Fransız Sinemasından “Bozkurt”a Tuzak "Kurtlar İmparatorluğu" kitabının yazılmasına kim yardımcı oldu?

jean-Christophe Grangénin romanı "Kurtlar İmparatorluğu"nda bir hayli Türk ve Türkiye var.

Kitap 2003 yılında yazıldı. 2005 yılında filmi çekildi.

Yazarlarımızdan Kerime Yıldız filmi şu şekilde özetledi ve yorumladı;

Kerime Yıldız

"Avrupa kamuoyu, 13 yıl evvel bir filmle bu operasyona hazırlandı. Bozkurt işaretinin kötülüğün, terörün, insan kaçakçılığının sembolü olduğu algısı oluşturuldu.

Orijinal adı L’empire des Loups olan Kurtlar İmparatorluğu, 2005 Fransız yapımı. Jean-Christophe Grangé’ın romanından uyarlanan filmin konusu şöyle:

Hâfızasını kaybettiği için tedâvi gören Anna Heymes, geçmişinin peşine düşünce Sema Gökalp adında bir Türk olduğunu ve “Bozkurtlar” denilen Türk terör örgütüne mensup olduğunu öğrenir.

Türk göçmen kadınları öldüren bir câninin peşine düşen dedektif Paul Nerteaux, Türk mahallesini iyi tanıyan eski polis Jean-Louis Schiffer’den destek ister. Birlikte cinâyeti çözmeye çalışırken Fransa’nın “Terörle Mücâdele”birimiyle yolları kesişir. Teröristlerin arasına sızmak için zihin kontrolü üzerine çalışan ve bir göçmen kadından bir Fransız ev kadını çıkarmayı deneyen birim, seçtikleri göçmen kadının Sema Gökalp olduğunu bilmeden denek olarak kullanmışlardır. Çünkü Sema, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı yapan “Bozkurtlar”a ihânet etmiş ve yüzünü değiştirmiştir.

İki olay birleşince ucu Kapadokya’ya uzanan bir kovalamaca başlar.

TERÖR BAHÂNESİYLE HİLÂL VE TÜRK DÜŞMANLIĞI

Filmde terör örgütü olarak gösterilen Bozkurtlar, ülkücüler. Açık olarak ülkücüler denmiyor ama bozkurt işâretinden anlaşılıyor. Filmdeki liderleri İsmâil Kutsi, küçük çocukları dağa kaçırıp terörist yapmak dâhil, her türlü pis işi yapıyor. Hattâ sübyancı olduğu çağrışımı da var.

Ülkemizde çocukları küçük yaşta dağa hangi örgütün kaçırdığı gerçeği ortadayken Grange’ın, böyle bir kurguyu direk PKK üzerine yazılabilecekken ülkücüleri seçmesi, ilginç bir durum.

Ülkücülerin poşulu, şalvarlı teröristler olarak gösterilmesi, hattâ “Zamanın Kumları” filmindeki haşhâşîlere benzetilmesi bir yana, Fransa’ya göçen Türklerin hâli de içler acısı. Türk mahallesi, çok korkunç. Kaçak Türkler, fârelerle içiçe çalışıyorlar. Bütün bu mekânlarda gözümüze Türk bayrağı ve hilâl şeklindeki kolyeler sokuluyor. Yâni Türk bayrağı ve hilâl, kötülüğün sembolleri.

Fransa’da durum böyleyken Türkiye’deki manzara da -Kapadokya ve Boğaz manzarası hâriç- pek içaçıcı değil. Karaköy’deki meyve hali görüntüleri, Peri bacalarındaki köylülerin ilkel ve çâresiz hâlleri, akılda kalıyor sâdece. Çocukları dağa kaçırıp terörist yapan Kutsi’nin elindeki tesbhi de unutmayalım.

Ülkücüleri terörist yapan filmin, Türkiye’de kadın olmak üzerine de bir mesajı var. Filmde iki Türk kadını var. Birisi Sema; diğeri, atölyede çalışan kaçak Türk kadını. Fransız kadınlar ise gâyet gelişmiş ve hayatlarından memnûnlar. Bir psikiyatrist kadın, Sema’ya yardım ediyor. Diğeri ise dükkânda çalışan bir kadın ve karakolda görevli. Yâni Fransız kadınların hayat şartları, çok iyi ve bireysel.

Psikiyatrist, hâfızasıını geriye kazanan ve Anna Heymes olmadığını öğrenen Sema’ya ne düşündüğünü sorunca şöyle diyor:

“Anna Heymes olmayı tercih ederim.”

