İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Akşener, sert sözlerle Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yüklendiği konuşmasında, "Beni, Eskişehir’deki Nur Elif ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım! Beni, Van’daki Muharrem ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım! Beni, Adana’daki Emine ilgilendiriyor ve onun için senden hesap soracağım!. Sen bu memlekette varlık içinde yaşarken, kestane ballarıyla, manda yoğurtlarıyla, Medine hurmalarıyla, sefa sürerken, yokluktan, yoksulluktan ölen, açlığa mahkûm ettiğin çocuklarımız için, senden hesap soracağım! Bu kürsüden defalarca gündeme getirmeme rağmen rüzgargülü projemizi devreye almak yerine, utanmadan yasaklattığın için senden hesap soracağım!" dedi.

Akşener'in açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde: 

"Sözlerimin başında, meclis gündemine gelecek, ucube bir yasadan bahsetmek istiyorum. Biliyorsunuz Ak Parti iktidarı, sendikal örgütlenmeye, yüzde 2 barajı getirerek, üye kaybı yaşayan, yandaş sendikalarını, kurtarmaya çalışıyor. Bunu yaparken de, diğer sendika üyelerine, adeta 2’nci sınıf üye muamelesi yapmak istiyor.

Bu düzenleme, daha önce, yüzde 1 olarak uygulanmak istenmiş, ama, sendikalar arasında eşitsizlik doğuracağı gerekçesi ile, Danıştay tarafından iptal edilmişti. İktidar ise, her zamanki hukuk tanımazlığıyla, bu defa, oranı, yüzde 1’den, yüzde 2’ye çıkararak, yeniden getiriyor. Düzenlemeden, yaklaşık 250 bin memurumuz etkilenecek. 188 sendika ve 9 konfederasyonun da, faaliyetlerine devam etmesi, mümkün olmayacak. Bundan sonra da, yeni sendikaların kurulmasının, önüne geçilmiş olacak.

Ayrıca, sendika üyesi olması yasaklanan, yaklaşık 1 buçuk milyon, kamu görevlimiz de, 706 liralık ödemeden mahrum kalacak. 

Ez-cümle, yine buram buram insan odaklılık kokan, Ak Parti’ye yakışır bir ucube düzenlemeyle, karşı karşıyayız. Bu anlamsız düzenlemeye, gerek komisyon üyelerimiz, gerek de milletvekillerimiz, gereken tepkiyi verdi. Ancak, milletimizin aleyhine olan, her teklifte olduğu gibi, bu teklif de, maalesef, Cumhur İttifakı çoğunluğu ile, komisyondan geçirildi.

Grup başkanvekilimiz, Erhan Usta ile, Adana milletvekilimiz, İsmail Koncuk, Konya Milletvekilimiz Fahrettin Yokuş Bey’ler, konuyu takip ediyorlar.

Bu hukuka açıkça aykırı ve sendikal örgütlenmeyi engelleyici teklifin, kanunlaşmaması için, İYİ Parti olarak, Genel Kurul’da da, üzerimize düşen sorumluluğu, yerine getireceğiz.

Bugün ülkemizde, iktidar eliyle oluşturulan, bir Cumhuriyet kriziyle, karşı karşıyayız. Millet ile devlet arasındaki bağı, koparanların, devletin sahipliğini, milletin elinden almaya kalkanların, Partili Cumhurbaşkanlığı denilen, ucube bir sistemle, koskoca Türk Devleti’ni, bir kişiye ve etrafındaki yandaş takımına, amade edeceğini düşünenlerin. Sebep olduğu bu krizin sonuçlarını, artık hayatımızın her alanında hissediyoruz.

“Kimsesizlerin kimsesi” olan, kerim devlet anlayışımızın yerini, “Milletini kimsesiz bırakan” ucube bir yönetim anlayışının aldığına, üzülerek şahit oluyoruz.

Her çocuğun geleceği, her gencin umudu, her kadının güvencesi olan Cumhuriyetimizi, beğenmeyenlerin; çocuklarımızı açlığa, gençlerimizi mutsuzluğa, kadınları da, endişeye mahkûm ettiği, bir kirli distopyayla, mücadele ediyoruz.

