Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Lütfü Şehsuvaroğlu açıklaması şu şekilde:

Ne Çevre, Ne Siyaset Kirlensin

TEMSİLDE ADALET YÖNETİMDE İSTİKRARI DA GETİRİR

2 Şubat tüm dünyada “sulak alanlar günü” olarak anılıyor. 2 Şubat 1971 tarihinde İran’ın Ramsar kentinde dünya sulak alanlar günü dünya sulak alanlarının korunması amacıyla ülkelerin imzaladığı bir sözleşme bulunmaktadır. Bu sözleşmeye, Türkiye 1994 yılında taraf oldu.
Sulak alanlar kapladıkları 7,9 milyon km2 alan ile dünya yüzey alanının sadece %4-6’sını oluşturmalarına karşın, dünyadaki canlı türlerinin %40’ını, tüm hayvan türlerinin ise %12’sini barındırmaları nedeniyle yeryüzündeki korunması en acil ve hassas bölgeleri oluşturmaktadırlar.

Ülkemizde 1960’lardan bu yana, sulak alanların yarısı ekosistem özelliklerini kaybetti. Türkiye’de bugüne kadar toplam büyüklüğü 1,6 milyon hektar olan 1648 adet sulak alan tespit edilmiştir.

Başta iktidar olmak üzere muhalefet, akademik çevreler ve medya ülkenin stratejik ve geleceğini ilgilendiren konularına gereken ilgiyi göstermiyor, gündelik siyasetin polemikleri arasında günlerini geçiriyorlar. Hayatî öneme haiz sulak alanlar konusu da bu ilgisizlikten nasibini almıştır.

Türkiye iklim değişikliğinin de etkisi ile su fakiri olma yolunda hızla ilerliyor. Bu gidişatı durdurmak üzere, sulak alanlarımızı koruyacak acil adımları vakit kaybetmeksizin atmalıyız.

İktidar uzun süredir başını kuma gömmüş deve kuşu misali halkın sorunlarını görmezden geliyor, yokmuş gibi davranıyor, sonra çark ediyor ama iş işten geçmiş oluyor. Sorunlar kötüleşince ve krize dönüşünce de bir suçlu icat ediyor. Suçlu genelde dış güçler ve sanal lobiler oluyor. Bu da yetmez ise çareyi kamuya açık olması gereken verileri örtmekte buluyor.

Her yol mubah olmamalı

İktidar tükendikçe bizi de tüketiyor. İktidar ve muhalefet el ele vermişler siyasetin seviyesini düşürüyorlar. Siyasetin dilinde, davranış tarzında ve iletişim tercihlerinde ciddi bir seviye kaybı yaşanıyor. Siyasi malzeme olmayı hak etmeyen basit konular, ülkenin büyük problemlerinin önüne geçiyor veya o basit konuların büyük meselelerin önüne geçmesi için titiz bir strateji ve algı operasyonları uygulanıyor. Çocuklar bile oy için kullanılıyor, muhaliflere kürsüden sövdürülüyor. Diyeceğimiz çocukları rahat bırakın onlara yazık etmeyin ruhlarını kirletmeyin.

Siyaset maalesef çocuk istismarına kadar giden bir yozlaşma yaşadığı gibi siyaset adına devletin çarkları değiştiriliyor, kurumların verileri siyaset adına karartılıyor.

Merkez Bankası’nın swap verilerinin saklanmasını, sağlık bakanlığın günlük olarak yayınladığı verilerin sınıflandırmasın birkaç kez değiştirmesini ve tüik ’in rutin olarak her yıl açıkladığı ölüm istatistiklerini yayımlamasını bu örtmeye örnek verebiliriz. bu örneklere her gün yenisi ekleniyor. Son olarak da enerji piyasaları işletme a.ş. (epiaş) doğal gaz stok verilerinin yayımlanmasını durdurdu. BDDK, kur korumalı mevduat (kkm) hesabı ile ilgileri verileri yayınlamıyor. Tüm hayati verilerimiz bilinçli bir karartma altında. Buna sığınmacı sayısı ve vatandaşlık verilen Suriyeliler ile ilgili karartma da ilave edilmeli. Resmi gazetede vatandaşlık verilenlerin isimleri bile artık yayınlanmıyor.