Açıkçası filmi seyreden her kadın, Anna Heymes olmayı tercih eder. Yâni bir Türk kadını değil, Fransız kadını olmayı ister. Çünkü filme göre Türkiye’de kadınlar, sâdece köle. Okumuyorlar, çalışmıyorlar, yaşamıyorlar. Bozkurtlar denilen terör örgütüne hizmet ediyorlar.

Netice olarak bozkurt işâreti, Avrupalıların zihninde terörün sembolü olarak kaldı.

Bu film 2005’de gösterime girdiğinde yer yerinden oynamalıydı ama olmadı.

Nasıl olsun?

Elin oğlu bunu yaparken içerideki uzantıları ise dönem dizilerinde ülkücüleri, kâtil, terörist, şapşal kabadayı olarak gösteriyordu."

2003 YILINDA YAYINLANAN KİTAP HAKKINDA

Kitabı Fransızcasından okuyan Vatan gazetesinden Ruşen Çakır ise daha Türkiye'de yayımlanmadan önce "Roman çok ciddi maddi hatalarla dolu" diye bir haber kaleme almıştı.

"Kurtlar İmparatorluğu"nun yazarı Jean-Christophe Grangé, 2001 yılında TÜYAP Kitap Fuarı için Türkiye'deydi. O dönemde Soner Yalçın, Kemal Can ve Ruşen Çakırla görüşmeler yaptı.

Cüneyt Özdemir

Cüneyt Özdemir

"Romanın ses getireceğine inanıyorum"

Bizde bu konularda araştırma kitapları var ama sinemacıların, edebiyatçıların da buna katılması gerektiğini düşünüyorum.

Niyeyse 1 Mayıs, TİPli gençlerin öldürülmesi, Eşref Bitlis, Uğur Mumcu suikastıyla ilgili kimse film çekmiyor, roman yazmıyor. Bir duruşu, söyleyecek farklı sözü yok mudur sanatçıların?

Romanı açıkçası çok beğenmedim.

Tutarsızlıklar var, kurgusu çok iyi değil. Ben eleştirmen değilim, sıradan bir okur olarak fikrimi söylüyorum.

Çok uçmuş, biraz oryantalist bakmış olabilir fakat şu önemli: Böyle bir adam var. Roman yazıyor, Fransa'da best seller oluyor; filmleri çekiliyor, dünyada ciddiye alınıyor. Best seller yazarı olarak ağırlığı var. Bu yüzden de ses getireceğine inanıyorum...

Şu tuzağa düşmemek lazım: Bu bir roman, araştırma kitabı değil.

Mesela beyinle ilgili tıbbi şeyler var kitapta. Bu tıbbi şeyler doğru mu yanlış mı bilmiyorum ama roman diye görüyorum, öyle okuyorum. "Kurtlar İmparatorluğu"nun ülkücü hareketi anlatmak gibi bir misyonu yok. Yazarın da böyle bir iddiası olduğunu zannetmiyorum.

Soner Yalçın

Soner Yalçın

"Türkiye'nin imajı zedelenir diye bir endişe duymuyorum"

Kendisiyle yaklaşık beş saat görüştük. Türkiye'deki yeraltı dünyasını, 60'ların sonu ve 70'lerdeki MHP hareketini anlattım.

Kitaplarımdan söz ettim...

"Kızıl Nehirler" kitabını keyif alarak okumuştum.

Kurgusunu beğeniyorum ama bunu bir okur olarak söylüyorum. Bir eleştirmen olarak değil...

Son kitabını okumadım ama o bir belgeselci ya da araştırmacı gazeteci değil, karıştırmayalım.

Edebiyatçı ve roman yazıyor. Ben gerçek dünyayı anlattım ama nasıl göreceği, algılayacağı ona kalmıştır. Kimse karışamaz, bu doğru ya da yanlış diyemez. Araştırmacı gazetecilik yapmış yapmamış anlayışı son derece tehlikelidir.

Ahmet Altan'a da böyle yapılmıştır.

Altan 31 Mart ayaklanmasını nasıl görüyorsa öyle yazar. Tarihçiyle edebiyatçının işi başkadır.

Burada da aynı şey söz konusu. Türkiye gerçeklerine uyar, MHP hareketine uyar veya uymaz diye bir tartışma olamaz. Fransa'da da solcusu sağcısı, uyuşturucu kaçakçısı vardır.

Ne yapalım, bu gerçek değil midir?

"Öyle görme, böyle göreceksin" diyebilir miyiz? Türkiye'nin imajı zedelenir diye bir endişe duymuyorum.

Edebiyatçılar edebi olarak eleştirmelidir. Bu da Fethi Nacinin, Tahsin Yücelin alanına girer.

Ruşen Çakır

Ruşen Çakır

"Ülkücü hareketi suiistimal etmiş"

En çok polisiye kitapları okurum. Bu kitabı Fransızcasından okudum ve çok kötü buldum.