Bu, öyle bir distopya ki, Artık, “6 yaşında bir çocuk” ile başlayan cümlelerin, devamından korkar olduk. Çünkü ne yazık ki, artık bu ülkede, 6 yaşındaki çocuklar, Bir gün tecavüzün, bakın istismarın demiyorum tecavüzün, bir başka gün de, açlığın, şiddetin ve işkencenin konusu olabiliyor. Bu utancı, bu ülkeye yaşatanlara, yuh olsun, yazıklar olsun!

Biliyorsunuz, birkaç gün önce, Nur Elif yavrumuz, kötü koşullarda yaşadığı ve aç bırakıldığı için hayatını kaybetti. Daha 6 yaşındaydı…

Nur Elif’e bunları reva gören vicdansızları, Allah’a havale ediyorum! Şimdi, iktidar cenahından bazıları çıkıp, utanmadan “Zaten anne-babası cezaevindeymiş, akrabaları kötü davranmış, her şeyden de iktidarı suçlamayın.” diyecekler. Her zaman olduğu gibi, bu olay için de, “bizim ne suçumuz var ki?” diyecekler.

Bu ülkede, bir çocuk öldü, hem de, açlıktan öldü! Hem de, kötü bakıldığı için öldü! Soruyorum size, Çocuklarımıza sahip çıkmak, devleti yöneten iktidarın görevi değilse, kimin görevidir?

İşine geldiğinde; “Dicle’nin kenarında, kurdun kaptığı bir koyun bile, benim mesuliyetim altındadır.” diyenler, İşine gelmediğinde; Ölen, daha 6 yaşında bir çocuğumuzun, sorumluluğunu, üzerinden atabilir mi? Atamaz!

Eğer, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, gücünü kullanan bir iktidar; çocuklarımızı koruyamıyorsa, insanlarımızı sahipsiz, kimsesiz bırakıyorsa, ve üstüne üstlük, mesuliyet almaktan da kaçıyorsa; ortalıkta, “ben ülke yönetiyorum” diye gezemez!

Kardeşim, siz bostan korkuluğu musunuz?

Fakirliği, muhtaçlığı, açlığı bitiremeyecekseniz, neden o makamları işgal ediyorsunuz? O koltuklarda, Sarayda sefa sürüp, şaşalı yemekler yemek, özel uçakla, maça gidip gelmek için mi oturuyorsunuz?

Sayın Erdoğan, her sıkıştığında, “Bu konu siyasetin konusu değildir” diyerek, işin içinden sıyrılamazsın. Sana göre neyin siyasetin konusu olup olmadığı, beni zerre ilgilendirmiyor.

Engin birikiminin ve derin fikirlerinin cefasını, zaten milletçe yıllardır çekiyoruz. Beni, Eskişehir’deki Nur Elif ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım! Beni, Van’daki Muharrem ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım! Beni, Adana’daki Emine ilgilendiriyor, ve onun için senden hesap soracağım!

Sen bu memlekette varlık içinde yaşarken, kestane ballarıyla, manda yoğurtlarıyla, Medine hurmalarıyla, sefa sürerken, yokluktan, yoksulluktan ölen, açlığa mahkûm ettiğin çocuklarımız için, senden hesap soracağım!

Bu kürsüden defalarca gündeme getirmeme rağmen, Rüzgargülü projemizi, devreye almak yerine, utanmadan yasaklattığın için, senden hesap soracağım! Bunlar daha iyi günlerin.

Milletimizle el ele verip, siyasi rantı, çocuklarımızın hayatına tercih eden, bu kalpsizliğin, bu vicdansızlığın hesabını, sana sandıkta soracağım! Hiç merak etme, çok az kaldı!

Beceriksizleriyle fakirleştirdikleri; asgari ücretlimizin, memurumuzun, emeklimizin maaşlarına, yapmak zorunda olukları, düzenlemede bile, bu gerçeğe şahit oluyoruz.

Biliyorsunuz, son olarak, Türkiye’nin en yakıcı meselelerinden biri olan, EYT’li kardeşlerimizin durumuna ilişkin, sorulan bir soruya, “EYT mi?” diye cevap veren, Nebati Bakan, birbirinden ciddiyetsiz açıklamalarına, geçtiğimiz günlerde, bir yenisini daha ekledi.