İktidar farkında mı bilemiyoruz ama verilerin saklanmasının kendilerine hiçbir faydası yok. Tam tersi daha fazla söylenti ve fısıltı yayılıyor, toplum doğru bilgiden mahrum kalıyor ve devlete olan güveni sarsılıyor.

Elektrik ve doğal faturaları başta olmak üzere gıda fiyatları fakir fukaranın canını yakarken her hafta ekonomide yeni bir model ortaya atılıyor, bakanlar ve merkez bankası başkanları değiştiriliyor ama enflasyon ve kur düşmüyor. Bu seferde TÜİK başkanını görevden alarak suçu kuruma yıkmaya çalışıyorlar. Her şey kötüye giderken politika faizini önemsizleştirdik diyen, dolarizasyonu teşvik eden ekonomi yönetiminin “liralaşma stratejisi”nin de hiçbir işe yaramayacağı tüm ekonomistlerce ifade edilmektir.

Devlette karartma ve rakamlarla oynama devleti bitirir

Hiçbir demokratik ülkede verilerin karartılması mevzubahis olamaz. Halkın, devletin bütün kurumlarındaki olan bitenden haberi olması icap eder. Resmi gazetede vatandaşlık verilenler yayınlanırdı, yayınlanmıyor. Halkımızda TÜİK verileri üzerinde derin bir kuşku var, bundan sonra da hiçbir şekilde güvenilmeyeceğini düşünüyor. Hemen her alanda rakamlar ya saptırılmış ya karartılmış. Böyle demokrasi olmaz.

Ekonomiden sosyal politikalara, dış politikadan güvenlik meselelerine kadar devlet çarkının doğru dürüst işlemediği kanaati milletimizde hâkim bir görüş halinde.

Millet, devlette bir zafiyetin olduğunu yapılan kamuoyu araştırmalarında dile getiriyor.

Türk milleti devletini geri istiyor.

Alıştırılmış çaresizlik zincirlerini kırmak isteyen Türk milletinin önünde artık başka seçenekler de var. Ümitvar olması için devleti düzene sokacak bir programa ve kadroya sahip bulunan elbette ki başka seçenekler bulacaktır Türk milleti.

Sadece devleti güçlendirecek milli bir iktidar vaadi yetmez; aynı zamanda demokratikleşmenin önündeki engellerle de mücadele stratejisi ortaya koyuyor.

İşte bunların başında seçim sisteminin değiştirilmesi taleplerine öncülük etmesi geliyor.

Türk milleti, milli yapıyı cepheleştiren ve partileri ittifaklara mecbur bırakan seçim sisteminden rahatsızdır. Ya cumhurdan olacaksın ya milletten deniyor. 1980 öncesi sokakta insanların yolunu çevirip ‘sağcı mısın solcu mu?’ diye sorulmasından bunun ne farkı var. Bu yüzden çoğulcu demokrasi için, temsilde adalet için seçim barajının kalkmasını ve millî bakiye sistemini istiyoruz. Mevcut sistemde oylar boşa gidiyor. Hatta haksız yere başka partiye yazılıyor. Temsilde adalet olmazsa yönetimde istikrar da olmaz. Bu ucube sistemden hemen milli bakiye sistemine geçilmelidir.

Millî Bakiye sistemi niçin gereklidir?

Milli Bakiye ya da ulusal artık sistemi 1965 seçimlerinde uygulandı.

Vatandaşın kullandığı her bir oy bu sistemde değerlendirilmektedir. Ötesi; önceden bilinen bu gerçek ışığında oyların maniplasyonu söz konusu olmamaktadır.

Gelmiş geçmiş en demokratik seçim sistemidir. Bütün partilerin aldığı oy değerlendirilmiş ve her oyun hakkı verilmiştir.

1965 milletvekili ve 1966 senato seçimlerinde uygulanmış, sonrasında bir daha denenmemiştir.

