Güzel şeyler yazayım istiyorum.

İnsanlar hafta sonunu gülerek geçirsin, tebessüm etsin.

Birazcık katkı sunayım mutluluklarına diyorum.

Yok, be kardeşim.

Her ne kadar yapılan istatistiklerde toplumun yarısı ben mutluyum diyorsa da inanmayın.

Çevreme bakıyorum, akrabalarıma, komşularıma, kentime bakıyorum, ülkemde olup bitenleri yakından takip ediyorum herkes mutsuz, herkes umutsuz bana göre.

Hadi diyelim istatistikler doğru.

Yüzde ellisinin mutsuz olması sizin içinizi acıtmaya yetmiyor mu?

***

Bacalar kurum bağlamış, tıkanmış.

Yakılan sobalar dumanı geri teptiriyor, zehirli dumanlar odayı dolduruyor, binayı sarıyor.

Boruları kurum bağlayan sobaların düzgün teneffüs etmesini kimse beklemesin.

Bir taraftan korana illeti, bunun getirdiği psikolojik travma.

Diğer taraftan ekonomik zorluklar, her geçen gün artan geçim güçlüğü.

On yıllardır ocakları söndüren terör belası.

Yıllardır teröristlerin elinde rehin tutulan canların katli.

Neredeyse yarım asra yaklaşan yaşlarıyla hizmet etmeye çalışan helikopter kazasında kaybettiğimiz 11 can.

İçimiz yanıyor, ciğerlerimiz parçalanıyor.

Allah şehitlerimize rahmet, geride kalanlara sabır versin.

Öbür tarafta olmayan paralarla, satılan,ipotek edilen varlıklarla bir bir hayata geçirilen uçuk kaçık,hiç de ihtiyaç olmayan projeler.

Şaşalı devlet törenleri, lüks ve ihtişam içinde yaşayan tuzu kuruların, siyasi ve bürokratik çevrelerin yaşamları.

Devletten gelen haberlere bile inanmaz oldu artık toplumun yarısı.

Hani tasada, kederde, kıvançta beraber olacaktık?

Hani beraber üzülüp, beraber sevinecektik?

Peki, bu şartlarda nasıl güzel şeyler yazalım, hangi güzelliklerden bahis edelim?

***

Dün ilk defa kahveye çıktım bir yılın sonunda. Bayburtlu bir emekli vatandaşımızla sohbet ettim.

“Ben” dedi “Toplumun en alt tabakasındanım”

“Evim var, arabam var, çocuklarım evlendi, torunlarım var”

Evet, doğru söylüyordu.

Yıllardan beri tanıyorum aileyi.

İnşaat ustası, bunların hepsini emek ve sanatıyla yaptı, helal kazançla yaptı.

“Peki, şimdi beni dinle” dedim.

“Sen ihtiyacın olduğunda kahvede 150 TL yevmiye vereceğim benim yanımda dikil, sadece bana yardımcı ol dediğinde amele bulabiliyor musun?”

Cevabı “hayır” oldu.

Televizyonlara çıkan çokbilmişler bağırıyor.

“İşsizlik diye bir şey yok.”

“Bana kaynakçı lazım, tornacı,frezeci lazım 10 bin lira da maaş vereceğim gelsinler” diyor.Biz de aval aval seyrediyoruz.

“Peki, tornacı, frezeci, kaynakçı yetiştirdin mi, var mı?” diye soran yok.

Sanayiciler işletmelerine çırak bulamıyor günümüzde.

Bayburtlu vatandaşımıza soruyorum.

“Sen kendini alt tabakada görüyorsun, yaşın kemale ermiş. Sen bu ülkede milyonlarca genç işsiz olduğunu biliyor musun? Binlerce üniversite mezununun iş aradığından haberin var mı? Onlar daha hayatlarının baharında. Evlenecekler, ev yapacaklar. Evleri barkları yok, asgari ücretle geçinmeye çalışıyorlar, ev kirası ödüyorlar. Bir hesap kitap yok nasıl olacak bu iş” diyorum.

“Haklısın hoca” deyip, boynunu büküyor.

Güzel şeyler olursa, güzel şeyler yazacağım söz.

Gülmeyi istiyorsanız, gülecek şey yaz diyorsanız size ancak Nasrettin hocadan, Temel efendiden, Karadeniz’den fıkralar yazabilirim ancak.

Güzel şeyler yazabilmeyi diliyorum kendime.

Esen kalın.