Çıktı, hiç utanmadan, zerre sıkılmadan, bu milletin gözünün içine baka baka; "Asgari ücretliye de, memura da, emekliye de, ne verilse haklarıdır. Dar gelirliye, fakir fukaraya vermek, bereket getirir.” dedi.

Bu ne cürettir! Bu ne utanmazlıktır! Bu ne saygısızlıktır! Hayırdır Sayın Bakan, sadaka mı dağıtıyorsunuz? Lütufta mı bulunuyorsunuz? Kendinize gelin! Siz babanızın değil, milletin hazinesinin başında duruyorsunuz! Aile şirketinizde, sosyal sorumluluk projesi yürütmüyorsunuz; devlet yönetiyorsunuz, devlet! 

Yandaşlarınıza peşkeş çektiğiniz, Bay Kriz’e feda ettiğiniz, ve batmaya mahkûm ettiğiniz o hazinede; kaç yetimin hakkı var, biliyor musunuz?

MHP’de Sinan Ateş istifaları 160 bine dayandı! MHP’de Sinan Ateş istifaları 160 bine dayandı!

Paramızı pul ettiniz, yetmedi! Gücümüzü hiç ettiniz, yetmedi! İtibarımızı ağızlara sakız ettiniz, yine yetmedi. Şimdi de, milletimizle dalga mı geçmeye başladınız?

Eğer fındık kadar aklınız, incir çekirdeği kadar vicdanınız varsa; söylediklerime, iyi kulak verin. Bu ülke sahipsiz değildir. Bu ülkenin sahibi, aziz ve cefakâr Türk milletidir. O yüzden haddinizi bilin!

Madem hazineye bereket gelsin istiyorsunuz; o zaman size bu kürsüden hatırlatmak istiyorum: Yalanın olduğu yerde, bereket olmaz! Hırsızlığın olduğu yerde, bereket olmaz! Haksızlığın olduğu yerde, bereket olmaz! Yolsuzluğun olduğu yerde, bereket olmaz! Ahlaksızlığın olduğu yerde, bereket olmaz! Altı yaşındaki çocukların evlendirildiği yerde, bereket olmaz! Sizin ayağınızı bastığınız hiçbir yerde bereket olmaz!

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, Ekrem İmamoğlu hakkında verilen, hapis ve siyasi yasak kararıyla; Ak Parti iktidarının; millet iradesini bastırmaya çalışan, bir vesayet rejimi olduğu, bir kez daha, gözler önüne serildi.

Yargıyı, demokrasiye karşı, bir sopa olarak kullanan, 28 Şubat zihniyetinin, günümüzdeki temsilcisi olduğu, bir kez daha açığa çıktı. Seçimle alamadıkları İstanbul’u, Hatta düzelteyim, seçimle alamayacakları İstanbul’u, yargı yoluyla almak için, yine bir rezilliğin, peşine düştüler.

Kadınlara “sürtük” demenin, suç sayılmadığı bu ülkede, İç İşleri Bakanı’nın “ahmak” sözünü iade etmek, suç sayıldı. Belediye Başkanı’na “ahmak” demek meşru; ama ahmak sözünü iade etmek, suç sayıldı.

Aslında, Haziran ayında görülen davada, yargı kararını vermişti. Kararın açıklanmasına, iki gün kala, davanın hakimi değişti. Yani, seçimleri iptal ettikleri gibi, hakimi de iptal ettiler. Sonra da, bu saçmalığa ceza verecek bir hakim bulmak için, tüm Türkiye’yi taradılar. Ve sonunda, Ak Parti teşkilatıyla, boy boy fotoğrafları olan bir hakimi, davanın başına atadılar.

Sonuç ortada. Planlı ve programlı bir şekilde, siparişle çıkartılan, absürt bir ceza kararı… Altını çizerek söylüyorum: Bu karar, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim gündemidir. Bu karar, millet iradesine yapılmış, vesayetçi bir müdahaledir. Bu karar, Türk demokrasisine vurulmuş bir darbedir!

Yıllarca, milletimize, maraba muamelesi yaptılar. Ama, 2023 seçimleri yaklaştıkça; Kaybedeceklerini, artık anlamaya başladılar. Milletin gözünden düştüklerini, fark etmeye, Milletin vereceği hükümden, korkmaya başladılar."