Bilmeyenler Türkiye'yi, ülkücülüğü bundan ibaret sanacak.

Bir kere maddi hatalarla dolu.

Çevirisinde birtakım değişiklikler yapıldığını biliyorum. Söylediğim şu andaki kitaba denk gelmeyebilir.

Fransızca kitapta Türkçe olmayan isimler vardı. Bir de ülkücü hareketin tarihi ile ilgili şeyler çok uluorta anlatılmış.

Ülkücü mafya olgusunu gönlünce kullanmış.

Kurgusu çok saçma. Küçük yaşta çocuklar alınıyor, eğitiliyor falan. "13 yaşında şef olduk" gibi saçma şeyler var.

Tarihsel bir şeyi alıp kafasına göre kullanıp yarım yamalak yazmış. Fransa'da bahsettiği mekanları bilirim, onlar da sallama. Belli ki oralara hiç girmemiş. Türkiye'ye geldiğinde benimle de konuşmuştu.

Zaten yalap şalap bir şey yaptı.

Araştırmacı ciddiyetiyle sormadı. Şaşırmadım ama bu kadarını da beklemiyordum.

Ülkücü hareketle ilgili söyledikleri herkesin bildiği şeyler. Aslında ülkücü hareketi değil, hareket içindeki bir adamın çevirdiği tezgahı anlatıyor.

Olayı almış suiistimal etmiş. Ülkücülüğün malzemesi polisiyeye elverişlidir ama o çok hoyrat kullanmış.

Ne Türkiye'nin havasını verdiğini ne Türkleri ne de ülkücülüğü anlattığını düşünüyorum. Zaten o da "Ben roman yazıyorum" deyip işin içinden çıkacaktır.

Ülkücülerden tepki gelir diye düşünüyordum ama gelmedi.

Okuyorlardır da belki çok ciddiye almamışlardır. Grangé eski bir gazeteci Gönül tabii yazarın bizzat kendisine de birkaç soru sormayı çok isterdi.

2005 'KURTLAR İMPARATORLUĞU' FİLMİ VİZYONDA

Kurtlar İmparatorluğu'nu seyreden MHP eski milletvekili rahmetli Mehmet Gül 'Milliyetçilik, suç gibi gösterilmiş' diyerek tepki göstermiş.

Mehmet Gül "Müslüman Türkler, inançlarından dolayı filmde alay konusu oluyor. Sadece ülkücüler değil, Müslüman Türkler de küçük düşürülmüş" demiş.

Gül, eleştirilerini şöyle sürdürmüş: "Türk milliyetçiliği Türkler'in hafızasıdır. Bilgi kirliliği yaratmak istiyorlar. Milli hafızamızı silmeye çalışıyorlar. Filmde tüm Türkler ve ülkücüler psikopat olarak gösteriliyor. 'Geceyarısı Ekspresi' ve 'Ararat' filmleri ne kadar doğruysa, bu film de ancak o kadar doğrudur."

YILMAZ GÜNEY POSTERİ

Filmde Türklerin aşırı sağcı fanatikler olarak lanse edilmesine tepki gösteren Gül, "Milliyetçilik yükselişe geçtiği için bunu yapıyorlar. Toplumun milli hafızasını silmek istiyorlar. Filmde 'Reis' denen adamın odasında, Yılmaz Güney'in posterini görüyoruz. Oysa ki hiçbir ülkücü Yılmaz Güney'i sevmez" diye konuşmuş.

Avrupa'da uyuşturucu trafiğinin PKK ve DHKP-C örgütlerinin elinde olduğunu söyleyen Mehmet Gül, "Bu kirli ilişkilerin tekeli bölücülerin ve terör örgütlerinin elindedir. Bunu bütün polis ve devlet biliyor. Fransızlar kafalarındaki milliyetçilik şablonuna göre senaryo yazmışlar. Aslında bu filmi çok tepki göstererek büyütmemek lazım. Böyle filmler tepkiyle daha da büyür" diye konuşmuş.

2003'te SONER YALÇIN GİBİ İSİMLERİN VERDİĞİ BİLGİLERLE YAZILAN KİTAP FİLME, FİLM TEPKİYE DÖNÜŞTÜ

2003'te tohumları atılan Ülkücü ve Bozkurt düşmanlığı 2018 yılda meyvelerini vermeye başladı. Soner Yalçın gibilerin verdiği bilgilerle yazılan kitap filme dönüştü ve Bozkurt ve Ülkücü düşmanlığı Avrupa'da meyvelerini vermeye başladı.

