tsunaminin ülkeyi mahvedeceğini niye düşünmezler? Geniş halk kitlelerinin işsizlik ve yoksulluktan sonra açlıkla muhatap olduğunda öfkeyi nasıl dizginleyecekler? Akıl sır ermiyor şu olan bitene. Toplumu bastırır, eleştiriyi yasaklarsınız ama unutmayın ki yoksulluk yasaklanamaz.

Bir de Ankara ve İstanbul belediyeleri ve diğerleri, medya gücüyle yapılan yalan bombardımanına, ayak oyunu misali algı oyunlarına rağmen halka, AKP gittiğinde yardımların kesilmeyeceğini, hatta daha etkin biçimde sadaka zihniyetiyle değil sosyal devlet anlayışı ile devam edeceğini net bir şekilde gösterdiler. Yani sesini bastırsanız da kokusu mutlaka çıkacaktır.Akıl, ahlak, adalet...