Türkiye İşçi Partisini meclise sokan sistem olmakla damgalanmış, adeta Türkiye’nin yönetimde istikrarsızlığa duçar olacağına dair korkuların ve vehimlerin tetiklemesiyle bundan vazgeçme milli beka sorunu olarak ortaya konmuştur. Temsilde adalet prensibini en kesin şekilde yansıtan bir sistemdir.

Malum temsilde adalet ve yönetimde istikrar kavramları seçim sistemleri masaya yatırılırken temel iki ilke olarak tebellür eder. Demokrasi için sandık önemlidir ve sandık için de iki hedef var:

TEMSİLDE ADALET, YÖNETİMDE İSTİKRAR.

Fakat genellikle yönetimde istikrar ağır basar ve temsilde adalet ikinci planda kalır.

Hatta giderek temsilde adaletin hiçbir hükmü kalmaz.

Zaten liderlerin iki dudağı arasındaki bir sistem demokrasimize musallat olmuş ve meclisi itibarsızlaştırmıştır.

Bu sistemde toplam geçerli oy sayısı milletvekili sayısına bölünür. Bu rakam alınan oylara göre milletvekili sayısını ortaya koyar. İlgili seçim çevresinde milletvekili çıkarmasa da herhangi bir partinin aldığı artık oy başka bir seçim çevresine aktarılabiliyordu bu sistemde. Dolayısıyla genelde alınan oy ile bazı küçük partiler milletvekili çıkaramaz duruma gelmiyordu.

Bu sistem, 2011 seçimlerinde uygulansaydı mesela;

Adalet ve Kalkınma Partisi 275 milletvekili çıkarabilecekti. Oysa 327 çıkardı.

CHP 143 çıkaracaktı, oysa 135 çıkardı.

MHP 72 çıkaracaktı, oysa 53 çıkardı.

Bağımsız 35, SP 7, HAS 4, BBP 4, HEP 2, DSP 1, DYP 1, TKP 1, MP 1

Görüldüğü gibi hemen her görüşe yer verilecek ve gizli koalisyonlara lüzum kalmayacaktı.

Mesela BBP belki de tek bir vekil çıkarmak için her şeyinden feragat ederek iktidara yaslanmayacak ve bağımsız fikirleriyle hareket edebilecek üstelik de bir değil 4 milletvekili çıkarabilecekti.

Belki de millî bakiye sisteminin bu sonucu ortaya koyacağı bilgisiyle semen üzerindeki sosyo-psikolojik baskı da ortadan kalkacak, muhtemelen 4’ün de üzerine çıkabilecekti. Bu elbette ki HASPARTİ için de böyleydi, diğer partiler için de…

Güçlü hükümetler kurulmasını önlediği, yönetimde istikrar ilkesine uymadığı tezleri ileri sürülse de adaletin tecellisinde ve demokrasinin kalbi meclisin teşekkülünde millî bakiye sistemi yapıcı bir rol üstlenmektedir. Gerçekte mevcut seçim sistemi antidemokratiktir ve birinci partiye gereğinden fazla vekil çıkartarak güç travmasına yol açmaktadır. Ayrıca partiler doğal yapısını fikirlerini bir kenara koyarak gizli koalisyonlara evrilmekte, farklı kesimlerden insanları bünyesine katarak demokratik bir işleyişin sulandırılmasına sebebiyet vermektedir.

Karen Horney, ÇAĞIMIZIN TEDİRGİN İNSANI eserinde:

“Boyun eğme tavrı sevilme yolu ile güvenliğe erişme halidir. güvenlik duygusu ile bu mutlak itaate evrilir. bu kişilerde endişe o derece şiddetli, sevildiğine inanmama duygusu o kadar güçlüdür ki, sevgi yolu büsbütün tıkanmıştır.”( s 103) demektedir.

Kendi kaderini belirlemede sınırsız bir gücü olduğu duygusu ile tam bir güçsüzlük duygusu arasında bocalayan siyasi insan boyun eğerek bir sevgi ve güvenlik ortamına kavuşacağını umar. Fetö metodolojisi bu vehimden istifade etme sanatıdır. Bu metodolojiyi kullanan teorik olarak fetöcüdür.

‘Boyun eğen yönetir’ kuralı değişmeli

Boyun eğme davranışı gösterenlerde temel ilke şudur:

Boyun eğersem kimse bana kötülük edemez.

Bugünkü siyasamız bu cendereye sıkışmıştır.

Dolayısıyla seçim sistemini değiştirerek biraz olsun demokrasiyi daha işler hale getirebiliriz.

Milli bakiye sistemi gelmiş geçmiş en iyi seçim sistemlerimiz arasındadır.

Milli bakiye ne için gerekli: adalet için. mevcut seçim sisteminin adil olmadığı ortada… meclisin itibarındaki gerileme de bu açıdan değerlendirilebilir.

Demokrasi niye işlemiyor? halkın oyu çöpe gidiyor da ondan.

Yıllardan beri:

Temsilde adalet

Yönetimde istikrar

Dengesi adaleti perdeleyip istikrarı öne geçirdi. Temsilde adalet olmadığı için oylarımız sömürüldü.

Kul hakkı yendi. Temsilde adalet için milli bakiye sistemi çözüm olabilir.

Oy çalma kul hakkına girer. Temsilde adalet yönetimde istikrarı da sağlar. Milli bakiye sistemine geçilmeli ve her oy yerini bulmalı.

Milli bakiye sistemi olsaydı her oyun hakkı meclise yansıyacaktı.

Temsilde adalet olmayınca yönetimde istikrar kılıfında milletin tercihlerini istismar kolaylaştı ve denge bozuldu.

Adalet ortadan kalkınca istikrar her türlü sömürünün bahanesi oldu.

Meclis milli bakiye kararı almalı ve itibarını geliştirmeli.

Temsilde adalet olmadığı zaman yönetimde istikrar tek adam rejimini geliştirdi. Mevcut sistemde oylar boşa gidiyor. Hatta haksız yere başka partiye yazılıyor.

Temsilde adalet olmazsa yönetimde istikrar istismar edilebiliyor. Bu ucube sistemden vazgeçip milli bakiye sistemine geçmeliyiz ve her türlü soyguna son vermeliyiz. Oy gaspı en büyük haksızlıktır. Zira başka haksızlıkları davet etmektedir.

Vatandaş oy veriyor; o oy başka partiye yazılıyor ve başka partiden milletvekili çıkarıyor. Bu adalet mi?

Bu kul hakkının gaspı değil mi? Temsilde adalet istiyoruz. Temsilde adalet olmadan yıllar boyu yönetimde istikrar perdesi arkasında demokrasi oyunu oynandı, gerçek demokrasi rafa kalktı.

Her oy değerlidir

Türkiye demokrasisi 1966’dan bu yana hep geriye gitmiştir.

Biz diyoruz ki, seçim sisteminde yapılacak böyle bir değişiklik, bugünkü gerginliği biraz olsun hafifletecek; çoğulculuğu temin edip seçmenin iradesinin tam yansımasına zemin hazırlayacak ve toplumdaki bezginliği, yılgınlığı, rejime olan güvensizliği ortadan kaldıracak bir kapı açacaktır.

bu sistem değişikliği iktidar partisi için de hayırlı olacaktır. Çoğulculuğu temin rolünün bir getirisi olarak muhalefetin cephe oluşturmasını da gereksiz kılacağı için ilanihaye sürdürülemeyecek olan gerginlikten, korku ve vehim telaşından daha da önemlisi fetö metodolojisinden kurtulmuş olacaktır. Sevgisiz, mutlak itaate dayanan boyun eğme nevrotik halinden kurtulan geniş kitleler de özgürlüğe kavuşacaklardır.

Türk milleti elbette yakın tarihten ders çıkarmasını bilecektir. Çünkü yanlış tercihlerin hayatını ne kadar etkilediğinin farkındadır.

Nitekim gerek cumhur ittifakına gerek millet ittifakına güvenini kaybeden seçmen yüzde yirmileri aşkın oranda kararlı kararsızlar profili çizmektedir. Biz diyoruz ki, milletimizin feraseti, devletinin zafiyet içine çekildiğine dair kanaatini değiştirecek ve devletin çıkan çivisini yerine yerleştirecek siyasi kadroları seçmesini bilecektir. Türk milletine hezimet değil zafer yaraşır.