ALMANYA VE AVUSTURYA, "BOZKURT" İŞARETİNE YASAK GETİRMEYE HAZIRLANIYOR

Alman Bild gazetesinin haberinde Avusturya’nın da "bozkurt " işaretini yasaklamak için çalışma içinde olduğu ve bu işaretleri yapanlara para cezası öngören bir tasarı hazırlığı içerisinde olduğunu duyurdu. Almanya’da da bu sembollerin yasaklanmasını isteyen siyasiler, açıklamalarda bulunarak Avusturya’da başlatılan yasakların Almanya’da da olmasını istedi.

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin iç politika sözcüsü Christoph de Vries, "Aşırı milliyetçi bozkurtların ve onların kullandıkları sembol ve işaretlerin" yasaklanması çağrısı yaptı. Sol Parti Federal Meclis Grup Başkanvekili Sevim Dağdelen de, "Almanya’daki en büyük aşırı sağcı ve anayasa düşmanı örgütlerden biri olan bozkurtların işareti pekala Hitler selamıyla kıyaslanabilir; dolayısıyla derhal yasaklanmalıdır” diye konuştu.

Irkçı ve yabancı düşmanı söylemleri ile bilinen hükümet ortağı Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) lideri Heinz Christian Strache, dini sembollere karşı olmadıklarını ve sadece ülkenin değerlerine ters düşen sembollerin yasaklanmasını istediklerini belirtirken, bu sembolleri kullananlara 4 bin Euro’ya varan para cezası uygulanmasının planlandığı ifade edildi.

MHP'DEN TEPKİ

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, "Bozkurt işaretinin Hitler selamına benzetilmesi, akıl tutulmasıdır. Hitler selamı Almanların milli sembolü değildir ama bozkurt, Türk milletinin binlerce yıllık zengin kültüründe yer alan anlamlı, önemli ve kıymetli bir motiftir." ifadesini kullandı.

Yalçın, Euronews'e yaptığı değerlendirmede, Avusturya'dan sonra Almanya'da da "bozkurt" işaretinin yasaklanması tartışmalarını hayret ve üzüntüyle takip ettiklerini belirtti.

Avusturya'da politikacıların birkaç yıldır göstere göstere ırkçılık yaptıklarını anlatan Yalçın, bunun ülkedeki azınlıklar üzerinde bir baskı ve zulüm aracı haline gelmeye başladığını söylediklerini ve bunun doğuracağı mahzurlar üzerinde ilgilileri uyardıklarını bildirdi.

Yalçın, "Bozkurt işaretinin Hitler selamına benzetilmesi, akıl tutulmasıdır. Hitler selamı Almanların milli sembolü değildir ama bozkurt, Türk milletinin binlerce yıllık zengin kültüründe yer alan anlamlı, önemli ve kıymetli bir motiftir." değerlendirmesinde bulundu.

"Bozkurt" işaretinin Türkler nezdinde cesaretin, bağımsızlık azminin ve özgürlüğün sembolü olduğunu belirten Yalçın, bunun, Almanya'da yasalar çerçevesinde yıllardır görev yapan ve ülkede toplumsal barış ve huzura katkıda bulunan Türk federasyonlarının da kullandığı bir simge olduğuna işaret etti.

Yalçın, "Milli değerlerimizin bir parçası olan bozkurt motifinin kullanılması nasıl yasaklanabilir? Almanya'da yaşayan Türkler en doğal, demokratik ve yasal haklarından nasıl mahrum bırakılabilir? Bozkurt işaretinin yasaklanması, Almanya'nın entegrasyon çabalarını sekteye uğratacak, toplumsal barışı zedeleyecek, ayrımcı, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı bir adım olacaktır. Nasıl Almanya bayrağında yer alan kartal, Fransızların sembolü olan horoz, İspanyolları temsil eden boğa zararsız milli sembollerse bozkurt da Türklerin remzidir. Bunlar da mı Avrupa'da yasaklanacaktır? Asıl ırkçı olanlar bozkurt işaretini kullananlar değil yasaklanmasını savunanlardır." ifadesini kullandı.

"Türkiye ve Türk korkusu yatmaktadır"

Bozkurt üzerinden Türk ve yabancı düşmanlığı yapıldığını vurgulayan Yalçın, "Milli sembollerimizin kullanılmasına yasak getirilmeye çalışılmasının ardında aynı zamanda Türkiye ve Türk korkusu yatmaktadır." dedi.

Yalçın, Türkiye'nin artık dünyada ve bölgesinde büyük Batılı ülkelerden daha etkin, küresel bir güç haline geldiğini ve mevcut konumuyla dünyada bir yıldız gibi parlamasının, Batı'lı ülkeleri rahatsız ettiğini kaydetti.

Güncelleme Tarihi: 13 Ekim 2018, 04:27
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER